{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2021/1060 <br>KARAR NO\t\t: 2024/309<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 18.02.2021<br>NUMARASI\t\t: 2017/752 E. - 2021/149 K.<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali <br>KARAR TARİHİ\t: 14.02.2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 14.02.2024<br><br>\tİzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.02.2021 tarih 2017/752 E. - 2021/149 K.sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tDAVA : Davacı vekili, müvekkil şirketin cari hesaptan kaynaklanan ticari alacağının tahsili amacıyla İzmir 7. İcra Müdürlüğü'nün 2015/3070 Esas sayılı dosyası ile borçlu hakkında 25/02/2015 tarihinde ilamsız icra yoluyla icra takibine başlatılarak borçluya 7 örnek ödeme emri gönderildiğini, borçlunun 12/03/2015 havale tarihli dilekçesi ile borca ve fer'ilerine itiraz ederek takibi durdurduğunu, kendilerine tebliğ edilmeyen itiraz dilekçesi içeriğinin haricen öğrenildiğini, davalı ... ile müvekkil ... Kargo Servisi A.Ş ile aralarında düzenlenen 02/12/2003 tarihli Acentelik, 01/02/2006 tarihli vekalet, 31/08/2010 tarihli vekalet ve 01/07/2012 tarihli Acentelik sözleşmelerine dayanarak Parsa Şube acentesi olarak faaliyet göstermiş olup, 24/06/2014 tarihinde acenteliğinin feshedildiğini, davalının bu faaliyeti sonucunda davacı şirkete 103.021,34-TL tutarında cari hesaptan kaynaklanan ticari borcunun bulunduğunu, davalı-borçlu davacı şirketin Türkiye çapında acentelik sözleşmesi yaptığı yediyüzü aşkın acentesinden biri olup, taraflar arasında acentelik sözleşmelerinin bulunduğunu, taraflar arasında düzenlenen sözleşmeden de anlaşılacağı üzere bu ticari ilişkide faaliyet ve niteliği açısından acentenin serbest ve bağımsız olduğunu, kendisine ait vergi levhası ve işyeri sicil numarası ile faaliyet göstermekte olup, işyerinde çalışan personeli istihdam edenin de doğrudan acentenin kendisi olduğunu, acentenin bağımsız bir tacir sıfatına sahip olduğunu ve bir ticarethane işlettiğini, davalının borca ve takibe yaptığı itirazlarının haksız ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek öncelikle davalının haksız ve yasal dayanaktan yoksun itirazlarının iptaline, takibin devamına, borcun %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP : Davalı vekili,  taraflar  arasındaki hukuki ilişkinin vekalet/acentelik olduğu iddia edilerek dava  açılmış ise de, davanın görülmesinin Asliye Ticaret Mahkemesinin görevi alanına girmediğini, acentelik/vekalet sözleşmesi ve taraflar arasında sürmekte olan davalar incelendiğinde aralarındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi olduğu, davalı  şirketin işçisi konumunda olduğu, davalının 1995 yılında işçi olarak girdiği tarihten, iş sözleşmesinin feshedildiği 24/06/2014 tarihine kadar İzmir Kemalpaşa Parsa Şubesinde \"Şube Müdürü\" olarak görev yaptığını, davalının işçi konumunda çalışmakta iken davacının haksız feshi nedeniyle kıdem, fazla mesai vb işçilik alacaklarının ödenmesi ve görünürdeki acentelilik sözleşmesinin muvazaalı olduğunun tespiti ve işçilik alacaklarının tahsili için İzmir 8. İş Mahkemesi 2015/161 sayılı dosyasında dava açıldığını, taraflar arasındaki uyuşmazlığın iş kanunu kapsamında kaldığını belirterek görevsizlik kararı verilmesinin gerektiğini, bu noktada davalının  bağımsız bir tacir olarak çalışmadığı tanıklar ve derdest acentelik ilişkisinin muvazaalı olduğunun tespiti dosyalarında da sabit olduğunu, davalının alt işveren sıfatının dahi olamayacağını, işçilik vasfı dolayısıyla icraya konu edilen borçlardan da sorumlu olamayacağını, davacı kargo şirketinin müvekkil gibi başka bir şube müdürüne acentelik iddiası ile cari hesap alacağına ilişkin takip başlatıldığını, bu dosyaya ilişkin itirazın iptali dosyasının İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2013/163 Esas, 2013/327 Karar sayılı dosyası ile görüldüğünü, bu dosyada da taraflar arasındaki ilişkinin hizmet ilişkisi olması nedeniyle İş Mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/5571 Esas, 2014/7838 Karar sayılı ilamı ile kararın onandığını, ayrıca eldeki davanın 1 yıllık sürede açılıp açılmadığının mahkemece tespitini, süre sonunda dava ikame etmiş ise davanın süre yönünden reddini talep ettiklerini, taraflar arasındaki ilişkinin işçi-işveren olduğunun tespitinden sonra işbu ticari