{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>3. HUKUK DAİRESİ<br>ESAS NO: 2023/2951 <br>KARAR NO: 2024/1738<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 18/01/2022<br>NUMARASI: 2018/541 E - 2022/17 K<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit <br>KARAR TARİHİ: 11/06/2024<br>Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın  istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ;  davalının haksız ve kötü niyetli olarak davacıya 8.171,03 TL borç çıkardığını, davalı kurumun üzerine düşen görevleri yapmadığı için oluşan elektrik tüketim kaybını davacıya yansıtmak istediğini, davacının babası tarafından ... Mah, ... caddesi, ... İş Merkezi, No:..., Avcılar/ İstanbul adresinde bulunan dükkanı 01/05/1995 tarihinde kiralandığını, yapılan kira kontratında davacının kefil sıfatı ile gösterildiğini, kira kontratındaki imzanın davacıya ait olmadığını, kira kontratının 01/05/1995 tarihli olmasına rağmen ... tesisat nolu aboneliğin 06/11/1993 tarihinde yapıldığını, bu durumun bile tek başına abonelik işlemlerinin usulsüz yapıldığını gösterdiğini, bu nedenle davacı adına borç tahakkuk ettirilemeyeceğini, ayrıca davacının babasının 01/04/1995 tarihinde dava konusu adreste işe başladığını, 31/12/1995 tarihinde işi terk ettiğini, toplamda 8 ay gibi bir süre ticari faaliyette bulunması göz önüne alındığında davacıya davalı kurum tarafından yansıtılan elektrik borçlarının 2010-2014 yılları arasında olduğunu belirterek davacıya karşı davalı kurum tarafından icra takibi başlatılması söz konusu olduğundan öncelikle teminatsız olarak tedbir kararı verilmesini, tedbir kararı içeriğine göre davacının ikamet ettiği adreste bulunan elektrik aboneliğine ilişkin elektriğin kesilmesi girişiminin önlenmesine, davanın kabulü ile davalı firmaya davacının borçlu olmadığının tespitine, davacı adına borç tahakkuku çıkaran davalı kurumun kötü niyetli hareket ettiğinden %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına   karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından 16/11/1993tarihinde ticarethane-büro-yazıhane tarifesi üzerinden abonelik sözleşmesi imzalandığını, bu tarihten itibaren davacının davalı şirketten elektrik hizmeti aldığını, davacının abone olduğu adreste ticari bir iş yaptığını, davalı şirket tarafından dağıtırlan elektriğin davacı tarafından ticari bir faaliyette kullanıldığını, taraflar arasında imzalanan abone sözleşmesinin halen devam ettiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin özel hükümler başlıklı 4. Maddesinde belirtildiği üzere abonenin elektrik sözleşmesini fesih ettiğini beyan etmediği sürece aboneliğin olduğu adrese elektrik hizmetinin alınmasından kaynaklı tüm borçları  ödemeyi kabul ettiğini, davacının yaptığı elektrik ödemelerinde de hiç bir ihtirazi kayır ve itirazda bulunmadığınıi davacının yapılan bir sözleşmeye dayanarak kendisine gönderilen faturaları kabul ettiğini ve bir kısmını aksatsa bile bunları ödediğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davacının davasının görev yönünden reddine, göreve ilişkin itirazları kabul edilmez ise davanın esastan reddine, davacının %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına  karar verilmesini istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda ;  davacı tarafından 06.11.1995 tarihli abonelik sözleşmesi altındaki imzanın kendisine ait olmadığı iddiası ile davalı aleyhine Mahkememizde iş bu menfi tespit davası açıldığı, görevsiz mahkeme tarafından yapılan yargılama sırasında bilirkişiden alınan raporda  şahsın zaman içinde atmış olduğu veya namına atılmış, üç/dört farklı imza/parafları olduğu, genel olarak \"S” benzeri bir şekille başlayan imzanın üç veya iki aşamada oluştuğu, benzerlik açısından, 01 Mayıs 1995 tarihli kira kontratosundaki kefil olarak atılan imzanın, 11 Temmuz 1983 Pasapart istek formundaki imzanın; 06/11/1995 tarihli abone sözleşmesindeki imzalar ile işleklik, yapılış biçimi, tekrarları, baskı izleri, işleklik ve eğimleri açısından aynı el ürünü imza ve paraflar olduklarının tespit edildiği gerekçesiyle ,  DAVANIN REDDİNE  karar verilmiştir.