{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    <br>                        T.C.<br>                  SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t: 2022/2143 <br>KARAR NO\t\t: 2024/380<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...   (...)<br>ÜYE\t\t: ...   (...)<br>ÜYE\t\t: ...   (...)<br>KATİP\t\t: ...   (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 21.10.2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/639 Esas -  2022/777 Karar<br><br>İSTİNAF YOLUNA<br>BAŞVURAN DAVALI\t: MAPFRE SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ<br>VEKİLİ\t: Av. ...-...<br><br>DAVACI\t: ...-..., ...<br><br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>BAŞVURU TARİHİ\t: 24.11.2022<br>İSTİNAFA GELİŞ TARİHİ     : 22.12.2022<br>KARAR TARİHİ\t: 22.02.2024<br>YAZIM TARİHİ\t: 22.02.2024<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi. Davanın dairemizin görev alanına girdiği, ilk derece mahkemesi kararının kesin olmadığı, istinaf başvurusunun süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirildiği anlaşılmakla;<br><br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket nezdinde ... Poliçe numarası ile Genişletilmiş Kasko Poliçesi kapsamında sigortalı ... plakalı Mercedes Benz Sprinter aracın 25.07.2019 tarihinde ... adresinde karıştığı kazada davacının ağır yaralandığını, kolluk görevlilerinin kamera kayıtları üzerinden yaptığı inceleme neticesinde araç plakası tespit edildiğini, Trafik kazası tespit tutanağında ... plakalı aracın sürücüsü ...'ın 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanun’nun 53/1b (sola dönüş kurallarına riayet etmemek) maddesini ihlal ettiğinden asli kusurlu bulunduğunu, kusurlu sürücü ... hakkında Gebze C. Başsavcılığı’nın 2019/18554 SR. numaralı dosyası kapsamında soruşturma başlatıldığını, Soruşturma dosyası kapsamında alınan bilirkişi raporu ile ...’ın asli kusurlu olduğunun tespit edildiğini, işbu soruşturmanın, kusurlu araç sürücüsünün davacıdan özür dilemesi üzerine tarafların edimsiz olarak uzlaşması ile sonuçlandığını, bu uzlaşma neticesinde şüpheli  ... hakkında Kovuşturmaya Yer Olmadığına dair karar verildiğini, davacı ile kusurlu araç sürücüsünün EDİMSİZ olarak uzlaşmasının hiçbir şekilde feragat anlamına gelmediğini, nitekim yüksek mahkeme kararlarının da bu yönde olduğunu, davacının, davalı şirket nezdinde sigortalı araç sürücüsünün sebep olduğu kazada ağır yaralandığını, kaza tarihinden yaklaşık 21 ay sonra Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Raporunda davacının çalışma ve meslekte kazanma gücü kaybı (sürekli iş göremezlik) oranının %47 olduğu ve kaza sebebiyle davacının uğradığı geçici iş göremezlik süresinin 580 gün, sürekli bakıma muhtaç olduğu sürenin ise 180 gün olduğu tespit edildiğini, ayrıca davacının kazanın üzerinden yaklaşık 2 sene geçmesine rağmen, geçirdiği kaza sebebiyle yaşadığı tramvalardan dolayı ağır ilaçları kullanmak zorunda kaldığını, davacının engel oranının yüksek ve kaza tarihinde henüz 38 yaşında olduğu hususu göz önüne alındığında, talep edilen tazminat miktarının makul olduğunu, davacı ...’in uğradığı manevi zarara ilişkin tazminat talebin 28.04.2021 tarihinde e-posta ile davalı sigorta şirketine iletilmişse de, 03.05.2021 tarihinde işbu talebin işleme alındığına ilişkin cevap e-postası gönderilmesine rağmen, halihazırda herhangi bir tazminat ödemesi yapılmadığını, işbu davanın açılmasından önce ticari dava şartı arabuluculuk yoluna başvurularak Gebze Arabuluculuk Daire Başkanlığı'nın 2021/71331 Numaralı Arabuluculuk dosyası kapsamında toplantı yapılmışsa da, işbu toplantı neticesinde taraflar anlaşamadığından, dava açma zarureti hasıl olduğunu, netice itibariyle, davacının geçirdiği kaza sonucu uğradığı manevi zararın, kusurlu sürücünün kullandığı aracın davalı sigorta şirketi nezdinde Genişletilmiş Kasko Poliçesi kapsamında sigortalı olması sebebiyle davalı şirket tarafından tazmin edilmesi gerektiğinden 150.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmesini  talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde; ... plaka sayılı aracın davalı şirket nezdinde ...  