{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/190 <br>KARAR NO: 2024/130<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 15/10/2020<br>NUMARASI: 2019/576 E. -  2020/467 K.<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın ödenmemesi üzerine 470.477,54 TL alacağın tahsili amacıyla Bakırköy ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında başlatılan takibe yönelik itirazın haksız olduğunu, borçlunun takip sonrası 17.05.2019 tarihinde takip konusu asıl alacağı ödemesine rağmen, borcun ferilerini ödemediğini, faizin türüne yönelik itiraz ile icra inkar tazminatına yönelik itirazının haksız olduğunu ileri sürerek, itirazının iptali ile takibin devamına, alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; taraflar arasındaki ticari ilişkinin davacı şirketin sattığı ürünlerde yaşanan sıkıntılar nedeniyle sonlandırılması nedeniyle müvekkiline zarar verme kastıyla takip başlatıldığını, takibe konu cari hesap ekstresinde dahi müvekkilinin, çeklerle ödeme yaptığı, davacının da çekleri teslim alarak hesaplarına tahsilat olarak işlediğinin anlaşılacağını, takip tarihi itibariyle muaccel bir borcun bulunmadığını, cari hesap ekstresine göre müvekkilinin 470.477,54 TL borcu bulunduğunu, dayanak faturaların ekstrede gösterildiği üzere vadeli faturalar olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Dava  itirazın iptali davasıdır.Davacı taraf  ticari  emtia satımına  dayalı  ticari ilişkiden kaynaklanan  bakiye cari   alacağı icra takibine konu etmiş davalı ise  ticari ilişkiyi kabul etmekle beraber  borcun vadesinin gelmediği muaccel olmadığı yönünde itirazı ile takibi durdurduğundan tahkikat sırasında davacının muaccel olan bakiye alacağı olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Davacı defterlerinin incelenmesinde ibraz edilen 2018 ve 2019 yılı ticari defterlirinin  lehine delil kuvvetinde olup  davalıya kimyevi malzeme satışı şeklinde ticari ilişki kurulduğu  davalı ... davacı ticari defterlerinde 470.477,54 TL  alacaklı olduğu  davacının  alacağına ilişkin tahsilatta ortalama 93 gün vade kayması olduğu  ve icra takibi başladıktan  sonra  davalının 470.478 TL'nin 17.05.2019 tarihinde davalı tarafından banka havalesi ile ödendiği  görüldüğünden dava tarihi  olan 31.07.2019 tarihinde  itirazın iptali davası açıldığı ,bakiye alacağın icra dairesinde muhtıra yolu ile  davalıdan istenebileceği bu yönden itirazın iptali davası açmakta hukuku yarar bulunmadığından...\" gerekçesiyle davanın reddine, karar  verilmiştir.  Bu karara karşı, davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  Dosyaya sunulan ilk bilirkişi raporunda tarafların ticari defterlerine göre müvekkilinin takip tarihinde 470.477,54 TL alacağının bulunduğunun belirlendiğini, davalı şirketin takip sonrası 17.05.2019 tarihinde asıl alacağı ödenmesi nedeniyle davalı şirketin icra dosya fer'ilerinden sorumluluğunun tespiti için dava açıldığını, davalının savunmasının aksine  takip konusu alacakların muaccel olduğunu, müvekkilinin alacağının bir kısım faturalar olmayıp cari hesap ekstresinin sonuç borcu olduğunu, cari hesap ekstresinde tüm faturaların vadeleri ile birlikte kayıtlı olduğunu, davalı şirket tarafından ödeme olarak verilen çeklerin ileri vadeli olduğunu, bu nedenle muhasebe olarak vade kayması yönünden hesap yapıldığının müvekkilince ileri sürüldüğünü, verilen ileri tarihli çeklere ilişkin makbuzlarda ödemenin hangi fatura için yapıldığının yazılmadığını, bu hesaplamanın, muhasebecilerin faturaları ve vadelerini, ödemeleri ve vadelerini bilgisayar kayıtlarına ayrı ayrı işleyerek yaptıklarını, muhasebe programlarının vade kaymalarını hesapladıklarını, bu hususun ilk raporda kabul edilerek tahsilatlarda ortalama 93 gün vade kayması olduğunun beyan edildiğini, vade yalandırması olarak adlandırılabilecek bu durumda taraflar arasında bir faiz kararlaştırılması halinde faizin de talep edilebileceğini, ancak takipte işlemiş faiz talep edilemediğini, takip konusu asıl borcun ödenmesi nedeniyle özellikle icra inkar tazminatı ve takip ile ödeme arasındaki süre için işlemiş avans faizi ve diğer takip ferilerinin tahsili için dava açıldığını, İkinci bilirkişinin defterler üzerinde inceleme yapmadan, önceki rapora atıflar yaparak, ödeme olarak verilen çeklerin vadesi ne olursa olsun nakit/peşin ödeme gibi hesaptan düşülmesi ile görüş bildirdiğini, itiraza rağmen mahkemece bu görüşün esas alınarak davanın reddine karar verildiğini, rapordaki tespite göre tarafların