{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>26. HUKUK DAİRESİ  Esas-Karar No: 2025/181 - 2026/1149<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>26. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t: 2025/181 <br>KARAR NO\t: 2026/1149<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br><br><br>BAŞKAN\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>KATİP\t\t: <br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 14.11.2024<br>NUMARASI\t\t: 2021/441 Esas 2024/848 Karar<br><br>DAVACI\t: <br>VEKİLİ\t: Av.<br>\t  <br>DAVALILAR\t: 1 -<br>VEKİLİ\t: Av. <br>\t<br>\t 2 -<br>VEKİLİ\t: Av. <br>\t <br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Maddi Ve Manevi Tazminat)<br>KARAR TARİHİ\t: 19.06.2026<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 14.07.2026<br><br>\tİlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı ... vekili ve davalı... Şirketi vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;<br>\tTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde; 26.06.2015 tarihinde davalılardan ...’ın sürücüsü ve işleteni olduğu, davalı... Şirketi tarafından zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalanan araçla, davacının idaresinde bulunan aracın çarpışması sonucu davacının yaralanarak maluliyete uğradığını, kazanın oluşumunda davalı sürücünün tam kusurlu olduğunu, zararlarından davalıların sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminatın, sigorta şirketinden sigorta limiti ile maddi tazminatla sınırlı olmak kaydıyla, davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş, ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 80.836,62 TL olarak arttırmıştır.<br>\tDavalı ... vekili cevap dilekçesinde; kazanın meydana gelmesinde asli kusurun davacı araç sürücüsünde olduğunu, teknik bir arıza nedeni ile sağa çekip park ettiği aracına, aracın ya çok süratli olması ya da muhtemelen uyumuş olması sebebi ile arkadan çarparak kazaya sebebiyet verdiğini, olayda asli kusurlu olan sürücünün talep ettiği yüksek manevi tazminatın hakkaniyet kurallarına da aykırı olduğunu belirterek davanın usül ve esastan reddini istemiştir.<br>\tDavalı sigorta şirketi vekili cevap dilekçesinde; aracın zorunlu trafik sigorta poliçesinin şirket tarafından düzenlendiğini, şirketin maddi zarardan poliçe teminat limiti ve sigortalının kusuru oranında sorumlu olduğunu, davacının talep etmiş olduğu geçici iş göremezlik zararından dolayı davalı şirketin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, davacının maluliyet oranının belirlenmesi gerektiğini, ayrıca manevi tazminat talebinden sorumlu olmadıklarını savunarak, açılan davanın reddini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tİlk derece mahkemesi tarafından daha önce verilen, 21.06.2018 tarihli, 2015/538 Esas 2018/583 Karar sayılı kararın, davalıların istinaf başvurusu üzerine, Dairemiz 01.04.2021 tarihli, 2019/267 E. 2021/678 K. Sayılı kararı ile davalılar lehine kaldırılması sonrasında mahkemece yeniden yapılan yargılama neticesinde mahkemece; Davanın, trafik kazası sonucu uğranılan maddi ve manevi zararın tahsili davası olduğu; trafik bilirkişisinden alınan 05.04.2016 tarihli raporda ve bu rapora itiraz edilmesi üzerine İTÜ öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetinden aldırılan 23.01.2017 tarihli raporda; davacı sürücü...’in %70 oranında asli kusurlu olduğu, davalı sürücü ...’