alacağın varlığının mevcut olamayacağı anlaşılması halinde davanın esastan reddine karar verilmesini, her ne kadar işçilerin müvekkillere bağlıymış gibi gösterilmeye çalışılmış ise de, işçilerin tüm ücretlerinin davacı şirket tarafından ödendiğini, davacı şirketçe müvekkilin iş akdi feshedildikten sonraki işçilerine ödemesi gereken kıdem tazminatları, işçilerin maaşları ve kargoda kalması gereken diğer külfetlerin müvekkile ait borç şeklinde yansıtıldığını savunarak öncelikle görevsizlik kararı verilmesine ve dosyanın yetkili ve görevli İzmir İş Mahkemesi'ne gönderilmesine, geçerli bir ticari alacak bulunmadığından haksız davanın tümden reddine, davalı yan aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. <br>\tDAİREMİZİN KALDIRMA KARARINDAN ÖNCEKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, İzmir 8. İş Mahkemesi'nini 2015/161E, 2016/403K sayılı kararında davacı ile davalı arasında iş akdi bulunduğu, davacının tacir olmadığı, acentelik sözleşmesinin muvazaalı ve geçersiz olduğu tespit edildiğinden davaya bakmakla iş mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle göreve ilişkin dava şartı yokluğundan davanın usulen reddine karar verilmiştir.<br>\tDAİREMİZİN KALDIRMA KARARI : Dava, taraflar arasında düzenlenen iki adet \"Acentelik Sözleşmesi\"ne dayanılarak bu sözleşme kapsamında oluşan cari hesap alacağının tahsiline yönelik itirazın iptali istemine ilişkin olup ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle göreve ilişkin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan İzmir 8. İş Mahkemesi'nin 2015/161E 2016/403K sayılı kararında taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu, taraflar arasında iş ilişkisi bulunduğu belirtilerek işçilik alacaklarının kısmen tahsiline karar verilmiş ise de,  karar istinaf aşamasında olup henüz kesinleşmemiştir. Bu halde, eldeki davayı etkileyecek nitelikte olan kesinleşmemiş dosyanın kesinleşmesi beklenerek ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde göreve ilişkin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi yerinde değildir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/12830E - 2016/9186K sayılı kararıyla  davalısının aynı olduğu yine acentelik sözleşmesinden kaynaklanan bir başka itirazın iptali davasında verilen bu şekildeki kararı aynı gerekçeyle  bozulmuştur. İlk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri deliller toplanmadan ve gösterilen deliller değerlendirilmeden karar verildiğinden, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. Bu durumda,  6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6. maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.<br>\tDAİREMİZİN KALDIRMA KARARINDAN SONRAKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, acentelik sözleşmesinin muvazalı  olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit olduğu, davanın  taraflar arasında acentelik sözleşmesinden kaynaklanan cari hesap bakiyesi alacağının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptalini davası olduğu, mahkemece daha önce görevsizlik kararı verilmiş olsa da, davanın İş Mahkemelerinin görevine giren bir dava olmadığı, icra takibine konu alacağın  muvazalı bir sözleşmeye dayandığından, davacının muvazaa nedeniyle geçerli olmayan bir sözleşmeye dayanan alacağı talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tKarara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, davalının kendi vergi numarası ve kendi SGK işyeri sicil numarası bulunan bağımsız tacir sıfatına haiz, kendi işçilerini kendisi istihdam eden, işçileri üzerinde işin ifası yönünden emir ve talimat vermek yetkisi olan ve işçilerinin her türlü ücret, ikramiye vs. sosyal haklarının ödenmesi ile sorumlu olan, aynı şekilde işçinin işe giriş ve işten çıkış bildirgelerini tanzim ve ilgili makamlara bildiren taraf olarak bizatihi kendisinin  işveren konumunda olduğunu, davalı sözleşmeyle yükümlendiği işleri kendi organizasyonu çerçevesinde kendi personelleriyle yürüttüğünü, davacı yanın kargo acenteliği iştigal konusuyla vergi mükellefi olarak faaliyet gösterdiğini, Acentelik/Vekalet sözleşmesinin kapsamı, tarafların hak ve yükümlülükleri incelendiğinde bu sözleşmenin hukuken \"acentelik sözleşmesi\" olduğunu bahsi geçen sözleşmede iş akdini karakterize eden unsurların bulunmadığını, daha önce de aynı formdaki sözleşmeye