peşin çalışmaya başladığı 08.02.2019 tarihinden itibaren düzenledikleri faturaların toplamının 332.630,68 TL olduğu, davalının bu faturalara itirazının bulunmadığı, takip tarihi itibariyle davacının 470.477,54 TL alacağının olduğu ve alacağın 17.05.2019 tarihinde ödendiğinin belirlendiğini, TTK ile özel yasalarda çekin vade içerip içermeyeceğine ilişkin farklı düzenlemeler yapılmasının uyuşmazlığa neden olduğunu, ileri tarihli çek verilmesi halinde bu çekin vadesinin beklenmeden de fatura alacağının tahsilinin talep edilebileceğini, dava konusu olayda da o güne kadar yapılan alım/satım faturalarının ödeme vadelerinin yapılan ödemelerle mukayesesinde (93) günlük bir gecikme olduğu, ödenmeyen 470.477,58 TL cari hesap/açık hesap bakiyesi bulunduğundan, bu bedelin ödenmesi için takip başlatıldığını, takibin sebebinin de satışa konu “kimyasal boya” fiyatlarında uluslararası dalgalanmalar sebebi ile davalı şirketin ciddi miktarlarda (%15-20) iskonto istemesi ve yeniden hesaplanacak borcuna karşılık da 2019/Eylül ayına kendi çekini teklif etmesi olduğunu, 93 günlük gecikmeye rağmen vade farkı talep edilmediğini, bu durumun faturanın muaccel olmadığını göstermediğini, çekin bir ödeme aracı olması ve çekin alınması ile ödemenin gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceğini, ileri tarihli çekin verilmesi ile ödemenin yapıldığının ticari teamül ve taraflar arasındaki ticari ilişkiyi uygun olmadığını,  Esasen mahkemece vade kaymasına ilişkin davacı taleplerinin de kabul edildiğini, ancak tebliğ edilen gerekçeli kararda farklı bir gerekçe ile davanın reddine karar verildiği,  gerekçede borç muhtırası gönderilerek davalı şirketten dava açılmaksızın talepte bulunulabileceğinin kabul edildiğini, takibe yönelik itirazın haksız olması nedeniyle icra inkar tazminatı alacağı bulunduğunu, itiraz sonrası borcun ödenmesinin icra inkar tazminatına engel olmadığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar  verilmesini istemiştir. Davalı  vekili, katılma yoluyla istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme hükmünün müvekkilinin lehine olmasına rağmen hüküm ile gerekçenin çeliştiğini, davacının istinaf başvurusunda ileri sürülen hususların hukuka aykırı olduğundan kararın düzeltilerek onanması gerektiğini, taraflar arasında yazılı cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, açık hesap ilişkisinde satıcının düzenlediği vadeli faturalar karşılığında müvekkilinden düzenli olarak müşteri çeki alınarak borçtan düşüldüğünü, ticari ilişkinin bu şekilde uzun süre devam ettiğini, satılan ürünlerde sorun çıkması üzerine davacıdan emtia alınmadığını, mahkemece davanın reddine karar verilmesine rağmen, gerekçede alacağın muhtıra ile istenebileceği şeklinde yasaya aykırı bir hüküm kurulduğunu; Vadesi gelmeyen bir alacağın takibe konu edilemeyeceğini, ikinci raporda da gerekçesiyle birlikte alacağın vadesinin gelmediğinin açıklandığını, ilk raporda yasa ve sözleşme dışında muhasebe programlarının işleyişinin irdelendiğini, bilgisayar muhasebe programının sözleşme hükümlerini belirlemesinin mümkün olmadığını, TBK'nın 102. maddesinde bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödemenin, muaccel borç için yapılmış sayılacağı, birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış sayılacağının düzenlendiğini, takip yapılmadığında ise ödemenin vadesi ilk gelen borç için yapılacağını, buna rağmen alacaklanın aldığı ödemeyi başka bir borca saymasının mümkün olmadığını, ödeme karşılığı alınan çeklerin vadesi ilk gelen borçtan düşüldüğünü, bu durumda 803.838,49 TL faturanın vadesinin 03.05.2019  tarihinden sonra geleceğini, bu nedenle borcun takip tarihi itibariyle henüz muaccel olmayan 803.838,49 TL'den kaynaklandığı ve muaccel olmadığını, itirazı kayıt olmaksızın teslim alınan çeklerin de TBK'nın 102.maddesine göre öncelikle vadesi gelmiş borçlardan düşüleceğinden, takip konusu miktarın henüz vadesinin gelmediğini, taraflar arasında oluşan ticari teamüle göre faturaların vadeli düzenlendiğini, müvekkiline bilgi verilmeden son faturalarda vadenin kaldırılmasının geçerli olmadığını, vadesi gelmemiş bir borcu takibe  konu edilmesi ile  takip ferilerine hak kazanılamayacağını, müvekkilinin takip tarihinde muaccel olmuş borcu bulunmadığından takibe itiraz edildiğini, takip sonrası vadesi gelen borçların ödendiğini, itiraz üzerine duran takipte borçluya ödeme muhtırası çekilemeyeceğini, vadesi gelmeyen borçlunun takip başlatmasının kötü niyetli