{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1506 <br>KARAR NO: 2025/27<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 01/04/2021<br>NUMARASI: 2016/394 Esas -  2021/238 Karar<br>DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/01/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Müvekkili davacı şirketin ... PV 07.10.2011 tarihinde tescil edilmiş, ilaç ve Sağlık Sektöründe çalışan firmalara T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından etkilendirilmiş Sözleşmeli ... Hizmet Kuruluşu (SFHK) olarak şirketlere ... sistemi kuran, veri yönetimi ve literatür tarama yapan, rapor hazırlayan, medikal analiz gerçekleştiren, kurum içi ... eğitimleri veren, ... danışmanlığı hizmeti gören, tıbbi cihaz vijilansı ile kozmetovijilans hizmetleri sunan bir firma olduğunu, Davalı ...’ın 22.11.2011/30.06.2015 tarihleri arasında “İş Geliştirme Direktörü” olarak, diğer davalı ... ise 04.06.2014-10.08.2015 tarihleri arasında “... Direktörü” olarak davacı şirket bünyesinde görev aldığını, çalıştıkları sürede söz konusu şahıslar ile şirket yönetimi arasında güvene dayalı bir ilişki oluştuğunu, davalıların davacı şirket ile akdettikleri “Gizlilik Sözleşmesi” ile de bu güven esasını imza altına aldığını ve “gizli bilgileri sır saklama yükümü addederek ve gerekli özeni göstererek koruyacaklarını, herhangi bir üçüncü kişiye, firma yada kuruma açıklamayacaklarını, rapor etmeyeceklerini ve yayınlamayacaklarını, şirket ile aralarındaki iş ilişkisi dışında kendisi veya üçüncü bir şahıs yararına kullanamayacaklarını, herhangi surette dağıtmayacaklarını, kopyalamayacaklarını ve çoğaltmayacaklarını” beyan ettiklerini,  Davacı şirketin davalıların iyi niyetinden ve sadakatinden şüphe etmediğini, söz konusu kişilerin hiçbir geçerli neden olmaksızın birer hafta arayla şirketten ayrılmak istemelerini bile anlayışla karşıladığını, bu taleplerinde art niyet aramadığını, davalı ...’ın çalışmasına son vermek istediğini beyan etmesinin ardından, diğer davalı ...’in ... Hastanesinden 01.07.2015 tarihinde 10 günlük iş görme raporu aldığını, raporun bitiş tarihinden itibaren ilk iş günü olan 13.07.2015 tarihinde sağlık sorunları nedeni ile istifa talebini yönetime sunduğunu, Davacı şirketin söz konusu talep üzerine iyi niyet gösterisi olarak ihbar süresince yükümlü olduğu görevini evinden ifa etmesi hususunda kendisine 14.07.2015 tarihinde yazılı beyanda bulunduğunu,  Ancak davalılardan ... işten ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra aynı alanda faaliyet gösteren “... Limited Şirketi”nin kurucu ortaklarından biri olduğunu, söz konusu şirketin 20.10.2015 tarihinde tescil edildiğini, Davalının işten ayrıldığı tarihi ile yine şirket kurduğu tarih arasındaki sürenin çok kısa olması, bu rakip firmanın kurulma düşüncesi ve girişimcilerinin davalının, davacı şirkette çalıştığı zamana dayandığına dair şüphe uyandırdığını, davalıların kasıtlı olarak davacıya zarar vermek maksadıyla hareket ettiğini, şirket çalışanlarından ... ve ...’a şirkete ait Outlook dosyalarında yer alan ve şirketin ticari ve müşteri sırlarını içeren iki iletinin ...@....com.tr mail adresi kullanılarak açılıp okunduğu bilgisine ulaşıldığını, ilgili iletilerden ilkinin 07.04.2015 tarihinde davacı şirket ile müşterisi arasında yapılan yazışmayı içermekte olduğunu, 28.10.2015 tarihinde; 08.04.2015 tarihli diğer yazışmanın ise belirtilen mail adresi tarafından  (212.252.166.63) numaralı ... adresi ile ... marka bilgisayar kullanılarak 05.11.2015 tarihinde okunduğunu, Yine davacı şirket bünyesinde 08.04.2015 tarihinde gönderilen ve ticari sır niteliğinde bilgilerin yer aldığı bir başka ileti ise 08.02.2016 tarihinde aynı mail adresi tarafından ancak (78.186.237.158) şeklinde farklı bir ... adresi kullanılarak okunduğunu, Davacı şirketin kendi müşterileri ile imzaladığı ve içeriğindeki bilgileri üçüncü kişiler ile paylaşılması halinde davacı şirketin müşterilerine karşı ağır maddi ve manevi sorumluluğunu doğuran Gizlilik Sözleşmeleri, Hizmet Sözleşmeleri dahil her türlü Sözleşme, Standart Çalışma Prosedürleri (SOP), yazılımlar, fiyat teklifleri ve politikaları, müşteri iletişim bilgileri başta olmak üzere davacı şirketin “ticari sır ve müşteri sırrı” niteliği taşıyan bilgi ve belgelerin haksız olarak ve tarafların işbirliği içerisine girerek, kendilerine çıkar sağlama amacıyla alınmalarının söz konusu olduğunu, ...’