{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    <br>T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/1485 <br>KARAR NO\t\t: 2026/794<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ                         : 04/10/2018 (Dava) - 17/02/2023 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2018/1128 Esas - 2023/95 Karar<br>DAVA             \t: Tazminat <br>BAM KARAR TARİHİ\t: 30/04/2026<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 30/04/2026<br><br>İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/02/2023 tarih ve 2018/1128 Esas - 2023/95 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin uzun yıllardır gıda sektöründe faaliyet gösterdiğini, 2005 yılından bugüne mülkiyeti kendisine ait olan ‘...’ ve ‘...’ markaları başta olmak üzere kendi mülkiyetindeki birçok marka ile ulusal çapta ürün imalatı tedariki, pazarlama ve satışı ile ve bunun yanında İstanbul’da bulunan ..... A.Ş. ile 1990 yılından bu yana “....” markalı ürünlerin pazarlanması/dağıtımı/tedariki/satışı vb konuları kapsayan bayilik ilişkisi içinde olduğunu, müvekkilinin, bu şirketin Ege Bölge bayi olarak 1990 yılından 2018 yılı Eylül ayına kadar faaliyet gösterdiğini, davalı ....’in 02/08/2001 tarihinden 28/09/2017 tarihine kadar müvekkili nezdinde yönetim kurulu üyesi/genel müdür yardımcısı/tedarik ve satış müdürü olarak görev yaptığını, 18/09/2017 tarihinde müvekkili nezdindeki paylarını devrederek ortaklıktan ayrıldığını, 28/09/2017 tarihinde de tüm işçilik alacaklarının kendisine ödendiğini, davalı ....’in müvekkili şirketteki görevinden ayrılmasından sonra diğer davalı şirketi müvekkili nezdindeki çalışmasının ve görevinin devam ettiği 21/09/2017 tarihinde kurduğunu ve müvekkili şirketle haksız rekabet oluşturacak şekilde piyasada faaliyet göstermeye başladığını, davalı şirketin müvekkili gibi aynı alanda faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin kurulmasının ardından müvekkilinin müşteri ve tedarik ağını kullanarak onlarla ticari ilişkiye girdiğini, müvekkilinin bayiliğini yaptığı firmalarla bayilik ilişkileri kurduğunu, davalı ....’in, müvekkili şirketteki 16 yıllık çalışması süresinde müvekkilinin tüm müşteri portföyü ile müşteri ilişkilerine hakim olduğunu, ayrıca ticari sırlarına ve gizli bilgilerine vakıf olduğunu, davalının bu bilgilerini dürüstlük kurallarına ve ticari ahlaka aykırı şekilde kullandığını, davalı ....’in, müvekkilinin çalıştığı firmalara “... firması tarafından bu işler bana devir edildi. ... firmasının bilgisi dahilinde sizinle bu görüşmeleri yapıyorum. ....ün bilgisi dahilinde sizden mal alacağım.....ün size satmış olduğu ürünleri bundan sonra ben size satacağım” ifadelerini kullandığını, bunların yalan, yanlış, yanıltıcı ve kötü niyetli beyanlar olduğunu, davalı ....’in bu beyanlarını müvekkilinin unvanını içeren ve müvekkili şirket nezdinde çalıştığı dönemde kendisine verilmiş olan müvekkiline ait ‘....’ e-posta adresine bildirdiğini, yine davalının müvekkili şirkette çalışan .... ve .... isimli kişileri ayartarak müvekkili şirketteki işlerinden ayrılmalarını sağladığını, bu kişilerin davalı şirkette çalıştırılmaya başlandığını, davalıların ayrıca “... ürünleri kaça veriyorsa biz size daha ucuza satacağız” demek suretiyle ve daha ucuza mal satarak müvekkilinin çabalarını bertaraf ettiklerini, davalıların eylemlerinin TTK’nın 54 ve devamı maddeleri gereğince haksız rekabeti oluşturduğunu, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları incelendiğinde gerek ürün aldığı gerekse ürün sattığı firmaların tamamının müvekkili şirketin portföyünde bulunan ve müvekkili tarafından uzun yıllardır ticari faaliyetlerde bulunan firmalar olduğunun belirleneceğini, davalıların, müvekkil şirketi kötüleme, müvekkilinin ticari sır ve gizli bilgi niteliğindeki diğer bilgileri ile müşteri ve tedarikçi portföyünü hak ve yetkisi olmaksızın kullanma, müvekkili şirketin müşterilerine, tedarikçilerine ve bayilik ilişkisi içinde olduğu şirkete “müvekkili şirketin yaptığı işin artık kendileri tarafından