{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1748 <br>KARAR NO: 2024/150<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23.05.2023<br>NUMARASI: 2022/973 E. -  2023/578 K.<br>DAVANIN KONUSU: Hisse Devrinin İptali, Tespit ve  Hisse Bedelinin Tahsili<br>Taraflar arasındaki hisse devrinin iptali ve alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davalı şirket ve davalı ...  yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... yönünden zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin davalı şirkete %50 hissesi ile 03.09.2004 tarihinde ortak olduğunu,  daha sonra  05.02.2010 tarihinde hissesini davalı ...'a devrettiğini, ancak bu devir sonrası müvekkilinin bu güne kadar ödeme alamadığını, müvekkilinin kardeşleri ile birlikte ortak aldıkları taşınmazları, diğer hissedar kardeşleri ile davalı şirketin kuruluşu ve sermaye edinimi için ilgili bankalardan  kredi çekmek ve ipotek etmek için kullandıklarını, ancak bunun karşılığında kendisine söz verilen hiç bir ödemenin gerçekleştirilmediğini, davalı şirketin bulunduğu binanın müvekkili ve kardeşlerine ait taşınmazların üzerine banka ipoteği konularak çekilen kredilerle satın alındığını, bu işlemler ile davalı ...'ın ilgilendiğini, resmi olmayan yönetici olduğunu, kendisine ve diğer kardeşlerine verdiği sözleri yerine getirmediğini, davacının kendisine taahhüt edilen bedelleri istediğinde sürekli karşısına başka birilerinin yetkili olarak çıktığını, yaptıkları araştırmada sürekli ortakların değiştiğini,  devir işlemlerinde usulsüzlük yapıldığını, devir bedellerinin ödenmediğini, tüm kararları davalı ...'ın verdiğini, diğer ortakların paravan ortak olduğunu öğrendiklerini, davalı ...'ın davacı ile diğer ortakların intikal ile kazandığı taşınmazlar aracılığı ile elde ettiği gelirlerle kurduğu  davalı şirkete ait hisseleri diğer davalı üçüncü kişilere muvazaalı olarak devrettiğini ileri sürerek, hisse devirlerinin iptali ile kuruluş ana sözleşmesindeki %50 oranında davacının hissedar sayılmasına, aksi takdirde fazlaya ilişkin hakları  saklı kalmak üzere davacı hissesine düşen bedelin güncel mali değer üzerinden hesaplanarak dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalılardan  alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, savunmasında özetle; müvekkili davalının, davacıya ait  hisseyi Büyükçekmece ... Noterliğinin 25.01.2010 tarih ve ... yevmiye numaralı devir senediyle satın aldığını ve diğer davalı şirkete ortak olduğunu, bu şirketin hissesinin devrine ilişkin şirket ortakları arasında da 25.01.2010 tarihli ortaklar kurulu kararının da mevcut olduğunu, müvekkilinin satın aldığı bu hissesini daha sonra Büyükçekmece ... Noterliğinin  13.05.2013 tarih ve ... yevmiye sayılı  devir senediyle dava dışı ...'a devrettiğini, davacıdan hissesini 25.01.2010 tarihinde devraldığını ve davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, ayrıca devrin resmi senetle yapıldığını ve muvazaalı işlem bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin davalı şirkette hiç bir zaman ortak olmadığını ve davacının payını da almadığını, davacı yanın diğer hissedarlarla birlikte şirketin kurulumu ve sermaye edinimi için bankalardan kredi çektiği, karşılığında ipotek verdiği ve kendisine ödeme taahhüdünde bulunduğu yönündeki  iddiaların hiç birinin müvekkili ile alakalı olmadığını, müvekkilinin, davacı tarafa bu konuda herhangi bir taahhütte bulunmadığı gibi davacıdan da herhangi bir hisse satın almadığını, şirketin tüm işlerini müvekkilinin yönettiği yönündeki iddiaların da doğru ve somut iddialar olmadığını, davacı şirketten hisselerini satmak suretiyle 2010 tarihinde ayrılmış ve bu tarihe kadar da herhangi bir iddiada bulunmamış olan davacının iddialarının tümünün zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin şirkette hissedar olmaması sebebiyle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.  