ın şirket bünyesinde çalıştığı sürede kendisine ait olmayan; Davacı şirketin kendi müşterileri ile imzaladığı ve içeriğindeki bilgilerin üçüncü şahıslar/tüzel kişiler ile paylaşılması halinde davacının müşterilerine karşı ağır maddi ve manevi sorumluluğunu doğuran Gizlilik Sözleşmeleri, Hizmet Sözleşmeleri dahil her türlü Sözleşme, Standart Çalışma Prosedürleri (SOP), yazılımlar, fiyat teklifleri ve politikaları, “müşteri iletişim bilgileri başta olmak üzere davacının “ticari sır ve müşteri sırrı” niteliği taşıyan bilgi ve belgeleri gerek sözleşmeye gerekse genel hukuk ilkelerine aykırı olarak kopyalayıp ...’in sahibi olduğu şirket yararına izinsiz olarak kullandığını, ilgili mail adresinin şirket sahibi ...’in haberi ve onayı olmaksızın açılmış ve kullanılıyor olamayacağı göz önüne alındığında davalıların işbirliği içerisinde hareket ederek kendilerine menfaat sağlamaya ve davacı şirketin ticari sırlarını haksız olarak ele geçirmeye yönelik eylemlerde bulunduğunu, davacının eski çalışanları olan davalıların; özen ve sadakat borcuna aykırı hareket ettiklerini, BK.’nun ilgili hükümlerini ihlal ettiklerini,  her iki davalının, davacı şirketin çalıştıkları dönemde aleyhlerine rekabet etme planı yaptıklarını ve bu planlarını hayata geçirdiklerini, gerek çalıştıkları sürede diğer şirket personeline “burada çalışılmaz, sizler de ayrılın” şeklindeki söylemleri olduğunu, davacı şirketin ticari geleceğini tehlikeye düşürecek nitelikte davranışlarda bulunmaları sebebiyle açtıkları davada, TTK 54 vd. maddelerine göre davalıların, davacı şirket ile haksız rekabet ettiklerinin sabit olduğunu, TTK 56. Maddesi uyarınca söz konusu fiillerin haksız olup olmadığının tespiti ve men’ini, davacı şirketin ekonomik çıkarlarının daha fazla zarar görmemesi adına davacıya ait ve davalıların yararlanmakta olduğu tüm bilgi ve belgelere yargılama süresince el konulması, yargılama sonucunda ise imha edilmesini, davalıların BK 369.maddesinde düzenlenen “özen ve sadakat borcuna” uymadığını ve davacı şirket ile imzaladıkları “Gizlilik Sözleşmesine” aykırı davrandıklarının sabit olduğunu belirterek davalıların davacı şirketin iyi niyetini suistimal ederek ve dürüstlük kurallarını çiğneyerek, şirket bünyesinde esas olan güven ilkesini sarstıklarını, büyük sıkıntı yaşamasına yol açan davranışlarının manevi tazminat talebine dayanak oluşturduğunu, şifahen edindikleri bilgiler doğrultusunda müşteri ile iş ilişkilerinin sonlanmasına sebep olmalarının; 20.000,00 TL yi aşan miktarda hizmet bedelinden yoksun kalmalarına yol açtığını bu anlamda maddi tazminat talep etme gerekliliğinin doğduğunu talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesinde her ne kadar Türk Ticaret Kanununda düzenlenen “Haksız Rekabet” hükümlerinin ihlali gerekçe gösterilerek dava açılmış ise de, dava konusu olayda haksız rekabet hükümlerinin ihlali söz konusu olmadığından ve davaya dayanak gösterilen Gizlilik sözleşmelerinin “Uygulanacak Hukuk ve Yetkili Mahkeme” başlıklı maddelerinde İstanbul Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkisi kabul edildiğinden mahkemenin yetkili bulunmadığını, davanın ticari dava olmadığından davanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğini, TTK nun 54. ve devamı maddelerinde düzenlenen “Haksız Rekabet” hükümlerinin dava konusu olayda uygulanma olanağının bulunmadığını, Davacı tarafın ...’in şirketten ayrıldıktan kısa bir süre sonra “...” isimli şirketi kurmuş olması, şirket çalışanlarının Outlook maillerine ...