ın %30 oranında tali kusurlu olduğu bildirildiği, Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'nın 06.02.2017 tarihli maluliyet raporunda davacının % 57,9 oranında meslekte kazanma gücünden kaybettiği, iyileşme süresinin kaza tarihinden itibaren 4 aya kadar uzayabileceği bildirilmesi üzere raporlar esas alınarak, aktüer bilirkişiden alınan raporda, davacının maluliyetine ilişkin maddi zararının 57.380,13 TL, (tarımsal kazançla birlikte tır şoförü olarak da kazanç sağladığı kabul edildiğinde) davacının maluliyet maddi zararının 80.836,62 TL olduğunu bildirilmesi üzerine alınan raporlar çerçevesinde mahkemece davanın esası hakkında karar verilmiş iken, kararın davalıların istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin 2019/267 esas 2021/678 karar sayılı ilamıyla eksik inceleme nedeniyle kaldırıldığı, kaldırma kararı sonrasında İstanbul ATK İkinci İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 30.10.2023 tarihli raporda; davacının \"Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik\" hükümlerine göre yapılan değerlendirmede dikkate alındığında; tüm vücut engellilik oranının %10 olduğu, iyileşme (iş göremezlik) süresinin kaza tarihinden itibaren 4 aya kadar uzayabileceği bildirildiği, rapor yeterli görülerek alınan 25.06.2024 tarihli aktüer raporda; davacının iş göremezlik zararının toplam 85.585,70-TL olabileceğinin bildirildiği, alınan raporların karar vermeye elverişli olduğu; davalı araç sürücüsünün %30 kusuru ile meydana gelen kazada davacının yaralandığı, kaza neticesinde Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan rapora göre kişinin tüm vücut engellilik Oranının %10, iyileşme süresinin kaza tarihinden itibaren 4 aya kadar uzayabileceği bildirildiği, aldırılan aktüer raporuna göre de davacının iş göremezlik zarar toplamının 85.585,70-TL olduğunun belirlendiği, sigorta şirketi ve davalının bu zarardan davacının ıslah dilekçesi de dikkate alınarak 80.836,62-TL'lik kısmından sorumlu olduğu, davacı vekilince manevi tazminat ile ilgili ödeme yapıldığı bildirildiğinden manevi tazminat yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği gerekçesiyle; “Davacının davasının kısmen kabulü ile, Maddi Tazminat Yönünden; Davacının davasının kısmen kabulü ile; 80.836,62-TL maddi tazminatın ... yönünden kaza tarihi olan 26.06.2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle davalı... şirketi yönünden dava tarihi olan 07.09.2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, Manevi Tazminat Yönünden; Manevi tazminatın ödenmesi nedeniyle bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,” yer olmadığına karar verilmiş hüküm davalılar tarafından istinaf edilmiştir. <br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavalı... Şirketi vekili istinaf başvuru dilekçesinde; mahkemece usuli kazanılmış hak gözetilmeden hatalı bilirkişi raporuna göre karar verildiğini, daha önce kararın davacının gelirinin ve maluliyet oranın netleştirilmesi açısından kaldırıldığını, kaldırma kararı sonrasında mahkemece güncel asgari ücrete göre hesaplama yaparak karar verilmesinin hatalı olduğunu, hesaplamanın 11.05.2018 tarihli hesap raporu bazalınarak %10 sakatlık oranına göre asgari ücret üzerinden yapılması gerektiğini, aksi durumda usuli kazanılmış haklarının ihlal edileceğini, belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\tDavalı ... vekili istinaf başvurusu dilekçesinde, 2018 yılında asgari ücret üzerinden %57 maluliyete göre hesaplanan tazminat 85.000,00 TL civarında iken, kaldırma kararından sonra %10 maluliyete göre hesaplanan tazminatında aynı rakamlarda olduğunu, hesaplamanın o tarihteki asgari ücrete göre yapılması gerektiğini, gelirin de uygun olmadığını, davalıya verilen %30 kusurun da haksız olduğunu, davalının bankete park ettiği aracının 30 cm yola taştığını, 7,20 m. genişliğinde yolda, 30 cm taşmanın taşıtların geçişini engelleme olmayacağını, davalının aracının frenlerinin kilitlenerek arıza yapması nedeniyle durmak zorunda aldığını, bu durumun sanayideki ustanın beyanları ile kanıtlandığını, bu nedenle kusuru kabul etmediklerini ve kararı maddi tazminata yönelik istinaf ettiklerini belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir. <br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>\tMahkemece verilen kararda