Davalı ... Ticaret Ltd. Şti.vekili, savunmasında özetle; şirketin adına kayıtlı taşınmazın davacı ve kardeşleri tarafından ortak alındığı şirketin kurulumu ve sermaye edimi için bankalardan kredi ve ipotek alındığı ve bunun karşılığında davacı yana taahhütte bulunulduğu hususlarında şirketi bağlayan herhangi bir sözleşme mevcut olmadığını, hisse devirlerinin usulüne uygun olarak ve gerekli yasal prosedüre uygun şekilde yapıldığını, gerekli tescil ve ilanın yapıldığını, davacının Büyükçekmece ... Noterliğinin 25.01.2010 tarih ve ... yevmiye numaralı devir senediyle hissesini davalı ...'a devrettiğini, bu devre ilişkin olarak  25.01.2010 tarih ve 2010/01 Karar sayılı ortaklar kurul kararı alındığını ve davalı ...'ın 5 yıllığına şirket müdürü olarak seçildiğini, ortaklar ...'ın da hissesini aynı tarihte dava dışı ...'a devrettiğini, hali hazırda şirket ortaklarının ... ve ... olduğunu,  davacının iddialarının soyut olduğunu, şirketten ayrıldığı tarih itibariyle bugüne kadar şirkete herhangi bir başvurusu bulunmadığını, bu nedenle iddialarının zaman aşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"Dava,  davacının, davalı ... San. Tic. Ltd Şti ye ait hisselerini davalı ...'a verdiği vekaletname ile diğer davalı ...' a devir etmesi sonucu hisse devrinin muvazaa nedeniyle iptaline, olmadığı takdirde şirketin güncel değeri üzerinden hisse devir bedeli taleplerinin sübut ve miktarı noktasında toplanmış olduğu görüldü. Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (resen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (resen) gözetir. Az yukarıda değinildiği gibi taraf sıfatı, usul hukukuna değil maddî hukuka ilişkin bir sorundur; diğer bütün maddi hukuk sorunlarında olduğu gibi, dava şartı değildir. Taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (defi değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hâllerinde olduğu gibi, sıfat yokluğu da, ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hâkim tarafından kendiliğinden (resen) gözetilir (Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 234- 237). Bu aşamada muvazaa ve kesin hükümsüzlük davalarının özelliklerine de değinmek gerekir. 6098 sayılı TBK'nın 19. Maddesinde; \"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz\" şeklindeki hükmü ile genel muvazaa düzenlenmiştir.  Türk Hukuku’nda doktrin ve uygulama açısından geniş bir yere sahip olan bu kurum, çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır. Bir tanım yapmak gerekirse muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan görünüşte yaptıkları hukuki işlemin hiç hüküm doğurmaması ya da görünüşteki işlemin arkasına gizleyip gerçek iradelerine uygun olarak gerçekleştirdikleri işlemin hükümlerini doğurması yönünde anlaşmalarıdır (OĞUZMAN M. Kemal / ÖZ Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 6098 Sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunu’na Göre Güncellenmiş 9. Bası, İstanbul 2011, s. 136; TEKİNAY S. Sulhi / AKMAN Sermet / BURCUOĞLU Haluk / ALTOP Atilla, Borçlar Hukuku, Cilt I, İstanbul 1985, s. 547-548). Uygulamada ise 1953 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri halde, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hali olarak tanımlanmıştır (YİBK., 07.10.1953 tarih, 8/7 sayılı). Muvazaa mutlak muvazaa ve nisbi muvazaa olarak ikiye ayrılmakta olup muvazaalı bir hukuki işlemden sözedilebilmesi, tarafların iradeleri ile beyanları arasında bilerek yaratılmış bir uygunsuzluk, muvazaa anlaşması ve üçüncü kişileri aldatma (muvazaa) kastı unsurlarını taşımasına bağlanmaktadır. Ayrıca muvazaaya dayalı davalar, işlemin tarafları veya menfaati bulunan üçüncü kişiler tarafından açılabilir. Davacı taraf,  dava dilekçesi ve mahkememizce HMK 31 gereğince verilen süre içerisinde sunmuş olduğu beyan dilekçesinde, davalı ... Ltd Şti de bulunan hisselerini, davalı ...' a, diğer davalı ...' in muvazaalı işlemleri sebebiyle devrettiği iddiası ile, hisse devrinin iptali ve davacının hissedar sayılmasına, aksi takdir de hisse devir bedelinin güncel değerinin belirlenerek faizi ile davalılardan tahsilini talep ve dava etmiş olup, davacının muvazaa iddialarını ispat edemediği, muvazaa iddialarına dair ispat vasıtası getirmediği görülmüş olup, eldeki davayı hisse paylarını devralana karşı açması gerektiğinden bahisle davalılar ... San. Tic. Ltd. Şti ve davalı ...  