olması nedeniyle kötü niyet tazminatına karar verilmesi gerektiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın belirtilen gerekçe ile  reddine ve kötü niyet tazminatına, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, satım sözlemesinden kaynaklanan açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe yönelik itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır Taraflar arasında satım sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ve sözleşme kapsamında davacı satıcının, emtiayı temin ederek davalıya sattığı, düzenlenen faturaların tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, borç- alacak konusunda taraf defterlerinin mutabık olduğu sabittir. Uyuşmazlık, takip tarihi itibariyle davalının muaccel bir borcunun bulunup bulunmadığı, takip sonrası borca itiraz edildikten sonra vadesi geldiği gerekçesiyle borcun ödenmesi nedeniyle takip ferilerinin ödenmesi gerekip gerekmediği noktasındadır.Bakırköy ... İcra  Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklı tarafından  11.04.2019 tarihinde, 10.04.2019 tarihli cari hesap ekstresinden kaynaklanan 470.477,54 TL alacağın tahsili amacıyla takip başlatılmıştır. Ödeme emrinin 15.04.2019 tarihinde tebliğ edildiği, davalının 19.04.2019 tarihinde borç ve ferilerine itiraz etmesi sonucu takibin durduğu, itirazda muccel bir borcun bulunmadığının belirtildiği, davalının itiraz sonrasında, ancak davadan önce 17.05.2019 tarihinde asıl alacağı ödediği, eldeki davanın icra inkar tazminatı ile takip masraflarına yönelik olarak açıldığı anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmekle birlikte, borcun muhtıra ile istenilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Oysa takibe yönelik itirazdan sonra icra takibinin duracağı, itiraz sonrası borcun ödenmesi hâlinde artık takibe konu alacak için dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı, ancak takip ferilerinin tahsili için takibe devam edilmesi bakımından itirazın iptali davası açılabileceği bir çok Yargıtay kararında içtihat edilmiştir. Asıl alacak ödense dahi takip masrafları, takip sonrası işlemiş faiz ve vekalet ücreti bakımından itirazın iptalinin istenilmesinde davacının hukuki yararı bulunmaktadır.  Bu tür bir davada mahkemece asıl alacak ödendiğinden, miktar belirtilmeksizin davalının itirazının takip masrafları, takip sonrası işleyecek faiz ve vekalet ücreti yönünden iptaline karar verilebilir. Ayrıca takip ve itiraz anındaki haklılık durumuna göre koşulları oluşması halinde icra inkâr tazminatına da hükmedilebileceğinden, ilk derece mahkemesinin gerekçesi isabetli olmamıştır. Bu durumda satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın takip tarihi itibariyle muaccel olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Satım sözleşmesinde kural olarak, TBK'nın 207. maddesi gereğince alıcı ve satıcının edimlerini aynı anda ifa etmeleri gerekir. Ancak tarafların vadeli satım konusunda anlaşmaları mümkündür. Taraflar arasında yazılı bir satım sözleşmesi ilişkisi bulunmadığından, taraf iradelerinin esas alınarak satım sözleşmesinin ne şekilde kurulduğunun belirlenmesi gerekir. TBK'nın 1. maddesinde, \"Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir.\" düzenlemesi bulunmaktadır. Aynı Kanun'un 2. maddesinde ise \"Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır. İkinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar. Sözleşmelerin şekline ilişkin hükümler saklıdır.\" düzenlemesi bulunmaktadır. Satım sözleşmesinin geçerli olması için bir şekil şartı öngörülmemiştir. Taraflar sözlü şekilde kurdukları akit ile sözleşme ilişkisini yürütmüşlerdir. Taraflar arasında yazılı şekilde düzenlenmiş bir cari hesap ilişkisi de bulunmamaktadır. Sözleşme ilişkisi karşılıklı satım ve yansıtma faturaları ile yapılan ödeme ve mahsupların işlendiği açık hesap ilişkisi şeklinde devam etmektedir. Açık hesap ilişkisinden kaynaklanan bir alacağın tahsili için kural olarak takip öncesi bir temerrüt ihtarına gerek bulunmaktadır. Ancak satım sözleşmesinin vadeli şekilde kurulduğunun kabulü hâlinde, tanınan vadenin gelmesine kadar muaccel bir alacaktan söz edilemeyecektir. Mahkemece taraf defterleri incelenerek alınan ilk raporda her iki taraf defterlerinde satım faturalarının kayıtlı olduğu ve taraf defterlerine göre davacının takip tarihi itibariyle takip miktarınca alacaklı olduğu belirlenmiştir. Anılan raporda faturaların tarihleri ile vade tarihleri belirlenmiştir. Raporda belirlenen 23 adet faturanın