{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>40. HUKUK DAİRESİ<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ  KARARI<br>DOSYA NO: 2023/1683 <br>KARAR NO: 2024/72 <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 18/5/2023<br>NUMARASI: 2022/716 (E) - 2023/318 (K)<br>DAVANIN KONUSU: Maddi Tazminat<br>KARAR TARİHİ 23/1/2024<br>Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;       <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, aynı davalıya karşı Sigorta Tahkim Komisyonu nezdindeki İtiraz Hakem Heyeti tarafından kesin karar verildiği böylece aynı dava nedenine dayanılarak, aynı davalıya karşı genel yargı yoluna başvurulamayacağı gerekçesiyle, kesin hükme ilişkin dava şartının oluşmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacı dilekçesinde özetle; mahkemenin gerekçesinde yer verdiği Sigorta Tahkim Komisyonu kararının usul ve yasaya uygun olmadığını, çünkü sadece yazılı kanıtlarla sınırlı incelemeler yapan Sigorta Tahkim Komisyonunun, var olan kanıtlar ile düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılarak davalının kusursuz olduğu gerekçesiyle vardığı sonucun yeterli olmadığını, çünkü kusurun tespiti için gerekirse tanık dinlenmesi, kaza yerinde keşif yapılması ve Adli Tıp Kurumu (ATK) Trafik ihtisas Dairesinden rapor alınmasının zorunlu olduğunu, oysa  Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından yapılan yargılamadı, düzenlenen bilirkişi raporuna yapılan itirazların dikkate alınmadığını, kaza tespit tutanağında davalının sigortalısı sürücüye asli kusur verilmesine rağmen bilirkişi raporunda kusur verilmediğini, dolayısıyla açık çelişkinin giderilmesi için ATK Trafik İhtisas Dairesinde inceleme yapılması gerektiğini,  Sigorta Tahkim Komisyonunun yargılama sınırlarını aşacak biçimde tanık, keşif, bilirkişi ve diğer kanıtların toplanması gerektiğinden anılan hakem kararının kesin hüküm olarak değerlendirilemeyeceğini, bu durum hukuk mahkemelerinde inceleme yapılmasına engel oluşturamayacağını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355'inci maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf nedenleri ve kamu düzenine ilişkin konularla sınırlı biçimde yapılan incelemede:  Dava konusu uyuşmazlığın, daha önce kesin bir hüküm ile çözümlenmemiş olması da dava şartlarındandır. Aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak daha önce dava açılmış ve verilen hüküm kesinleşmiş ise, artık o dava konusu hakkında kesin hüküm vardır. Aynı dava (uyuşmazlık) yeni bir dava konusu yapılamaz; yapılırsa, mahkemenin kesin hüküm varlığını kendiliğinden gözeterek davayı esasa girmeden (usulden) reddetmesi gerekir.  HMK'nin 303 üncü maddesinin 1'inci fıkrası uyarınca bir davaya şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için; her iki davanın taraflarını, her iki davanın dava sebeplerini ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması zorunludur. Bu nedenle maddi anlamda kesin hükmün varlığının belirlenmesi bakımından eski (ilk) dava ile yeni (ikinci) davanın, konularının aynı olup olmadığını anlamak için hâkimin, eski (ilk) davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni (ikinci) davanın talep sonucunun karşılaştırılması gerekir. İkisi aynı ise dava konularının aynı olduğu sonucuna ulaşılacaktır. Hemen belirtmek gerekir ki, HMK'nin 114'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının \"i\" bendinde belirtilen dava şartlarından olan aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması koşulunun oluşup oluşmadığının belirlenmesi için eski (ilk) davanın biçimsel anlamda da kesinleşmiş olması da gerekmektedir.Dosyaya eklenen belgelerin incelenmesinden; 7/10/2021 günü Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuran davacı  ... vekili tarafından, davalı ...  AŞ'ye sigortalı ... plakalı otomobil sürücüsünün 25/5/2018 günü kusuruyla neden olduğu kazada müvekkili davacının yaralandığını, maluliyet oranı %13 olarak belirlenen davacıya ödeme yapılmadığını belirterek, şimdilik 5.000 TL maddi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiş; Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 22/1/2022 gün ve 2021/201870 (E) - 2022/19591 (K) sayılı kararıyla sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun reddine karar verilmiş; davacı vekilinin bu karara itiraz etmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetinin 15/4/2022 gün ve 2022/İ.5018 (E) - 2022/İHK-17409 (K) sayılı kararıyla Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararına itirazın reddine, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30'uncu maddesinin 12'nci fıkrası uyarınca kesin olmak üzere karar verildiği anlaşılmış; davacı vekilinin eldeki davayı da davacının davalı ... AŞ'ye sigortalı dava dışı ... yönetimindeki ... plakalı otomobilin 25/5/2018 günü karıştığı trafik kazasında yaralandığını belirterek, belirsiz alacak davası niteliğinde, sürekli iş göremezlik, geçici iş göremezlik, bakıcı gideri, tedavi gideri masraflarından oluşan 5.000 TL maddi tazminatın tahsili talebi ile açmıştır. Yukarıda da açıklandığı gibi Uyuşmazlık Hakeminin 22/1/2022 gün ve 2021/201870 (E) - 2022/19591 (K) sayılı davası ile eldeki davanın davacısı, davalısı, davanın sebebi ve konusu aynıdır. Diğer bir anlatımla eldeki maddi tazminat davası,  davalı ... AŞ yönünden İtiraz Hakem Heyetinin  15/4/2022 gün ve 2022/İ.5018 (E) - 2022/İHK-17409 (K) sayılı kararıyla kesin hüküm bulunmasına karşın, aynı davacı tarafından, aynı dava sebebine dayanılarak ve aynı talep sonucuyla açılmıştır.  Bu itibarla İtiraz Hakem Heyetinin 15/4/2022 gün ve 2022/İ.5018 (E) - 2022/İHK-17409 (K) sayılı kararının, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat talebi bakımından davalı ... AŞ hakkında kesin hüküm oluşturduğundan, davalı ... AŞ'ye karşı açılan davanın, HMK'nin 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının \"i\" bendinde öngörülen aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olmasına ilişkin dava şartı oluşmadığından reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. [Yargıtay 17'nci Hukuk Dairesinin 2019/1154 (E) - 2020/2405 (K), 2015/10944 (E) - 2015/11934 (K) sayılı ve benzer nitelikteki kararları] <br>KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı ilk derece mahkemesinin hükmüne yönelik istinaf başvurusunun, HMK'nin 353/1-b/1'inci maddesi uyarınca esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin yatırılan 269,85 TL istinaf karar ve ilam harcı mahsup edilerek, bakiye 157,75‬ TL istinaf karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,3-Davacının istinaf kanun yolu başvurusu nedeniyle harcadığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından, vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,5-İstinaf kanun yolu incelemesi için yatırılan gider avansından artan tutarın, HMK'nin 333'üncü maddesinin, 1'inci fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesince kendiliğinden yatıran tarafa geri verilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nin 361'inci maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, Dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 23/1/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"66e6191cb6fb3f71","SID":"161da86715e46729"}}