<br>Mahkemece verilen kararı,davacı vekili  istinaf etmiştir.Davacı  vekilince verilen  istinaf dilekçesinde özetle; Dava konusu abonelik sözleşmesinin bulunduğu adreste müvekkili adına iş yerinin olmaması, aboneliğin olduğu iş yerinin müvekkilin babasına ...'na ait olması, müvekkilin babasının söz konusu iş yerinde, Avcılar Vergi Dairesinin 13.06.2014 tarih ve ... sayılı cevaben yazısında belirtildiği üzere;  01.04.1995 tarihinde işe başladığı ve 31.12.1995 tarihinde ise iş yerini terk ettiği yani, müvekkilin babasının aboneliğin olduğu adreste 1995 yılında sadece yaklaşık 8 ay süre ile faaliyette bulunduğu, davalı kurumca borç tahakkuk edilen dönemlerin ise 2010-2014 yıllarına ilişkin olduğu, dolayısı ile davalı kurumca icra takibi yapılan faturaların müvekkilimin babasının kullanımında olmayan bir döneme ait elektrik borçları olduğu hususları  dosya kapsamında sabit olmasına rağmen, yerel mahkemece dikkate alınmadığı, diğer yandan, Kira kontratı 01.05.1995 tarihli olmasına rağmen ... tesisat no.lu aboneliğin  ise nasıl olduysa 06.11.1993 tarihli olduğu, bu durumun bile tek başına abonelik işleminin usulsüz yapıldığının göstergesi olduğu, söz konusu iş yerine ait kira kontratındaki imza ile elektrik aboneliğine ilişkin sözleşmede bulunan imzaların müvekkiline ait  olmadığı, bu hususta yapılan 27.09.2017 tarihli bilirkişi incelmesinde kesin ve net olarak abonelik sözleşmesinde yer alan imzanın müvekkilinin eli mahsulü olduğunun tespit edilemediğini, bilirkişinin  \"dava dosyasındaki imzalar ... eli ürünü kabul edildiğinde bu sonuca ulaşıldığı\" belirtmiş ancak bu sonuca ulaşırken  müvekkilinin babası ... imzaları ve yazıları  ile karşılaştırılmasının önemli olduğunun  belirtildiği, dolayısı ile 06.11.1993 tarihli abone sözleşmesi üzerindeki imzanın müvekkilinin eli ürünü olup olmadığı konusunda kesin bir tespit yapılamadığının  açıkça ortada olduğu, mahkemenin kararına dayanak yaptığı bilirkişi raporunun  hüküm kurmaya elverişli olmadığı, zararın artmasında davalı firmanın açık kusuru bulunduğu,  müvekkilinin  abonelik sözleşmesini sonlandırmadığından bahisle 2010-2014 yıllarını kapsar elektrik borcundan müvekkilinin  sorumlu tutulduğunu, davalı kurum uygulamada 1 ay elektrik ödemesi yapılmama durumunda elektrik kesintisi yoluna gitmekteyken, dava konusu olayda yaklaşık 4 yıl boyunda elektrik ödemesi almamasına rağmen elektrik kesintisi yapmaması hayatın olağan akışına ters düştüğü,üvekkilinin  babasınına ait vergi kayıtlarına göre  talep edilen dönemde müvekkilinin babasına ait iş yeri  aboneliğe bağlı adreste bul bulunmadığından , elektrik tüketiminden müvekkillinin sorumlu tutulamayacağını,davalı alacaklının alacağını yapıldığı iddia edilen elektrik abonelik sözleşmesine dayandırdığını,oysa abonelik sözleşmesinde yer alan imzanın müvekkilinin  eli mahsulü olup olmadığının kesinlik kazanmadığı, bu durumda alacağa dayanak yapılan sözleşmede yer alan imzanın müvekkilinin  eli ürünü olup olmadığının ispat yükümlülüğünün  davalı firmaya ait olduğu, davalının  ispat yükümlülüğünü yerine getirmediğinden, abonelik sözleşmesine dayalı borçtan müvekkilinin sorumlu olması hukuken mümkün  olmadığı, kararın usul ve hukuka aykırı olduğu  ileri sürülerek,kaldırılması istenmiştir. HMK.nun 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan  inceleme  sonucunda; dava ,  menfi tesbit  talebine ilişkindir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre ; dava konusu işyeri aboneliğinin davacı adına kayıtlı bulunduğu ,ekli kira sözleşmesinde davacının kefil olarak isim ve imzanın yer aldığı görülmektedir. Davacı sözkonusu belgelerdeki imzaların kendisine ait olmadığını ve borçlu olmadığını ileri sürerek bu davayı açmıştır. 