{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/2361 <br>KARAR NO: 2024/141<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2018/983 <br>KARAR NO: 2020/24 <br>KARAR TARİHİ: 14/01/2020<br>DAVA: Tazminat (Rücuen Tazminat)<br>KARAR TARİHİ: 07/02/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>DAVA  Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkiline ait ... ilindeki ...  Projesinin önceki ana yüklenicisi olan ... A.Ş.'nin bir kısım işleri eksik bıraktığını, eksik kalan işlerin tamamlanması için davalı ile 3 ayrı sözleşme imzalandığını, bu sözleşmeler kapsamında davalının önce ... sicil nosu ile asıl işveren müvekkili şirketin alt işvereni olarak, bir süre sonra ise ... işyeri sicil nolu ana işveren olarak işçi çalıştırdığını, davalı yüklenicinin 10 (on) işçisi tarafından müvekkili şirket aleyhine Karşıyaka İş Mahkemelerinin muhtelif esaslarında açılan işçilik alacağı davalarında; müvekkili şirket asıl işveren olarak kabul edilerek 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6 maddesi uyarınca alt işverenin işçilerine karşı olan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulduğunu ve anılan kararların kesinleştiğini, Mahkeme hükmü ile tespit altına alınan işçilik alacaklarının bir kısmının icra takip dosyalarına, bir kısmının ise işçilerin vekilleri ile imzalanan protokoller uyarınca ödendiğini, toplam ödenen miktarın 519.835,69 TL olduğunu, Taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin 18 ve 19. maddelerinde işçilerin tüm işçilik alacaklarının muhatabının davalı şirket olarak belirlendiğini, bu nedenle davalıya ayrı ayrı, tüm bilgi ve belgeleri ile ihbar edilerek işçiler için yapılan toplam ödemenin davalı şirket nezdindeki çalışma dönemlerine tekabül eden 114.258,87 TL'sinin müvekkili şirket hesabına nakden ve defaten ödenmesinin talep edildiğini, yazıların 9 adedinin 03/12/2018 tarihinde, 1 adedinin 06/12/2018 tarihinde tebliğ edildiğini ve alacaklarının 14/12/2018 tarihi itibariyle muaccel hale geldiğini ancak bugüne kadar bir ödeme gerçekleştirilmediğini, bunun üzerine 18/12/2018 tarihinde davalının müvekkili şirket nezdinde bulunan 16.573,28 TL nakit teminatının gelir kaydedildiğini, bakiye 97.685,59 TL alacak için işbu davanın açıldığını beyan ederek; 97.685,59 TL rücu alacaklarının muaccel hale geldiği 14/12/2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalıya usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen cevap dilekçesi sunulmamıştır. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; ''Asıl işveren tarafından alt yüklenici çalışanlarına ödenen işçilik hak ve alacaklarının rücuen tazmin edilmesi taleplidir.18.11.2019 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davacı şirkete ait ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerinin yasal süresinde TTK hükümlerine göre usulüne uygun tasdik edildiğini, defterlerin birbirini teyit ettiğini, davacı şirketin ticari defter kayıtlarına göre davacı şirket işçilere 523.594,16 TL ödeme yaptığını, davacı şirketin rücu bedeli olarak belirttiği 114.258,87 TL tutardan gelir olarak kaydedilmiş nakit teminat miktarı olan 16.573,28 TL nin mahsubu neticesinde 97.685,59 TL yi rücu edebileceği sonuç ve kanaatine varıldığını belirtmiştir.Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; davacı ve davalı şirketin imzaladığı 25.07.2014 tarihli  ilk sözleşmenin 19.h maddesi uyarınca; yüklenicinin sözleşme konusu işte sigortalı işçilerin sigorta primi, ücret vb. İş  Kanununa dayalı haklarının ödenmediğinin işveren tarafından tespiti halinde İşveren'in işçi ücretlerini doğrudan işçilere ve Sgk primlerini kuruma ödeyerek Yüklenici hak edişinden kesmeye hakkı bulunduğunu kabul ve beyan ettiğini hüküm altına almıştırlar. Taraflar arasında imzalanmış sözleşmeler kapsamında belirlenmiş rücu oranı açıkça gösterilmemiş