{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br> İZMİR <br>7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br>ESAS NO\t: 2020/446 Esas<br>KARAR NO\t: 2024/596<br>DAVA\t:  Maddi ve Manevi Tazminat (Ayıplı Mal İddiasından Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t: 25/04/2016<br>KARAR TARİHİ\t: 09/10/2024<br>Mahkememizde görülmekte olan  Maddi ve Manevi Tazminat (Ayıplı Mal İddiasından Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, <br>DAVA:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 17/11/2015 tarihinde... plaka sayılı... Extreme 1.5 DCI model aracıyla İzmir, Akdoğan Caddesi Nato kavşağında seyir halindeyken direksiyon hakimiyetini kaybederek yol kenarındaki ağaca şiddetli çarpmak suretiyle durabildiğini, müvekkili ile eşi ...'nın ve 3 aylık bebeklerinin ağır şekilde yaralandıklarını, kaza sırasında ön yolcu hava yastığı açılmış olduğu halde, sürücü hava yastığının açılmadığını, olay yerine gelen 112 acil ve kurtarma ekiplerinin emniyet kemeri takılı vaziyette araç içinde sıkışan ve ağır yaralanan müvekkilini emniyet kemerini keserek araçtan çıkardıklarını, müvekkilinin Bozyaka Devlet Hastanesi Göğüs Cerrahisinde 3 hafta yatarak tedavi gördüğünü, çok sayıda yaralanmanın yanı sıra kalıcı rahatsızlıkların oluştuğunu ve felç riskinin meydana geldiğini, İzmir... Tüketici Mahkemesini...Değişik İş sayılı dosyası ile dava konusu araca ilişkin keşif ve bilirkişi incelemesi yapıldığını, 04.04.2016 tarihli bilirkişi raporunda; aracın kaza esnasında doğrudan darbe aldığını, algılayıcı sensörlerin ön sağ ve sol şase kollarında bulunduğunu sağ ve sol şase kolu, ön panel ve ön tampon demirindeki hasar şeklinden anlaşılacağı üzere aracın komple ön tarafından darbe aldığını,  araçta hem sürücü, hem de yolcu hava yastığının açılmasını gerektirecek teknik şartların oluştuğunu, yolcu hava yastığının açılmasına rağmen sürücü hava yastığının  açılmadığını,  arızanın kullanıcı kaynaklı olmadığının, aracın hava yastığı sisteminin imalattan kaynaklı gizli ayıplı olduğunun tespit edildiğinin belirtildiğini, müvekkilinin maddi ve manevi zararlarının davalı şirket tarafından tazmin edilmediğini,  hastaneden çıktıktan  sonra tedavisinin devam ettiğini, kazadana önce ...plakalı tır ile \"...\" unvanıyla kuru yük taşımacılığı yaptığını, ancak sağ el bileği ve gözündeki yaralanma nedeniyle uzun süre araç kullanamadığından nakliyat işini yapamaz hale geldiğini, ticari aracını 15 Mart 2016 da satmak zorunda kaldığını ve iş yerinin kapandığını, kaza öncesi 2015 yılı Eylül ve Ekim aylarında yaklaşık 20.000-25.000 TL lik nakliye işi yaptığını, kazadan sonra 5 aydır hiç çalışamadığından yaklaşık 100.000 TL kazanç kaybı bulunduğunu, maddi açıdan zor duruma düştüğü için Gültepe Esnaf Kefalet Kooperatifinden 27.01.2016 tarihinde 100.000 TL kredi çekmek zorunda kaldığını, halen sağ el bileğinin  tam olarak iyileşmediğini, bu nedenle  uzun süre araç kullanamadığını, ağır eşya kaldıramadığını, hatta rahat yazı yazamadığını, ayrıca sol gözün iris tabakası yırtıldığından çift görme ve ışığa aşırı duyarlılık meydana geldiğini, ancak iris tabakasında yapılacak ameliyatın  gözün tamamen kaybı riskini de taşıdığından Yapılamaması nedeniyle sol gözde kalıcı hasarın oluştuğunu,  5 aydır işsiz olup, sağ el bileği ve sol gözündeki kalıcı sakatlıklar nedeniyle iş bulamadığını,  bu nedenle sürekli iş göremezlik ve iş gücü kaybı tazminatının da davalı tarafından tazmininin gerektiğini, müvekkilinin iş yerini kapatması üzerine Bağ-Kur kapsamından da çıkarılması nedeniyle   15.03.2016 tarihinden sonraki tedavi giderleri SGK tarafından karşılanmadığından, davalı tarafından karşılanması gerektiğini, kazadan sonra 3 hafta hastanede yatan, sonrasında da aylarca tedavisi devam eden müvekkilinin yaklaşık 1000 TL taksi ücreti ödemek zorunda kaldığını, davalı şirketin satışını yaptığı dava konusu aracın hava yastığının imalattan kaynaklı gizli ayıplı olduğunun tespit edilmesi nedeniyle  6502 sayılı kanun hükümleri gereğince aracın hava yastığının ayıplı değeri ile ayıpsız değeri arasındaki farkın tahsilinin gerektiğini,  maddi zararların  HMK 107. Maddesi gereğince bilirkişi heyetince yapılacak inceleme sonucunda tespit edilebileceğinden fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep ettiklerini, müvekkilinin ağır yaralanması ve aylardır tedavi gördüğü halde hala tam olarak  sağlığına kavuşmaması ile birlikte maddi açıdan çok zor duruma düşerek kredi çekmek zorunda kalıp, bakmakla yükümlü olduğu eşine ve 3 aylık bebeğine olan yükümlülüklerini yerine getiremediğini ve aile düzeninin bozulduğunu, dava konusu araçta üretim hatası olmayıp, hava yastığı açılmış olması halinde müvekkilinin kazayı çok hafif atlatacağını  ve kısa sürede iyileşerek hayatına devam edebileceğini, aracın gizli ayıplı olması nedeniyle, sağlığını kaybeden, aile düzeni bozulan, işyeri kapanan ve aylardır iş bulamayan müvekkilinin kişilik haklarının ağır ve haksız zarara uğradığını, müvekkilinin henüz 34 yaşında olup gözündeki ve bileğindeki kalıcı sakatlık nedeniyle, uğradığı zararın izlerini ömür boyu taşıyacağını, manevi tazminatın belirlenmesinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 tarihli kararının dikkate alınması gerektiğini bildirmiş, 500.000,00TL manevi tazminatın ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla HMK 107. maddesi gereğince şimdilik 10.000 TL maddi tazminatın  davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>SAVUNMA:<br> Davalı vekili, yasal cevap süresinden sonra sunduğu 21.05.2016 tarihli dilekçesinde; dava konusu aracın 2011 model olup, plaka değiştirdiğini ve en az 2.el araç olduğunu, ilk plakasının... olup, 3.kişi adına kaydedildiğini, 2.el otomobil ile ilgili