{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: <br>KARAR NO\t: <br>KARAR TARİHİ\t: 20/02/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>KATİP\t\t: <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t: 23/05/2023<br>NUMARASI\t:  Esas Karar<br><br>DAVACILAR \t: 1- .... - <br>\t  2- .... - <br>VEKİLİ\t: Av. \t<br>DAVALI \t: 1- ....<br>VEKİLİ\t: Av. F<br>DAVALI \t: 2- ..... <br>VEKİLİ\t:Av. M<br>DAVALI \t: 3- .... - 1<br>VEKİLİ\t:Av.\t <br>DAVA\t: Tazminat <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 20/02/2024<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ:20/02/2024<br><br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacılar vekili dava dilekçesi ile özetle; 20/01/2019 tarihinde Çumra ilçesi Gökhüyük Mahallesi mevkiinde sürücü ..... sevk ve idaresindeki ..... plakalı aracı ile seyir halinde giderken Konya-Karaman anayol üzerinde bulunan kavşaktan karşıya geçerken sürücü .... sevk ve idaresindeki ..... plakalı aracın çarpışması sonucu maddi hasarlı ve yaralanmalı trafik kazası meydana geldiğini, müvekkil ....'nin  kaza sonucunda yaralandığını, bu kazanın oluşumunda ..... plakalı araç sürücüsü ....'ın 2918 sayılı K.T.K'da yer alan 57/1-A (kavşaklarda geçiş hakkı olan araçlara ilk geçiş hakkını vermemek) maddesini ihlal ettiğini, trafik kazası nedeniyle fazlaya ilişkin talep ve dava hakkları saklı kalmak kaydıyla davalı .... hakkında öncelikle ; ihtiyati haciz /tedbir kararı verilerek  adlarına kayıtlı bulunan  araç ve taşınmaz var ise üzerine “teminatsız ihtiyati haciz “ kararı verilmesini, bu talebin kabul görmemesi halinde cebri satışlara da engel olacak nitelikte “teminatsız ihtiyati tedbir”şerhinin konulmasına, maddi tazminat türlerini bilirkişi incelemesi sonucunda artırılmak üzere belirsiz alacak davası olarak: her iki müvekkil için ayrı ayrı olmak üzere 25 TL .... için 25 TL .... için geçici tam iş göremezlik tazminatının 25 TL .... için 25 TL .... için  sürekli kısmi iş göremezlik tazminatının 25 TL .... için 25 TL .... için tedavi giderlerinin 25 TL .... için 25 TL .... için  bakıcı giderleri olmak üzere toplamda 200 TL maddi tazminatın sigorta şirketine başvuru tarihinden tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, müvekkiller için sigorta şirketleri hariç diğer davalı ....\"dan ....  için 50.000,00-TL .... için 50.000,00-TL, manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek  yasal faiziyle birlikte tahsiline, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılara  tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı .... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı taraf, ZMMS sigorta poliçesi nedeni ile müvekkili şirkette tazminat talep ettiğini, Konya İlinin Çumra İlçesinde Gökhöyük Mahallesinde, 20/01/2019 tarihinde, saat 13:03'de meydana gelen trafik kazasına kazaya karışan ..... plakalı araç, 04/08/2018 başlangıç, 04/08/2019 bitiş tarihli ve ... / numaralı ZMM sigortası ile poliçe konusu edildiğini, KTK.90. maddesi gereği ZMMS genel şartlarının uygulanmasının zorunlu olduğunu, müvekkili şirketin sorumluluğu, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün kusursuz olması durumunda, müvekkil şirketin de sorumluluğu doğmayacağından kusur durumunun belirlenmesinin gerektiğini, müvekkili şirkete sigortalı olan araç sürücüsüne kaza yönünden herhangi bir kusuru bulunmamaktadır. Müvekkilim şirket, poliçesindeki teminatın tamamından sorumlu olmadığını, dava dilekçesinde talep edilen tazminat miktarları fahiştir, kabul edilemez olduğunu, ihtiyati haciz kararına karşı itirazlarının mevcut olduğunu, dava dilekçesinde davacılar, davalı .... yönünden ihtiyati haciz talebinde bulunmasına rağmen mahkemece verilen kararda \"davalılar\" yönünden ihtiyati haciz uygulanmasına hükmedilmiştir. taleple bağlılık ilkesi gereğince ihtiyati haczin davalı ..... yönünden verilmesi gerektiğini, o nedenle davacılar tarafından talep edilmemesine rağmen tüm davalılar yönünden ihtiyati haciz kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın esastan reddine karar verilmesini, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı ..... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı dava konusu, müvekkil şirket tarafından ZMMS sigorta poliçesi ile sigortalı ..... plakalı aracın karıştığı kaza neticesinde, yaralandığından bahisle maddi tazminat bedelinin müvekkil sigorta şirketinden tahsilini talep ettiğini, poliçe, sorumluluk poliçesi olduğundan ancak sigortalımızın kusuru olması halinde ödemeye karar verilebileceğini, bu sebeple, sigortalımızın kusurunun tespiti halinde aleyhe hüküm kurulabileceğini, davanın usulden, mahkemeniz aksi kanaatte ise esastan reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle; 20.01.2019  tarihinde Gökhüyük Mahallesi, Çumra/KONYA adresinde meydana gelen kazada müvekkile ait ..... plakalı araç ile ..... plakalı araç arasında kaza meydana geldiğini, davacı taraflar yaşanmış olan bu talihsiz olay nedeni ile müvekkil aleyhine maddi manevi tazminat talepleri olan iş bu davayı açtıklarını, müvekkil aleyhine açılmış olan davada, talepler haksız ve hukuka aykırı olduğunu, şöyle ki; kaza esnasında müvekkilin sevk ve idaresindeki araç ile  çarpışan araç, davacıların dışında bir kimse olan ..... isimli şahsın sevk ve idaresinde bulunduğunu, davacıların kemerleri takılı olmayıp, olay esnasında ..... isimli şahıs tarafından hatır için taşındığını, ayrıca kazaya ilişkin trafik kazası tespit tutanağında görüleceği üzere kazada  ..... plakalı otomobil sürücüsü ....., araç ile kavşaklara yaklaşırken aracının hızını azaltmadığını, dikkatini tam olarak yola ve diğer araçlara vermediğini, hızı, ifadelerinde belirttiği gibi 120 km/s üzerinde olduğunu, olay yerinde fren izine rastlanmadığını, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu`nun 52. maddesinde yer alan ve kusur hallerinden A bendini ihlal ettiğini, dolayısıyla meydana gelen kazada ..... isimli şahıs kusurlu olduğunu, mahkemenizin yaptıracağı tespit sonucunda da bu durumun ortaya çıkacağını, haksız açılan iş bu davanın reddine, mahkeme harç ve masrafları ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk derece mahkemesinin kararı ile; \"...20/01/2019 tarihinde meydana gelen trafik kazasının oluş şekli, kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, davacının çektiği acının ve üzüntünün boyutları ve hakkaniyet ilkeleri, hak ve nesafet kuralları ile uğranılan manevi zarar durumları nazara alınarak davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile, davacı .... yönünden 30.000,00 TL, diğer davacı .... yönünden 5.000,00 TL manevi tazminatın uygun olduğu kanaatine varıldığından, davalı ....'dan tahsili ile davacıya verilmesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>Davacının davasının  KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE, dava dilekçesi ve harç tamamlama dilekçesindeki taleplerle bağlı kalarak;<br>1-Davacıların Maddi Tazminat Talebi Yönünden;<br>A-Davacılardan .... için; davacının sürekli iş göremezlik maddi zararı yönünden 110.074,68 TL,  geçici iş göremezlik maddi zararı yönünden 16.461,18 TL,  kaçınılmaz tedavi gideri maddi zararı yönünden 3.000,00 TL, bakıcı giderleri maddi zararı yönünden 7.675,20 TL olmak üzere TOPLAM:  137.211,06 TL' nin davalılardan ....' dan sigorta şirketine başvuru tarihi olan 11.02.2019 tarihinden, zorunlu mali sorumluluk sigorta şirketleri .... Sigorta A.Ş. Ve ..... Sigorta A.Ş. yönünden temerrüt tarihi olan 22.02.2019 tarihinden itibaren ( 360.000 TL tedavi  klozu ve 360.000 TL Sakatlık Klozu poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ve davalılardan .... Sigorta A.Ş nin 88.059,75 TL sürekli İş göremezlik, 13.168,94 TL geçici iş göremezlik, 2.400,00 TL tedavi gideri, 6.140,16 TL bakıcı gideri olmak üzere Toplam: 109.768,85 TL den, davalılardan ..... Sigorta A.Ş nin 22.014,94 TL sürekli İş göremezlik, 3.292,24 TL geçici iş göremezlik, 600,00 TL tedavi gideri, 1.535,04 TL bakıcı gideri olmak üzere Toplam: 27.442,21 TL den sorumlu olmak kaydıyla) işleyecek yasal faiziyle birlikte  müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,<br>Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,<br>B-Davacılardan .... için; davacının geçici iş göremezlik maddi zararı yönünden 10.974,12 TL, kaçınılmaz tedavi gideri maddi zararı yönünden 2.500,00 TL olmak üzere TOPLAM:  13.474,12 TL' nin davalılardan ....' dansigorta şirketine başvuru tarihi olan 11.02.2019, zorunlu mali sorumluluk sigorta şirketleri .... Sigorta A.Ş. Ve ..... Sigorta A.Ş. yönünden temerrüt tarihi olan 22.02.2019 tarihinden itibaren ( 360.000 TL tedavi  Klozu  poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ve davalılardan .... Sigorta A.Ş nin 8.779,30 TL geçici iş göremezlik, 2.000,00 TL tedavi gideri olmak üzere Toplam: 10.779,30 TL den, davalılardan ..... Sigorta A.Ş nin 2.194,82 TL geçici iş göremezlik, 500,00 TL tedavi gideri olmak üzere Toplam: 2.694,82 TL den sorumlu olmak kaydıyla ) işleyecek yasal faiziyle birlikte  müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,<br>Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,<br>2- Davacıların Manevi Tazminat Talebi Yönünden;  <br>    A- Davacılardan .... için; manevi tazminat isteminin KISMEN KABULÜ ile, 30.