{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    <br>T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS     NO\t: 2023/845 <br>KARAR NO\t: 2026/1578<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 24/01/2023<br>NUMARASI\t: 2022/753 Esas 2023/53 Karar<br>DAVA\t\t: MENFİ TESPİT<br>KARAR TARİHİ          : 25/06/2026<br>KARAR YAZIM TARİHİ  25/06/2026<br><br>İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/753 Esas ve 2023/53 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili mahkememize verdiği 14.09.2022 tevzi tarihli dava dilekçesinde özetle; davacının fırın işlettiğini, davalının ise unlu mamuller satışı yaptığını, müvekkilinin davalıdan un ve unlu mamuller satışı yapılacağına ilişkin olarak davalıya dilekçede yazılı olan 5 adet senedin verildiğini ancak teslim edilmesi gereken malların müvekkiline teslim edilmediğini, davalıya verilen senetlerin davalı tarafından icraya konulduğunu, müvekkilinin banka hesaplarına hacizler konulduğunu, gayrimenkulunun satıldığını, icraya konu edilecek bir alacağın müvekkili yönünden doğmadığını, icra takibi sebebiyle satılan gayrimenkul için haklarının saklı olduğunu, gayrimenkul satış bedelinin müvekkiline iadesine ilişkin istirdat taleplerinin bulunduğunu, müvekkilinin elinden alınan senetlerin de muvazaalı olarak borç meydana getirdiğini, davaya ilişkin tanıklarının dinlenmesinin talep ettiklerini belirterek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitini, icra takibi ile satılan taşınmaz bedelinin istirdatı ile müvekkiline iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>SAVUNMA:<br>Davalıya usulüne uygun davetiye tebliğ edilmiş ancak davaya yazılı bir cevap vermemiştir.<br>DELİLLER :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde; Bayındır İcra Müdürlüğünün 2021/911, 2021/912, 2021/913 Esas sayılı dosyaları, Bayındır İcra Hukuk Mahkemesinin 2022/75 Esas ve 2022/76 Esas sayılı dava dosyaları, taraflar adına kayıtlı işletmelerin sorulması adına Bayındır Ticaret Odası ve Bayındır Esnaf ve Sanatkarlar Odasına müzekkere yazılması, taraflara ait ticari defter ve kayıtlar, bilirkişi incelemesi, tanık,  keşif, yemin, isticvap ve sair hususları delil olarak bildirmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE :   <br>Toplanan deliller, bütün dosya kapsamına göre; davacının fırın işlettiğini, davalının ise unlu mamuller satışı yaptığını, müvekkilinin davalıdan un ve unlu mamuller satışı yapılacağına ilişkin olarak davalıya dilekçede yazılı olan 5 adet senedin verildiğini ancak teslim edilmesi gereken malların müvekkiline teslim edilmediğini, davalıya verilen senetlerin davalı tarafından icraya konulduğunu, müvekkilinin banka hesaplarına hacizler konulduğunu, gayrimenkulunun satıldığını, icraya konu edilecek bir alacağın müvekkili yönünden doğmadığını, icra takibi sebebiyle satılan gayrimenkul için haklarının saklı olduğunu, gayrimenkul satış bedelinin müvekkiline iadesine ilişkin istirdat taleplerinin bulunduğunu, müvekkilinin elinden alınan senetlerin de muvazaalı olarak borç meydana getirdiğini, davaya ilişkin tanıklarının dinlenmesinin talep ettiklerini belirterek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitini, icra takibi ile satılan taşınmaz bedelinin istirdatı ile müvekkiline iadesinin talep edildiği,  davaya konu bono suretlerinin incelenmesinde, bonolarda malen kaydının bulunduğu, bu kaydın karine olarak bonoda yazılı bedel karşılığında anlaşılan malın alındığını göstermiş olduğu, bu karinenin aksinin yazılı deliller ve ispatının gerektiği, \"Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin 2021/1526 Esas, 2022/5646 Karar sayılı ilamında da bu hususun vurgulandığı\" bonodaki malen kaydına göre  davalı tarafın malların teslim edildiğini ispat yükümlülüğünde bulunmadığı ve mevcut deliller itibariyle karinenin aksini gösterir deliller mevcut olmadığı...\" gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı müvekkili ...'nın, Bayındır ilçesinde fırıncılık ile iştigal ettiğini, davalı ...'nın da Bayındır ilçesinde ... adı ile faaliyetlerini sürdürmekte olduğunu, davalının müvekkili davacıya un ve unlu mamüllerin satışını yapacağı vaadi ile müvekkilinin tanzim ettiği 5 adet toplam 220.000.00.TL bedelli senetleri davalıya vermesine rağmen davalı tarafından bu senetlere karşılık hiçbir malı müvekkili davacıya teslim etmediği gibi müvekkili aleyhine bu senetlere dayalı olarak Bayındır İcra Müdürlüğünün 2021/911 Esas, 2021/912 Esas ve 2021/913 Esas sayılı takip dosyalarında icra takibinde bulunduğunu, müvekkili davacının borçlu olmadığının tespiti için açtığı eldeki davada taraflar adına kayıtlı işletmelerin Bayındır Ticaret Odası ve Bayındır Esnaf ve Sanatkarlar odasına müzekkere yazılması, taraflara ait BA-BS formlarının celbi, taraflara ait ticari defter ve kayıtların, faturaların, irsaliyelerin incelenmesi, tanıklarının dinlenmesi talep edilmesine rağmen mahkemece hiçbir delil toplanmadan ve icra dosyaları bile celbedilmeden davanın reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, eksik inceleme yapıldığını, müvekkilinin ispat hakkı ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, senetlerde \"malen\" kaydına ilişkin kabul edilen karinenin kesin bir karine olmadığını, aksinin kanıtlanabileceğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br>Dava, kambiyo senedine dayalı olarak yapılan icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>''...Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.<br>Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346).<br>Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.<br>Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).<br>Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır.<br>Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıdadır (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıdadır. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya aittir (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).<br>Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça TBK'nın 133/2 maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def'îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.<br>Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def'îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.<br>Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def'îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartlarını içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.<br>Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.<br>Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 687. maddesi anlamında bir kişisel def'îdir. Bedelsizlik bir kişisel def'î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def'îni ileri sürebilir.<br>Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def'îni dermeyan etme hakkını vermektedir.<br>Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir deyişle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmî bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir.<br>Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bu itibarla kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), teminatı talep etme şartlarının oluşmadığını (riskin gerçekleşmediğini) ya da alacaklının senedin teminatını oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel def'î olarak öne sürebilir. Senet ciro edilmişse hamil senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan def'înin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür.<br>Hemen belirtilmelidir ki, kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def'î mutlak def'î niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 25.11.2021 tarih ve 2017/(19)11-893 Esas 2021/1499 Karar sayılı İlamı)<br>''...Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; dava konusu bononun teminat bonosu olduğuna dair herhangi bir ibare olmadığı gibi bononun teminat bonosu olduğuna dair herhangi yazılı bir delil de davacı tarafından ibraz edilmediği, bir kambiyo senedi olan bononun keşideci tarafından bazı unsurlarının eksik olarak düzenlenmesi ve bu eksikliklerin bonoyu elinde bulunduran kişi tarafından doldurulmasının TTK'nun 778/2-f maddesi yollamasıyla TTK'nun 680.maddesi gereğince mümkün olduğu, davacının keşideci olarak imzalayıp verdiği bononun sonradan anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasını kanuni delillerle (senet,yemin) ispatlamak zorunda olduğu, dava konusu senedin verilen borç paranın teminatı olarak verildiği şeklindeki davacı beyanları ve yine senette yazılı nakden kaydı karşısında senedin talilinden ve ispat yükünün talil nedeniyle yer değiştirmesinden söz etmenin mümkün olmadığı, davacının dava konusu senedin anlaşmaya aykırı olduğuna dair yazılı delil ibraz etmediği gibi yemin deliline de dayanmadığı gerekçesi ile, davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. <br>Karara karşı, davacı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. <br>Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir...'' (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19.01.2022 tarih ve 2020/6396 Esas 2022/398 Karar sayılı İlamı)<br>''...İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, dava konusu bonoda tarafların keşideci ve lehtar olduğu, bu nedenle senedin sebepten mücerret olduğu ilkesinin uygulanamayacağı, kural olarak menfi tespit davalarında, ispat külfetinin davalıda olduğu, davacı ile aralarında ne tür ticari ilişki olduğu, senedin hangi sebepten verildiğinin davalı tarafından kanıtlanamadığı, bu nedenle davacının iddiasının haklı görüldüğü gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının davalıya 25/07/2013 ödeme tarihli 83.000 USD bedelli bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine, Gaziantep 13. İcra Müdürlüğünün 2014/70770 esas sayılı takibin iptaline, asıl alacak miktarının % 20' si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br>Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamaya göre, kambiyo senetlerinin sebepten mücerret olduğu, borçlu olunmadığının ispat yükümlülüğü davacı borçluya ait olduğu, davacının bononun teminat bonosu olduğu yönündeki iddiasını yazılı delil ile ispatlamasının gerektiği, ancak davacının, dava konusu senedin teminat senedi olduğu ve senet nedeniyle borçlu olmadığı yönündeki iddiasını yazılı ve kesin delil ile ispatlayamadığı, bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken ispat külfeti konusunda yanılgıya düşülerek menfi tespit talebinin kabulüne ve icra takibinin iptaline karar verilmesinin doğru olmadığı, ancak bu yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılamayı gerektirmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/01/2018 tarih ve 2015/705 Esas, 2018/80 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.<br>Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir...'' (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02.12.2021 tarih ve 2020/4500 Esas 2021/6797 Karar sayılı İlamı)<br>Taraflarca getirilme (hazırlama) ilkesinin uygulandığı davalarda deliller kural olarak taraflarca gösterilir, hâkim delillere kendiliğinden başvuramaz. Buna karşılık kendiliğinden (re'sen) araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda, hâkim davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da duruşma bitinceye kadar delil gösterebilirler. Dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında hâkimin de görevli olmasına, kendiliğinden araştırma ilkesi denir. Bu ilke kamu düzenini ilgilendiren çekişmeli davalarda ve çekişmesiz yargı işlerinde önem gösterir.<br>Dava malzemesinin taraflarca getirilme ilkesi, dava malzemelerinin mahkemeye kimin tarafından getirileceğiyle ilgili bir ilkedir. Buna göre, hâkim kendiliğinden, taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, hükmüne esas alamaz. Mahkeme sadece tarafların getirdiği vakıalara göre talep sonucunu inceleyip karar verir.<br>Taraflarca getirilme ilkesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 25. maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: <br>“(1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.<br>(2) Kanunda belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz”.<br>Bu ilkenin bir sonucu olarak mahkeme, sadece taraflarca ileri sürülen vakıaları inceleyebilir. Buna kural olarak deliller de dâhildir (HMK m. 25/2). Hâkim, olayın aydınlatılması için taraflardan delil ikamesini isteyebilir ancak tarafa belli bir delili hatırlatamaz.<br>Mahkemenin hüküm vermesi için kendisine yöneltilen talebin formüle edilmesi ve ileri sürülmesi tarafların görevi ise de, bunları anlamlandırmak veya gerektiğinde açıklattırmak hâkimin görevidir. Ancak bu durum, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları ileri sürmelerine imkân vermesi veya hatırlatması anlamını taşımaz. Burada mevcut olmayanın, talep edilmeyenin ortaya çıkartılması değil, talep edilenin netleştirilmesi, aydınlatılması, belirlenmesi söz konusudur.<br>Taraflarca getirilme ilkesi, hâkimin soru sorma ve davayı aydınlatma ödevi (m. 31) çerçevesinde yumuşatılmıştır (Pekcanıtez, Hakan / Atalay, Oğuz / Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukuku, 2011, 11.Bası, s. 248 vd).