davanın Tüketeci Mahkemesinde görülemeyeceğini,   4077  sayılı  T.K.H.K. m.3/e  gereği,  davacının \"Tüketici\" sıfatı  taşımadığını,  davanın genel  hükümlere  göre  genel  mahkemelerde  görülmesi  gerekli olup, görevli mahkemenin  İstanbul  Anadolu  Asliye  Ticaret  Mahkemeleri olduğunu, yetki itirazlarının kabulü ile dosyanın görevli ve yetkili İstanbul  Anadolu  Asliye  Ticaret  Mahkemelerine  gönderilmesini  talep  ettiklerini, müvekkilinin  davacıya  araç  satmadığını ve  hizmet  vermediğini, vermediği gibi araç üreticisi de olmadığını, taraflar arasında hukuki  ve  akdi  ilişkinin de bulunmadığını, bu nedenle davanın  husumet  yokluğundan reddinin gerektiğini, müvekkilinin distribütör  sıfatıyla  \"Tüketici  Kanunu'na  göre\"   garanti  süresi  içinde  sorumluluğu söz  konusu   ise  de, yalnızca garanti süresi içinde sıfır kilometre araçlara karşı garanti yükümlülüğü bulunduğunu, ancak dava konusu aracın garantisinin bulunmadığını ve birinci el olmadığını, aracın garantisi  bittikten  sonra  açılan  davanın zamanaşımına  uğradığını,  aracın en son 2012 yılında 134.000 -139.000 kilometrede olduğunun tespit edildiğini, tramer kayıtlarında şuandaki kilometresine ulaşmadığını, trafik muayene bilgisinin de sistemde bulunmadığını ve muayenesi yaptırılmadan kullanılmakta olmasının muhtemel olduğunu, aracın son sahibinin 1 yıl 1 aydır aracı kaskosuz olarak kullandığını, bu haliyle kendi güvenliğini ve riskini önemsemediğinin ortada olduğunu, aracın tramerde kayıtlı 30.05.2014, 13.02.2011 ve 11.02.2011 tarihlerinde üç adet kazasının mevcut olup, plaka değiştirmesinin nedeninin açıklanması gerektiğini, kazalara ilişkin hasar dosyalarının celp edilerek kazalarda hava yastığı sisteminin etkileyip etkilenmediğinin ve değiştirilip değiştirilmediğinin ispatlanmasının gerektiğini, kayıtlarına göre  üç kazada oluşan hasardan sadece birinin yetkili serviste onarıldığını, diğer ikisinin onarımının nasıl yapıldığının bilinmediğini, davacıya ait noter satış sözleşmesinin dosyaya sunulmadığını, 2012 yılında 139.000 kilometrede olan aracın daha sonraki tarihte davacı tarafından satın alınmış ise davacının üç adet kaza geçirmiş olan hasarlı otomobili satın aldığı bilincinde olduğunu,  sıfır kilometre  otomobil  kullanıcısı  olmadığı  ve  önceden   kaza   yapmış   aracı  kaskosuz  kullandığı  için,  davada  ileri  sürülen  iddiaların  hakkaniyetle  bağdaşmadığını, her  ne  kadar  kaza  tespit  tutanağı, tespit  raporu  ve  fotoğraf ve benzeri belgelerin tebliğ edilmemiş olması nedeniyle incelenmemiş  olsa  da, hava yastıklarının tamamının her  kazada  açılmasının  gerekmediği gibi hava  yastıklarının  tamamının  açılmasını gerektirecek  zorunlu   ve  teknik  koşulların da   olayda gerçekleşmediğini, araçlarda  bulunan   asıl aktif  güvenlik  sisteminin  emniyet  kemeri  sistemi olup, hava  yastığının  ise,  yardımcı , pasif  güvenlik  sistemi olduğunu, hava yastıklarının; aktif güvenlik sistemlerinin yeterli olamayacağı önden çarpmalarda devreye girmesinin istendiğini, aksi durumlarda arkadan, yandan ve düşük şiddetli çarpmalarda ve benzeri çarpmalarda devreye girmesinin istenmediğini, hava yastığının beyninin, kontak açık olduğu süre içerisinde önden çarpmalarda oluşan durma ivmesini yavaşlama ivmesi veya eksi ivme hesapladığını ve oluşan ivme durumuna göre hava yastığını çalıştırdığını, araçtaki yavaşlama ivmesinin istenen değere ulaşmaması halinde hava yastığının çalışmasının söz konusu olmadığını, araçların önünde bulunan ön tampon, radyatör, ön travers, motor kaputu, ön çamurluk gibi parçaların önden alınan darbeyi sönümleme etkisine sahip olduğunu ve alınan darbeyi araç içerisine sönümleyerek verdiklerini, bu durumda araç içerisinde bulunan kişilerin üzerine etkiyen kuvvet de azaldığını, hava yastıklarının aktive olmasında rol oynayan en önemli parametrenin aracın kaza anındaki hızı değil, kaza esnasında oluşan negatif ivme olduğunu, aynı hızda kaza yapan birbirinin aynısı iki araçtan esnek kısmında darbe alan veya esnek bir engele çarpan araçta, daha katı bölgesine darbe alan veya örneğin duvar veya benzeri katı bir engele çarpan diğer araca nazaran daha düşük negatif ivme oluştuğunu, ön hava yastıklarının tetiklenmesi için gereken minimum negatif ivme sınırının, araçtan araca değişmekle birlikte araç boyuna doğrultusunda yaklaşık minimum “1.8 g” ila “2 g” mertebelerinde olup, aracın, ön kısmından + 30 derece açılı bir koni içinde kalacak doğrultuda darbe alması gerektiğini, bu açıdan daha geniş açılı darbelerde ön hava yastığının tetiklenmesinin, hava yastığı teknolojisinin gereği olduğunu, açıklanan nedenlerle, hava yastıklarının ancak belirli şiddetteki darbelerde aktive olduğunu, tamamının  her  kazada  açılması  gibi  bir  durumun söz  konusu  olmadığını, buna göre, bir araçta sürücü ve yolcunun ön kısmında veya yanlarda hava yastıkları bulunsa  dahi, aracın düşük ivmeli darbe alması veya takla atması durumunda hava yastıklarının çalışmayacağını, bu durumun bir üretim veya tasarım hatasından kaynaklanmadığının bilimsel  gerçek olduğunu, araca ait kullanım kitabının 1.26, 1.27 ve devamı sayfalarında sürücü ve yolcu hava yastıkları bölümünde;  “ Bu sistem, şiddeti düşük önden, yandan veya arkadan gelebilecek darbelerde ve aracın ters dönmesi söz konusu olduğunda koruma sağlamaz. ” şeklinde  bilgi  ve  uyarıların mevcut olduğunu, aracın  fotoğraflarından  anlaşıldığı  kadarıyla,  +30  derece  açılı  bir  koni  içinde  kalacak  şekilde  önden alınan bir darbenin söz  konusu olmadığını, araçta  imalat  hatası bulunmadığını, tek taraflı kazada kazanın oluş şekli aracın  ilk darbeyi nasıl  aldığı  gibi benzeri  hususların henüz bilinmediğini, otomotiv  dünyasında  her  uzman  tarafından  