yapılacağı, bu işin kendilerine devredildiği” yönünde gerçek dışı beyanlarda bulunmak, müvekkilinin ticari ilişki içinde olduğu firmaları müvekkili ile ticari ilişkilerini ve sözleşmelerini sonlandırma konusunda yönlendirmek gibi eylemleri sonucunda müvekkilinin ticari faaliyetinin ve iş hacminin azaldığını, ciro ve kar kaybına uğradığını, davalı şirketin ise aksine ticari faaliyetinin arttığını, iş hacminin büyüdüğünü, müvekkilinin faaliyet gösterdiği sektörde ve piyasa nezdinde müvekkilinin ürün tedarik edemediği yönünde izlenim yaratıldığını, müvekkilinin portföy kaybına uğramış olması nedeniyle davalılar aleyhine portföy tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, bu dava kapsamında istenen maddi zarar kapsamında portföy kaybı nedeniyle oluşan zararın tahsili isteğinin de bulunduğunu ileri sürerek, davalıların müvekkili şirkete yönelik haksız rekabet oluşturan tasarruflarının tespitine ve önlenmesine, müvekkilinin haksız rekabet nedeniyle uğradığı maddi zarar, portföy tazminatı ve mahrum kaldığı kar kapsamında fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 750.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren ticari işlerde uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 250.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP\t:<br>\tDavalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkillerinden .....'in davacı şirket nezdinde çalıştığı süreler boyunca ne hissedarlığının ne de yönetim kurulu üyeliğinin bulunmadığını, müvekkili .....’in 18/09/2017 tarihinde paylarını devrederek ortaklıktan ve 28/09/2018 tarihinde ise işten ayrıldığını, zira; kendisinin iş sözleşmesinin davacı şirket tarafından haksız sebeplerle feshedildiğini, müvekkilinin sözleşmesi haklı bir sebep bildirilmeden feshedilmiş iken, sanki müvekkili planlı bir şekilde başka bir şirket kurmak amacıyla ayrılmış gibi lanse edilmesinin davacı tarafın kötü niyetinin göstergesi olduğunu, davacı şirketin yönetim zafiyetleri, şirket ortaklarının alanlarında deneyiminin bulunmaması, hesapsız harcamalar, öz sermayeye dayanmayan yatırımlara girilmesi vs. sebeplerle mali durumunun bozularak 2017 yılı itibariyle işçi çıkarmaya başladığını, müvekkilinin de bu kapsamda işten çıkarıldığını, müvekkiline işten çıkarılacağına ilişkin olarak şirket yetkilisi .... tarafından bildirim yapılması üzerine müvekkilinin diğer müvekkili şirketin kuruluş sözleşmesini hazırladığını ancak davalı şirketin davalı ....’in davacı şirkette çalışmaları devam ettiği süreçte değil, iş sözleşmesi fesh edilip davacı şirketle ilişkisi tamamen kesildikten sonra 29/09/2017 tarihinde ticaret siciline tescil ettirilmek suretiyle kurulduğunu, davacı tarafın öncelikle ticari sır olarak adlandırdığı şeyin ne olduğunu açıklaması gerektiğini, TTK anlamında ticari sırrın ancak uzun ve masraflı çalışma sonucunda ulaşılabilen bilgileri ifade ettiğini, bu sektörde faaliyet göstermek isteyen bir şirketin davacının da mal aldığı bir tedarikçiden mal almasını veya davacının da mal sattığı firmalara mal satmasının ticari sır olarak lanse edilmesinin mümkün olmadığını, herkese açık olan, çalışanların çalışırken elde ettiği mesleki bilgi ve tecrübelerin sır olarak kabul edilemeyeceğini, davacı tarafça belirtilen “...” adresinin en az 5 yıl önce ve davacı şirket nezdinde çalışırken sadece “.. vb.” sosyal medya ve eğlence sitelerinde kullanılmak üzere açıldığını ve bu amaçlarla kullanıldığını, müvekkilinin davacı şirket nezdinde çalışırken kurumsal bir görüntü vermek adına kendisine tahsis edilmiş olan mail adresinin ise  “....” uzantılı ...” mail adresi olduğunu, çalıştığı süre boyunca kendisine tahsis edilen bu maili kullandığını, müvekkilinin davacı tarafın iddia ettiği şekilde“....” mail adresinden veya farklı bir iletişim kanalından davacı tarafın ileri sürdüğü şekilde paylaşımlar yapmadığını, beyanlarda bulunmadığını, davacı tarafın .... ve ..... isimli kişilerin müvekkili .... tarafından ayartılarak işten ayrıldıklarını iddia ederken diğer yandan bu işçileri haksız yere işten çıkaranın kendileri olduğunu görmezden geldiğini, kaldı ki bu kişilerden ....’in davacı nezdinde “depo görevlisi”, ....’