no.lu, 14.03.2019-14.03.2020 vadeli Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, kaza tarihi itibariyle ihtiyari mali mesuliyet teminatı tefriksiz (bedeni ve maddi ) kaza başı  200.000,00 TL olduğunu, İMM teminatına manevi tazminat talepleri dahil edilmiş olup, manevi tazminat teminatı poliçede belirtilen İMM teminatı ile sınırlı olduğunu, davacı taraf, dava konusu trafik kazası sebebiyle 5271 sayılı cmk’nın 253/19.maddesi uyarınca sigortalı araç sürücüsü ... ile uzlaştığından dava hakkı bulunmadığını ve işbu davanın reddi gerektiğini, CMK 253/19.maddesine göre ; \"Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır.\" izah edilen sebeplerle; dava hakkına sahip olmayan davacının davasının reddine karar verilmesini talep ettiklerini, manevi tazminat hesaplanırken sigortalı araç sürücüsünün kusuru, davacının sosyal ve ekonomik durumları  dikkate alınması gerektiği, bu nedenle öncelikle dosyada kusur durumun netleşmesi gerektiği, zira davacının kazanın oluşumunda ve kendi yaralanmasında kusuru bulunduğunu, aynı zamanda ; manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, TBK’nun 56. maddesindeki özel haller dikkate alınarak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılması gerektiğini, dava konusu olay ticari bir ilişkiden kaynaklanmayıp, haksız fiil neticesinde meydana geldiğini, bu nedenle ticari temerrüt faizi istemi yerinde olmadığını, tüm bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.<br>İlk derece mahkemesi tarafından Davanın Kısmen Kabulüne, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 25.07.2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.<br>Yerel mahkemenin bu kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu trafik kazası sebebiyle 5271 sayılı CMK'nın 253/19.maddesi uyarınca davacı ile davalı araç sürücüsü ...'ın uzlaştığından davacının dava hakkı bulunmadığını ve davanın reddi gerektiğini,  mahkemece manevi tazminat hesaplanırken sigortalı araç sürücüsünün kusuru, davacının sosyal ve ekonomik durumlarının dikkate alınması gerektiğini, bu nedenle öncelikle dosyada kusur durumun netleşmesi gerektiğini, zira davacının kazanın oluşumunda ve kendi yaralanmasında kusuru bulunduğunu, mahkemece yargılama sırasında alınan 19.02.2022 tarihli kusur bilirkişi raporuna yaptıkları itirazın değerlendirilmediğini, mahkemece eksik inceleme neticesi karar verildiğini, mahkemece hükmolunan manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, davacının kaza tarihinden itibaren işleyecek faiz talebinin yasal mesnetten yoksun olmakla birlikte mahkemece bu talebe itibar edilmesinin yasalara aykırılık teşkil ettiğini, davacının dava dilekçesinde avans faizi talep etmemesine rağmen mahkemece alacak miktarına avans faizi işletilmesinin taleple bağlılık ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, ayrıca karar konu trafik kazasında sigortalı aracın ticari bir araç olmadığından ticari faize hükmedilemeyeceğini, yerel mahkemece yeterli araştırma ve inceleme yapılmadan hüküm kurulduğunu belirterek usul ve yasaya aykırı ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Dava, trafik kazası sonucu oluşan cismani zarar nedeniyle, İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortacısına yöneltilen manevi  tazminat istemine ilişkindir.<br>Somut uyuşmalıkta, 25.07.2019 tarihinde birden fazla aracın karıştığı trafik kazası neticesinde davacı motosiklet sürücüsünün ağır bir şekilde yaralandığı, %47 oranında sürekli iş gücü kaybına uğradığı, kaza nedeniyle 580 gün geçici iş gücü yoksunluğunun ortaya çıktığı ve 180 gün başkasının bakımına muhtaç olduğu anlaşılmaktadır.<br>Davalı vekilinin kusura ilişkin istinaf gerekçeleri bakımından yapılan  incelemede;<br><br>6098 sayılı Borçlar Kanunun 49. Maddesin de düzenlenen \"haksız fiil\" olgusunun özel bir tezahürü de 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 85 vd. Maddelerinde düzenlenen motorlu araçların neden olduğu kazalarla ilgili sorumluluk halleridir. Bir motorlu aracın Karayolları üzerinde işletilmesi nedeniyle üçüncü kişilere karşı vermiş olduğu zararlardan dolayı araç sürücüsü, işleten, bağlı bulunduğu teşebbüs müştereken ve müteselsilen sorumludur. Motorlu taşıtların neden olduğu zararların giderilmesi için özel bir sorumluluk sistemi getirilerek motorlu araçlar için mali mesuliyet sigortası zorunluluğu getirilmiştir.