{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2021/853 <br>KARAR NO\t\t: 2024/143<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 04.03.2021<br>NUMARASI\t\t: 2019/391 E. - 2021/118 K.<br>DAVANIN KONUSU\t: Cezai Şarta Yönelik Tazminat <br>KARAR TARİHİ\t: 23.01.2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 23.01.2024<br><br>\tKarşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.03.2021 tarih 2019/391 E. - 2021/118 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tDAVA :Davacı vekili, davalı tarafın, merkezi İstanbul'da bulunan müvekkili şirketin ... adresindeki ... Bölge Müdürlüğü nezdinde ... Bölge müdürü/direktör pozisyonunda belirsiz süreli iş sözleşmesi ile 15.07.2005 tarihinden 07.12.2018 tarihine kadar çalıştığını, yasal hakları ödenmek suretiyle davalının 07.12.2018 tarihinde işten çıkış işleminin gerçekleştirildiğini, sonrasında davacı şirket ile aynı alanda ve aynı ilde faaliyet gösteren ve ... Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde tescilli dava dışı ... A.Ş.unvanlı firmanın ... bölge müdürlüğü nezdinde direktör unvanı ile çalışmaya başladığının öğrenildiğini, akabinde taraflar arasında imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinde öngörülen \"rekabet etmeme\" ve \"gizlilik\" yükümlülüklerini ihlal eden ve dilekçenin 2 3 ve 4.sayfalarında ve 6 nolu bent kapsamında belirtilen davranışlarda bulunduğunun öğrenildiğini, davacı şirket nezdinde yaklaşık 13 yıl süreli mesleki tecrübesi dikkate alındığında davacının davacı şirketin ticari sırlarına vakıf olduğunun kabulünün gerektiğini bildirerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; davalı tarafın belirsiz süreli iş sözleşmesi ile hüküm altına alınan \"rekabet etmeme\" ve \"gizlilik\" yükümlülüğüne aykırı davrandığının tespitine, bu yükümlülüklere aykırı davranışı sebebi ile sözleşmenin 11.4/b maddesine istinaden 187.056,00 TL cezai şartın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP : Davalı vekili, taraflar arasında ve işverenin baskısıyla imzalanmış sözleşmede yer bakımından herhangi bir sınırlamanın bulunmadığını, davalının çalışma hakkının ölçüsüz olarak kısıtlandığını, öte yandan davalının 1995'ten beri tek deneyim sahibi olduğu tüm iş kollarının yasaklandığını, çalışma hakkına aykırılık teşkil ettiğini, 15.07.2005 tarihli sözleşmede, sözleşmenin sona erme tarihi belirli olmadığından cezai şart kavramından bahsedilemeyeceğini, davayı kabul etmemekle beraber davanın zamanaşımına uğradığını, karşı tarafın gizli olduğunu iddia ettiği bilgilerin ne olduğunu, davalı tarafça nasıl paylaşıldığını somut şekilde ne tür önemli bir zarara uğradığını ve bu zararın miktarını somutlaştıramadığını, sözleşmede sadece müvekkili aleyhine cezai şart konulduğunu ve bu nedenle de sözleşmenin geçersiz olduğunu, davacının somut bir zararı olmadığı için dava açmakta hukuki bir yararının bulunmadığını, davalının ... firmasının teklifini kabul ettiğini ve 17.12.2018 tarihinde SGK ve benzer haklarının devamı için işe başladığını, ancak ...'den 01.01.2019 gününe kadar ücretsiz izin istediğini ve bu iznin ... tarafından kabul edildiğini, dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların haksız ve yersiz olduğunu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında akdedilen hizmet akdinin 07/12/2018 tarihinde sona erdiği, işbu davanın TBK'nun 146.maddesinde ön görülen 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde 16/08/2019 tarihinde açıldığı anlaşıldığından davalı tarafından ileri sürülen zamanaşımı def'i hukuki dayanaktan yoksun bulunduğu, davanın esasına gelindiğinde, taraflar arasında akdedilen belirsiz süreli iş sözleşmesinde ön görülen \"gizlilik taahhütnamesi\" ile \"işveren tarafından istihdam edildiği süre içerisinde ve daha sonra\" işveren veya işverenin işine ilişkin bilgiyi, ticari sırlarını ve gizli bilgi ve