@...com.tr mail adreslerinden muhtelif tarihlerde ulaşılan “okundu” iletileri, şifahen aldıkları bilgiler doğrultusunda bir müşterilerinin kendileri ile olan sözleşmelerini sona erdirerek davalılardan hizmet almaya başladıklarını, bir başka müşterilerinin ise davacı şirkete gönderdiği ve konu kısmına sehven “...” yazılı olması, kanaatlerini gerekçe göstererek davalıların haksız rekabet ettiklerini ve müşteri çevresini ele geçirmeye teşebbüs ettiklerini belirterek haksız rekabet hükümlerinin ihlal edildiği gerekçesiyle açılan davanın reddi gerektiğini, Davalı ...’in işten ayrıldıktan sonra kendi firmasını kurmuş olmasının hiçbir müşteri ve ticari sır bilgisi içermeyen mailler için ulaşan “okundu” bilgisi, şifahen başka müşterilerden alındığı iddia edilen bilgiler ve davacı şirkete gönderilen mailin konu kısmında yer alan “...” yazısının davacı şirketin faraziyelerine dayalı iddiaları olduğunu, hiçbir hukuki yararının bulunmadığını, Türk Borçlar Kanununun 396. maddesinde düzenlenen “Özen ve sadakat borcu” hükümlerinin ihlalinden söz edilemeyeceği için anılan madde hükmünün de dava konusu olayda uygulama olanağının bulunmadığını, BK 58 maddesi uyarınca manevi tazminata hükmedilebilmesi için böyle bir tazminatı gerektirecek ölçüde manevi zararın aranacağı, manevi zarar ile hukuka aykırı eylem arasında nedensellik bağı bulunacağı ve davalının sorumlu olmasını gerektiren kusuru veya bir kusursuz sorumluluk hali bulunması gerektiğinden davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuka aykırılığı nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Tüm  Dosya kapsamında yapılan incelemelerde; Davacı tarafça dosyaya sunulan 4 adet E-posta yazışmaların bulunduğu, ilgili e-postaların detayları kontrol edildiğinde davacı tarafça beyan edildiği gibi “28.10.2015, 05.11.2015 ve 08.02.2016” tarihlerinde 3 adet e-posta içeriğinin “@... com.tr - ...” uzantılı mail adresinden okunduğuna dair okundu bilgisinin gelmiş olduğu, dosyada bulunan İstanbul Anadolu 47. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.09.2018 tarihli İddianamesi içeriğinde “... çalışması sonucu suçta kullanılan 78.186.237.158 numaralı ...’nin şüpheli ...’a ait e-posta ile kullanıldığı tespit edilmiştir.” şeklinde belirtilerek davaya konu e-postaların davalı tarafça okunduğu tespit edilmiş olunduğu, ancak  müşteri bilgilerine ait maillerin okundu olarak ileti göndermesinin başkaca ispata yarar delil olmadan tek başına kullanma ve faydalanma unsurlarını oluşturmaya yeterli olmadığı, zira bu bilgilerin ne şekilde kullanıldığı ve sağlanan faydanın da ne olduğunun ispatı gerekeceği, dosyada buna yönelik somut delil tespit edilemediği, haksız rekabetin varlığından bahsedilebilmesi için davalıların, davacı tarafından kendilerine emanet edilen iş ürünlerinden yetkisiz yararlandıklarının ve ekonomik fayda sağladıklarının ispatı gerektiği, aynı sektörde faaliyet gösteren firmalar olması sebebiyle sözleşmeler arasında benzerlik olmasının da tek başına  haksız rekabeti oluşturmayacağı, Dosyada TTK kapsamında haksız rekabetin varlığına ilişkin somut bir delile rastlanmadığından, herhangi bir hukuka aykırılık tespit edilemediği değerlendirilerek davanın reddine\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu olaya yönelik sunulan hukuki delillerin değerlendirilmesinde, bilirkişi raporlarında yer verilen tespitlerin dikkate alınmadığını, ilgili raporlar kapsamında davacıya ait bilgilerin davalı tarafından kopyalandığının belirlendiğini ve davacının maddi zararının mevcudiyeti ve miktarına yönelik bir tutar dahi bildirilmişken, ‘haksız rekabetin ispatına yarar yeterli delil bulunmadığı’ yönünde varılan hükmün eksik incemeler neticesinde oluşturulduğunu, davalı ...’