{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>3. HUKUK DAİRESİ<br>ESAS NO: 2024/2126 <br>KARAR NO: 2025/1033<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 02/04/2024<br>NUMARASI: 2022/656 E - 2024/269 K<br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 17/04/2025<br>Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın  istinaf edilmesi sebebiyle, dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkili şirketin, üyelerine ulusal ve uluslararası Barter işlemleri yapabilme, çoklu takas sistemi esasına dayalı Barter Sistemi'ne dahil ederek barter sistemi içerisinde ticaret yapabilmesini taahhüt etmekte olduğunu, müvekkilinin iştigal ettiği ticari faaliyet konusu nedeniyle çeşitli piyasa hakkında bilgi ve tecrübeye sahip olduğunu, bu bilgi ve tecrübe birikimi ile davalının sağlık sektörü bilgisi hususunda taraflar bir araya geldiğini ve bir adi ortaklık kurulması konusunda anlaşmış olduklarını, bu kapsamda tarafların  25 Aralık 2021 tarihinde Libya Devleti'nin açmış olduğu ihale konusu projenin gerçekleştirilmesi amacıyla davalı ve müvekkilinin adi ortaklık kurulmasına dair sözleşme imzalamış olduklarını, söz konusu adi ortaklığın amacının  Libya Devleti'nin Türkiye'de bulunan sağlık kuruluşlarına ödenmemiş ve süresi geçmiş borçlarının denetimi ve mutabakatının yapılması olduğunu, adi ortaklık ilişkisi kapsamında taraflarca elde edilecek gelirin eşit olarak paylaşılması konusunda anlaşmaya varıldığını, hal böyleyken davalı tarafından, ihale kapsamında Libya Büyükelçiliği'ne 20/01/2022 tarihinde 309.334-TL fatura düzenlendiğini ve yine daha sonradan bu kapsamda fatura ve gelir elde edilmiş ise de müvekkiline bildirim ve hissesine düşen payın ödenmemiş olduğunu, bunun üzerine müvekkili tarafından davalıya 10/04/2022 tarihinde Beyoğlu ... Noterliği'nden ... yevmiye numarasıyla ihtarname gönderilmiş olduğunu, ancak işbu ihtarnameye herhangi bir cevap alınamamış ve davalı temerrüde düşmüş olduğunu, bu sebeple müvekkili şirketin mağduriyetinin giderilebilmesi için taraflarınca arabuluculuk başvurusu gerçekleştirilmiş olup arabuluculuk görüşmesinde de taraflar arasında anlaşma sağlanamadığından huzurdaki davayı ikame etme zarureti hasıl olduğunu, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi mevcut olduğunu, davalının, müvekkili şirkete karşı borcu bulunmadığını, yukarıda açıklanan nedenlerle; davalarının kabulüne karar verilerek; davalının masraf kalemlerini müvekkiline ibraz etmemesi nedeniyle tam ve kesin olarak belirlenebilir olduğu anda artırılmak üzere HMK.107 maddesi uyarınca belirsiz alacak istemi olarak, belirlenebildiği ilk anda artırılmak üzere, şimdilik 5.000-TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı taraftan tahsiline karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ile dava etmiş, bilahare talebini 154.667,00 TL'ye yükseltmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  talebin  belirsiz alacak davası konusu olamayacağını, ortada bir adi ortaklık sözleşmesi mevcut olmadığını, davacı tarafından sunulan belgede  emekten  ve maldan bahsedilmediğini, adi ortaklık sözleşmesi unsurlarını taşımadığını,  dava dışı Libya Hükümeti ile müvekkili şirketin sözleşme imzaladığını,  hizmeti müvekkilin şirketin görmüş olduğunu, davacı şirket ile ortak bir iş yapılmadığını, hukuka aykırı olarak elde edilen delil sunulduğunu,müvekkilinin ticari sır kapsamında olan faturasını  ve hakediş belgesinin hukuka aykırı olarak ele geçirildiğini beyanla dava şartı yokluğu olmak üzere davanın reddine karar verilmesini  talep ile cevap verdiği görüldü.İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda; \" tüm dosya kapsamına göre alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya yeterli ve denetime elverişli olduğundan, mahkememizde de,  taraflara arasında, sözleşmeye dayanan ortak girişim (joint venture) mevcut olduğu, iş bu nedenle, taraflar arasındaki ihtilafa TBK m.620 vd. düzenlenen adi ortaklık hükümlerinin somut uyuşmazlığa uygun düştüğü ölçüde uygulanması gerektiği, davalının verilen kesin süre içerisinde ticari defterlerini inceleme günü sunmadığı, davalının Libya Büyükelçiliği’ne 20/01/2022 tarihinde 309.334-TL tutarında düzenlediği faturadan elde ettiği kazancın, ortaklık faaliyetinden kaynaklanan bir kazanç olduğu ve bu nedenle TBK md.622 kapsamında paylaşıma tabi olduğu,  kazanç paylaşımının TBK md.623/I ‘de düzenlenen eşit paylaşım kuralına göre yapılması gerektiği, paylaşıma konu kazancın vergi sonrası net kâr/gerçek kazanç olduğu, iş bu nedenle, davacının, sözleşme kapsamında, düzenlenen faturadan elde edilen gerçek kazancın yarısını davalıdan talep edebileceği,   kanaati oluştuğu\" gerekçeleriyle Davacının davasının kabulü ile 154.667-TL.’nın, 28/04/2022 temerrüt  tarihinden itibaren işleyecek ticari  faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.Karara karşı davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davalı vekili istinaf başvurusunda önceki iddialarını tekrarla birlikte özet olarak; davacı tarafından sunulan yazının, adi ortaklık sözleşmesi olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığını, adi  ortaklık unsurlarının hiçbirini taşımadığını, adi ortaklığa davacının hangi yükümlülük ile iştirak ettiği ve yükümlendiği edimi yerine getirip getirmediği konusunda cevap verilmediğini,   davacının  dava dilekçesinde kazançtan pay talep ederken, bilirkişilerin maliyet kalemlerini ve vergisel kalemleri dahi düşmeden fatura bedeli üzerinden hesaplama yaptıklarını, davacının davasını ispatlaması gerektiğini, ticari defterlerden ve fatura üzerinden kâr hesaplamasının mümkün olmadığını, davacını diğer bütün konularda haklı olduğunu varsayılsa dahi; kâr hesaplamasının ihale konusu işte uzman bilirkişiler vasıtasıyla hesaplanması gerektiğini, davanın belirsiz alacak talepli açılamayacağını, davacının dava dilekçesinde müvekkilinin gelirini belirttiğini ve yarısını talep ettiğini, HMK. 222/3 maddesinin hatalı olarak uygulandığını, defterlerin sahibi aleyhine delil olabilmesi için diğer tarafın defterinde dava konusuna ilişkin kayıtlar olması gerektiğini, dava konusu talebe ilişkin davacı ticari defterlerinde kayıt olmadığının dava dilekçesinde belirtildiğini, hukuka aykırı olarak elde edilen delil kullanıldığını, HMK 189/2 maddesinin ihlal edildiğini, mahkemece  davacının kar üzerinden olan talebine rağmen ciro üzerinden hesaplama yaparak  müvekkili aleyhine hüküm kurulduğunu, davacının talebinin ancak kar üzerinden paylaşım iken fatura bedeli üzerinden paylaşım davacının taleplerini aşan bir paylaşım olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Dava, adi ortaklıktan kaynaklanan alacağın tahsili talebine ilişkindir.İstinafa gelen uyuşmazlık davanın belirsiz alacak talebiyle açılıp açılamayacağı, taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesinin yapılıp yapılmadığı, delillerin usule uygun toplanıp toplanmadığı, kar payı hesaplamasının hatalı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( 6100 sayılı Kanun) 107 nci maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yer alamayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak davası kabul edilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un “Belirsiz alacak davası” başlığı altında düzenlenen 107 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.  Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır. Bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.