belgeyi işverenin müşterilerine ve/ veya diğer şahıslara veya organizasyonlara davalı tarafından açıklanmasının yasaklandığı; yine davalı yönünden iki yıllık süre için geçerli rekabet etmeme yasağının konulduğu, sözleşmenin akdedildiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan B.K'nun 351.maddesi ve sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan TBK'nun  rekabet yasağına ilişkin 445. maddesinde, rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremeyeceği ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamayacağı belirlenmiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise, hâkimin, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabileceği belirlenmiştir. Burada hakime aşırı nitelikteki rekabet yasağının kapsamını veya süresini sınırlama yetkisi verilmiştir. Rekabet yasağı kaydı \"hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlaması ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte ise\" geçerli sayıldığı, olayda rekabet yasağı ve gizlilik taahhütnamesinde \"yer\" unsuru bulunmadığı, davalının Türkiye genelinde gizlilik taahhütnamesi ve rekabet yasağı kapsamında esas itibariyle aynı alanda çalışması imkanı ortadan kaldırıldığı, sözü edilen bu durumun davalının ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürdüğünün açık olduğu, yine belirsiz süreli sözleşmede, davalı işçi aleyhine konulan yasağa karşılık olarak işveren durumundaki davacının üstlendiği bir edim yer almadığı, bu durumun TBK'nun 445.madde hükmüne uygun düşmediği gibi 420/1.maddede ön görülen \"hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.\" hükmü ile de çeliştiği, öte yandan davalı tarafın işten ayrıldıktan sonra davacı sigorta şirketi nezdinde çalıştığı müşteri portföyünü ve bilgilerini kullanarak davacı şirketi zarara sokmadığının anlaşıldığı, davalı tarafın davacı şirket nezdinde çalışmaya devam ederken ve işten ayrılma iradesine ilişkin olarak davacı şirkete herhangi bir bildirimde dahi bulunmamışken dava dışı ... firmasında çalışmaya başlayacağı hususunu üçüncü kişilere, müşterilere duyurduğu iddiası ile ilgili olarak davacı tarafından ikna edici delil ve belgenin sunulamadığı, sigortacılık hizmet sektöründe genelde büyük işler denilen fabrika gibi üretim yapan kuruluş ve firmaların işyeri projelerinin yılsonu veya yılbaşına toplandığı, poliçe yenileme işlemlerinin bu tarihlere yığıldığı, doğal olarak davalı tarafın görevi sırasında yenileme işlemlerinin yapılması ve tekliflerin sunulması için en az 30 gün önceden önemli müşterilerin bilgi ve portföy dökümü istemesinin sigortacılık hizmet sektöründe olağan bir durum olduğu, bu bağlamda, davalı tarafın bölge müdürü olarak kendi emri altında çalışanlardan poliçe yenilenmesi ve teklif için müşteri bilgisi istenmesinin işin gereği olduğu, bunlar ticari sır olsa dahi davalı taraf işten ayrıldıktan sonra bu bilgi ve belgelere dayanarak menfaat sağlaması ve davacının bundan büyük zarar görmesi halinde haksız rekabetten dolayı cezai şartın gündeme gelebileceği, davalı tarafın davacı sigorta şirketinden ayrıldıktan sonra davacının uhdesindeki bilgi ve belgeleri kullanarak ..., ..., ..., ..., ..., ... A.Ş, ... San. A.Ş gibi firmaların yeni poliçelerinde aracılık etmediği, bu durumun aksini gösterir bir belgenin davacı tarafından sunulamadığı, yine davalı tarafın 30 gün önceden önemli müşterilerin bilgi ve portföy dökümü istemesi ve bu bilgileri kendi ajandasına not almasının sigortacılık hizmet sektörü ve hayatın olağan akışına uygun bir durum olduğu, davalı tarafın davacı işyerinden ayrıldıktan sonra dava dışı ... firmasına geçtiğini bazı eski müşterilere bilgi vermesinin hizmet sektöründe normal bir davranış olduğu, önemli olan davacı portföyünde bulunan ..., ... A.Ş ve ... San. A.