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan ....' dan kaza tarihi olan 20.01.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte  alınarak davacıya verilmesine,<br>Fazlaya ait istemin REDDİNE,<br>B- Davacılardan .... için; manevi tazminat isteminin KISMEN KABULÜ ile, 5.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan ....' dan kaza tarihi olan 20.01.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte  alınarak davacıya verilmesine,<br>\tFazlaya ait istemin REDDİNE\" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalı .... Sigorta A.Ş. vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, maluliyet raporunun ilgili yönetmeliğe uygun olarak ATK'dan alınması gerektiğini, geçici iş göremezlik, bakıcı ve tedavinin kurum sorumluluğunda olmadığını, belgelendirilemeyen tedavi giderinin reddinin gerektiğini, hükmedilen tedavi giderlerinin fahiş olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tazminat hesaplama metodunun hatalı olduğunu, raporda PMF yaşam tablosuna göre bakiye ömür belirlendiğini ve Progresif Rant yöntemi ile hesaplama yapıldığını, yapılan hesaplama ve esas alınan yaşam tablosunun hukuka aykırı olduğunu, emniyet kemerinin takılı olmadığını ve müterafik kusur indirimi uygulanması gerektiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davacılar vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkemece hatalı hazırlanan kusur raporunun hükme esas alındığını, müvekkili ....'nin kalıcı maluliyeti olmadığı yönündeki tespitin hatalı olup hatalı maluliyet raporunun hükme esas alındığını, müvekkili ....'nin maluliyeti yönünden yapılan değerlendirme ve tespitlerin de hatalı olduğunu, müvekkilleri için hükmedilen manevi tazminat miktarlarının hukuk ve hakkaniyetten uzak olup yerel mahkeme kararının bu sebeple de kaldırılması gerektiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının istinaf incelemesinden geçirilerek kaldırılmasına ve talepleri doğrultusunda davanın tümüyle kabulüne karar verilmesine, bunun mümkün olmaması halinde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı ..... Sigorta A.Ş. vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı tarafından dava şartı yerine getirilmemiş olup eksik evrakla başvuru yapıldığını, PMF 1931 yaşam tablosu esas alınmak suretiyle yapılan hesaplama gerçek zararı tespit etmede yeterli olmadığından TRH 2010 yaşam tablosuna göre hesaplama yapılması gerektiğini, Anayasa Madde 135/5 “İptal Kararları Geriye Yürümez.” hükmü gereğince 09.10.2020 tarihli Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından önceki uyuşmazlıklarda, kanunun iptal edilmemiş halinin uygulanması gerektiğini, davacının talebine konu geçici iş göremezlik tazminatının Trafik Sigortası Genel Şartları A.5.B maddesi gereği, sağlık gideri teminatı kapsamında olduğunu ve sağlık gideri teminatının ise SGK’nın sorumluluğunda bulunduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının yeniden incelenerek müvekkili şirket lehine kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı .... tarafından alınması gereken harçların yatırılmaması nedeniyle Yerel Mahkemece 10/10/2023 tarihinde verilen ek karar doğrultusunda davalı vekilinin istinaf  başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verildiği görülmüştür.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.<br>Dava trafik kazası nedeniyle tazminat talebine ilişkin olup mahkemece verilen karar  davacılar ile  davalılar tarafından ayrı ayrı istinaf edilmiş olup, davalı ..... istinafının yapılmamış sayılmasına dair karar istinaf edilmemekle kesinleşmiş bulunup inceleme diğer istinaf edenler yönünden yapılacaktır. <br>-Davacı .....'un maddi tazminat kararı yönünden davalı .... ve .... Sigortanın istinafının kesinlik sınırının altında kaldığına dair; <br>6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun \"İstinaf Yoluna Başvurulabilen Kararlar\" başlığı altında düzenlenen 341. Maddesinde;  \"İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. <br>    (2) Miktar veya değeri 2023 için 17.830 geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir.Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir. <br>    (3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir.<br>    (4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü 2023 için 17.830 Türk Lirasını geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz\" denilmektedir. <br> Mahkemece, davacı ..... yönünden davalı sigortalar için hükmedilen toplam maddi tazminat miktarının kesinlik sınırının altında kaldığı anlaşılmakla, alacağın tamamı nazara alındığında reddedilen maddi tazminat miktarlarının HMK'nın 341/2. maddesi gereğince, karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı altına kaldığından, kabul edilen miktar açısından davalılar  yönünden ..... yönünden karar kesin olduğundan,  kararın kesin olması halinde ilk derece mahkemesince bir karar verilebileceği gibi 01.06.1990 tarih 3/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararının kıyasen uygulanması yoluyla Dairemizce de karar verilebileceğinden, HMK nın 352. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonunda davacı .....'un maddi tazminatı bakımından davalılar .... ve .... Sigortanın  istinaf başvuru dilekçesinin reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. <br> -Davalı .... Sigorta'nın, davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı istinafı;<br>2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile  yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü \"Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir\" denilmiştir. <br>Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına/Güvence Hesabı'na karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya/Güvence'ye davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.<br> 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre \"Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır\".<br>HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, \"Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.\" denilmiş,<br> 2.fıkrada ise, \"Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.\" düzenlemesi mevcut olup<br> 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir. <br> Davacının hasar dosyalarındaki belgelerden, başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı, hatta bunun için davalının hasar dosyası oluşturduğu anlaşıldığından, buna yönelik istinaf itirazları yerinde değildir. <br>-Davalı sigortaların, geçici iş göremezliğin, tedavi giderlerinin ve bakıcı giderinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde:<br>01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin \"Sağlık Giderleri teminatı\" başlıklı (b) maddesinde \" Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.\" ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,<br>1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, <br>2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,<br>3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,<br>Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.<br>Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. <br>Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; <br>1-Bakıcı giderleri<br>2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)<br>3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.<br>Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. <br>Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)<br> Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan 18/06/2016 tanzim tarihli Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan  Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de  düşünülemez.<br>ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN \"VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA \" İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN \"VE GENEL ŞARTLARDA \" İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.<br>Bu halde davalı tarafın geçici işgörmezlik, tedavi giderleri ve bakıcı  tazminatının teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.<br>- Davalı .... Sigorta'nın, ıslah zamanaşımı itirazı yönünden yapılan incelemede; <br>Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 72. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 72. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanışımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794).<br>Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 72 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. maddesinde \"Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar\" hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, \"dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir\" hükmüne yer verilmiştir.<br>Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü  hallerde,  tazminat   davasının   daha  önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.  <br>Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325, HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198,2015/1495 ve HGK'nın 16.09.2015 gün, 2014/17-116, 2015/1771, HGK'nın 10.06.2015gün, 2014/17-27,2015/1530 sayılı  kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).<br>Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; kaza 20.01.2019 tarihinde gerçekleşmiş, davaya konu trafik kazası sonucunda davacılar yaralanmıştır. Yaralanmayla sonuçlanan sözkonusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir. Buna göre eylem için(TCK 89/1) kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde   öngörülen ceza zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu  dikkate alındığında, davanın belirsiz alacak davası olması da gözetilerek esas alınması gerekecek dava tarihleri (ya da artırım tarihi de) itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple buna yönelik itirazlar yerinde değildir. <br>- Davalıların sorumluluğa ve kusura ilişkin istinafı yönünden;<br> Müteselsil sorumluluk, Kanundan doğan müteselsil borçluluğun bir türü olup aynı zararın oluşumunda rolü olan birden fazla kimsenin tazminatın tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu ve zarar görenin dilediği sorumludan tazminatın tamamını veya bir kısmını talep edebileceği sorumluluk türüdür.<br>  Zarar gören, zararın tamamını veya bir kısmını dilediği sorumlu veya sorumlulardan talep edebilir.<br> Bu husus HGK'nın 24.6.1983 tarih 1981/9-533 Esas 1983/724 Karar sayılı kararı ile \"Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK.'nun 61.maddesi ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen maddesi uyarınca ve aynı Yasanın 163.maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.    <br> Ancak, aynı Yasanın 141.maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re'sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz.  Çünkü Hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HMK 26.maddesi buna engeldir\" şeklinde kabul edilmiştir.<br> Birden fazla kimseyi müteselsil sorumlu tutmak isteyen zarar gören, bu kimselere karşı dava açarken bu niyetini göstermesi, dava dilekçesinden müteselsil sorumlu tutmak istediği kişiyi göstermesi gerekir. Hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olup teselsülden yararlanma hakkı zarar görene ait olduğundan zarar gören bu hakkı kullanmadıkça mahkeme onun yararına teselsül kuralını kendiliğinden uygulayamaz.<br>Müteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür. Sorumlulukta müteselsillik ilkesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan  sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır.<br>Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil  sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan  doğabilir.<br>Müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine yada kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir.<br>Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde \"Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur\"  düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir.<br>Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde \"Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır\"  demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır.<br>Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, zararın tamamını, isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. (YARGITAY17. Hukuk Dairesi 2016/7214 E, 2019/2775K-2016/7805 E,2019/3209 K )<br>Bu bilgiler ışığında somut olayı incelediğimizde; Davacı taraf, dava, ıslah ve istinaf dilekçelerinin incelenmesi sonucunda meydana gelen kazada her iki aracın da trafik sigortacısını davalı göstermiş ve buna göre de ıslah talebinde bulunmuş olmasına ve bu yönde taraflar arasında her hangi bir ihtilaf da bulunmasına göre davanın, tarafların kusur oranlarına göre açılmış bulunduğu;  (bkz. HGK 24.06.1983 gün 1981/533E.