takip tarihinden sonraki vadeleri içerdiği, 15 adet faturanın ise takip öncesi vadeleri içerdiği belirlenmiştir. Ancak rapordaki tablonun alt kısmına faturaların ortalama vadesinin 09.04.2019 olduğu, alacak karşılığında verilen çeklerin ise ortalama vadesinin 16.07.2019 olduğu, bu durumda 93 günlük bir vade kayması olduğu belirtilerek davacının alacaklı olduğu belirlenmiştir. Tarafların, satılan emtia bedelinin vadeli olarak ödenmesi konusunda anlaştıkları, bu nedenle davacının ileri tarihli çekleri kabul ettiği ve satım sözleşmesi ilişkinin vadeli olarak yürütüldüğü kabul edilmelidir. Bu durumda, belli muhasebe programlarındaki vadelerin veya satılan ürünün piyasasındaki fiyat hareketlerinin dikkate alınarak, taraf iradelerinin yok sayılması ve vade kayması gibi satım sözleşmesine ilişkin yasal düzenlemelerde bulunmayan ilkelerin kabul edilerek satımın peşin yapıldığı sonucuna varılması mümkün değildir. Alıcı tarafından yapılan ödemelerin hangi borçlara sayılacağı TBK'nın 102.maddesinde düzenlenmiş olup, anılan maddenin aksine uygulama yapılmasını gerektirir bir neden bulunmamaktadır.  Nitekim mahkemece alınan ikinci bilirkişi raporunda gerekçesiyle birlikte takip tarihi itibariyle muaccel borç bulunmadığı, faturaların vadeleri dikkate alınarak ve verilen ileri tarihli çekler dikkate alındığında muaccel borç bulunmadığı belirlenmiştir. Ticari ilişkide vadeli şekilde emita satarak düzenlenen faturada belirli bir vadenin öngörülmesinden ve ileri tarihli çek kabul edildikten sonra, alacağın talep edilmesi dürüstlük kuralına da aykırıdır. Bu durumda takip tarihi itibariyle davacının muaccel bir alacağı bulunmadığı, takip tarihinden sonra alacağın ödendiği; davacının takibin ferileri hakkında itirazın iptali davası açabileceği düşünülse bile, takip konusu borcun takip tarihi itibariyle muaccel olmaması nedeniyle takip ferilerine yönelik itirazın iptali davasının da haksız olduğu anlaşıldığından, davanın reddi gerekmektedir. İlk derece mahkemesince  bu gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı gerekçe ile davanın reddine karar verildiğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısman kabulü ile ilke derece mahkemesi kararının gerekçesi düzeltilmek üzere kaldırılarak, yukarıdaki gerekçeyle yeniden hüküm kurulması gerekmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalara göre davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir. Davacının takibi haksız olmakla birlikte, takibin kötü niyetli olmaması nedeniyle İİK'nın 67/2. maddesine göre kötü niyet tazminatı koşulları oluşmadığından, davalı vekilinin yukarıda değinilen gerekçeye ilişkin istinaf başvuru nedeni dışındaki başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun  kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi istinafa konu kararının gerekçesi düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında yukarıdaki gerekçelerle Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına ve neticede davanın yukarıdaki gerekçeyle reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davalı vekilinin gerekçeye yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının, gerekçesi düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında yukarıdaki gerekçelerle Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda; 1-Davanın reddine, 2-Davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, 3-Harçlar Kanunu'na göre belirlenen 427,60 TL ilam harcının, davacı tarafından peşin  yatırılan 44,40 TL ile icra harçlarından mahsup edilen 2.359,39 TL'nin toplamı olan 2.403,79 TL'den mahsubu ile artan 1.976,19 TL harcın, talebi hâlinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından sarf edilen 800,00TL bilirkişi ücreti giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 6.912,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-HMK’nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra artan avansın yatıran taraflara iadesine, 8-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden, a-Taraflarca yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına; taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talepleri hâlinde iadesine, b-Kararımızın niteliğine göre, tarafların yaptıkları kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına, 9-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 10-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.01.02.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9a1f454a7cc539f6","SID":"0edb3fecaaa026e3"}}