Ş'nin sahibi ve işletmecisi olduğu tesislerin poliçelerinin davalı tarafça yeni başladığı sigorta şirketinde yapılması ve bu sebeple davalı tarafın menfaat sağlamış olması gerekirken bu hususta davacı tarafından herhangi bir belge ve poliçenin sunulmadığı, ... yetkilisi ...'ın 1980 yılından beri fotoğrafçılık yaptığını, poliçelerini davacı sigorta şirketinde yaptırdığını, 2018 yılı sonu ve 2019 yılı başı işi küçülttüğünü ve makineleri sattığını ve bu tarihten itibaren hiçbir sigorta yaptırmadığını beyan etmesi karşısında davalı tarafın bu firmanın yeni poliçelerinin yapılmasında aracılık etmesinin söz konusu olamayacağı, ...'den gelen 05/11/2018 tarihli mailde \"yeni bir firmaya geçecekmişsin hayırlı olsun\" ifadesinin rekabet yasağı ve gizlilik taahhütnamesi açısından bir anlamının bulunmadığı, ... ... sayfasında Aralık 2018 tarihi itibariyle ... unvanı ile çalışmakta olduğu, diğer taraftan davalının kendi istemiyle söz konusu ... firmasından 27/11/2019 tarihinde işten çıktığı, bu durumun başlı başına bir anlam ifade etmediği, dava dışı ... firması muhasebe müdürü ve ortağı ...'un \"devam eden poliçelerin yenilenmesi için Kasım ayı başında davacı sigorta şirketini aradığını, sigorta bilgisine inandığı ... bey ile görüşmek istediğini söylediğini, cevaben ... beyin işten ve sektörden ayrıldığı bilgisini aldığını, internet üzerinden araştırma yaparak ... beye ve çalıştığı sigorta şirketine ulaştığını, ... beye telefonla ulaştığını, ... beyin uygun teklif vermesi ile poliçelerin yapıldığını\" beyan ettiği, buna göre ... firmasına davalı tarafın bizzat poliçelerin yapılması için gitmediği, aksine firma yetkilisinin davalı tarafa ulaştığı, bu açıklamalar ışığında, davalının \"rekabet etmeme\" ve \"gizlilik\" yükümlülüğüne aykırı davrandığının tespiti ve cezai şartın davalıdan tahsili yönündeki davanın haklı olmadığı anlaşıldığından reddine karar verilmiştir.<br>\tKarara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, usule ilişkin olarak davada görevli mahkemenin \"iş mahkemeleri olup\",  kararı veren asliye ticaret mahkemesinin işbu davaya bakmakta \"görevli\"  olmadığını, bu nedenle görevli mahkemenin \"iş mahkemeleri\" olması gerekirken ilk derece mahkemesinin dava şartlarından biri olan görev hususunu dahi incelemeden davanın esasına girerek \"ret kararı\" vermesinin hatalı, usul ve yasaya aykırı olduğunu, taleplerinin öncelikle bu yönden kabulünün gerektiğini, ayrıca gizli bilgi ve ticari sır niteliğinde olan bilgilerin davalı tarafından şahsi e-mailine gönderilmesi hususu gerekçeli kararın istek, gerekçe ve hüküm kısmında dahi yazılmadığını ve tartışılmadığını, bu durumun gerekçeli kararın nasıl olması gerektiğini düzenleyen 6100 sayılı HMK'nın ilgili hükümlerine de aykırılık teşkil ettiğini, esas yönünden mahkemenin red kararına itiraz ettiklerini, objektiflikten uzak, ara karar gereğine uygun olmayan, gerekli tetkik ve inceleme mahsulü olmayan heyet raporunun adeta tekrarından ibaret olduğunu, yasada belirtilen şartlara uygun bir şekilde tanzim edilmeyen rapor haksız ve hukuka aykırı tespitler de içerdiğini, taraflar arasında akdedilen belirsiz süreli iş sözleşmesinde yer alan \"rekabet etmeme\" ve \"gizlilik\" yükümlülüğü kaydının geçerli ve yasaya uygun olduğunu, bu durumun dosyada mübrez belirsiz süreli iş sözleşmesi ekinde yer alan istisna listesi ile de sabit olduğunu, zira istisna listesi davalı tarafın işbu liste dışında kalan hususlara dair rekabet etmeme ve gizlilik yükümlülüğünü kabul ettiğini göstermesi açısından önemli olduğunu, sözleşmedeki rekabet yasağı koşulunun gerçekleşmesi için işverenin somut bir zarara uğramasının gerekmediğini, böyle bir tehlikenin varlığının yeterli olduğunu, işçinin başka bir rakip işletmede çalışmaya başlaması ve davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunmasının yeterli olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\tDavalı vekili, davacı tarafın ticari arabuluculuk başvurusu yapıp sonrasında görevli Asliye Ticaret Mahkemesine başvuru yapmış olmasına rağmen Mahkemenin görevsiz olduğunu iddia etmesinin iyi niyetli bir yaklaşım olarak değerlendirilemeyeceğini, davacı tarafın arzu ettiği karar çıkmayınca davayı başka bir mahkemeye taşıma niyetinde olup bu davranışın korunmasının hukuken kabul edilemeyeceğini, Mahkemece A.A.