(2918 sayılı Yasa madde 91). Tazminat sorumluluğu dört temel koşulu gerektirmektedir. Bunlar : Hareket ( eylem- fiil) , Netice ( zarar veren sonuç) , illiyet bağı ve kusurdur. Türk Borçlar Kanun 49. Maddesine göre kusurlu ve hukuka aykırı bir eylem nedeniyle başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlü olduğuna göre , haksız fiil sorumluluğunun kusura dayalı bir sorumluluk olduğundan şüphe duyulmamaktadır.<br>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 74. Maddesi \" Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.\" düzenlemesine haiz olup; Yüksek Mahkeme ve Doktrin görüşleriyle kabul edilen ilkelere göre hukuk hakimi ceza mahkemesinin mahkumiyet kararıyla bağlı olduğu gibi, ceza yargılamasındaki kesinleşen maddi olgularla da bağlıdır. Ceza Hukuku alanında suç olarak kabul edilen bir eylemin Özel Hukuk alanında tezahürünün de haksız fiil veya geçersizlik olduğunun kabulü gerekmektedir. <br>Davaya konu kaza nedeniyle trafik kolluğu tarafından düzenlenen 25.07.2019 tarihli Kaza Tespit Tutanağı kazanın meydana gelmesinde, her iki araç sürücüsüne de kural ihlali verildiği görülmektedir.<br> Gebze Cumhuriyet Başsavcılığınca, Trafik bilirkişisinden alınan 25.09.2019 tarihli bilirkişi raporda; davaya konu kazanın oluşumunda,  davalının sigortalısına ait aracın sürücüsünün asli, davacının tali düzeyde kusurlu olduğu, dava dışı üçüncü aracın sürücüsünün ise kusurlu bulunmadığına dair görüş ve kanaatine varılmış olduğuna ilişkin uzmanlık görüşü belirtilmiştir.<br>Eldeki dosyada, trafik bilirkişi tarafından düzenlenen 19.02.2022 tarihli raporda; ... plaka sayılı araç sürücüsü ...'ın gelişen kazada  %75 oranında kusurlu olduğu, davacı ... plaka sayılı motosiklet sürücüsü ...'in ise  %25 oranında kusurlu olduğu, dava dışı ... plaka sayılı araç sürücüsü ...'un ise kusursuz olduğuna  ilişkin kanaat bildirilmiştir.<br>Alınan kusur raporlarının ise, birbirini teyit eder nitelikte ve olayın meydana geliş biçimine uygun olduğu, tarafların kusur durumlarının 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve bu kanuna dayalı olarak hazırlanan Karayolları Trafik Yönetmeliğine olarak hazırlanmış olduğu ve kaza sonrasına ait olay yeri görüntüleri birlikte değerlendirildiğinde,  Dairemizce de gelişen olaydan davalı araç sürücüsünün asli düzeyde kusurlu olduğu ve anılan kazanın gerçekleşmesinde bu kişinin trafik kural ihlalinin temel etken olduğu ve davacının da davaya konu kazanın gelişiminde tali düzeyde kusurunun bulunduğu kabul edilerek; davalı vekilinin bu husustaki istinaf isteminin reddi gerekmiştir.<br>Davalı vekilinin manevi tazminata ve miktarına ilişkin istinaf gerekçeleri bakımından yapılan incelemede;<br>6098 sayılı TBK'nun 56. maddesi uyarınca bedensel bütünlüğü zedelenen kimse manevi tazminat adı altında bir miktar para ödetilmesini isteyebilir. Hakimin, özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bu tutar adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan, özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. <br>Manevi zararın belirlenmesinde  Borçlar Kanunun 56. maddesi ana ve ölçü kaideleri belirleyerek bu çerçevede takdir yetkisini somut olaya özgü olarak hakimin takdirine bırakmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 56 - \"Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.   Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.\" düzenlemesine haizdir. <br> Buna göre temel ölçütler \"olayın özellikleri\" olarak izâh edilen somut olaya ve tarafların sosyo ekonomik durumuna göre değerlendirme yapmak gereğidir. Denge unsur ise mülga 816 sayılı Borçlar Yasasının 48. maddesinin \"adalete muvafık\" lafzıyla izâh olunan  ve yeni yasa da \"uygun bir miktar paranın\" da şeklinde yer bulan hakkimin durum ve koşulların gereklerine ve  hakkaniyete uygun bireysel tatmin kadar toplumsal tatmini de göz önünden bulunduran bir karar vermesi gerekliliğidir. Öyle ki verilecek tazminat aynı zamanda en son kabul gören doktrin ve yargısal içtihatlarda olduğu gibi caydırıcılık etkisini de doğurmalıdır.