ün ise “şoför” olarak çalışan kişiler olduğunu, bu kişilerin de yine davacı şirketin işçi çıkarma politikası sonucunda haklı neden bildirmeksizin işten çıkardığı kişiler olduğunu, bu kişilerin müvekkili şirkette şirketin kurulduğu tarihten çok sonra 2018 yılının 6. ayında işe başladıklarını, davacı şirket ile dava dışı ..... A.Ş. arasında hiç bir zaman bayilik ilişkisinin kurulmadığını, davacı şirketin dayanaksız iddialarla bu şirkete karşı da İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/1171 Esas sayılı dosyasında dava açtığını, bu davada söz konusu şirketin davacı şirket ile aralarında herhangi bir bayilik sözleşmesinin bulunmadığını ortaya koyduğunu, müvekkili ....’in davacı şirketten ayrılmasından yaklaşık 1 yıl sonra dava dışı ..... A.Ş.’nin müvekkili şirkete mal- alım- satım- dağıtımı konusunda çalışma yapmak amacıyla teklifte bulunduğunu, bu teklifin müvekkili şirket tarafından kabul edildiğini ve 16/08/2018 tarihinde müvekkili şirket ile bu şirket arasında ilk ticari faaliyetin gerçekleştiğini, müvekkilinin bu tarihe kadar davacının bu şirket ile ticari ilişkisinin sona erdiğinden habersiz olduğunu, bu şirketin aynı zamanda çoğu muhtelif toptancı firmalarıyla ticari ilişkilerinin bulunduğunu ve İzmir ve çevresindeki firmalar ile toptan ürün satışı gerçekleştirmekte olduğunu, davacı tarafın dilekçesinde isimlerini saydığı ve müvekkilinin ticari ilişki içerisinde olduğunu iddia ettiği şirketlerin zaten kendilerinden ürün isteyen her firmaya koşullarda anlaşmaları üzerine mal üreten ve satan şirketler olduğunu, bu şirketler ile yapılan ticaretin hacminin davacının umduğu sonucu doğurmaya yetmeyecek düzeyde düşük olduğunu, tüm şirketler ile 28/09/2017 tarihinden sonra ticari ilişkinin kurulduğunu, haksız rekabet koşullarının bulunmadığını, zira; bu şirketler ile ne müvekkili şirket ne de davacı şirket arasında münhasıran bir alım satım veya bayilik tedarik sözleşmesinin bulunmadığını, davacı şirketin finansal açıdan battığını, ürünlerinin kalitesinin düştüğünü, tedarik ve sevkiyat sürecinde büyük sıkıntılar yaşadığını, sorunların sebebinin davacı şirketin kendi kusurlu iş ve işlemleri olduğunu, davacı şirketin fiilen bir zarara uğradığını ve zararının miktarının ispat ile yükümlü olduğunu, dilekçedeki iddiaların soyut ve subjektif unsurlardan ibaret olduğunu, TTK’nın 56/1-e bendi gereğince haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görünen menfaatin karşılığına karar verilmesinin mümkün olduğunu ancak davacının hem var olan ve fiilen kanıtlamakla yükümlü olduğu zararlarını hem de karşı tarafın elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığını birlikte isteyebilmesinin söz konusu olamayacağını, söz konusu maddede davacıya seçimlik bir hak tanındığını, bu durumda portföy tazminatı adı altında müvekkillerince kullanıldığı iddia edilen portföyden elde edilen kazancın istenmesinin yasaya aykırı olduğunu, manevi zararın ise koşullarının bulunmadığını savunarak, davacının müvekkillerinin muhtemel yargılama giderlerini karşılayacak uygun bir teminat göstermesine, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI\t:<br>\tİlk derece mahkemesince; \"...davacı şirket ile davalı .... arasında iş sözleşmesinin feshinden yani davalı ....’in davacı şirketten ayrılmasından sonra rekabet yasağına ilişkin yazılı herhangi bir taahhüt bulunmadığı görülmüştür. Davalı ....’in koşulları var ise TBK’nın 444. maddesi gereğince sorumluluğuna gidilebilecektir ancak davacı şirket ile davalı .... arasında düzenlenen iş sözleşmesinde bu düzenleme kapsamında yazılı bir taahhüt yoktur. Diğer yandan; davacı şirket tarafından davalı ....’in iş sözleşmesi tek taraflı olarak feshedilmiştir. SGK’dan gelen çıkış bildirgesinde davalı ....’in işten ayrılış nedeni “belirsiz süreli iş sözleşmesinde işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden fesih” anlamına gelen (04) kodu ile gösterilmiştir. Davalı ....’in davacı