bilinen  tek  gerçeğin  emniyet  kemerinin korumaya  yetmemesi halinde  hava  yastığının  açılmasının  beklenmesi olduğunu, önceki   kazalarında   araca   yapılmış   müdahaleler  bilinmediğini,  araçta  emniyet  kemerlerinin  bağlı  olduğu nasıl tespit  edildiğinin ve “ölüm  tokası”  olarak  tabir  edilen,  emniyet  kemeri  tokasının  olup  olmadığının,  emniyet  kemerinin  “koltuğa  bağlı”  olup  olmadığının  tespit  edilip edilmediğinin belli olmadığını, kazayı  %100  asli  kusuru  ile  davacının yaptığını, davalının yapmadığını, araçta  imalat  hatası  olmadığı  için,  hiçbir  hesap  ve  isnadın davacıya yöneltilemeyeceğini, Türk  Medeni  Kanunu  Genel  İlkeleri gereği,  hiç  kimsenin kendi  kusurundan  yararlanamayacağını davacının kişilik  haklarına  zarar  verilmediği  için,  manevi  tazminat  talep   edilemeyeceğini, manevi zararı  meydana  getirenin   kazayı   yapan olup, sürücünün kaza  yapmaması halinde aracın  hasarlanmayacağının,   neden-sonuç  ilişkisini  ilgisiz  şekilde  kurmaya  çalışarak  sürücünün  kendisini  sorumluluktan  kurtaramayacağını, illiyet bağının kurulmadığını, manevi tazminat talep edebilmek için, talep edenin bir başkasının  fiili  neticesi  zarar  görmüş  olması  gerektiğini, dava  konusu  olayda ise  kazaya,  araç  sürücüsünün bizzat  kendi  kusuruyla neden olduğunu, müvekkilinin  davacıya satmadığı aracı için zarar   vermesinin   söz   konusu  olmadığını ve kaza  ile   ilgili   hiçbir   kusuru   ve   sorumluluğunun  bulunmadığını, ayıplı  mal  iddiası  ile  açılan  davalarda,  Yargıtay’ın  manevi  tazminat  talep  edilemeyeceğine  yönelik   birçok  içtihadının   mevcut olduğunu, TBK'nun 49.maddesi hükümleri uyarınca davacının, şahsiyet haklarına herhangi bir tecavüz olmadığı gibi beden bütünlüğüne zarar verecek ya da ruhsal olarak da zarara uğratacak herhangi bir husus bulunmadığından manevi tazminat talep edebilme koşullarının oluşmadığını, tedavi  giderlerinin   6111  sayılı  Kanun  gereği,  \"Güvence  Hesabından\"  karşılandığını ve müvekkilinden istenemeyeceğini, davacının   maddi  tazminat  talebini   maddi  belge  ile  ispatlayamadığını, kendi  kusuru  ile  kaza  yaptığı  için,   kazanç  kaybına  uğradığını,  burada   müvekkile  yüklenebilir  bir  tazminat  kaleminden  bahsedilemeyeceğini, aracın   kasko   sigortası  olmadığı gibi ayıplı da olmadığını, bu  haliyle, araç iade edilmeden sigorta  mevzuatına özgü sovtaj bedelinin müvekkilinden istenemeyeceğini bildirmiş, delillerin tebliğinden sonra usul ve esasa cevap ve delil ibraz etme hakları saklı kalmak kaydı ile, ilk itirazlarının kabulüne ve davanın davanın  reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İhbar olunan  ... Sigorta A.Ş.  vekili cevap dilekçesinde; ... Sigorta A.Ş'nin ... Sigorta A.Ş'yi  tüm aktif ve pasifleri ile birlikte devralarak  iki şirketin birleşmesi sonucunda ... Sigorta A.Ş'nin tasfiye olmaksızın infisah ettiğini ve tüzel kişiliği sona erdiğini, faaliyetinin ... Sigorta A.Ş. nezdinde devam edeceğini, kaza tarihinde müvekkili şirket nezdinde herhangi bir sigorta poliçesinin mevcut olmayıp, müvekkili şirketin kazaya ilişkin herhangi bir sorumluluğunun bulunmaması nedeniyle, herhangi bir talebin yöneltilmesinin mümkün olmayıp, davanın müvekkiline ihbar edilmesinde herhangi bir hukuki yarar bulunmadığını bildirmiştir. <br>İhbar olunan... Anonim Şirketi tarafından cevap dilekçesi sunulmamış, vekili tarafından sunulan diğer dilekçelerde davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.   <br>  İNCELEME VE GEREKÇE:<br>Dava, davacı tarafından tek taraflı olarak yapılan trafik kazasında sürücü koltuğu bölümündeki hava yastığının açılmaması sebebiyle  ayıplı olarak üretilip satıldığı iddiası ile davacının ortaya çıkan maddi ve manevi zararlarının aracın satıcısı davalıdan tahsili istemine ilişkindir. <br> İzmir...Tüketici Mahkemesinin... esas sayılı dosyasında açılan davanın yapılan yargılaması sonunda 12.11.2018 tarihli kararla; davanın kabulü ile, 3.829,51 TL ayıpsız değer farkı ve 838.653,51 TL iş göremezlik  tazminatından oluşan toplam 842.482,86 TL maddi tazminatın 10.000,00 TL sinin kaza tarihi olan 17/11/2015 tarihinden, bakiyenin ıslah tarihi olan 03/10/2017 tarihinden ve 500.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karar davalı tarafça istinaf edilmiş, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi'nin 10/07/2020 tarih, ... karar  sayılı ilamında gösterilen gerekçe ile uyuşmazlığın görevli mahkeme olan Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu belirtilerek, kararın kaldırılmasına karar verilmesinden sonra Tüketici Mahkemesi tarafından verilen görevsizlik kararı ile dosya mahkememize tevzi edilmiştir. <br>HMK'nun 23 (2) maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kanun yolu incelemesi sonunda görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin verilen kararın kesin olup, mahkememizi bağlayıcı niteliğinin bulunduğu dikkate alınarak, yargılama mahkememizce yapılarak hüküm kurulmuştur. <br>Davacı taraf, adli yardım talebinde bulunmuş, ilgili ara kararında belirtilen gerekçelerle davacının adli yardıma muhtaç bulunmaması sebebiyle adli yardım talebinin reddine karar verilmiştir. <br>Davalı vekili, görevsiz mahkemede yapılan hiç bir işlemi kabul etmediklerini bildirmiş ise de; görevsiz mahkemede yapılan işlemlerin dilekçeler teatisi dışında geçersiz olup, dilekçeler teatisinin geçerli olması nedeniyle görevli mahkemede yeniden dilekçeler teatisinin yapılmasının mümkün bulunmadığı, görevsiz mahkeme tarafından dava dilekçesinin davalı tarafa tebliğ edilip, davalı tarafın yasal cevap dilekçesi sunma süresinin 19.05.2016 tarih itibari ile sona ermesine rağmen davalı vekilince 21.05.2016 tarihinde