olmakla beraber  davacı şirketin çalıştırılacak işçilerle ilgili işe başlama, çalışma koşulları, denetleme, mali haklarının ödenmesi ile ilgili denetim ve kontrolü tamamen elinde bulundurduğu, davalı şirketin çalıştırdığı işçilerin fiili işçilik dışında sair tazminat haklarından sorumlu olacaklarını bilebilecek durumda oldukları ancak davacı şirketinde asıl işveren durumunu muhafaza etmesi dikkate alındığında doğan zararlardan tarafların yarı yarıya sorumlu olduğu benimsenen bir ilkedir. (Bu yönde Yargıtay 13. HD. 2016/23239 E. 2018/5727 K. 10.05.2018 Tarihli içtihadı) Bu doğrultuda Davacı şirketin davalı şirketten talep ettiği miktarlar göz önüne alındığında talep edilen rücuen tazminat miktarları uygun bulunmuş olup taleple bağlılık ilkesi gereğince...\"\"Davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın kabulü ile 97.685,59 TL'nin temerrüt tarihi 14/12/2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile beraber davalıdan alınarak davacıya verilmesine\" karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 2011 yılından beri davacı ... Şirketi'ne ve onun alt işvereni olan ... Anonim Şirketi'ne bağlı olarak çalışan işçilerin bir kısmını 2014 yılında ...Şirketi ile yaptıkları üst yüklenici-alt yüklenicilik sözleşmesi kapsamında kendine ait işyerinde yaklaşık 18 aylık bir süre boyunca çalıştırdığını, müvekkilinin sözleşmenin gereği işi layığı ile yerine getirdiğini ve 06/04/2015 tarihinde imzalanan İş Tasfiye Tutanağı ve ... ve Halkalı Bakiyesi başlıklı belgeden de anlaşılacağı üzere sözleşme ücreti olan 420.899,07 TL'nin 371.598,92 TL'sini aldığını, kalan 49.300,15 TL'lik ücretin ise davacı şirket tarafından nakdi teminat olarak uhdesinde tutulduğunu, müvekkilinin sözleşme kapsamında çalışan işçilerin tüm işçilik hak ve alacaklarını eksiksiz bir şekilde ödeyerek işçilerden ibraname aldığını, işçilerin müvekkiline karşı herhangi bir takip ya da işçilik davası açmamış olmasının da bunun en büyük göstergesi olduğunu, davaya konu alacakların müvekkilinden önceki ve sonraki zamanlarda ... Şirketi ve üst yüklenici ... Yapı Şirketine bağlı olarak çalışan işçilerin hak ve alacaklarından oluştuğunu, Davacı şirketin kendisine karşı açılan işçilik davalarını müvekkiline ihbar etmediği, hiçbir şekilde bilgi vermediği, müvekkilinin işbu dava ve takiplerde kendisini savunmasını engellediği, kendi lehine olan itiraz ve defileri ileri sürmesine olanak tanımadığı için işbu rücu davasının hukuki dayanaktan yoksun ve haksız olduğunu, Kabul anlamına gelmemekle birlikte dava konusu miktardan müvekkili şirketin sorumlu tutulabileceği düşünülse dahi 2014 yılında taraflar arasındaki ilişki sona erdiğinde davacı şirket tarafından sözleşme ücretinin 16.573,28 TL'si değil 49.300,15 TL'lik kısmı nakdi teminat olarak uhdesinde tutulduğu için 49.300,15 TL nakdi teminat bedelinin 2014 yılından itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte hükmedilen tazminat tutarından mahsup edilmesi gerektiğini ve teminatın faizi ile birlikte hükmedilecek tazminatı fazlasıyla karşılayacağını beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır.Dava, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmeleri gereğince, dava dışı işçilere ödenen işçilik alacaklarının, davalıdan sorumluluğu oranında tahsili istemine ilişkindir. Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş yüklenici işçisi tarafından yerine getirilecektir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesinde; \"Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.\" hükmü bulunmaktadır. Dava konusu olayda davacı ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davalı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeriyle ilgili olarak İş Kanunundan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusudur ve işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla getirilmiş olan sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir. Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 167. maddesi \"Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.\" şeklinde düzenleme mevcut olup, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için taraflar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesi, teknik şartname ve genel şartnamelerinin sorumluluğa yönelik hükümleri ve genel hukuk prensipleri dikkate alınarak bir sonuca gidilmesi gerekmektedir. Tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme ve şartname hükümlerinde işçi alacaklarından kimin, ne kadar sorumlu olduğuna ilişkin hüküm varsa bu hükümler tarafları bağlar. Hizmet sözleşmelerinde, ihale evraklarında teknik ve idari şartnamelerde ve taraflar arasında karşılıklı düzenlenen diğer belgelerde yüklenici şirketin sorumluluğuna ilişkin açık hüküm olan hallerde, asıl işveren ödemiş olduğu miktarın tamamını, ilgili alt işverenden rücuen tahsilini talep edebilirken alt işverenin, asıl işverenden rücu imkanı yoktur. Sözleşme değerlendirilirken işçinin çalıştığı dönemlere ilişkin sözleşme hükümleri dikkate alınmalıdır. Buna göre, son alt işverenin alacağın tamamından sorumlu tutulamayacağı, tamamından sorumlu olmasının İş Kanunu gereği yalnız işçiye karşı olduğu, işçiyi çalıştırmış olan alt işverenlerin her birinin dava dışı işçiyi çalıştırdığı dönemi kapsayan kısmından sınırlı sorumlu olacağı dikkate alınmalıdır. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 24/05/2018 tarihli 2015/38873 E. 2018/6205 K., yine aynı Daire'nin 31/05/2018 tarihli 2016/2779 E. 2018/6452 K., 11/05/2017 tarihli 2016/7790 E. 2017/5936 K. sayılı ilamları)Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 25/01/2021 tarihli 2019/2330 E. 2021/175 K. sayılı kararı; ''İş Kanunu'na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmasına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması  sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir.İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği  bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir.Hizmet alım ihaleleri aynı yüklenici tarafından alındığı gibi, değişik yükleniciler tarafından da alınabilmektedir. Bu halde işyeri devri suretiyle işçiler yeni yükleniciye devredildiği için hizmet akitleri kesintiye uğramadan devam etmekte ve işçilik alacakları da bu doğrultuda hesaplanmaktadır. İşçiye ödenen kıdem tazminatı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanmakta olup bu kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumludurlar. Yıllık izinler kullanılmadığı taktirde iş sözleşmesinin feshi ile ücrete dönüşmektedir. Sözleşmeyi feshedenin son yüklenici olduğu ve yıllık izinlerinde bu fesih ile ücrete dönüştüğü gözönüne alındığında yıllık izin ücretinden son yüklenici  sorumlu olacaktır.İhbar tazminatından son işveren sorumludur. Bunların dışında hafta tatil ücreti, ücret alacağı, fazla mesai ücreti gibi işçiye ödenen tazminatlardan yükleniciler işverene karşı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumlu olacaklardır.İşveren tarafından bu ödemelerin feri mahiyetinde yapılan ödemeler de ayrı esasla yüklenicilerden tahsil edilebilecektir...'' şeklindedir. İşçilik  ücretlerden asıl işveren ve alt işverenin sorumlulukları yönünden Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. ve 14. Hukuk Daireleri arasında çıkan uyuşmazlıkta Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 05/05/2023 tarihli 2023/1118 E. 2023/1683 K sayılı kararı ile; \"...Somut olaya gelince; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7'nci Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14'ncü Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlık, az yukarıda yer verilen emsal Yargıtay ilâmı doğrultusunda giderilmelidir. Dairemiz'in istikrar