-1983/724K) bunun dışında birbirini teyit eden trafik tespit tutanağı ile alınan kusur raporlarına göre davalıların sorumlu oldukları araçların sürücülerinin yüzde seksen ve yüzde yirmi oranında sorumlu oldukları da sabit olduğundan, buna göre belirlenen tazminat miktarlarının  paylaştırılmasında bir isabetsizlik bulunmadığından buna yönelik itirazların reddi gerekmiştir. <br>- Kamu düzeni gereği ve tarafların istinaf sebebi nedeniyle aktüer ve maluliyet raporuna yönelik;  <br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. <br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”<br>Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>           Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>        Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından;<br> Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları)<br>Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş  gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece, AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine göre hazırlanan rapor ile 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinin baz alındığı maluliyet raporlarına itibar edilmesi gerekirken, TRH yaşam tablosu ve yanlış maluliyet yönetmeliği esas alınarak karar verilmesi isabetsiz olup aktüer ve maluliyet raporlarına yönelik itirazlar ve kamu düzeni nedeniyle, bu hususlardan dolayı kararın kaldırılması; buna göre davacı .... için PMF yaşam tablosu ve Çalışma Gücü yönetmeliğine göre hesaplanan ve artırım dilekçesi ile artırılan 312.129,61-TL'ye hükmedilmesi, diğer tazminat kalemlerinin aynı olması nedeniyle herhangi bir değişikliğe gidilmeden yeniden hüküm kurulması gerekmektedir. <br>Bu sebeple, kamu düzeni nedeniyle tarafların istinaflarının kabulü gerekmektedir. <br>-Davacı tarafın bakıcı giderine ilişkin itirazında; <br>Bakıcı giderine ilişkin de, bakım konusunda aile bireylerine böyle bir yükümlülük yüklenemeyeceği gibi, dışarıdan bir bakıcı tutulmuş olsa idi ne kadar zararının olduğu belirlenerek hüküm verilmesi gerekmektedir. Buna göre; olayda BK.’nun 43. maddesi (6098 sayılı TBK md. 52) gereğince hakkaniyet indirimi şartları bulunmamaktadır ve geçici iş göremezlik döneminde bu şekilde bakıcı gideri hesaplanması da yerindedir. (YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2014/21822 E , 2017/5957 K, 2017/1726 E  2017/11442 K )<br>Davacının başkasının yardımına muhtaç olduğu uzman heyet raporu ile belirlenmiş olup  bu nedenle brüt asgari ücretle bakıcı gideri hesaplanması doğrudur.  (Bkz.  Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/21822 Esas, 2017/5957 Karar sayılı ilamı) Hesap bu şekilde yapıldığından davacının itirazı yersizdir. <br>-Davalı .... Sigorta'nın,  faturasız tedavi giderine yönelik itirazında; <br>Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)<br>Bu kapsamda, uzman doktor bilirkişi heyetinden faturasız tedavi ve bakıcı gideri konusunda rapor alınmak suretiyle değerlendirme yapılarak, fatura edilemeyen ve SGK kapsamında dışında kalan tedavi giderine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. İtiraz yersizdir.  <br>- Davalı .... Sigorta'nın,  emniyet kemerine dair müterafik kusura yönelik itirazda; <br>Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu'nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md. 52) düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir. <br>Somut olayda,  davacının emniyet kemerinin takılıp olması konusunda belirsiz olduğu işaretlenen kaza tespit tutanağına ve tüm dosya kapsamına göre bunu iddia eden davalı tarafça ispatı gereken emniyet kemerinin takılı olmadığı hususunun ispatlanmamış bulunduğu anlaşıldığından, buna yönelik itiraz yerinde görülmemiştir. <br>-Davalı .... Sigorta'nın, faiz  başlangıcına dair; <br>Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.<br>Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, \"belirsiz alacak\" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerektiğinden mahkemece isabetsiz şekilde dava ve ıslah tarihlerine göre ayrı ayrı faiz işletimesi usule uygun olmadığından  davacı tarafın buna yönelik itirazları yerindedir. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.<br>Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, \"belirsiz alacak\" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm taz<br>Bu sebeple, mahkemece belirlenen biçimde belirlenen faiz başlangıcından bir isabetsizlik bulunmadığından davalının itirazı kabul edilmemiştir. <br>-Davacıların manevi tazminat miktarına ilişkin itirazlarında; <br>6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.  <br>Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.<br>Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.<br>Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir. <br>Somut olayda; yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, meydana gelen olayın ve davalının fiilin niteliği, olayın oluş yer ve şekli, kusur durumları(kusura göre davanın açılmış bulunmasına ve davalı .....'