cevap dilekçesi sunma süresinin uzatılması ve davaya ilişkin açıklama ve istemlerini içerir dilekçesini yasal süreden sonra sunduğu, davalı vekilinin dilekçesinde, tebligatın usulsüz şekilde tebliğ edildiğine dair bir iddiada bulunmadığı ve davacı tarafın muvafakatının  da bulunmadığı dikkate alınarak, süre uzatım dilekçesinin yasal süre içinde sunulduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı, buna bağlı olarak davalı tarafın dilekçesinde iddia ettiği itiraz ve defilerinin yargılamada dikkate alınmasının mümkün bulunmadığı, yalnız HMK'nun 128 (1) maddesi hükmü çerçevesinde savunma yapma ve delil bildirme hakkının bulunduğu dikkate alınarak, ön inceleme duruşmasında davalı tarafın yasal süre içinde cevap dilekçesi sunmadığının tespiti ile itiraz ve defilerinin dikkate alınmaksızın yargılamanın yapılmasına karar verilmiştir. <br>Dava dilekçesinde,  davacı tarafın kazanç kaybı, sürekli iş görmezlik, tedavi giderleri, yol ve diğer giderler ile ayıplı ve ayıpsız hava yastığı değer farkının maddi tazminat alacağı talebi olarak açıklanmasına rağmen usul ve yasa hükümlerine aykırı olarak dilekçenin sonuç bölümünde her bir tazminat kaleminin hangi miktarlarda talep edildiği bildirilmeksizin tüm tazminat kalemleri için toptan şekilde  10.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunulması usul ve yasaya uygun olmadığı gibi  yol ve diğer giderler kalemindeki diğer giderlerin somut bir biçimde açıklanmadığı, görevsiz mahkemede alınan bilirkişi raporunda geçici ve sürekli iş görmezlik ile ayıplı ve ayıpsız hava yastığı değer farkının hesaplanmasına rağmen diğer tazminat kalemleri hakkında hiçbir açıklamaya ve hesaplamaya yer verilmediği, görevsiz mahkemenin gerekçeli kararında da bu alacak kalemlerinin kabulü veya reddi konusunda ne gerekçede ne de hüküm fıkrasında bir açıklama ve hüküm bulunmadığı, dava dilekçesinde talep edilen alacak kalemlerinin tamamı hakkında bir hüküm kurulmasının zorunlu bulunduğu göz önünde tutularak, davacı vekiline dava konusu ettiği alacak kalemlerinin dava tarihi itibariyle 10.000,00 TL'lik talep edilen maddi tazminat sınırı aşılmamak kaydıyla her bir dava konusu alacak kalemi için kaç TL tazminat talebinde bulunduklarını, ayrıca yol giderleri yanında diğer giderlerle hangi tazminat kalemlerini talep ettiklerini açıklar dilekçesini sunmak üzere iki hafta kesin süre verilmiş,  kesin süre içinde açıklamada bulunulmadığı takdirde beş ayrı alacak kalemi talebinde bulunulduğu için her biri yönünden dava dilekçesinde 2.000,00 TL tazminat talebinde bulunulduğunun kabul edilerek ayrıca yol giderinin sadece yol ücreti olarak kabul edilip yargılama yapılacağı ihtar edilmiş,  davacı vekili sunduğu 02/02/2021 tarihli dilekçede,  ara kararına ve dava dilekçesine uygun nitelikte bildirimde bulunmamış, tedavi ve yol giderlerinin farklı alacak kalemleri olmasına rağmen birlikte bildirildiği gibi dava dilekçesinde dava konusu edilen kazanç kaybı konusunda bugüne kadar feragat veya davayı atiye bırakmak gibi bir beyanda bulunulmadığı halde bu alacak kalemi yönünden talep edilen miktarın açıklanmadığı, buna göre açıklamanın eksik ve hatalı olup 02/02/2021 tarihli dilekçeye göre yargılamaya devam edilmesinin mümkün bulunmadığı dikkate alınarak, davacı vekiline yeniden ikinci bir ek süre verilmiş, davacı vekilince verilen süre içinde sunulan 02/02/2021 havale tarihli dilekçedeki talepler dikkate alınarak, sürekli iş göremezlik tazminatı yönünden 4.000,00 TL, geçici iş göremezlik tazminatı yönünden 2.000,00 TL, tedavi ve yol giderleri tazminatı yönünden 1.000,00-TL,... plakalı aracın ayıplı hali ile ayıpsız hali arasındaki fark bedeline yönelik talep yönünden 3.000,00 TL tazminat  talep edildiği kabul edilerek yargılamaya devam edilmesine karar verilmiş, davalı vekili bu konuda HMK'nun 119.maddesi uyarınca, davanın usulden reddinin gerektiğini iddia etmiş ise de, ilgili ara kararında ayrıntılarıyla açıklandığı üzere maddi tazminata ilişkin çok sayıdaki tazminat kalemi açısından ayrıştırma yapılmaksızın somut tazminat miktarları belirtilmeksizin toplam ve tek bir tazminat miktarı üzerinden talep edilmesi halinde ortaya çıkan belirsizlikte HMK'nun 114, 119(1)/ğ maddesi hükümlerinin uygulama yerinin bulunmadığı, davacı tarafça, ayrıştırma yapılmasa dahi mahkemece tazminat kalemleri için talep edilen toplam tazminat alacağının bölünerek her bir tazminat kalemi açısından eşit miktarda tazminat talep edildiği kabul edilerek yargılamaya devam edilmesinin gerektiği, aksi düşünülse dahi Anayasa Mahkemesi kararları gereği mahkeme tarafından kanunda belirtilen süreden farklı bir süre verilmesi halinde kanunda düzenlenen sürenin daha kısa bir süre olarak düzenlenmiş olması nedeniyle davacı  ya da davalı tarafın verilen süreye uygun hareket ederek bildirimde bulunmuş olması halinde aleyhine bir sonuç çıkarılarak yasa hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı dikkate alınarak, davalı vekilinin usul ve yasaya aykırı ve dosya kapsamına uygun olmayan itiraz ve istemlerinde haklılık görülmemiştir. <br>Davalı vekili, dilekçesinde; İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemelerinin yetkili olduğunu iddia ederek, yetki itirazında bulunulmuş ise de, yetki itirazının yasal süre içinde sunulan cevap dilekçesi ile birlikte yapılmadığı dikkate alınarak, ön inceleme duruşmasında davalı tarafın yetkisizlik ilk itirazının reddine karar verilmiştir. <br>Davalı vekili, dilekçesinde; zamanaşımı definde bulunmuş ise de; zamanaşımı definin yasal süre içinde sunulacak cevap dilekçesi ile bildirilmesinin zorunlu bulunmasına rağmen yasal süre içinde cevap dilekçesinin sunulmamış olması nedeniyle zamanaşımı definin ön inceleme duruşmasında reddine karar verilmiştir. <br>Davalı