dayalı olarak diğer acenteler tarafından haksız fesih, hak ediş, haksız kesinti vs. benzer alacak talepleriyle açılan davaların tümünün Ticaret Mahkemelerinde görüldüğü ve Yargıtay onamasından da geçtiğini, bilindiği üzere görev hususunun kamu düzeninden olup, Yargıtay aşamasında dahi resen nazara alındığını, davalının davacı şirket nezdinde \"işçi\" olarak çalıştığını iddia etmekteyse de bu hususun gerçeği yansıtmadığını, davalının ilk etapta işçi olarak işe başlamışsa da sonrasında edindiği tecrübe ve bilgilerle \"acenteliğe\" talip olduğunu, kargo işleyişini bilmesi nedeniyle kendisine acentelik verilmesinin davacı şirket tarafından da uygun görüldüğünü, bu nedenle davalı, iş akdi tüm yasal hakları kendisine ödenmek suretiyle sona erdirildikten sonra, 01.004.2005 tarihi itibarı ile acente olduğunu,  davalı tarafın acentelik faaliyeti için gerekli olan G3 yetki belgesini alabilmek için Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'na başvurulduğu ve başvuru neticesinde kendisine g3 yetki belgesi tahsis edildiğini, taraflar arasında en son imzalanan Acentelik Sözleşmesinin davalı tarafın artık acentelik yapmayacağını bildirmesi ile sona erdiğini,  davalı tarafın \"işçi\" sıfatına haiz olmayıp, başlı başına bağımsız bir \"işveren/acente olduğunu, davalının iddia ettiği gibi kimseye bir sözleşme dayatılmadığını,  herkesin Acentelik sistemini bilerek bu işi aldığını ve istediği müddetçe de bu faaliyetine devam ettiğini, acentelik sözleşmelerinde ve TTK.'nın Acenteliğe ilişkin hükümlerinde fesih imkanlarının öngörülmüş olup herkes dilediği gibi bu hakkı kullanma serbestisine sahip olduğunu, davacıyla süregelen uzun ticari ilişkide dönemsel olarak sözleşmeler akdedildiğini, davalının serbest irade ve arzusuyla imzaladığı bu sözleşmelere karşı hiçbir itirazı olmadığı gibi herhangi bir talepte de bulunmadığının görüldüğünü, taraflar arasındaki sözleşmenin muvazaalı değil gerçek bir sözleşme olduğunu, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2009/50104 E., 2010/6643 K. Sayılı, 15.03.2010 tarihli kararında da belirtildiği üzere; \"muvazaa Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olup, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla ve kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesini arzu etmedikleri görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Üçüncü kişileri aldatmak kastı vardır ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir.\" davaya konu hukuki ilişkide davalı tarafın davacı şirketle akdettiği sözleşmenin görünüşte bir \"Acentelik Sözleşmesi\" olduğunu ancak gerçekte bir \"iş sözleşmesi\" niteliğinde olduğunu ileri sürdüğünü, davacı ve davalının gerçek iradelerinin Acentelik Sözleşmesi kurulması yönünde olduğunu, acentelik sistemi taşıma mevzuatında öngörülen bir imkan olduğundan dolayı bu sistemin muvazaalı olduğunun iddia edilmesinin bir anlamda yasanın inkarı olduğunu, davalı taraf ciroya göre kestiği hak ediş faturasına istinaden alacağını tahsil ettiğini ve bu miktarın her ay değiştiğini, dolayısı ile davalının iddia ettiği gibi sabit bir maaş ödemesi bulunmadığını, yasal olarak tutulması zorunlu ticari defter ve kayıtlarda bu ödemelere ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığını, dolayısıyla yazılı delil niteliği taşıyan sözkonusu kayıtlar incelendiğinde davalı taraf iddialarının asılsız olduğunun anlaşılacağını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin cari hesap ekstrelerinden de görüleceği üzere davacı şirketin acentelik sisteminde acentelerine ödediği hak ediş miktarlarının sabit bir işçi maaşının kat ve kat üstünde olduğunu, cari hesap kayıtları incelendiğinde sabit bir hak ediş tahakkunun olmadığı ve bunların her ay değiştiği, bu faturaların masraf formu toplamındaki rakamlardan farklı olduğunun görüldüğünü, bunun da davalının acentenin cirosuna göre tahakkuk eden bir hak ediş aldığını zaten gösterdiğini, davacı şirketin kendi sektöründe en fazla kurumlar vergisi ödeyen şirketlerden bir olduğunu, bu konuda Ticaret Odası tarafından verilen takdir beratları bulunduğunu, sonuç olarak, davacı şirketin taşıma mevzuatı gereği zaten bir şube açma imkanı var iken görünüşte bir Acentelik sözleşmesi akdedip sözde acenteyi de işçi olarak çalıştırmasının hiçbir mantıklı gerekçesi bulunmadığını, kaldı ki İş Kanunu muvazaalı işlemin tarafı olmayan