kamu düzenine aykırılıklar gözetilerek, istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak, ayrıca ilk derece mahkemesi tarafından verilen karar, kaldırma kararı üzerine verildiğinden, daha önce verilen kararın ise sadece davalılar tarafından istinaf edilmiş olması nedeniyle, davalı lehine oluşan usuli kazanılmış haklar gözetilerek, HMK'nın 355. maddesi gereğince yapılan inceleme neticesinde; <br>\tDava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemidir. İlk derece mahkemesi tarafından daha önce verilen kararın, davalılar tarafından istinaf edilmesi üzerine, davalılar lehine kararın kaldırılması sonrasında, mahkemece yapılan yargılamada, yeninden alınan maluliyet raporu ve aktüer raporuna göre davacının talep edilen miktar kadar maddi tazminat alacağı olduğundan maddi tazminata yönelik talebinin kabulüne, manevi tazminata ilişkin ödeme nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından, ilk karar tarihi itibariyle oluşan usuli kazanılmış haklar korunmadan karar verildiğinden bahisle karar istinaf edilmiştir.<br>\tDavacı, 26.06.2015 tarihinde, sevk ve idaresindeki motosiklet ile davalının sürücüsü olduğu kamyona çarpması neticesinde yaralandığını ve cismani zarara uğradığını, belirterek maddi tazminata yönelik zararını, davalılardan, manevi tazminata ilişkin zararını ise davalı ...'dan talep ettiği İlk derece mahkemesi tarafından, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından \"Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine\" göre alınan raporda, davacının maluliyet oranın %57 olduğu, 4 ay geçici iş göremez kaldığı belirlenmesi üzerine, kusur ve maluliyet oranına göre sürekli iş göremezlik, geçici iş göremezlik zararlarına ilişkin alınan rapor sonrasında, 21.06.2018 tarihli 2015/558 E. 2018/583 K. Sayılı kararı ile davacının ıslah dilekçesi de nazara alınarak, davacı lehine 80.836,62 TL maddi tazminatın, yasal faizi ile davalılardan tahsiline, karar verilmiş iken, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın davalıların istinaf başvurusu üzerine kaldırılması sonrasında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan raporda \"Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Raporlar Hakkındaki Yönetmelik\" hükümlerine göre tanzim edilen raporda, davacının vücut özür oranın %10 olduğu, iyileşme süresinin 4 ayı bulacağı, rapor edildiği, dosya kapsamından görülmüştür. <br>\tİlk derce mahkemesi tarafından daha önce %57 maluliyet oranı, 4 ay geçici iş göremezlik süresi ve 4 ay bakıcı ihtiyacı üzerinden, davacının aktif dönem gelirinin de asgari ücretin 3,36 katı olduğu kabul edilerek yapılan aktüer hesaplamaya göre verilen kararın, davalılar lehine Dairemizce kaldırılması sonrasında, özür oranı %10, geçici iş göremezlik süresi 4 ay olarak tespit edilmesi, davacı vekilinin de davacının aktif dönem geliri asgari ücret üzerinden hesaplanmasını talep etmesi sonrasında, aktüer bilirkişiden alınan rapor tarihine (25.06.2024) göre iş göremezlik tazminatını 85.585,70.-TL olarak hesaplanması üzerine ilk derece mahkemesi ise daha önce verilen kararın sadece davalılar tarafından istinaf edilmiş olmasının yargılamaya etkisi değerlendirilmeksizin, kaldırma kararından önce verilen ıslah dilekçesine istinaden maddi tazminat talebinin kabulüne, manevi tazminata yönelik olarak ise karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği görülmüştür.<br>\tUyuşmazlık, ilk derece mahkemesi tarafından daha önce verilen ilk kararın davacı tarafından istinaf edilmemiş olması durumunda, söz konusu kararın davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşturup oluşturmayacağı, usuli kazanılmış hak oluşturacak ise, usuli kazanılmış hakkın daha önce hüküm altına alınan tazminat miktarı ile mi sınırlı olduğu, özellikle aktüer hesaplama ile zararın belirlenmesi yoluna gidilen davalarda, aktüer hesaplamaya esas veriler açısından da usuli kazanılmış hakkın söz konusu olup olmayacağına ilişkindir. <br>\tBu kapsamda, uyuşmazlığın, \"usuli kazanılmış hak\" ve \"kanun yolları açısından mahkemeye erişim hakkı\" ilkelerine göre değerlendirilmesi gerekmektedir. <br>\tUsuli kazanılmış (müktesep) hak kavramı, Türk hukukuna Yargıtay içtihatları ile girmiş, hakkın kapsamı ve genel hatları da yine içtihatlar ile belirlenmiştir. 