tarafça, davacıya  araç  satılmadığı ve  hizmet  verilmediği gibi araç üreticisi de olmadığı, taraflar arasında hukuki  ve  akdi  ilişkinin de bulunmadığı, bu nedenle davanın  husumet  yokluğu nedeniyle reddinin gerektiği iddia edilmiştir. Türk Borçlar Kanunu hükümleri ile yerleşmiş Yargıtay kararları uyarınca, üretim hatasından kaynaklanan ayıplı araçlardan doğan zararların tazmini için açılacak davaların üretici yanında satıcılara da yöneltilmesinin mümkün olup, davalının  davaya konu aracın distribütörü olması nedeniyle davalıya husumet yöneltilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gibi davalı tarafın iddiasının aksine ikinci el araçlar yönünden tazminat talebinde bulunulmasına ilişkin bir yasal engel bulunmadığı dikkate alınarak, davalının aksi yöndeki iddialarında haklılık görülmemiştir. <br>Davalı tarafça, davacının kasko sigortası yaptırmaması, kazanın oluşumunda davacının tek ve tam kusurlu olması nedeniyle tazminat talebinde bulunamayacağı iddia edilmiştir. Kasko sigortasının ihtiyari nitelikte sigorta olması nedeniyle davacının, kasko sigortası yaptırmasının davalının sorumluluğuna hiçbir etkisinin bulunmadığı gibi davanın dayanağının, davaya konu aracın üretimi sırasında yapılan gizli ayıba ilişkin olması nedeniyle davacının bu nedenle muhatap kaldığı zararlarının tazmini yönünden meydana gelen kazada, davacının ya da üçüncü kişilerin kusurlu olup olmadıklarının, davalının sorumluluğuna etkili bulunmadığı dikkate alınarak, davalı tarafın aksi yöndeki iddialarında haklılık bulunmamıştır. <br>Davalı tarafça,  Türk  Medeni  Kanunu  genel ilkeleri gereği,  hiç  kimsenin kendi  kusurundan  yararlanamayacağı, davacının kişilik  haklarına  zarar  verilmediği, manevi zararı  meydana  getirenin ve    kazayı   yapanın davacı olduğu, kaza ile sonuç arasında illiyet bağının bulunmadığı, manevi tazminat talep edebilmek için, talep edenin bir başkasının  fiili  neticesi  zarar  görmüş  olması  gerektiği, davalının  kazanın oluşumunda kusur ve sorumluluğunun bulunmadığı, ayıplı  mal  iddiası  ile  açılan  davalarda,  Yargıtay’ın  manevi  tazminat  talep  edilemeyeceğine  yönelik   birçok  içtihadının   mevcut olduğu, TBK'nun 49.maddesi hükümleri uyarınca davacının, şahsiyet haklarına herhangi bir tecavüz olmadığı gibi beden bütünlüğüne zarar verecek ya da ruhsal olarak da zarara uğratacak herhangi bir husus bulunmadığı iddia edilerek manevi tazminat talep edilemeyeceği iddia edilmiş ise de, dilekçede örnek olarak sunulan Yargıtay kararının uyuşmazlık konusuyla ilgili olmadığı, yalnız araç satışına dayanan manevi tazminat istemine ilişkin bulunduğu gibi iddia edilen yönde yerleşmiş Yargıtay kararlarının bulunmadığı, ayıplı araç üretimi ve satışı nedeniyle  manevi zararları doğanların, bu nitelikteki zararların tazminini talep etmelerinde yasal bir engelin bulunmadığı, yukarıda açıklandığı üzere davanın niteliği itibarıyla davacının veya üçüncü kişilerin kusurlarının bulunup bulunmadığının manevi zararların tazmini yönünden de bir öneminin olmadığı, aracın ayıplı olarak üretilip satılması halinde bu nedenle manevi zararları doğanların açtıkları tazminat davaları yönünden neden - sonuç ilişkisine göre illiyet bağının bulunduğu dikkate alınarak, davalı tarafın aksi iddialarında haklılık görülmemiştir. <br>Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarını içeren dilekçeleri, dosyada toplanan tüm delil ve belge örnekleri dikkate alınarak, görevsiz mahkemede toplanan delillerdeki eksikliklerin ve hataların giderilmesinin gerektiği anlaşılmakla; davalı ile ihbar olunan sigorta şirketlerinin savunmaları da göz önünde tutularak, eksik deliller toplanmış, bazı delillerin yeniden toplanması yoluna gidilmiş, sonrasında  toplanan tüm delil ve belgeler değerlendirilmek suretiyle bilirkişilerden ek raporlar alınarak hüküm kurulmuştur. <br>İzmir... Tüketici Mahkemesi'nin... D.İş sayılı dosyasında; davacı tarafından kaza sonrası araçtaki ayıbın ve hasarın tespiti talebinde bulunulduğu, düzenlenen bilirkişi raporunda; dava konusu  aracın, kaza esnasında doğrudan darbe aldığı, algılayıcı sensörlerin sağ ve sol kolunda bulunduğu, sağ ve sol şase kolu, ön panel ve ön tampon demirindeki hasar şeklinden anlaşılacağı üzere aracın komple ön tarafından darbe aldığı, araçta hem sürücü hemde yolcu hava yastıklarının açılmasını sağlayacak şartların oluştuğu, yolcu hava yastığının açılmasına rağmen sürücü hava yastığının açılmadığı, arızanın kullanıcı kaynaklı olmadığı, imalattan kaynaklı gizli alıplı olduğu belirtilmiştir. <br>Davacının, iş göremezliğinin tespiti konusunda görevsiz mahkeme tarafından Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalından alınan 09/08/2017 tarihli raporda; olay tarihinde yürürlükte olan 03/08/2013 tarih ve 28727 sayılı resmi Gazetede yayımlanan ve 01/09/2013 tarihinde yürürlüğe giren \"Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği\"ne göre meslekte kazanma gücündeki azalma oranının %41.5, sonuç olarak şahsın olay tarihindeki yaşına göre %40 ve bugünkü yaşına göre de %40,2 olarak bulunduğu, tıbbi iyileşme süresinin 4 ay olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. <br>01/06/2015 tarihi ile 20/02/2019 tarihleri arasında meydana gelen trafik kazaları yönünden hazırlanacak maluliyet raporlarının, bu tarihler arasında geçerli olan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenmesinin zorunlu bulunduğu, davaya konu maluliyet raporunun kaza tarihinde geçerli olan yönetmelik ve hükümleri dikkate alınarak hazırlanmadığı anlaşılmakla raporu düzenleyen aynı kurumdan kaza tarihi olan 17/11/2015 tarihinde geçerli olan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenmesi istenmiş, bu yönetmeliğe göre düzenlenen 09/02/2023 tarihli raporda; davacının, davaya konu olay nedeniyle üst ekstremite engelliliğinin %1, sol gözündeki 10 derece dışındaki görme alanı kaybına dair özürlülük oranının %8 olup, sonuç olarak birden fazla arızasının olması nedeniyle baltazar formülü uygulandığında engellilik oranının %8,9 oranında olup, tıbbi iyileşme süresinin 4 ay olarak kabulünün uygun olacağı belirtilmiştir.