(Pekcanıtez, Özekes, Akkan, Korkmaz, Medeni Usul Hukuku, On İki Levha Yayıncılık: İstanbul, 2017, s. 1030-1031). Somut olayda, davacı dava dilekçesinde düzenlenen fatura bedelin gereği kar payını talep etmiş olmakla bu bedelin ne kadarının kar payı olacağını hesaplayabilecek durumda olmaması nedeniyle davanın belirsiz alacak talebiyle açılmasında hukuki yararının olduğu kabul edilmelidir. Bu nedenle davalının bu yöndeki istinaf itirazları yerinde değildir. Esasa ilişkin istinaf itirazları yönünden yapılan değerlendirmede ise, Adi ortaklık; iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir (6098 sayılı Kanun md 620). Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzelkişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (sermaye paylarını) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur. Doktrinde adi ortaklık, sözleşmeyle kurulan ve bir müşterek amacın elde edilmesine hizmet eden kişi birliği olarak tanımlanmaktadır (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku. İstanbul 2003. s. 26). Adi ortaklık sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerden farklı olarak iki yada daha çok sayıda kişi arasında kurulabilir. Ortaklar hak ve yetkilerini ortaklığa karşı kullanabilir. Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba, katılım payı (sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir (Prof. Dr. Nami Barlas, Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, 3. Bası, İstanbul 2012, s. 17). Bu nedenle, adi ortaklık ilişkisinin varlığının tespiti için bu unsurların var olup olmadığının araştırılması gerekir. Ancak, adi ortaklığın, bazı komşu hukuksal müesseselerden, özellikle gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesinden ayırt edilmesini sağlayan temel kriterler: müşterek amaç ve müşterek amaç uğruna birlikte çaba unsurudur. Zira, ortaklığa sermaye olarak yalnızca emeğini koyan ortağın zarardan muaf tutulabileceğini öngören 6098 sayılı Kanun'un  623 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükmünün karşıt anlamına (argumentum a contrario) başvuran Türk doktrininde, ortaklığa sermaye olarak salt emeğini koyan ortak dışında hiçbir ortağın zarardan muaf tutulamayacağı, müşterek amacın ve sonuçta adi ortaklığın varlığından söz edebilmek için bütün ortakların hem kazanca ve hem de zarara katılmalarının gerekli olduğu görüşü egemendir. Adi ortaklık sözleşmesinde bir ortağın sadece kâra katılacağına ilişkin hüküm geçersizdir. Bunun tek istisnası ortaklığa katılım payı olarak ortağın emeğini koyması halidir. Bu hal dışında her ortağın zarara katılması zorunluluğu adi ortaklığın benzer hukuki kurumlardan ayırt edici özelliğidir (Dr. Salih Çelen, Gelir Paylaşımlı İnşaat Sözleşmesi, Ankara-2021 s.67) Ayrıca, ortakların tamamı müşterek amaca ulaşmak için birlikte çaba sarf etmek konusunda yükümlülük altına girmeleri, adi ortaklığın varlığı bakımından zorunludur. Ortakların sadece ortak amacı benimsemeleri yeterli olmayıp amacın gerçekleşmesi için gerekli faaliyetlere aktif bir şekilde katılmak gerekir. Bu unsur ortaklık sözleşmesinin içeriğinde mutlaka yer almalıdır (Prof. Dr. Nami Barlas, Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, 3. Bası, İstanbul 2012, s. 25-40). Bu ilkelere göre davacının dayanmış olduğu sözleşmenin incelenmesinde; Dava dilekçesine ekli olarak sunulan ve ... A.Ş. & ... Ticaret Ltd. Şti Ortak Girişimi başlıklı belgede, \"... ve ... şirketi, Libya Devleti” nin Türkiye'de bulunan sağlık kuruluşları ve turizm tesislerine olan borçlarının ödenmesi ve yapılanması konusunda iş birliği yapma ve ortak hareket etme kararı almış bulunmaktadırlar. ...”