09.06.1960 Tarih 21/9 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı ile “Bir mahkemenin Temyiz Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, “usule uygun sayılmaz ve bozma sebebidir; meğerki bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arz etmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî müktesep hak yahut usule ait müktesep hak denilmektedir.” denilmek suretiyle tanımlanan usuli kazanılmış, sonrasında çıkan içtihatlarla sınırları belirlenerek, temyiz incelemesi sonrasında verilen kararlarda karşı tarafın temyize başvurmaması halinde temyiz eden kişi aleyhine hüküm bozulmaması (aleyhe bozma yasağı) yanı sıra bozma kararı sonrasında verilecek kararlarında temyiz eden aleyhine olamayacağı (aleyhe hüküm verme yasağı) kabul edilmiştir. \t<br>\tİstinaf Kanun yolu açısından \"usuli kazanılmış hakka\" bakıldığında ise; bilindiği üzere ülkemizde iki dereceli yargı sistemi uygulanmakta iken 2004 yılında kabul edilen 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesi ve 6100 sayılı Kanun ile istinaf kanun yolu hükümlerinin düzenlenmesi, bu düzenlemeye uygun olarak 20.07.2016 tarihinde bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başlaması ile üç dereceli yargı sistemine geçilmiş bulunmaktadır. <br>\tBir davanın talepler ve ileri sürülen sebeplerle sınırlı olarak bir üst derece yargı yerince yeniden görülmesini, gerekiyorsa yeniden hükme bağlanmasını amaçlayan kanun yoluna istinaf denir. <br>\tİstinaf ile ilgili dar ve geniş istinaf sistemi olmak üzere iki sistem öngörülmüş olup ülkemizde dar anlamda istinaf sistemi kabul edilmiştir. Geniş anlamda istinaf sisteminde ilk derece yargılamasındaki gibi yeniden inceleme yapılmakta, maddi mesele, ortaya çıkan değişiklikler herhangi bir sınırlamaya tâbi olmaksızın ileri sürülen yeni delil ve olaylar yeniden ele alınarak incelenmektedir. Dar anlamda istinaf sisteminde ise ilk yargılamadaki her şey yenilenmemekte, ilk yargılama baştan sona aynen tekrarlanmayarak maddi olay incelemesi yapılmakta ve kural olarak özellikle ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen hususlar incelenmemektedir. Yani dar anlamda istinaf sisteminde verilen kararın ileri sürülen hususlar çerçevesinde maddi ve hukuki denetimi yapılmaktadır (Hukuk Genel Kurulu, 28.01.2026 tarihli ve 2025/12-171 Esas, 2026/28 Karar)<br>\tDar anlamada istinaf yolunun kabul edilmiş olması nedeniyle (istinaf yoluna gidilmesi ilk derece yargılamasının devamı niteliğinde olmaması, kamu düzeni hariç sadece istinaf edenin sıfatı ve istinaf sebepleri ile sınırlı inceleme yapılacak olması) denetim mahkemesi olan istinaf mahkemelerinin inceleme kapsamı nazara alındığında Yargıtay kararları açısından usul hukukunda yer bulan usuli kazanılmış hak, aleyhe bozma (kaldırma) yasağı ve aleyhe hüküm verme yasağının \"istinaf kanun yolu\" açısından da, istinaf incelemesi sırasında ve istinaf incelemesi sonrasında yeniden kurulacak hüküm açısından nazara alınacağı Dairemiz ve Yargı ekseriyeti tarafından kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2026/10-153 E 2026/325 K. \"İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen kararın tebliğ edildiği ancak davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunda bulunmadığı, davacılar vekilinin ise bu karara yönelik sadece vekâlet ücretine ilişkin istinaf sebebi ileri sürdüğü, Bölge Adliye Mahkemesince de davanın esasına ilişkin değil de sadece vekâlet ücreti yönünden hüküm kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verildiği dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmayan davalı Kurumun Bölge Adliye Mahkemesinin kararını temyiz etmesi üzerine Özel Dairece işin esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılması mümkün değildir.