<br>Davacıya ait maluliliyet raporlarına ilişkin taraf vekilleri ile  ihbar olunan...Şirketi vekili tarafından itiraz edilerek raporların çelişkili olduğu iddia edilmiş ve yeniden rapor alınması talep edilmiş ise de, mahkememizce alınan ikinci raporun kaza tarihinde geçerli olan yönetmelik hükümlerine göre düzenlenmesine rağmen  önceki raporun geçerli olmayan yönetmelik dikkate alınarak düzenlenmesi nedeniyle raporlar arasında bir çelişkiden söz edilemeyeceği gibi her ne kadar düzenlenen raporlarda açıkça belirtilmese de her iki rapor arasında geçen süre içinde davacının, kalıcı iş görmezliğine konu yaralanmalarının zamanla iyileşir niteliğinin bulunduğu, bu nedenle düzenlenen önceki raporun bu yönden de eksik olup, dikkate alınmasının mümkün bulunmamasına göre her iki rapor arasında bu yönden de bir çelişki bulunduğundan söz edilemeyeceği, ikinci raporda, davacıda oluşan maluliyetin zamanla iyileşeceğine ve davacının maluliyetinin daha da azalacağına veya  sona ereceğine ilişkin bir tespite yer verilmediği, davacının önceki hastalık, ameliyat, tedavi ve maluliyetlerinin bulunduğuna dair dosyada somut bir delil toplanmadığından bu konuda ayrıca bir araştırma yapılmasına gerek bulunmadığı, ayrıca davacının güncel muayenesinin yapılmasının düzenlenen rapor karşısında gerekli olduğuna dair raporda bir tespite yer verilmediği dikkate alınarak, ihbar olunan...Şirketi vekilinin Adli Tıp Kurumu...İhtisas Dairesi tarafından çelişki nedeniyle yeniden rapor alınması ile davacının iyileşme süresinin beklenilmesi, davacının güncel muayenesinin yapılarak rapor alınması ve davacının hastalık, ameliyat, tedavi ve maluliyetlerinin tespit edilmesine ilişkin talebinde haklılık bulunmaması yanında ayrıca davacı vekilinin mahkememizce alınan raporu kaza tarihinde geçerli olan yönetmeliğe göre alınmadığı ve rapora dayanak yönetmeliğin yürürlükten kaldırıldığına ilişkin iddiasında haklılık bulunmadığı anlaşılmakla maluliyet raporuna ilişkin yapılan itirazların reddine karar verilerek yeniden bir maluliyet raporu alınmasına gerek görülmemiş ve mahkememizce kaza tarihindeki geçerli olan yönetmelik hükümlerine göre alınan  09.02.2023 tarihli rapor dikkate alınarak hüküm kurulmuştur. <br>Davalı vekili davaya konu olayda kusurlular ile kusur oranlarının belirlenmesinin zorunlu olduğunu iddia etmiş ise de, davanın niteliği, davaya dayanak olayın içeriği, dava sebepleri ve davadaki sonuç talep dikkate alınarak; davaya konu olayın meydana gelmesinde kusurluların ve kusur oranının belirlenmesine yer ve gerek olmadığı dikkate alınarak davalı vekilinin bu yöndeki isteminin usul, yasa ve uyuşmazlığın niteliğine uygun olmaması nedeniyle reddine karar verilmiş ve davaya konu olayda kusurlular ile kusur oranlarının belirlenmesi konusunda bilirkişi raporu alınması yoluna gidilmemiştir. <br> Davacıya ait aracın, sürücü bölümündeki hava yastığının ayıplı olarak üretilip üretilmediği konusunda görevsiz mahkeme tarafından alınan raporda; 17/11/2015 tarihli kazada, aracın ön kısmından yol kenarındaki ağaca çarparak, sağ ve sol şase kollarının ağır hasar aldığı ve büküldüğü, yolcu ön koltuğunda kimse oturmadığı ve emniyet kemeri bu koltukta olmadığı halde yolcu hava yastığının tetiklendiği ve açıldığı, ancak sürücü hava yastığının açılmadığı, araç içerisindeki sürücünün; bel, omurilik, göğüs, boyun ve kafa kısımlarına gelen negatif ivmelenme ve enerjisi etkisini azaltarak, sürücünün en az şekilde etkilenmesini sağlamak ve yaralanmasını önlemek amacıyla tasarlanmış olan sürücü hava yastığının devreye girmemesi neticesinde  sürücünün kazada göğüs kafesi kemiği ve kaburga kemiklerinin kırıldığı, kırılan kemiğin akciğeri deldiği, sağ el bileğinin kırıldığı, burnu, göz çukuru ve sinus kemiğinin kırıldığı, boyun omurlarında zedelenme olduğu, kazanın oluş şekli, araçtaki hasar ve hasarlanan parçalar, aracın ana şase kollarına darbe gelmesi, yolcu hava yastığının hiç yolcu yokken açılması, sürücünün özellikle göğüs ve boyun kısımlarından ağır yaralanması, aracın kaza esnasında hava yastıklarının açılmasını ve ön gergili emniyet kemeri sisteminin tetiklenmesini sağlayacak düzeyde çarpma anında negatif azalma ivmesinin oluştuğu, bu sistemleri devreye sokacak düzeyde eşik değerin aşıldığı değerlendirildiğinde, sürücü hava yastığının, aracın hava yastığı sistemindeki arıza ve ayıptan kaynaklı olarak açılmadığı, ayıbın  gizli ayıp niteliğinde olduğu belirtilmiş, ek raporda, kök raporda dile getirilen değerlendirmeler korunmuştur. Görevsiz mahkemede düzenlenen raporun, davaya konu kazadan önce aracın önceki hasarları dikkate alınmadan düzenlendiği anlaşılmakla bu konuda tüm belge örnekleri toplandıktan sonra sürücü hava yastığının açılmamasında aracın önceki hasarlanmalarının etken olup olmadığı konusunda bilirkişiden ek rapor alınmış, bilirkişiler 31.01.2022 tarihli ek raporda; önceki tarihli hasarların kök rapordaki değerlendirmelere etkili nitelikte bulunmadığını, hasarlarla ilgili aracın şase kollarında herhangi bir onarım, hasar bilgisi, ve hasar değişimi olmadığının, ayrıca aracın sol ön kısmında hiçbir hasar ve onarımın bulunmadığını, aracın, hava yastığına müdahale edildiğine, hava yastığı sisteminin iptal edildiğine ve hava yastığı devresinde direnç olduğuna dair delil bulunmadığını, bu nedenle kök rapordaki tespit ve değerlendirmelerin doğru