işçileri korumayı hedeflediğini, huzurdaki davada ise muvazaalı ilişkiden zarar gördüğünü iddia eden bir üçüncü kişi bulunmamakta bilakis sözleşmenin tarafı olan davalı yanın kendi taraf olduğu bir sözleşmenin aslında muvazaalı olduğunu ileri sürdüğünü, ilişkinin tarafı olan davalının muvazaa iddiasında bulunmasının mümkün olmadığını, davalı yanın sözleşme ilişkisi nedeniyle tüm alacaklarını alarak davacı şirketi ibra ettiğini, davalı ile hak ediş usulü çalışıldığını, taraflar arasındaki tüm ticari ilişkinin cari hesap üzerinden yürütüldüğünü, davalı acenteyle dönem dönem karşılıklı cari hesap mutabakatları yapıldığını, ticari defter ve kayıtlardan da tespit edileceği üzere davalıya tüm hak ediş alacakları ödendiğinden sözleşme sonunda davalı tacirin, davacı şirketi gayrıkabili rücu olmak üzere ibra ettiğini, davalının davacı şirket nezdinde hiçbir alacağının bulunmadığını, muvazaa olduğu varsayılsa bile sözleşmenin tarafının kendi muvazaasına dayanarak hak talep edemeyeceğini, muvazaa iddiasını ileri sürenin bir 3. şahıs değil, sözleşmenin bizatihi tarafı olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmede davalıya da üç ay önceden bildirimde bulunması kaydıyla fesih hakkı tanınmasına rağmen bu hakkını kullanmadığını ve ticari ilişkiyi sürdürmeyi tercih ettiğini sözleşmenin sona ermesinden sonra kendisinin kötü şartlarda, baskı altında muvazaalı sözleşmelerle çalıştırıldığını ve aslında işçi olduğunu iddia ettiğini, davalı tarafın sabit maaşla çalışan bir işçi olduğu iddiasında ise kendisine yıllarca ödenen hak ediş bedellerinin nereden ve ne tür bir ilişkiden kaynaklandığını açıklamak zorunda olduğunu, acentelik sözleşmesi ve cari hesap sözleşmesi TTK'da düzenlenmiş bir hukuki işlem olup, taraflar arasında münakit sözleşmeler, cari hesap mutakabatları, faturalar, tüm ticari defter ve kayıtlar incelendiğinde taraflar arasında bir ticari ilişkinin bulunduğu ve bunun davalı tarafından iddia edildiği gibi bir \"iş sözleşmesi\" olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını, davalının kendi vergi numarası ve kendi SGK İşyeri Sicil numarası bulunan bağımsız tacir sıfatına haiz, kendi işçilerini kendisi istihdam eden, işçileri üzerinde işin ifası yönünden emir ve talimat vermek yetkisi olan ve işçilerinin her türlü ücret, ikramiye vs. sosyal haklarının ödenmesi ile sorumlu olan, aynı şekilde işçinin işe giriş ve işten çıkış bildirgelerini tanzim ve ilgili makamlara bildiren taraf olarak bizatihi kendisinin işveren konumunda olduğunu, davalının borcunun da taraflar arasında son olarak imzalandığını,  Acentelik Sözleşmesi ve eki mahiyetindeki cari hesap sözleşmelerinden  kaynaklandığını, dolayısıyla acenteliği feshedilen davalının, acentelik faaliyeti sonucunda müvekkil şirkete 103.021,34 TL cari hesaptan kaynaklanan borcu bulunduğunu, dosyanın esasına girilip inceleme yapıldığında da bu alacağın tespit edileceğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\tDavalı vekili, davanın reddi kararının hukuka uygun olup onanması gerekse de mahkemece dava konusu alacak likit olmasına rağmen kötüniyetli alacaklı davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, aradaki acentelik ilişkisinin muvazaalı olduğu kesin mahkeme kararı ile kanıtlanmış olmasına rağmen davacı kargo şirketi tarafından davalı aleyhine acentelik sözleşmesinden kaynaklanan cari hesap bakiyesi alacağına istinaden takip yapılmasının kötüniyetli olduğunu  istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\tGEREKÇE : Dava, yanlar arasındaki acentelik/vekalet sözleşmelerine dayalı cari hesap alacağına yönelik davacı yanca davalı aleyhine girişilen icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\tDava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-a maddesi gereği, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlar mutlak ticari davayı, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan uyuşmazlıklar ise nisbi ticari davayı teşkil eder. TTK'nın 5/1. maddesi gereği ticari davalara bakmakla görevli mahkeme, asliye ticaret mahkemeleridir. Somut olayda, davacı taraf taraflar arasında acentelik sözleşmeleri imzalandığı ve  acentelik ilişkisi bulunduğu  iddiasıyla bu sözleşmeler kapsamında oluşan cari hesap alacağının tahsili için davalı hakkında başlattığı icra takibine yönelik itirazın iptalini istemiştir.