ın sektördeki engin tecrübesi ve ...\"nin sağlık konusundaki başarılı çalışmaları sonucunda oluşan bu işbirliği sayesinde, uzun yıllardır sorun teşkil eden bu konuyu çözmüş olacağızdır. Tüm bu bilgilerin ışığı altında her iki taraf olarak da belirtmek isteriz ki, bundan sonraki süreçte oluşturacağımız sinerji ile söz konusu olan borçların ödenmesi en kısa sürede tarafımızdan sağlanmış olacaktır.\" şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece sunulan sözleşme ve istenen ve sunulan faturalar kapsamında bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişiler Ticaret Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr, ...  ve Mali Müşavir ... raporlarında özetle; \".. taraflar arasındaki sözleşmenin başlığının “Ortak Girişim” olduğu görülmektedir. Ortak girişim tabiri, hukuk literatüründe ve uygulamasında, adi ortaklık temeline dayalı sözleşme ilişkilerinden biri olan “...””ın Türkçe karşılığı olarak kullanılmaktadır. Her ne kadar Türk Borçlar Kanunu'nun 27.maddesinde “Birsözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını“ gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır” dese de, sözleşmede kullanılan başlığın sözleşmesel türün belirlenmesi noktasında hiç bir önem taşımadığından bahsedilemez. Keza sözleşmede tarafların altına girdikleri yükümlülükler ile başlığın aynı sözleşmesel ilişkiye işaret etmesi, türün belirlenmesi noktasında önemli bir veri teşkil eder.... Somut olayda davacı, davalının Libya Büyükelçiliği'ne 20.01.2022 tarihinde 309.334,00-TL tutarında düzenlediği faturadan elde edilen kazancın yarısını kendisiyle paylaşması yükümlülüğü altında olduğunu ve kazancın kendisiyle paylaşmadığını öne sürmektedir. TBK” nın 622 maddesi, “Ortaklar, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla yükümlüdürler” şeklindedir. Bir kazancın ortaklarca paylaşılabilir olmasının ön şartı, söz konusu kazancı ortaklık faaliyeti dolayısıyla elde edilmiş olmasında yatar (Yarg 13.HD 9.4.1992 641/3374 sayılı karar). Dosya kapsamında söz konusu faturanın kaynağının, davalı tarafça dosyaya sunulan ... ile Libya Büyükelçiliği arasında akdedilen 25.12.2021 tarihli sözleşme olduğu anlaşılmaktadır. Sözleşme metninde sözleşmenin konusu, “Türkiye Devleti'nde Libyalı hasta ve yaralıların tedavisi ve konaklaması için anlaşmalı hastaneler ve konaklama şirketleri tarafından sunulan mali taleplerin birinci taraf için incelenmesi ve denetlenmesi hizmeti vermektedir “olarak ifade edilmiştir. ... ile ... arasındaki adi ortaklık sözleşmesinin konusu ise “... ve ... şirketi, Libya Devleti'nin Türkiye'de bulunan sağlık kuruluşları ve turizm tesislerine olan borçlarını ödenmesi ve yapılanması “ şeklinde ifade edilmiştir. Bu iki sözleşmenin konusu arasında uyuşma olduğu göz önüne alındığında, .. Yönetim'in Libya Devleti ile yaptığı sözleşme sonucu elde ettiği kazancın ortaklık faaliyetinden doğan bir kazanç olduğu ve paylaşıma tabi olduğu kanaatine varılmıştır. Bu hususta belirtmek gerekir ki, ...” in Libya Devleti ile ... Yönetim arasındaki sözleşmeye tarafı olmaması bu durumda bir değişiklik yaratmaz. Zira ortaklardan biri geri planda kalmayı seçerek, dış ilişkide ortaklardan sadece birinin görünür olmasını tercih edebilir. “Gizli Ortaklık”olarak ifade edilen adi ortaklığın bu özel görünümüne uygulamada sıkça rastlanılmaktadır (Nami Barlas, age. S.188). Bunlara ek olarak, adi ortaklıkta paylaşıma konu kazanç, vergi sonrası net kardır (gerek kazançtır) (Abuzer Kendigelen/İsmail Kırca, Şirketler Hukuku C 1, İstanbul 2021 1.Bası, s.124). Anılan sebeplerle, ... Yönetimin Libya Büyükelçiliği'ne 20.01.2022 tarihinde 309.334,00-TL tutarında düzenlediği faturadan elde ettiği kazancın yarısını ...'le paylaşmakla