olup, herhangi bir değişiklik gerekmediğini bildirmişlerdir. <br>Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, bilirkişi rapor ve ek raporunda yapılan tespit ve değerlendirmeler birlikte değerlendirildiğinde, otomotiv uzmanı bilirkişi Dr. Öğr. Üyesi...in, kök ve ek raporlarda, aracın gizli ayıplı olarak üretilip satıldığına ilişkin tespitinin dosya kapsamı ve toplanan delillere uygun olup, davacıda oluşan yaralanmaların niteliği göz önünde tutulduğunda, sürücü hava yastığının açılmaması nedeniyle davacıdaki geçici ve kalıcı maluliyete yol açan yaralanmaların bu nedenle ağır yaralanmalar olarak oluştuğu açık ve anlaşılır olmakla davalı vekili ve ihbar olunan sigorta şirketi vekili tarafından rapora itiraz edilmiş ise de, bilirkişinin yaptığı tespit ve değerlendirmeleri çürütecek hiçbir teknik, bilimsel bilgi ve belgenin sunulmadığı, itirazlarda haklılık bulunmadığı dikkate alınarak, davacıya ait aracın hava yastığı sisteminin ayıplı olarak üretildiği ve satışının yapıldığı, ayıbın gizli ayıp niteliğinde bulunduğu sabit görülmüş ve bu nedenle davalı, davacının maddi ve manevi zararlarından sorumlu tutulmuştur. <br>Görevsiz mahkeme tarafından alınan aktüer bilirkişi raporunda, davacının iş görmezliğine ilişkin yapılan hesaplamada esas alınan gelirinin, davacının gerçek kazanç ve gelirine uygun olmadığı, meslek odalarından alınan yazılarda soyut olarak belirtilen gelire ilişkin bildirimlere göre değil, davacının kaza öncesi yaptığı iş nedeniyle resmi kurumlara sunduğu belgelere göre gelirinin belirlenerek tazminata esas alınması gerektiği göz önünde tutularak, davacının geliri mali müşavir bilirkişiden alınan raporla belirlenmiş ve bu belirlemeye göre, aktüer bilirkişiden ek rapor alınmak suretiyle davacının talep edebileceği tazminat miktarları hesaplanmış, aktüer bilirkişi son alınan maluliyet raporu, mali müşavir bilirkişi tarafından davacının gerçek gelirine ilişkin rapor, son ek raporun düzenlendiği tarih itibarıyla geçerli olan asgari ücret ve Yargıtay tarafından hesaplamaya ilişkin belirlenen tabloyu dikkate alarak düzenlediği 05/08/2024 tarihli ek raporunda; davacının geçici iş görmezlik tazminatının 4.763,30 TL, sürekli iş göremezlik tazminatının ise  649.961,69 TL olduğunu bildirmiştir.<br>Görevsiz mahkemede alınan raporda, geçici iş görmezlik tazminatı 41.863,07 TL, sürekli iş görmezlik tazminatı ise  947.678,47 TL olarak belirlenip, davacı taraf bu miktarlar üzerinden talebini artırmış olup, alınan son ek raporda hesap edilen geçici ve kalıcı iş görmezlik bedelinin belirlenen bu miktarlardan daha düşük olması nedeniyle davacı tarafın, görevsiz mahkemedeki talep artırım dilekçesi dikkate alınarak,  geçici ve kalıcı iş görmezlik tazminatı istemleri yönünden aktüer bilirkişi dördüncü  ek raporunda belirlenen miktarlar üzerinden maddi tazminata ilişkin davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. <br>Davacı tarafın, görevsiz mahkeme tarafından hükme dayanak olmayacak nitelikte maluliyete ilişkin ilk rapora göre oluşturulan aktüer bilirkişi raporu sonunda belirsiz alacak niteliğindeki maddi tazminatına ilişkin talebinin hükmedilenden daha yüksek miktarda artırmasında mahkemece yapılan hatalı uygulamada davacı tarafın kusurunun bulunmadığı göz önünde tutularak, reddedilen maddi tazminat miktarı yönünden davacı taraf, vekalet ücreti ve yargılama gideri ile sorumlu tutulmamıştır.<br>Davacı tarafın, maddi tazminata ilişkin davası HMK'nun 107.maddesinde düzenlenen belirsiz alacağa konu olacak nitelikte olmasına ve artırılan miktarda dahil olmak üzere hükmolunan maddi tazminata kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesinin mümkün bulunmasına ve davacı tarafça ıslah dilekçesi olarak sunulan talep artırım dilekçesinde, artırılan miktar yönünden de kaza tarihinden itibaren faiz talep edilmesine rağmen görevsiz mahkeme tarafından oluşturulan hükümde, hükmedilen maddi tazminatın 10.000,00 TL sinin kaza tarihinden kalan bölümünün ise ıslah tarihi olan 03/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilip, kararın davacı tarafça istinaf edilmemesi nedeniyle davalı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğduğu dikkate alınarak, mahkememizce hükmedilen maddi tazminatın 10.000,00TL'lik bölümüne 17/11/2015 tarihinden, 639.961,69 TL'lik bölümüne ise 03/10/2017 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmiştir. <br>Davacı tarafın maddi tazminata ilişkin 10.000,00 TL'lik tazminat istemi yargılama sırasında   sürekli iş göremezlik tazminatı yönünden 4.000,00 TL, geçici iş göremezlik tazminatı yönünden 2.000,00 TL, tedavi ve yol giderleri tazminatı yönünden 1.000,00 TL,... plakalı aracın ayıplı hali ile ayıpsız hali arasındaki fark bedeline yönelik talep yönünden 3.000,00 TL olarak ayrıştırılmış ve belirlenmiştir. <br>Davacı tarafın, aracın ayıplı ve ayıpsız değer farkının tahsili istemi açısından bilirkişi rapor ve ek raporu alınmış ve bu konuda talep edebileceği tazminat miktarının belirlenmesi konusunda deliller toplanmıştır. Tedavi ve yol giderleri istemi yönünden ise uzman hekim bilirkişiden rapor alınmasına ilişkin ihtarlı ara kararı oluşturulmuş, davacı tarafça ara kararı gereği verilen kesin süre içinde bilirkişi ücreti yatırılmamış, davacı vekili 13/10/2021 tarihli dilekçesinde tedavi ve yol giderlerinin az miktarda olması nedeniyle usul ekonomisi gereği bilirkişi ücreti yatırmadıklarını bildirmiştir. Her ne kadar dört ayrı tazminat kalemi bulunduğu halde duruşmada oluşturulan maddi tazminat hükmünde davacının geçici ve kalıcı iş görmezlik tazminatı istemlerine yer verilmesine rağmen sehven aracın ayıplı ve ayıpsız farkı bedeli ile tedavi ve yol giderlerine ilişkin maddi tazminat istemlerinin hüküm içinde yer almadığı duruşmadan sonra fark edilmiş ise de, usul hükümleri gereği hükmün değiştirilmesinin veya hükme eklemeler yapılmasının mümkün bulunmadığı, HMK'nun 305/A maddesi uyarınca bu konudaki eksikliğin hükmün tamamlanması yoluyla giderilmesinin mümkün bulunduğu, ancak hükmün tamamlanmasının ve eksik bırakılan tazminat istemleri konusunda hüküm kurulmasının 305/A maddesi gereği tarafların başvurusu ile mümkün bulunduğu, gerekçeli kararın  yazımına kadar taraflarca başvuruda bulunulmadığı dikkate alınarak, bu eksiklik konusunda bu aşamada bir işlem yapılmamış ve  hüküm kurulmamıştır.