<br> Toplumsal hayatın bir parçası olarak hakim,  manevi tazminat talepleriyle ilgili karar verirken; kendi yaşantısından ve gözlemlediği sosyolojik vakaları da birlikte değerlendirerek; nesnel bakış açısını da kaybetmeden hakkaniyete uygun bir kar vermelidir. Bu esaslar çerçevesinde, dosyaya kazandırılan soruşturma kayıtları ile tıbbi belgelere göre  davaya konu trafik kazasında ağır yaralanan davacının  duyacağı üzüntü açık ve anlaşılırdır. <br>Manevi tazminatın amacı zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmaktır. Bu açıdan ilk derece mahkemesince takdir edilen manevi tazminat miktarının elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli ve yeterli olduğu, hükmedilen tazminatın bir tarafı zenginleştirmediği gibi diğer tarafı da fakirleştirmediğinin kabulüyle hüküm kurulduğu görülmektedir..<br>Olay tarihi, olayın oluş şekli, davacıdaki  ağır bedensel zararları, maluliyet oranı, tarafların sosyal ekonomik durumları ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına hükmedilen manevi tazminat miktarının olaya ve hakkaniyete uygun düştüğü kanaatine ulaşılmıştır. Bu nedenle davalı vekilinin manevi tazminata yönelik istinaf isteminin de reddine karar vermek gerekmiştir.  <br>Davalı vekilinin uzlaşmaya ilişkin istinaf gerekçeleri bakımından yapılan incelemede;<br> Davaya konu trafik kazası nedeni ile Gebze Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2019 18554 Soruşturma sayılı dosyasında, davacının iş bu davayı da vekil sıfatı ile takip eden vekili aracılığı, davalının sigortalısına ait aracın sürücüsü ile 15.12.2020 tarihli uzlaştırma raporu ile edimsiz olarak uzlaştıkları ve bu nedenle Cumhuriyet Savcılığı  tarafından Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 253 üncü maddesi kapsamında, uzlaştırmanın sağlandığı bu sebeple uzlaşma nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği görülmüştür.<br>Mahkemece 5271 sayılı CMK'nun 253 maddesinin 17. bendinde; \"Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder. \"aynı maddenin 19. bendine  göre ise \"... Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır.\" şeklinde   ise de;<br>AYM'nin 18.10.2023 tarihli resmi gazetede yayınlanan 26.07.2023 tarihli ve 2023/43 esas 2023/141 sayılı  kararı ile 5271 sayılı CMK'nın 253. Maddesinin 19 numaralı fıkrasının 5. Cümlesinde yer alan \"uzlaşmanın sağlanması halinde soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz\" bölümünü iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında; “Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece ortaya çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 18.10.2023 tarihli resmi gazetede yayınlanan 26.07.2023 tarihli ve 2023/43 esas 2023/141 sayılı kararına göre 5271 sayılı CMK'nın 253. Maddesinin 19 numaralı fıkrasının 5. cümlesinde yer alan \"uzlaşmanın sağlanması halinde soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz\" bölümünü iptal ettiğine göre eldeki derdest dava kapsamında anılan maddenin uygulanma olasılığı bulunmadığından; ilk derece mahkemesi kararında bu yönde bir tartışma ve gerekçeye yer verilmemiş ve böylece gerekçe hakkı gözetilmeden karar verilmiş ise de; Dairemizin istinaf inceleme tarihi itibari ile Anayasa Mahkemesinin iptal kararı nazara alınarak; davalı vekilinin anılan yönlere ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.<br>Davalı vekilinin temerrüt tarihine ve işletilen faizin türüne ilişkin istinaf gerekçeleri bakımından yapılan incelemede;<br> 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 99. Maddesi : \"Sigortacılar, hak sahibinin zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri, sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemek zorundadırlar.\"<br>Davacı tarafından 2918 sayılı KTK 97. maddesine sigortacıya  posta yolu ile yapılan yazılı başvurunun, davalı sigorta şirketine tebliğ tarihi 03.05.2021 tarihi olmakla; ilk derece mahkemesince davalı sigorta şirketinin 12.05.2021 tarihinde temerrüde düştüğünün kabulü gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile haksız eylem tarihinde itibaren faiz işletilmesi ve dava dilekçesinde davacı tarafça açıkça yasal faiz talep edilmiş olması karşısında (davacı vekilinin 18.07.2022 tarihli davaya ilişkin genel açıklamalar başlıklı beyan dilekçesi niteliği itibari ile ıslah olarak değerlendirilemeyeceğinden; HMK 26. maddesine aykırı bir şekilde avans faizi işletilerek talepten fazlasına hükmedilmesi dairemizce usûl ve yasaya aykırı bulunduğundan; davalı vekilinin bu husustaki istinaf talebi yerinde görülmüştür.