şirkette satış bölümünde müdür olarak çalıştığı ve bu şirketin satın almaları konusunda tedarikçi firmalarla görüşme ve alım satım işlemlerinin davalı .... tarafından gerçekleştirildiği sabittir. Davalı ...., davacı şirkette 02/08/2001-28/09/2017 tarihleri arasında kesintisiz olarak yaklaşık 16 yıl çalışmış ve ayrıldıktan kısa bir süre sonra da davalı şirketi kurmuştur. Davacı şirket ile davalı şirketin faaliyet konuları benzerdir. Davacı şirketin bir kısım çalışanları daha sonra davalı şirkette çalışmaya başlamış iseler de; tanık anlatımlarına göre bu kişilerin de iş sözleşmeleri davacı şirket tarafından feshedilmiştir. İş ihtiyacı duyan bu kişilerin daha öncesinde birlikte çalıştıkları ve tanıdıkları bir kişi olan davalı ....’in yanında çalışmayı tercih etmeleri olağan ve beklenen bir durumdur. Bu çalışanların davalı .... tarafından ayartılarak davacı şirketten ayrılmalarının sağlandığına ilişkin dosyaya somut bir delil sunulmamıştır. Kaldı ki davacı şirketten ayrılan bu çalışanların da alan itibariyle nitelikli çalışan olmamaları, bu kişilerin depo/sevkiyat bölümünde çalışmaları, davacı şirketin faaliyetinin üretime yönelik olmaması sebebiyle davalı ....’in ve davacı şirketten ayrılan çalışanların ticari nitelikte vakıf olabilecekleri şirket sırrının varlığından da söz edilemeyecektir. Aldırılan raporlarda davacı şirketin cirosunun 2017 yılından itibaren düştüğü belirlenmiş ise de; aynı zamanda satışlarının % 75 gibi büyük bölümünü ... firması ile gerçekleştirdiği, dolayısıyla zarar etmesinin önemli sebeplerinden birisinin de bu durum olduğu görüşüne yer verilmiştir. Davalı ....’in davacı şirkette yaklaşık 16 yıllık bir çalışması nedeniyle şahsen muhatap olduğu ve tanıdığı müşterilerle çalışması ticari hayata aykırı bulunmamıştır. Yani bu durum tek başına haksız rekabet olarak nitelendirilmemiştir. Bunun yanı sıra dosyaya davalı .... tarafından davacı şirketi kötüleyici, karalayıcı veya çalışanlarını ayartma, müşterileri kötü niyetli ve kasitlı olarak davalı şirkete aktarma niteliğinde değerlendirilebilecek bir belge ve delil sunulmamıştır. Bir kısım çalışanlar davalı şirkete geçmiş ve davacı şirket müşteri kaybına uğramış ise de, davalıların bu sonucu doğuracak hukuka aykırı eylemlerine rastlanmamıştır. Ayrıca; tedarikçilerin ve müşterilerin salt davalı tarafın yönlendirmesiyle firma tercihinde bulunmayacakları, sunulan hizmetin, ürünün kalitesi, fiyat unsuru vb ekonomik sebeplerin de yaptıkları tercihlerde etkisinin olacağı hususu göz önüne alındığında, davalıların davacı zararına olacak ve haksız rekabet oluşturacak eylem ve işlemleri ispatlanamadığı...\" gerekçesiyle davanın REDDİNE karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ\t: <br>\tDavacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkeme kararının davalı ....in müvekkili şirket nezdindeki işinden 28/09/2017 tarihinde ayrıldığını, diğer davalı .... Şti'nin 29/09/2017 tarihinde kurduğu şeklindeki gerekçesinin maddi mesnetten  yoksun olduğunu ve gerçek dışı olduğunu, yerel mahkeme tarafından davalı ....'in müvekkili şirket arasında iş ilişkisinin olduğunu, iş sözleşmesi kapsamında rekabet yasağına ilişkin herhangi bir yazılı taahhüdünün bulunmadığını bu nedenle TBK'nun 444. maddesi uyarınca haksız rekabetten söz edilemeyeceği kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmesinin maddi mesnetten ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu ve fahiş hatalı olduğunu, yerel mahkeme kararının eksik inceleme neticesinde tesis edilmiş olmasına bir diğer örneğinde müvekkili şirketin .... A.