ın teknik anlamda kopyalamak suretiyle okuduğu tespit edilen bilgilerden davalıların nasıl yararlandıklarına ilişkin delil toplama taleplerinin yerel mahkeme tarafından değerlendirilmediğini, davalıların mevcut müşterileri ile iletişime girdiklerini, davacı şirkete ait her türlü bilgi ve belgeyi uhdelerinde bulundurmaları sebebiyle fiyat kırdıkları hususlarına yönelik tanık dinlenmesi taleplerinin dikkate alınmadığını, ilgili belgeleri kendi menfaatlerine kullandıklarına yönelik sunulan belgelerin de yeterli ve gerekli şekilde incelenmediğini, bundan dolayı da doğru bir neticeye varılamadığını, davacı ve davalılar arasında akdedilmiş gizlilik sözleşmesinin ihlal edildiğinin tüm teknik incelemeler ve taraf beyanları ile tespit edilmesine ve yerel mahkeme de bu ihlalin varlığını kabul etmiş olmasına karşın, davacının zararına yönelik hiçbir hüküm tahsis edilmediğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davalıların davacıya ait fiyat politikalarını bilmesi sebebiyle müşterilere davacıdan daha uygun sözleşme bedeli teklif ederek kendileriyle sözleşme yapmalarını sağlamalarının rekabetin dürüstlük kuralına aykırı olarak gerçekleştirilmesi sonucuna varılabilmesi için davacının bu konuda somut deliller ortaya koyamadığı bu sebeple haksız rekabetin varlığına karar verilemeyeceğinin belirtildiğini,  mahkemece de davalılar hakkında yetkisiz bir şekilde mesajların okunduğu yönünde bir tespit ve değerlendirmede bulunulmadığını, davacı şirketin böyle bir tespit yapıldığı izlenimi yaratmaya çalıştığı yönündeki asılsız iddiaların yerinde olmadığını, davada, iddia edilen hiç bir hususun somut olarak ispatlanamadığını, İstanbul Anadolu 47. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada detaylı inceleme sonucunda mahkeme 18.05.2021 tarihinde verdiği kararda, müvekkil sanıklara isnat edilen bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma, haberleşmenin gizliliğini ihlal ile hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetme suçlarından, suçların unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşıldığından ayrı ayrı beraatlerine karar verildiğini ve gerekçeli kararı ekte sunduklarını, davalının, işveren şirket tarafından tazminatı ödenerek işten çıkarıldığını, bu nedenle de gerek mevzuatta göre ve gerekse Yargıtay içtihatlarına göre haksız rekabetten sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığını, davalıların söz konusu gizlilik sözleşmelerini işe girişlerinde imzaladıklarını, bu gizlilik sözleşmeleri ve daha sonra işveren tarafından mobing baskısı ile imzalatılmaya çalışılan ve davalılarca imzalanmayan rekabet yasağı sözleşmelerinin, sözleşmelerin süresiz nitelikte olmalarından dolayı da hukuka aykırı  olduğunu beyanla, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, haksız rekabet teşkil eden eylemlerin tespiti, önlenmesi ve bu eylemler sebebiyle uğranıldığı iddia olunan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince  davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafça  istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.  İstinafa konu uyuşmazlık temelde; taraflara  isnat edilen eylemlerin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, gerçekleştirilmiş ise TTK 54 ve devamı maddelerindeki düzenlemeler gereği haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı, haksız rekabet oluşturması halinde tarafların bu yüzden uğradığı  maddi ve manevi zararın bulunup bulunmadığı noktasındadır. Haksız rekabeti düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nun 54/2 maddesi \"Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.\" şeklinde haksız rekabeti tanımlamış, 55. Maddesinde sayılan bazı hallerin haksız rekabet hallerinin başlıcaları olarak örnek kabilinden sayılmıştır. Aynı yasanın 56.  