<br>Öte yandan 6102 Sayılı Kanuna 7155 Sayılı Abonelik Sözleşmelerinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanunun 20. Maddesi ile eklenen 5/A maddesinin 1. Fıkrası ; \"Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.\" hükmündedir.<br>Anılan yasal düzenleme uyarınca TTK da belirtilen ve konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı haline getirilmiş, yasa değişikliği 7155 Sayılı Yasanın 26/1,a maddesi uyarınca 01.01.2019 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir.<br>Kabule göre de, somut uyuşmazlığın ticari dava kapsamında kaldığı anlaşılmakla, 6102 sayılı TTK 5/A ve 6325 Sayılı Yasanın 18/A -(14.) Maddesi gereğince Hazine tarafından üstlenilen arabuluculuk giderinin davalıdan tahsiliyle Hazineye aktarılmasına karar verilmesi gerekir iken, eldeki davada birden fazla davalı olduğu ve bu davalı yönünden de davanın ticari dava olmadığı ve davalı sigorta şirketi yönünden davanın reddine karar verilmiş olduğu şeklindeki sebebi anlaşılmayan gerekçeye göre arabuluculuk giderinin davacı taraf üzerine bırakıldığına dair gerekçe yazılıp; gerekçe ile çelişir şekilde arabuluculuk giderinin taraflar arasında dağıtılması hususu hatalı bulunmuş ise de istinaf edenin sıfatı ve aleyhe kanun yolu yasağı nedeni ile anılan hususlar Dairemizce yalnızca eleştiri konusu yapılmakla yetinilmiştir.<br>Mahkemece yapılan yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, davalı sigorta şirketi bakımından temerrüt tarihi esas alınarak yasal faize hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hatalı bulunmuş ise de; anılan yanılgıların giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından, HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince davalı vekilinin anılan hususlara ilişkin istinaf itirazları kabul edilerek, ilk derece mahkemesinin kararındaki hatalar düzeltilmek suretiyle  yeniden hüküm kurmak gerekmiştir. <br><br>H Ü K Ü M\t    : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.10.2022 tarih ve 2021/639 esas, 2022/777 karar sayılı kararının HMK'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,<br>2-HMK'nun 353/1-b-2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurulması gerektiğinden,<br>A)DAVANIN KISMEN KABULÜNE, 100.000,00 TL manevi tazminatın temerrüd tarihi olan 12.05.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,<br>B)Yürürlükteki Yargı Harçları Tarifesi gereğince alınması gereken 6.831,00 TL karar ve ilam harcından, 2.561,63 TL peşin harcının mahsubu ile eksik kalan 4.269,37 TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, <br>C)Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL başvuru harcı, 2.561,63 TL peşin harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>D)Davacı tarafından yatırılan ve yargılama sırasında sarf edilen 772,10 TL yargılama giderinden kabul/red oranına göre 514,74 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>E)Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT 13/1-2 gereği kabul edilen bedel için hesaplanan 16.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>F)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT 13/1-2-3 gereği reddedilen bedel üzerinden hesaplanan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Mapfre Sigorta A.Ş.'ye verilmesine,<br>G)Arabulucu gideri olarak sarf edilen 1.320,00 TL'nin davanın kabul oranına göre 880,00 TL'lik kısmının davalıdan, ret oranına göre 440,00‬ TL'lik kısmınında davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,<br>H) Kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine,<br>3- İstinaf başvurusunda bulunan davalının yatırdığı istinaf karar harçlarının  talebi halinde  kendisine iadesine,<br>4-Davalı tarafından yapılan 105,50 TL istinaf giderinin davacıdan alınarak  davalıya verilmesine,<br> 5-Kullanılmayan istinaf gider avanslarının yatıranlara iadesine,<br>6-Karar tebliği, harç  ve avans iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK.362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 22.02.2024<br><br>Başkan ...<br>  e-imzalıdır<br>Üye ...<br>  e-imzalıdır<br>*Üye ...<br>  e-imzalıdır<br>Katip ...<br>  e-imzalıdır<br><br>         <br>   *İşbu evrak 5070 sayılı Kanunun 5. Maddesi gereğince Güvenli Elektronik İmza ile imzalanmıştır*<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cf6ad552568e3757","SID":"0762f0d120c62e6b"}}