yönüyle davanın  pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, hisseleri devralan davalı ... yönüyle, hisse devrinin 05/02/2010'da yapıldığı ve talebin TBK 147/4 gereği zamanaşıma uğradığı görülmekle davalı ... yönüyle, davanın TBK 147/4 gereğince zamanaşımı nedeniyle reddine dair karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.\"  gerekçesiyle, davalı ... San. Tic. Ltd. Şti.ve davalı ...  yönünden davanın  pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... yönünden  zamanaşımı nedeniyle reddine karar  verilmiştir. İlk derece mahkemesinin 16.06.2023 tarihli tavzih kararı ile, davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/2. maddesi uyarınca hesap edilen 5.000,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara ödenmesine  karar verilmiştir.Bu karara karşı,  davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece muvazaa konusunda gerekli hiçbir delilin resmi dairelerden talep edilmediğini, muvazaa ile ilgili olarak dava dilekçesinde ve sonrasında sundukları beyan dilekçesinin nazara alınmadığını, müvekkilinin kardeşleri ile birlikte ortak aldıkları taşınmazları, diğer hissedar kardeşleri ile davalı şirketin kuruluşu ve sermaye edinimi için ilgili bankalardan  kredi çekmek ve ipotek etmek için kullandıklarını, ancak bunun karşılığında kendisine söz verilen hiç bir ödemenin gerçekleştirilmediğini, davalı şirketin bulunduğu binanın müvekkili ve kardeşlerine ait taşınmazların üzerine banka ipoteği konularak çekilen kredilerle satın alındığını, bu işlemler ile davalı ...'ın ilgilendiğini, resmi olmayan yönetici olduğunu, kendisine ve diğer kardeşlerine verdiği sözleri yerine getirmediğini, muvazaalı şirket hisse devirlerine ilişkin olayların mahkemece dikkate alınmadığını, ilgili tüm konuların davalı ...'ın diğer kardeşleri ile birlik olup davacının pay ve haklarını gasp ettiğinin manidar göstergesi olduğunu, bunca yıl oyalama ve sorundan sonra  davacının Aslan darp edildiğini, kanuni yollara başvurulduğunu,  davalı şirketin bulunduğu adresteki bina üzerine banka kredisi çekildiğini, elde edilen mevduat geliri ile binanın  satın alındığını, davalı ...'ın, davalı şirketin tüm işlemleri ile ilgilendiğini, halen de resmi olmayan yöneticisi ve sahibi olarak devam ettiğini, kendisinin, diğer kardeş hissedarlarına ve de müvekkiline karşı vermiş olduğu taahhütleri yerine getirmediğini,  davacının davalı şirketten kendisine taahhüt edilen bedelleri istediğinde ise, karşısına sürekli başka birilerinin şirket yetkilisi olarak çıktığını, ödemeyi yapmadığını, davacının taşınmaz kredilerinin ödenmesinin beklenmesi bahanesi ile oyalandığını,  akabindeki süreçte başkaca mesele ile birlikte 2017' de darp edilerek canına kast edildiğini, davacının türlü oyunlar ile usulsüz hisse devirleri ile haklarının alınmasının engellendiğini, davalı  ...'ın müvekkili ve diğer kardeş hissedarların intikal ile kazandığı gayrimenkuller aracılığı elde ettiği gelirler ile kurduğu davalı şirkete ait hisseleri diğer davalı üçüncü kişilere muvazaalı olarak devrettiğini, yapılan hisse devri işlemlerinin geçersiz olduğunu, tüm hususların, diğer kardeşlerin mahkeme huzurunda dinlendiğinde açıklığa kavuşacağını, kendisine muvazaalı devir yapılan diğer şirket hissedarlarının da huzurda yemin teklif etmek sureti ile dinlenmesi gerektiğini, şirket resmi kayıtları incelendiğinde resmi olarak devir bedellerinin hiçbirinin devreden şirket ortaklarına ödenmediğinin ortaya çıkacağını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, muvazaa nedeniyle limited şirket hisse devrinin iptali ve davacının hissedar sayılması,  bunun mümkün olmaması halinde hisse devir bedelinin tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davanın, davalı şirket ve davalı ...  