6100 sayılı HMK'nun 211. maddesinde “(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir: a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir. b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli  imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.” hükmüne yer verilmiştir. İmza incelemesine esas alınacak karşılaştırma belgelerinin, abonelik sözleşmesi  tarihinden önce atmış olduğu imzaları içermesi gereklidir. Görevsiz mahkeme tarafından 06/11/1993 tarihli abone sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olup olmadığına yönelik olarak Marmara Üniversitesi Grafik bölümünden  alınan  bilirkişi  raporunda  sonuç olarak\"... Şahsın zaman içinde atmış olduğu veya namına atılmış, üç/dört farklı imza/parafları olduğu,genel olarak \"S” benzeri bir şekille başlayan imzanın üç veya iki aşamada oluştuğu,Benzerlik açısından,01 Mayıs 1995 tarihli kira kontratosundaki kefil olarak atılan imzanın,11 Temmuz 1983 Pasapart istek formundaki imzanın;06/11/1995 tarihli abone sözleşmesindeki imzalar ile İşleklik, yapılış biçimi, tekrarları, baskı izleri, işleklik ve eğimleri açısından aynı el ürünü imza ve paraflar oldukları,\" tespit ve görüşü bildirilmiştir. Sözkonusu rapora davacı tarafça itiraz edilmesi üzerine, mahkemenin  16.11.1995 tarihli abone sözleşmesi üzerindeki imzanın davacının eli ürünü olup olmadığının tespiti talebi üzerine  İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından sunulan raporda sonuç olarak \"...'nun inceleme konusu sözleşmenin düzenlenme tarihine yakın ve tercihen bu tarihten önce başka amaçlarla atmış olduğu bol ve samimi imzalarını içerir belgelerin; muhtarlıklar, noterler, bankalar, seçim kurulları, tapu ve vergi daireleri, nüfus müdürlükleri, evlendirme dairesi, dernekler ve vakıflar, vb. gibi çeşitli kurum ve kuruluşlardan temin edilerek mevcutlar ile birlikte kurumumuza gönderilmesi\"  şeklinde cevap verilmiştir. Mahkemece, davacı vekiline müvekkiline ait 1993 yılından öncesine ait imza örneklerinin bulunduğu kurum ve kuruluşları bildirmesi için 2 haftalık süre verilmesine, bildirildiği takdirde ilgili kurum ve kuruluşlara müzekkere yazılarak davacıya ait ıslak imzalı evrak asıllarının istenmesine karar verişmiş olup davacı vekili tarafından bildirilen kurumlara yazılan müzekkereye olumsuz cevap verilmiş olduğu,bu sebeple  Mahkeme tarafından davacı vekiline müvekkilinin 1993 tarihin öncesine ait imzasının bulunduğu yeni kurumları bildirmesi için 2 haftalık süre verilmesine karar verilmiş ise de ,davacı vekili tarafından 13.04.2021 tarihli duruşmada  müvekkilin ev hanımı olup, yeterli miktarda resmi kurum ve kuruluşlarda 1993 yılı öncesi ıslak imzası gelen yazı cevaplarına göre bulunmadığı bildirilmiştir. Bunun üzerine mahkemece ,yargılamada görevsiz mahkemece aldırılan imza incelemesi raporu esas alınarak karar verilmiştir. Her ne kadar imza incelemesine esas alınacak karşılaştırma belgelerinin, abonelik sözleşmesi  tarihinden önce atmış olduğu imzaları içermesi gerekli ise de ,  mahkemece davacının evlenmesi sırasında evlenme müracaat belgelerinde ,evlenme  kütüğünde atılmış imza asıllarının olup olmadığı ilgili nüfus müdürlüğündan sorulup araştırılarak, temin edildiği takdirde sözkonusu belgeler dosyaya eklenmek suretiyle ve belge temin edilemediği takdirde  mevcut dosya kapsamına göre 1993 yılından önce atılmış imzaları içeren belge teminindeki  fiili imkansızlık olduğu anlaşılmakla ,bu durumda itiraz sebebyile bu durum bildirilmek suretiyle mevcut belgelere göre  Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulu/Dairesinden  rapor alınması, imzanın davacıya ait olup olmadığının  belirlenmesi  gereklidir. Diğer yandan ; dava menfi tesbite ilişkin olmakla,bu durumda imzanın davacıya ait olduğu tesbit  edildiği takdirde ise ,uzman bilirkişi vasıtası ile  borç miktarının hesaplanması gereklidir. Bu sebeplerle , Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın, HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmesi geremmiştir.<br>K A R A R: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın, HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasıyla,yukarıda açıklanan şekildi  yeniden yargılama yapılıp bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, Peşin alınan istinaf karar harcının istinaf edene isteği halinde iadesine, İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine, Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.11/06/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1db64cc06084dbe7776a6d0223f3cfe1","SID":"004f680b339bf509"}}