<br>\tDosya davalısı olan ...'in yine ... Kargo A.Ş. aleyhine acentelik sözleşmesinin muvazaalı bulunduğunun tespiti ve işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açtığı davada yapılan yargılama sonucunda İzmir 8. İş Mahkemesi'nin 2015/161 Esas 2016/403 sayılı kararı ile taraflar arasında düzenlenen acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğunun ve davacının baştan itibaren davalının işçisi sayılması gerektiğinin tespitine ve kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ve genel tatil ücretlerine yönelik kısmen kabul, fazlaya ilişkin talebin reddine dair 26.09.2016 tarihinde karar verildiği, işbu kararın istinaf edilmesi üzerine İzmir BAM 3. Hukuk Dairesi'nin 13.12.2016 tarih 2016/151 Esas 2016/139 sayılı kararı ile ilk derece mahkemesinin acentalık sözleşmesinin muvazaalı olduğuna ilişkin kararı isabetli bulunarak tazminatlar yönünden davanın kısmen kabulüne ilişkin hüküm kurulduğu, kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi sebebiyle Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 08.07.2020 tarih 2017/8173 Esas 2020/9138 Karar sayılı ilamı ile Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararında isabetsizlik bulunmadığından temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına dair karar verildiği, iş bu ilamla taraflar arasında acentelik ilişkisinin bulunmadığı, davalının davacının işçisi olduğu, taraflar arasında hizmet ilişkisinin bulunduğuna ilişkin kararın kesinleşmiş olduğu, davacının dava dilekçesinde cari hesap alacağına ilişkin davalıdan 103.021,34 TL harçlandırılmış miktar yönünden alacak isteminde bulunduğu anlaşılmakla, İlk Derece Mahkemesi'nin  acentelik sözleşmesinin muvazalı  olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit olduğu, davanın taraflar arasında acentelik sözleşmesinden kaynaklanan cari hesap bakiyesi alacağının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptalini davası olduğu, mahkemece daha önce görevsizlik kararı verilmiş olsa da, davanın İş Mahkemelerinin görevine giren bir dava olmadığı, icra takibine konu alacağın  muvazalı bir sözleşmeye dayandığından, davacının muvazaa nedeniyle geçerli olmayan bir sözleşmeye dayanan alacağı talep edilemeyeceğinden gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararda herhangi bir usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Bu nedenle davacı vekilinin istinaf istemi yerinde değildir.<br>\tAncak itirazın iptâli davalarında İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesi çerçevesinde tazminat yönünden alacaklının takipte haksız ve kötüniyetli olması halinde diğer tarafın talebi üzerine reddolunan meblağın %20'sinden aşağı olmamak üzere uygun miktarda tazminata mahkum edileceği yönündeki yasal düzenleme karşısında alacaklı davacı aleyhine alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekmekle, davalı vekilinin istinaf istemi yerindedir.<br>\tBu durumda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kabulü ile yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından ilk derece mahkemesince verilen karar kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.02.2021 tarih 2017/752 Esas 2021/149 sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,<br>\t3-Davanın REDDİNE,<br>\tİİK'nun 67/2.maddesi gereğince asıl alacağın %20'si oranındaki kötüniyet tazminatının davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine,<br>\t492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL'nin başlangıçta peşin olarak alınan 1.244,24 TL harçtan mahsubu ile fazla yatan 816,64 TL harcın istek halinde davacıya iadesine,<br>\tDavalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca hesaplanan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>\tDavacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>\tKullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,<br>\t4-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 427,60 TL'den peşin alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>\t5-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,<br>\t6-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>\t7-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan 162,10 TL başvurma harcından oluşan giderin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 14.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a829e1f83e0b5cdc","SID":"18b32aa87d6a238f"}}