Maddesi ise  \"Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a) Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b) Haksız rekabetin men'ini, c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını,   d) Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini,  e) Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların  bulunması halinde manevi tazminata verilmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hâkim, haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir. \" düzenlemesini içermektedir.  Haksız rekabet varlığı için rekabet ilişkisi, yarar sağlama, kusur ve zarar gerekli olmamakla birlikte tazminat davaları bakımından davalının kusuru aranmaktadır. Diğer dava türleri için ise kusur aranmaz. Yine Tespit, men ve eski hale iade davaları bakımından zararın varlığı  dava şartı değildir. Zararın varlığı sadece tazminat davaları bakımından rol oynar (TK 56/1-d). Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.  Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Haksız fiillerde ispat yüküyle ilgili özel düzenleme getiren Türk Borçlar Kanunu’nun 50. maddesi gereği  zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. TTK'nın 58'nci maddesinde haksız rekabet nedeniyle zarar gören kimsenin maddi tazminat isteyebileceği belirtilmiştir. Kural olarak böyle bir istemin kabul edilebilmesi için  haksız rekabeti oluşturan eylemin ve davacının uğradığı zararın  kanıtlanması gereklidir. Bu şekildeki tazminat davasında asıl olan, haksız rekabet nedeniyle davacının aktifinde azalma olduğunun iddia ve ispat edilmesidir. Ancak, bu tür zararın ispat edilmesindeki güçlüğü dikkate alan kanun koyucu, TTK'nın 58/e maddesinde eylemin mali bakımından karşılıksız kalmaması bakımından haksız rekabette bulunanın davranışı sonucu elde etmesi mümkün bulunan menfaatin karşılığını da maddi tazminat olarak hükmetme yetkisini hakime vermiştir.  Manevi tazminata hükmedilebilmesinin temel şartı ise  haksız rekabet fiilinin davacının  kişilik haklarına  zarar vermiş olmasıdır. Davacı tarafın davalıların haksız rekabet oluşturan eylemleri genel çerçevesi ile; \"davalıların davacıya zarar vermek amacıyla birlikte hareket ettikleri, ...'in şirketten ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra  ... Ltd. Şti.' ni kurduğu,   davacıya ait 3 adet e-postanın davalılar işten ayrıldıktan sonra ...@ ....com.tr adresi kullanılarak okunduğu, okunan iletilerin şirket sırrı niteliğinde olduğu, ...'ın  şirket bünyesinde çalıştığı süre içinde davacının üçüncü kişilerle imzaladığı sır niteliğindeki bilgileri kopyaladığı  ve ...'in kurucusu olduğu ... şirket yararına kullandığı, davalıların davacı şirket personeline burada çalışılmaz sizde ayrılın şeklinde telkinde bulundukları, davacı şirket sırlarını rekabet kurallarına aykırı olarak kullanmaları\" olarak belirtilmiştir. Somut olayda; ispat yükü altında bulunan davacı tarafça dosyaya sunulan e posta yazışmaları dışında diğer iddialarını ispatlar herhangi bir delil sunulmamıştır. İsnat edilen eylemle soyut iddiadan öteye geçmemektedir.  Davalılar hakkında İstanbul  47. Asliye Ceza Mahkemesinin 018/606 Esas 2021/387 k. dosyası ile Bilişim Sisteminin İşleyişini Engelleme Veya Bozma, Haberleşmenin Gizliliğini İhlal İle Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetme suçlarından, suçların unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşıldığından CMK 223/2-a maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine\" karar verildiği, kararın istinafı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Caza dairesinin 2021/1128 K. 2022/1113 K sayılı ilamı ile İstinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verildiği görülmektedir. Dosyaya sunulan 4 adet e-posta yazışması bulunmaktadır. Bunlardan  “28.10.2015, 05.11.2015 ve 08.02.2016” tarihlerinde  “@...com.tr - ...” uzantılı mail adresinden  3 adedinin okunduğu anlaşılmaktadır. Dosyada bulunan İstanbul Anadolu 47. Asliye Ceza Mahkemesine sunulan  09.09.2018 tarihli İddianameye göre “Yapılan ... çalışması sonucu suçta kullanılan 78. 