<br>Davacı, maddi tazminat talebi yanında manevi tazminat talep etmiştir. Davacının, ikinci el olarak satın aldığı aracın hava yastığı sisteminin gizli ayıplı olarak üretilip satılması nedeniyle geçirdiği trafik kazasında hava yastığının açılmamasına bağlı olarak geçici ve kalıcı iş göremezliğine yol açacak nitelikte ve ağır yaralanması nedeniyle manevi tazminat talep etmeye hakkı bulunduğu tartışmasızdır. <br> Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. TBK'nun 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği uygun bir miktar paranın adalete uygun olması gereklidir.<br>Dosyada toplanan tüm deliller, davacının gizli ayıptan kaynaklanan yaralanmasına bağlı olarak oluşan iş göremezlik hali ve iş göremezlik oranı, tarafların sosyoekonomik durumları, paranın genel satın alma gücü, davacıda oluşan maluliyet zaman içinde kısmen iyileşmiş ve  maluliyet oranı düşmüş ise de, kaza sonrası belirlenen maluliyet oranının yüksekliği nedeniyle mesleğini icra ettiği aracını satarak işine son verdiği, buna bağlı olarak yaşadığı maddi kayıplar ve sosyoekonomik durumu ile ilgili davacıda oluşan acı ve üzüntü birlikte değerlendirildiğinde, hiçbir maddi karşılığın, davacının manevi zararlarını gidermesinin mümkün olmaması ile birlikte TBK'nun 56.maddesi hükmü gereği uygun bir miktar paranın, manevi tazminat olarak belirlenmesinin gerektiği dikkate alınarak, davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 125.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerektirici nedenlerle:<br>1-Davanın maddi tazminat istemi yönünden KISMEN KABULÜ ile;<br>4.763,30 TL geçici iş görmezlik tazminatı ile 645.198,39‬ TL kalıcı  iş görmezlik tazminatından oluşan toplam 649.961,69 TL maddi tazminatın, 10.000,00TL'lik bölümünün 17/11/2015 tarihinden, 639.961,69 TL'lik bölümünün 03/10/2017 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,  <br>Davacı tarafın fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin REDDİNE, <br>2-Davanın manevi tazminat istemi yönünden KISMEN KABÜLÜ ile,<br>125.000,00 TL manevi tazminatın  dava tarihi olan 25/04/2016 tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>Davacı tarafın fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin REDDİNE, <br>3-a)Harçlar Kanunu uyarınca maddi tazminat istemi yönünden alınması gereken 44.398.88TL karar ve ilam harcından, peşin yatırılan 6.112,50TL harcın indirilmesiyle geriye kalan 38.286,38TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, <br>b)Harçlar Kanunu uyarınca manevi tazminat istemi yönünden alınması gereken 8.538,75 TL ‬ karar ve ilam harcından, peşin yatırılan 3.627,67 TL harcın indirilmesi ile geriye kalan 4.911,08 TL karar ve ilam harcının, davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,<br>c)-Davacı tarafça maddi tazminat istemi yönünden peşin  olarak yatırılan  6.112,50TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>d)-Davacı tarafça manevi tazminat istemi yönünden peşin  olarak yatırılan 3.627,67TL harcın, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>5-Maddi tazminat talebi yönünden;<br>a-Davacı yararına takdir edilen 101.494,25 TL nispi vekalet ücretinin, yargılama sırasında davalıdan alınarak davacıya verilmesine <br>6-Manevi tazminat talepleri yönünden;<br>a-Kabulüne karar verilen manevi tazminat talebi yönünden; davacı yararına A.A.Ü.T'nin 10 ve 13.maddeleri uyarınca takdir edilen  30.000,00TL nispi vekalet ücretinin, davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>b-Reddine karar verilen manevi tazminat talebi yönünden; Reddedilen manevi tazminat talebi yönünden, davalı yararına yararına A.A.Ü.T'nin 10 ve 13.maddeleri uyarınca takdir edilen 30.000,00 TL nispi vekalet ücretinin, davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>7-Davanın kısmen kabulüne karar verilmesi nedeniyle davacı tarafça, görevsiz mahkemede ve mahkememizde yapılan yargılama boyunca yapılan 54,40-TL başvurma harcı, 484,00 TL elli iki adet elektronik tebligat gideri, 586,30 TL otuz bir adet posta ücreti, 2,00 TL üç müzekkere gideri, 5.400,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 6.526,70 TL'nin 2/3'ünün karşılığı olan 4.351,13-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 1/3'ünün karşılığı olan 2.175,56-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, <br>8-Davalı tarafından yatırılan gider avansından harcama yapılmadığı dikkate alınarak bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına,<br>9-Davacı ve davalı tarafından peşin olarak yatırılan gider avansından, harcanmayan gider avansının HMK'nun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,<br>Davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı,  İhbar Olunan ... Sigorta şirketi  ile İhbar olunan... şirketinin yokluğunda HMK'nun 343 ve 345. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verilecek bir dilekçe ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/10/2024\t<br><br>Başkan...<br> e-imzalı <br>Üye...<br> e-imzalı <br>Üye ...<br> e-imzalı <br>Katip ...<br>e-imzalı  <br> <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3c4303cca9591e91008d816403d82066","SID":"741d6232e4f6b3bf"}}