\" denilerek, dar anlamda istinaf incelemesinin bir sonucu olarak, istinaf kanun yoluna başvurulmasında usuli kazanılmış hakların korunacağını ve istinaf yargılamasının, ilk derece yargılamasının devamı olmadığını ortaya koymuştur. (Yargıtay HGK 2025/10-758 E. 2026/297 K \"...usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerek ki, gerek mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (1086 sayılı Kanun), gerek HMK'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. \") <br>\tKanun yollarında usuli kazanılmış hak hakkın korunmasının nedenleri arasında kabul edilebilecek diğer durumlar ise \"hukuki belirlilik\" ve \"meşru beklentinin\" zedelenmemesidir. Mahkemece verilen kararın, karar tarihindeki hukuk normlarına göre hatalı olduğunu düşünen tarafın, meşru beklentisi hukuk normlarının doğru şekilde uygulanması ile davalı açısından; sorumluluğun azaltılması ya da kaldırılması, davacı açısından ise sorumluluğun belirlenmesi ya da artırılması olup, kanun yoluna müracaat neticesinde verilecek kararın sadece hukuki hatanın tespiti sonucu doğurması halinde \"meşru beklentinin\" karşılanması sonucunu da doğurmayacaktır ki bu durumda usuli kazanılmış hakların korunduğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi, Kanun yolları açısından, mahkemeye etkili erişim hakkının sağlandığından da söz etmek mümkün olmayacaktır. Tazminat davasında, davalının hakkında verilen kararda, hata yapılmamış olsaydı daha az tazminat ile sorumlu olacağı durumda, bu karara karşı kanun yoluna gitmesinde muradı (meşru beklentisi) sadece hatanın tespiti değil, tespit edilen hatanın düzeltilmesi ile sorumlu olacağı miktarın buna göre belirlenmesidir. Kanun yoluna başvurmadan sonra istinaf eden aleyhine gelişen durumlar esas alınarak, yeniden tazminat belirlenerek, tazminat miktarının bu nedenle artması sonucu, ilk kararda verilen miktarla sınırlı sorumluluğa karar verilmesi, özellikle vekalet ücretinin hüküm tarihine göre arttığı ve yeni yargılama giderlerinin ilave edildiği durumda, usuli kazanılmış hakların korunduğu sonucunu doğurmayacağı gibi, kanun yoluna gitmeyi anlamsız ve gereksiz kılan bir yaklaşım oluşturabileceğinden kanun yolları açısından mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu da doğurabilecektir. (zira ilk karardaki hata, kanun yolu ile tespit edilse dahi ilk karardan sonra artan asgari ücret nedeniyle aynı miktarla sorumlu olunacak bir durum da, artan yargılama gideri ve vekalet ücreti tarafın kanun yoluna gitmesini gereksiz kılacağı gibi, bu şekilde bir değerlendirme yapılması halinde HMK'nın 30. maddesi gereğince, tazminatın hataya rağmen ilk karardan sonra gelişen durum nedeniyle ilk kararı aşacağının belirlendiği durumlarda kararın bozulmasına ya da kaldırılmasına karar verilmesi de sonuca etkili olmayacaktır.)<br>\tBu açıklamalardan sonra, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın, taraflardan sadece birisi tarafından istinaf edilmiş olması halinde kanun yoluna başvuran yönünden usuli kazanılmış hakların korunması hukukun gereği olup, usuli kazanılmış hakkın korunması açısından ise, sadece hatanın tespitine yönelik bir sonuç doğuracak uygulamanın, kanun yoluna müracaatta belirlilik ve meşru beklentinin zedelenmesine sebep olacağı gözetildiğinde, hesaplamaya esas alınan veriler açısından da usuli kazanılmış haklar korunacak şeklide hesaplama yapılması, kanun yoluna başvurmayı, istinaf eden açısından daha anlamı ve gerekli kılacaktır. <br>\tSomut olayda, ilk derece mahkemesi tarafından