186.237.158 numaralı ...'nin şüpheli ...'a ait e-posta ile kullanıldığı tespit edilmiştir.” şeklinde belirleme bulunduğu,   3 adet  e-postanın davalı ... tarafından okunduğu tespit edilmiştir. Davacının dayandığı 4. E- posta ise kendi müşterisi olan dava dışı ...'un davacıya gönderdiği e-postada konu kısmında \"Parmasoft sözleşme\" konu başlığını kullanmış olmasıdır.  Davalı tarafça okunan 2 adet e postanın içeriği belli değildir. Bir adet e posta içeriğinin ise davacı ile dava dışı iş ilişkisinde bulunduğu kişi arasındaki bir ticari ilişkiye ait olduğu görülmektedir. 4. E postanın ise davalılar ile herhangi bir ilgisi olmayıp gönderen kişinin e postanın konu bölümüne davalıların ilişkide bulunduğu şirket ismini yazmış olmasından ibarettir.  Bu eylemler taraflar arasında yapılan gizlilik sözleşmesine aykırı olsa da bu sözleşmede sözleşme ihlaline bağlanmış herhangi bir cezai şart bulunmaması nedeniyle bir müeyyideye bağlanmadığı görülmektedir. Bu durumda söz konusu eylemlerin TTK 54 ve devamı gereği genel hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bahsi geçen e- postaların  TTK’nın 55/1-c-1. Maddesi kapsamında davacı şirkette çalışması dolayısıyla sahip olduğu müşteri bilgilerine ait maillerin okundu olarak ileti göndermesi tek başına kullanma ve faydalanma unsurlarını oluşturmayacağı, bahsi geçen  bilgilerin ne şekilde kullanıldığı ve sağlanan faydanın ne olduğunun ispatının gerektiği bu hususların ise ispatlanmadığı anlaşılmaktadır. Davacı şirket müşterisinin davacı şirkete gönderdiği  yazışmada, davalının ortağı olduğu şirketin isminin yazılı olması haksız rekabet oluşturan bir husus olarak kabul edilemez. Davacı ve davalıların  bağlantılı olduğu firmalar aynı sektörde faaliyet gösteren firmalar olması sebebiyle sözleşmeler arasında benzerlik olması doğaldır. Müşteri çevresi de TTK m. 55/I-c uyarınca bir iş ürünü niteliğindedir. Yargıtay uygulamalarında işyerinden  ayrılan kişinin ayrıldığı işyerinin müşteri portföyünü bilmesinin doğal olduğu, sır niteliğinde olmadığını içtihat etmektedir. Dolayısıyla müşterilerin iletişim bilgilerine sahip olunması ve bunların kullanılması tek başına haksız rekabet teşkil edecek bir davranış olarak değerlendirilemez. Kaldı ki  aynı alanda faaliyet gösteren şirketlerin  müşteri çevrelerindeki benzerlik haksız rekabetin varlığını ispatlamaya tek başına da yeterli değildir. Bu durumda isnat edilen eylemlerin TTK 55/1c anlamında haksız rekabet oluşturduğu ispat edilmediği anlaşılmaktadır. TTK m. 55/I,d yönünden yapılan değerlendirmede;   uyarınca, “Ürerim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek; özellikle, gizlice ve izinsiz olarak ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendiren veya başkalarına bildirme” haksız rekabet hali olarak düzenlenmiştir. Bent kapsamında haksız rekabetin varlığından bahsedilebilmesi için bir Üretim veya iş sırrının olması ve bunların hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi,  söz konusu bilgilerin kullanılması şartına bağladır. Bahsi geçen bilgilerin ifşa edildiğine, ve dürüstlük kuralarına aykırı olarak kullanıldığına dair de dosya soyut iddianın dışında bir delil mevcut değildir. TTK m. 54 maddesi yönünden yapılan değerlendirmede:  Ticari nitelik taşıyan bir davranış veya uygulamanın mevcut olması, Bu davranış veya uygulamanın dürüstlük kuralına aykırı olması, Söz konusu davranışın rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkilemesi gerekmektedir. Davalı tarafın ticari sır niteliğinde herhangi bir bilgiyi kullanarak rekabette haksız olarak avantaj sağladığı yönünde de bir delil elde edilmiş değildir. Bu durumda ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.  HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle:  1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 579,50 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.  16/01/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1b35d4cf8abd3097402348b46e99d892","SID":"185b979c9d52506d"}}