yükümlülüğü altında olduğu saptanmıştır. .... . Somut uyuşmazlıkta kazanç paylaşımının nasıl yapılacağı noktasında TBK md.623/1'de düzenlene eşit paylaşım kuralının uygulama alanı bulacağı, paylaşıma konu kazancın vergi sonrası net kar/gerçek kazanç olduğu, bu itibarla ... Yönetimin Libya Büyükelçiliği'ne 20.01.2022 tarihinde 309.334,00-TL tutarında düzenlediği faturadan elde ettiği gerçek kazancın yarısını ...'le paylaşmakla yükümlülüğü altında olduğu, bu itibarla davacı tarafından açılan alacak davasının koşullarının oluştuğu, davacının talebinde, davalı ticari defter ve kayıtları üzerinden alacağının tespit edilmesi yönünde olduğu, ancak davalının ticari defter ve kayıtlarını incelemeye ibraz etmediği için bu konuda tespit yapılamadığı..\" şeklinde görüş bildirmişler, ek raporlarında ise aynı görüşlerini tekrarlayarak  davacının 20.01.2022 tarihli faturada gösterilen 309.334 TL'nın yarısı olan 154.667 TL ye hak kazandığı ve bunu davalıdan talep edebileceğini belirtmişlerdir.Yukarıda belirtildiği üzere;  adi ortaklığın temel unsurunun müşterek amaç ve müşterek amaç uğruna birlikte çaba unsurudur. Ortakların tamamı müşterek amaca ulaşmak için birlikte çaba sarf etmek konusunda yükümlülük altına girmeleri, adi ortaklığın varlığı bakımından zorunludur.Ortakların sadece ortak amacı benimsemeleri yeterli olmayıp amacın gerçekleşmesi için gerekli faaliyetlere aktif bir şekilde katılmaları  gerekir. Bu unsur ortaklık sözleşmesinin içeriğinde mutlaka yer almalıdır.Somut uyuşmazlıkta ise davacı tarafça sunulan ve yukarıda özetlenen sözleşmede  Libya Devleti” nin Türkiye'de bulunan sağlık kuruluşları ve turizm tesislerine olan borçlarının ödenmesi ve yapılanması konusunda iş birliği yapma ve ortak hareket etme kararı alınmış olduğu, ancak yapılacak işin ve tarafların bu iş nedeniyle üstlenmiş oldukları emek ve sermayenin sözleşme içeriğinde yer almadığı, dayanılan sözleşmenin ön sözleşme olarak nitelendirilebilecek bir prensip anlaşması olduğu ve devamında yapılacak işlerle ilgili ayrıntılı bir sözleşmenin düzenlenmiş olduğunun iddia ve ispat edilemediği gözetildiğinde davacının fatura konusu işle ilgili adi ortaklığı kanıtlayamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetli değildir. Açıklanan nedenlerle, davalının istinaf başvurusunun kabulüne, HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince ilk derece mahkeme kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında  aşağıdaki şekilde davanın reddine  karar vermek gerekmiştir.<br>K A R A R: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davalının istinaf talebinin kabulüyle HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince karar kaldırılarak yeniden esas hakkında; 1- Davanın reddine, 2- Alınması gereken  615,40 TL harcın davacı tarafından yatırılan 2.685,39‬ TL peşin harcın mahsubu ile fazla yatırılan 2.069,99‬ TL harcın talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 3- Davalı tarafından yapılan yargılama giderin bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 4- Davalı kendisini vekil ile temsil ettiğinden, A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5- Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısımın ilk derece mahkemesince  taraflara iadesine, <br>İstinaf İncelemesi İle İlgili Olarak; Peşin alınan istinaf karar harcının, istinaf eden davalıya isteği halinde ilk derece mahkemesince iadesine, Davalının istinaf sebebiyle yapmış olduğu 238,00 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine, Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.17/04/2025 </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"29246529bc6272286c67ae1fa41f0cdf","SID":"d77d894a7a6e949a"}}