<br>Diğer taraftan HMK’nın “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre; “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir”.<br>Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verilebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 248 vd).<br>Görüldüğü üzere, hâkimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31. maddede, hâkimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukukî açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir.<br>Kural olarak herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, kendisine ispat yükü düşmeyen diğer tarafın onun iddiasının aksini ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş sayılır. <br>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. <br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinde de; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde düzenleme mevcuttur.<br>Yukarıda belirtilen maddenin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.<br>İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.<br>İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.<br>Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.<br>Ayrıca yemin delili, HMK'nın 225. ve devamındaki maddelerde düzenlenmiş olup yemin kesin delil niteliğindedir. Bir vakıayı ispat yükü kendisine düşen taraf, o vakıayı başka delillerle ispat edemezse, diğer tarafa yemin teklifinde bulunabilir. Yemin, iddianın ispatı yönünden başvurulacak son bir ispat vasıtasıdır. Yemin deliline dayanan taraf, iddia veya savunmasının diğer delillerle ispatlanmamış olması nedeniyle bu delile sıra gelmiş olduğunu başka türlü bilemeyeceğinden; Hakim, ispat yükü üzerine düşen tarafın, iddiasını yazılı delillerle ispat edemediği kanaatine vardığı takdirde, ispat yükü üzerine düşen tarafa, dava ya da cevap dilekçesinde dayandığı yemin delilini de re'sen hatırlatmalıdır. Aksi halde, ispat yükü üzerine düşen tarafın tüm delilleri toplanıp, değerlendirilmemiş olacağından, yemin teklifi hakkı kullandırılmadan karar verilemez. Bununla birlikte iddia veya savunmasını ispat edemeyen tarafa yemin teklif etme hakkının hatırlatılabilmesi için yemin deliline açıkça dayanılmış olması zorunludur. <br>Yukarıdaki içtihatlar ve açıklamalar ışığında; uyuşmazlıkta öncelikle ispat yükü üzerinde olan davacının iddiaları doğrultusunda uyuşmazlığı aydınlatmaya yarayacak ve dile getirilen belgelerin temin edilmesi bundan sonra tarafların ticari defter ve belgeleri ile tüm dosya münderecatı üzerinde alanında/alanlarında uzman bilirkişi/bilirkişi heyeti marifetiyle inceleme yaptırılıp, yargı ve taraf denetimine açık ayrıntılı ve gerekçeli bilirkişi raporu tanzimi sağlanarak hasıl olacak sonuca göre davacının dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayandığı da dikkate alınarak iddiasını ispat edemediği takdirde davacıya yemin teklif etme hakkı da hatırlatılarak bir karar verilmesi gerekirken davacının işin esasına ilişkin delilleri toplanmadan eksik inceleme ile davacının iddiasını yazılı delil ile ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir. <br>Bu itibarla davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazının kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 355 ve 353/(1).a.6. maddeleri gereğince kararın kaldırılmasına, kaldırma kararının sebep ve şekline göre istinaf yoluna başvuran davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. <br>HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/01/2023 tarih ve 2022/753 Esas 2023/53 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 355. ve 353/(1)-a-6. maddeleri gereğince KALDIRILMASINA,<br>2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,<br>3-Kararın kaldırılma neden ve şekline göre davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına <br>4-Kararın kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi davacıya iadesine,<br>5-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına,<br>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>7-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme ve harç iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 25/06/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.  <br><br><br> <br> <br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"54895a1757f688dd0244df8129cecaf5","SID":"c90857dfd7e603d0"}}