daha önce verilen kararında, davacının kaza neticesinde %57 maluliyeti, 4 ay geçici iş göremez kaldığı, kabul edilerek 80.836,62 TL iş göremezlik tazminatı, olduğu kabul edilerek, davanın esası hakkında karar verilmiş, bu karara karşı davacı istinaf yoluna başvurmamış, sadece davalılar maluliyet raporunun karar vermeye elverişli olmadığını ve gelir hatalı belirlendiğinden hükmedilen kadar tazminatın haksız olduğunu belirterek kararı istinaf etmiştir. Davalıların kararı istinaf etmekle beklentisi, sadece hatanın tespit edilmesi değil, hatanın düzeltilmesi ile birlikte davanın reddi ya da hükmedilenin altında bir tazminata karar verilmesidir. Bu beklenti \"meşru beklenti\" olup, karar sonrası artan asgari ücretin ya da gelirdeki artışların nazara alınarak, usuli kazanılmış hakkın sadece tazminat miktarı ile sınırlı tutulacağının kabul edildiği durumda, kanun yoluna müracaatta belirlilik kaldırılacağı gibi, meşru beklentinin korunduğu sonucu da doğurmayacaktır. Eldeki davada görüleceği üzere hatalı %57 maluliyete göre hesaplanan tazminat miktarı, şayet %10 maluliyete göre hesaplandığında ilk kararda daha az olacağı bir durumda, kaldırma kararı sonrasında %10 maluliyet oranına göre hesaplama yapılarak, tazminatın %57 maluliyeti de aşar şekilde hesaplanarak ilk karardaki miktarı aşmamak üzere karar verilmesi, davalılar açısından kanun yoluna başvurmasını anlamsız ve gereksiz kılacaktır. Zira, istinaf etmekte haklılığı tespit edilen davalı, maluliyet oranları arasındaki farka rağmen aynı miktarda tazminatla sorumlu tutulmakla birlikte, kanun yoluna gittiği için (haklı olduğu halde) artan yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile adeta cezalandırılmış olacaktır.<br>\tBu itibarla; İlk derece mahkemesi tarafından, hükme esas alınan 25.06.2024 tarihli raporda; daha önce verilen karara karşı sadece davalıların kanun yoluna müracaat ettiği kabul edilerek 21.06.2018 tarihli karara esas alınan rapor tarihi itibariyle tazminat miktarı belirlenerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, istinaf kaldırma kararından sonra alınan rapor tarihindeki hesaplamaya göre karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.<br>\tYukarıda açıklanan sebeplerle, davalıların istinaf başvurusunun kabulüne, uyuşmazlığın çözümünde etkili deliller toplanılmadan ve değerlendirilmeden karar verilmiş olması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülerek, açıklanan şeklide aktüer hesap bilirkişiden rapor alınarak, sonucuna göre davanın esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebebine göre davalıların sair istinaf sebeplerinin incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. <br>\tHÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>\t1-Davalı ... vekili ile davalı... Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>\tDavanın yeniden görülüp sonucuna göre bir karar verilmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, <br>\t2-Kararın kaldırılma sebebine göre davalıların sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>\t3-İstinaf eden davalılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf eden davalılara iadesine,<br>\t4-İİK'nın 36. maddesi gereğince, Eskişehir\t1. İcra Hukuk Mahkemesi 2024/850 D.İş 2024/850 K. Sayılı icranın geri bırakılması kararına istinaden, Eskişehir 7. İcra Müd. 2018/6943 E. Sayılı dosyasına depo edilen 300.000,00 TL bedelli teminat mektubunun yatırana iadesine, <br>\t5-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, <br>\t6-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 19.06.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan <br> <br><br>Üye <br> <br><br>Üye <br> <br><br>Katip <br> <br><br><br><br>* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır. n<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1a09ce114a99614d","SID":"0958e09a983a6eb2"}}