kazanan uygulamalarında da belirtildiği gibi, hizmet alımına ilişkin sözleşmelerde, hizmetin yüklenicinin (alt işveren) işçileri tarafından yerine getirilmesi kabul edildiğinden, asıl işverenin yüklenicinin (alt işveren) işçileri ile herhangi bir organik bağı bulunmamaktadır. Hizmet alımına ilişkin tip sözleşmelerde, işçilik ücretleri arasında işçilere ait özlük haklarının tümü belirlenmekte ve bu şartlarla sözleşme imzalanmaktadır. İş Kanunu'nda, işçiyi korumak amacıyla düzenlenmiş olan asıl işveren ve alt işverenin (yüklenici) müteselsil sorumluluğuna ilişkin düzenlemenin taraflar arasındaki hizmet sözleşmelerinde iç ilişki bakımından uygulanması mümkün değildir. Hizmet alım sözleşmelerinde, işçilerin özlük hakları ile ilgili olarak yüklenici (alt işveren) lehine herhangi bir hüküm bulunmaması durumunda, yüklenicinin (alt işveren) işçisi ile organik bir bağı olmayan asıl işveren,  işçilerin özlük haklarından sorumlu tutulmamalıdır. Bu itibarla, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7'nci Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14'üncü Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlığın, asıl işverence yüklenicinin (alt işveren) işçilerine ödenen ücretlerden yükleniciyi (alt işveren) tamamen sorumlu tutan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin uygulaması doğrultusunda giderilmesi gerekmiştir...\" şeklindeki uyuşmazlığın giderilmesine karar verilmiştir. Emsal karar, TBK'nın 167. maddesinde yer alan \"...borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça...\" hükmü çerçevesinde değerlendirildiğinde, kararda da ifade edildiği gibi hizmet alımına ilişkin sözleşmelerde işçilik ücretleri arasında işçilere ait özlük haklarının tümü belirlendiği ve bu şartlarla sözleşme imzalandığı için  işçiye ödenen dava konusu bedellerden asıl işverenin de sorumlu olduğuna dair bir hüküm yer almadığı takdirde asıl işverenin sorumluluğuna gidilemeyecektir. Taraflar arasında imzalanan hizmet sözleşmelerinde, davacı işverenin sorumluluğuna dair bir hükme yer verilmediğinden, davalı şirket işçileri çalıştırdığı döneme isabet eden işçilik alacakları nedeniyle sorumludur. Dava dilekçesinde 10 işçinin işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açmış oldukları davalara dair bilgilere yer verilmiş ise de mahkemece ilgili dosyalar getirtilerek incelenmemiştir. Bilirkişi raporunda dava dilekçesindeki miktarlar aynen yazılarak davacının 97.685,59 TL'yi talep edebileceği belirtilmiş ancak işçilerin hangi tarihler arasında davalı nezdinde çalıştıkları tespit edilmediği gibi bir hesaplama da yapılmadığından bu sonuca nasıl ulaşıldığı anlaşılamamıştır. Bu nedenle mahkemece hükme elverişli olmayan rapora dayalı olarak ve eksik inceleme neticesinde karar verildiği sabittir. Açıklanan nedenlerle; dava dilekçesinde belirtilen her bir işçi yönünden ilgili iş mahkemesi dosyalarının getirtilmesi, davacı tarafça icra yoluyla yada haricen yapıldığı belirtilen ödemelerin teyidi yönünde gerekli yazışmaların yapılması, işçilerin davalı nezdinde hangi tarihler arasında çalıştıklarının tespit edilmesi, yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde ödenen işçilik alacakları nedeniyle davalının sorumlu olduğu miktarların her bir işçi yönünden ayrı ayrı olacak şekilde tespit edilmesi için konusunda uzman yeni bir bilirkişiden rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı tarafın istinaf başvurusunun KABULÜ ile, İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/983 E. 2020/24 K. sayılı 14/01/2020 tarihli kararının HMK'nın 353/1a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,3-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 4-Davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 07/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fb32b556e6aab6e7","SID":"321566cd789f4d06"}}