Ş. ile uzun yıllara dayalı bayilik ilişkisinin davalı .... tarafından davalı şirketin kurulması ile sonlanması ve anılan tarihten bu yana söz konusu şirketin bayiliğini davalı..... Şti.'nin üstlenmesinin hiç bir surette değerledirilmediğini, kararda bu hususta tek bir ibareye dahi yer verilmediğini, davalıların bu haksız ve kötü niyetli eylemlerinin yanı sıra davalı ... tarafından müvekkili şirket nezinde çalışan.... ve... isimli kişiler ayartılarak müvekkili şirketteki işlerinden ayrılmalarının sağlanmış ve davalı şirkette istihdam edilmeye başlandığını, davalıların bu şekilde müvekkili şirketin ticari sır ve gizli bilgilerine haiz, müvekkili şirketin tüm müşterileri ve tedarik ağı konusunda bilgi sahibi olan kişileri istihdam ederek kendilerine haksız çıkar sağlama yönündeki eylemlerine bir yenisini daha eklediklerini, bu hususun dosyaya mübrez delil ve kayıtlar ve tanık ifadeleri ile şüpheden ari olarak sabit olduğunu belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, haksız rekabet nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.<br>Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup; hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.<br>İstinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.<br>Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı .... ile davacı arasında düzenlenen iş sözleşmesinde  rekabet yasağına ilişkin yazılı herhangi bir taahhüt bulunmadığı, ayrıca davacı şirket tarafından davalı ....’in iş sözleşmesi tek taraflı olarak feshedildiği, kaldı ki iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağı getirilmiş olsa dahi işçinin sözleşmenin ifası sırasında edinmiş olduğu tecrübeler ve bilgilerden yararlanmasının kural olarak kısıtlanamayacağı, davacı şirketin bir kısım çalışanları daha sonra davalı şirkette çalışmaya başlamış iseler de; bu kişilerin iş sözleşmelerinin yine davacı tarafından feshedilmiş olduğı, yine bu kişilerin daha öncesinde birlikte çalıştıkları ve tanıdıkları bir kişi olan davalı ....’in yanında çalışmayı tercih etmeleri olağan ve beklenen bir durum olduğu, kaldı ki bu kişilerin davalı .... tarafından ayartılarak davacı şirketten ayrılmalarının sağlandığına ilişkin dosyaya somut bir delil sunulamadığı, yine bu kişilerin davacı şirkette depo/sevkiyat bölümünde çalışmaları, yani davacı şirketin faaliyetinin üretime yönelik bölümünde çalışmamaları sebebiyle davalı ....’e ticari nitelikte vakıf olabilecekleri şirket sırrı sunmuş olduklarından söz edilemeyeceği, davacının kar kaybının büyük kısmının dava dışı .... firmasına olan satışlarının sonlanması olduğu, davalının daha önce davacı şirkette çalışıp daha sonra aynı sektörde başka bir firma kurarak ticari hayatta yer almasının bu sektördeki kişisel bilgi ve tecrübelerini kullanarak üretim yapmasını engelleyici şekilde yorumlanamayacağı, davacının davalı ..... tarafından davacı şirketi kötüleyici, karalayıcı veya çalışanlarını ayartma, müşterileri kötü niyetli ve kasıtlı olarak davalı şirkete aktarma niteliğinde değerlendirilebilecek bir eylemine yönelik delil de sunamadığı, son olarak serbest piyasa koşullarında tedarikçilerin ve müşterilerin salt davalı tarafın yönlendirmesiyle firma tercihinde bulunmayacakları, sunulan hizmetin, ürünün kalitesi, fiyat unsuru vb. ekonomik sebeplerin de yaptıkları tercihlerde etkisinin olacağı hususu göz önüne alındığında mahkemece davanın reddine yönelik verilen kararın doğru olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacı vekilinin İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1128 Esas - 2023/95 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gerekli 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine), <br>3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-HMK'nın 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,<br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>6-Kararın, temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemizce taraflara tebliğine,<br>Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde 04/06/2025 tarihli 32920 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7550 Sayılı Yasanın 20. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK'nın Ek-1. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ve HMK'nın 361. ve 362. maddeleri uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yasa yolu açık olmak oy birliğiyle karar verildi. 30/04/2026<br><br>\t<br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6abaca78546c2dbd660177a494f4c098","SID":"192972efa136c123"}}