ın yüzde seksen kusurlu olmasına), oluşan sürekli ve geçici maluliyet durumları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda, davacılar için belirlenen manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete göre bir miktar yetersiz olduğu görüldüğünden; davacı .... için tam kabulle 50.000 TL, davacı ..... için ise 10.000 TL manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun düşeceğinden buna yönelik davacı taraf istinafının kabulü ile bu sebeple de kararın kaldırılarak aşağıdaki şekilde yeniden hüküm tesisi gerekmektedir. <br>Yukarıda açıklanan gerekçelerle davalılar ... Sigorta ve ..... Sigorta A.Ş'nin davacı ....'nin maddi tazminatına yönelik istinaflarının kesinlikten dolayı usulden REDDİNE, davacıların ve kamu düzeniyle davalı sigortaların istinaf başvurularının kabulüne; ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>Davalılar .... Sigorta ve ..... Sigorta vekilinin davacı ....'nin maddi tazminatına yönelik istinaflarının kesinlikten dolayı usulden REDDİNE, <br>Davacılar ve kamu düzeniyle davalı .... Sigorta ile ..... Sigorta A.Ş'nin  istinaf başvurularının yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle; (İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle)<br> Davacının davasının  KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE, dava dilekçesi ve harç tamamlama dilekçesindeki taleplerle bağlı kalarak;<br>1- Davacıların Maddi Tazminat Talebi Yönünden;<br>A- Davacılardan .... için; davacının sürekli iş göremezlik maddi zararı yönünden 312.129,61-TL,  geçici iş göremezlik maddi zararı yönünden 16.461,18 TL,  kaçınılmaz tedavi gideri maddi zararı yönünden 3.000,00 TL, bakıcı giderleri maddi zararı yönünden 7.675,20 TL olmak üzere TOPLAM:  339.265,99 TL' nin davalılardan ....' dan sigorta şirketine başvuru tarihi olan 11.02.2019 tarihinden, zorunlu mali sorumluluk sigorta şirketleri .... Sigorta A.Ş. Ve ..... Sigorta A.Ş. yönünden temerrüt tarihi olan 22.02.2019 tarihinden itibaren ( 360.000 TL tedavi  klozu ve 360.000 TL Sakatlık Klozu poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ve davalılardan .... Sigorta A.Ş nin 249.703,69 TL sürekli İş göremezlik, 13.168,94 TL geçici iş göremezlik, 2.400,00 TL tedavi gideri, 6.140,16 TL bakıcı gideri olmak üzere Toplam: 271.412,79 TL den, davalılardan ..... Sigorta A.Ş nin;  62.425,92 TL sürekli iş göremezlik, 3.292,24 TL geçici iş göremezlik, 600,00 TL tedavi gideri, 1.535,04 TL bakıcı gideri olmak üzere Toplam: 67.853,2‬0-TL den sorumlu olmak kaydıyla) işleyecek yasal faiziyle birlikte  müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,<br>Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,<br>    B- Davacılardan .... için; davacının geçici iş göremezlik maddi zararı yönünden 10.974,12 TL, kaçınılmaz tedavi gideri maddi zararı yönünden 2.500,00 TL olmak üzere TOPLAM:  13.474,12 TL' nin davalılardan ....' dansigorta şirketine başvuru tarihi olan 11.02.2019, zorunlu mali sorumluluk sigorta şirketleri .... Sigorta A.Ş. Ve ..... Sigorta A.Ş. yönünden temerrüt tarihi olan 22.02.2019 tarihinden itibaren ( 360.000 TL tedavi  Klozu  poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ve davalılardan .... Sigorta A.Ş nin 8.779,30 TL geçici iş göremezlik, 2.000,00 TL tedavi gideri olmak üzere Toplam: 10.779,30 TL den, davalılardan ..... Sigorta A.Ş nin 2.194,82 TL geçici iş göremezlik, 500,00 TL tedavi gideri olmak üzere Toplam: 2.694,82 TL den sorumlu olmak kaydıyla ) işleyecek yasal faiziyle birlikte  müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,<br>Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,<br>2- Davacıların Manevi Tazminat Talebi Yönünden;  <br>    A- Davacılardan .... için; manevi tazminat isteminin Tam KABULÜ ile, 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan ....' dan kaza tarihi olan 20.01.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte  alınarak davacıya verilmesine,<br>B- Davacılardan .... için; manevi tazminat isteminin KISMEN KABULÜ ile, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan ....' dan kaza tarihi olan 20.01.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte  alınarak davacıya verilmesine,<br>Fazlaya ait istemin REDDİNE,<br>İlk Derece Yargılaması Yönünden; <br>3-Alınması gereken 28.194,27 TL karar ve ilam harcına karşılık peşin alınan 342,24 TL harç ve  1.204,27 TL tamamlama harcının mahsubu ile eksik olan 26.647,76 TL karar ve ilam harcının davalılardan (davalı .... Sigorta A.Ş yönünden 18.200,42 TL'sinden sorumlu, davalı ..... Sigorta A.