yönünden  pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... yönünden zamanaşımı nedeniyle reddine  karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, davalı şirket nezdinde sahip olduğu hisselerini  05.02.2010 tarihinde  davalı ...'a devrettiğini, hisse devrinin muvazaalı olduğunu, kendisine verilen  taahhütlerin yerine getirilmediğini, ödeme alamadığını ileri sürerek, hisse devrinin iptali ile kendisinin ortak sayılmasına, bunun mümkün olmaması halinde bedelinin ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Somut olayda, davacı, davalı şirkette sahip olduğu payları Büyükçekmece ... Noterliğinin 25.01.2010 tarih ve ... yevmiye numaralı devir senediyle davalı ...'a devretmiş olup 25.01.2010 tarihli ve 2010/01  ortaklar kurul kararı ile bu  devir  onaylanmış, ortaklar kurul kararı  05.02.2010 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilmiştir. Davacı, davalı şirket nezdindeki hisselerinin devrinin muvazaalı olduğunu ileri sürerek bu devrin iptali ile davalı şirkette hissedar sayılmasını talep ettiğine göre davalı şirkete karşı davayı  yöneltmesi yerinde olup davalı şirketin pasif husumet ehliyeti bulunması sebebiyle mahkemece davalı şirket yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi doğru olmamıştır (Bknz. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 17.12.2013 tarih ve 2013/6791 Esas, 2013/23032 Karar sayılı kararı). Öte yandan, dosyadaki Ticaret Sicil Müdürlüğü yazısı ekinde gönderilen bilgi ve belgelere göre, davalı ...'ın  25.01.2010 tarihinde davacıdan devraldığı   bu hisselerine  daha sonra Büyükçekmece ... Noterliğinin  13.05.2013 tarih ve ... yevmiye sayılı  devir senediyle dava dışı ...'a devrettiği anlaşılmaktadır. Davacı, hisse devrinin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptali ile kendisinin hissedar olarak kabulüne, aksi halde hisse bedelinin iadesine karar verilmesini istediğine göre, bir diğer söyleyiş ile davacının terditli talepte bulunduğu nazara alındığında, hisseleri elinde bulundurana karşı da  husumetin yöneltilmesi gerekirken  bunun yapılmamış olması hatalı olmuştur.  Zira, hisseyi devreden ile devralanın  birlikte zorunlu dava arkadaşı olması nedeniyle, hisseyi elinde bulundurana karşı dava açılması için davacıya süre verilmesi, dava açıldığı takdirde her iki davanın birleştirilerek işlem yapılması gerekir. Mahkemece bu hususta hiç bir araştırma ve değerlendirme yapılmaması usul ve yasaya aykırı olmuştur.  Diğer yandan mahkemece, davalı ... yönünden  davanın zamanaşımı nedeniyle ve  muvazaanın ispatlanamadığı şeklindeki işin esasına dair gerekçeye yer verilerek davanın reddine karar verilmiştir. Oysa ki HMK'nın 142.maddesi uyarınca, hakimin,  ön inceleme  duruşması tamamlandıktan sonra, tahkikata başlamadan önce zamanaşımı hakkında karar vereceği hükme bağlanmıştır. Bu nedenle mahkemece, tahkikata başlanıp işin esasına girildikten sonra zamanaşımı nedeniyle,  bunun yanında ayrıca da işin esasına ilişkin olarak muvazaanın ispatlanamadığı gerekçesiyle yani çift gerekçe ile karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira  talep zamanaşımına uğramış ise  işin esasına girilmez ve davanın zamanaşımından reddine karar verilir, eğer zamanşamına uğramamış ise işin esasına girilerek esasa ilişkin bir karar verilir. Kabule göre de, davacı, hisse devrinin muvazaalı olduğunu ileri sürmüş olup  Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 08.01.2014 tarih ve  2013/11162 Esas, 2014/304 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, muvazaa nedeniyle hisse devrinin iptali talebi zamanaşımına tabi olmadığından bu gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi de doğru olmamıştır.  Açıklanan bu  gerekçelerle mahkemece, davalı şirketin husumet ehliyetinin bulunduğu nazara alınarak yukarıda açıklanan hususlar  çerçevesinde eksik hususlar giderilerek  taraf delilleri değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi için istinafa konu kararın HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi.08.02.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b222b92d734f385b","SID":"1bbc6b78273af386"}}