Ş yönünden 4.530,11 TL'sinden sorumlu tutularak) müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,<br>4-Yargılama giderinden ayrı olarak davacının peşinen karşıladığı 59,30 TL başvuru harcı, 342,24 TL peşin harç, 1.204,27 TL tamamlama harcı, 8,50 TL vekaletnâme suret harcı olmak üzere toplam 1.614,31 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,<br>5-Davacı tarafından yapılan 2.000,00 TL bilirkişi ücreti, 723,00 TL Ankara ATK ücreti, 1.360,00 TL İstanbul ATK ücreti, 3.812,00 TL Selçuk Üniversitesi ATK ücreti ile posta ve tebligat gideri 565,90 TL olan toplam 8.460,90 TL yargılama giderinin kabul-talep miktarı oranına göre 7.707,87 TL' sinin davalılardan  (davalı .... Sigorta A.Ş yönünden 5.264,48 TL'sinden sorumlu, davalı ..... Sigorta A.Ş yönünden 1.310,33 TL'sinden sorumlu tutularak) müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, kalanının davacı üzerinde bırakılmasına,<br>6-Maddi tazminat yönünden;<br> a) Davacı .... kendini bir vekille temsil ettirdiğinden  Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 52.889,90 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen (davalı .... Sigorta A.Ş yönünden 36.123,80 TL'sinden sorumlu, davalı ..... Sigorta A.Ş yönünden 8.991,28 TL'sinden sorumlu tutularak) alınarak davacıya verilmesine,<br>b)Davacı .... kendini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen (davalı .... Sigorta A.Ş yönünden 9.200,00 TL'sinden sorumlu, davalı ..... Sigorta A.Ş yönünden 2.694,82 TL'sinden sorumlu tutularak) alınarak davacıya verilmesine,<br>c) Maddi tazminat davası yönünden davalılar kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 50,00 TL vekalet ücretinin ....'den alınarak davalılara verilmesine,<br>7-Manevi tazminat yönünden; <br>a) Davacı .... kendini bir vekille temsil ettirdiğinden  Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 17.900 TL vekalet ücretinin  davalı ....'dan alınarak davacı ....'ye verilmesine,<br>b)Davacı .... kendini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 10.000,00 TL  vekalet ücretinin  davalı ....'dan alınarak davacı ....'ye verilmesine,<br>c) Davalı .... kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 10.000 TL  vekalet ücretinin davacı ....'den  alınarak davalı ....'a verilmesine,<br>8-Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödendiğinden ve bu ücret ve ayrıca adliye arabuluculuk bürosu tarafından yapılmış zaruri giderler de Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılandığından ve bu giderler de yargılama gideri sayıldığından buna göre 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davanın kabul/talep oranına isabet eden 1.202,52 TL arabulucuk giderinin Arabuluculuk Kanununun 25/9. maddesi gereğince DAVALIDAN, davanın red/talep oranına isabet eden 117,48 TL arabulucuk giderinin Arabuluculuk Kanununun 25/9. maddesi gereğince ise davacılardan alınarak Hazine’ye gelir kaydına ve Harçlar Kanununun 28. ve 130. maddeleri, HMK'nun 302. maddesi ve Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 206. maddesi hükümleri kıyasen uygulanarak işbu kararın arabuluculuk ücreti yükümlüsüne tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmemesi halinde bir ayın bitiminden sonraki 15 gün içinde mahkememizce arabuluculuk ücretinin yükümlüsünden tahsili için müzekkere yazılmasına,<br>İstinaf Yargılaması Yönünden;<br>9-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harçlarının talep halinde davacılar ve davalılar .... Sigorta ve ..... Sigorta A.Ş'ye  iadesine,<br>10-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan 984 TL istinaf başvuru gideri ve 167,55 TL posta tebligat gideri olmak üzere toplam 1.1151,55 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine, <br>11-Davalı .... Sigorta tarafından istinaf aşamasında yapılan 984 TL istinaf başvuru gideri ve 2,45 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 986,45 TL yargılama giderinin davacılardan tahsili ile bu davalıya ödenmesine, <br>12-Davalı ..... Sigorta tarafından istinaf aşamasında yapılan 1.476 TL istinaf başvuru giderinin davacılardan tahsili ile bu davalıya ödenmesine, <br>13-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın davacı .... ve davalı .... yönünden kararın taraflara tebliğinden itibaren İKİ HAFTA içerisinde TEMYİZ YOLU AÇIK, davacı ...., davalılar .... Sigorta ve ..... Sigorta yönünden KESİN olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.20/02/2024<br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br>e-imzalı <br><br>Üye<br>e-imzalı <br><br>Üye<br><br>e-imzalı <br>T<br>Katip<br><br>e-imzalı <br> <br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d16fc9900f6ef5fb","SID":"41b34a0cb98a9992"}}