Ü.T.'nin 13/4.madde hükmüne göre belirlenen 4.080,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verildiğini, nispi vekalet ücretine karar verilmesi gerekirken maktu ücrete karar verilmesinin hatalı olduğunu, davanın açıldığı 2019 yılı  Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ilgili maddesinde böyle bir hükmün mevcut olmadığını, bu açıdan davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\tGEREKÇE : Dava, rekabet yasağı ve gizlilik ihlaline dayalı olarak aykırı davranışın tesbiti ile cezai  şartın tahsili istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri'nin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın göderilmesine yönelik 03.12.2021 tarihli 2021/1534 E. 2021/6811 K. sayılı kararında, rekabet yasağına ilişkin TBK’nın 444 vd. maddelerinde düzenlenen hükümlerin doğrudan hizmet sözleşmesinin bir unsuru olarak görülemeyeceği gibi rekabet yasağının işçi-işveren arasındaki hizmet sözleşmesinin ve buna bağlı olarak iş ilişkisinin sona ermesinden sonra hüküm ifade edecek mahiyette olması, işçinin tek taraflı bir taahhüdü suretiyle de oluşturulması mümkün bulunmakla, rekabet yasağının ihlali halinde ortaya çıkacak uyuşmazlıkların iş ilişkisinden yahut hizmet sözleşmesinden kaynaklandığının kabul edilemeyeceği, işçinin bizatihi hizmet sözleşmesinden ve buna bağlı olarak oluşan iş (hizmet) ilişkisinden kaynaklanan rekabet etmeme ve işverene ait sırları saklama yükümlülüğünün TBK’nın 396. maddesinde tanımlanan ve kanundan kaynaklanan işçinin özen ve sadakat borcu ile ilişkili olduğu, TBK’nın 444. maddesinde tanımı yapılan ve taraf iradesine bağlı olarak ortaya çıkan rekabet etmeme taahhüdünün (rekabet yasağının) ise, açıklanan bu karakteri nedeniyle işçinin kanundan kaynaklanan özen ve sadakat yükümlülüğünün bir devamı yahut işçinin bu borcunun, sözleşme sona erdikten sonra da devamına olanak sağlayan bir düzenleme niteliğinde olmadığı, işçinin hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonraya ilişkin sır saklama yükümlülüğünün, TBK’nın 396. maddesinin son fıkrasının ikinci cümlesinde özel olarak düzenlendiği, doğrudan kanundan kaynaklanan bir yükümlülük niteliğinde olduğu, bu yükümlülüğün serbest iradeye dayalı rekabet etmeme taahhüdünden hukuki karakteri itibariyle ayrışmakta olduğu, kanunda birbirinden farklı nitelikteki bu iki kavrama ilişkin hükümlerin, açıklanan ayrışmaya uygun olarak farklı bölümlerde düzenlendiğinin gözden kaçırılmaması gerektiği, TBK’nın 444 vd. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağına ilişkin hükümlerin ve buna bağlı olarak bu yasağın ihlali halinde ortaya çıkacak uyuşmazlıkların, 7306 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5/1. maddesi kapsamında, iş ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlık olarak tanımlanmasının ve giderek İş Mahkemelerinin görevi kapsamında addedilmesinin yerinde bir yaklaşım olmadığı, İş Mahkemeleri ile Ticaret Mahkemelerinin görev alanları bakımından bir hüküm uyuşmazlığından bahsedilemeyeceği gibi 7306 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile TBK’daki rekabet yasağına ilişkin hükümlerin mutlak ticari dava olarak tanımlanmasına ilişkin TTK’nın 4. maddesi hükmünün zımnen ilga edilmiş olduğunun da ileri sürülemeyeceği, kanun koyucunun mutlak ticari dava niteliğindeki bir davayı, TTK’nın 5. maddesinde yazılı “aksine hüküm bulunmadıkça” hükmüne dayalı olarak, ihtisas alanı ve yargılama usulü tümüyle farklı bir mahkemenin görevi kapsamına almasının kabul edilemeyeceği gerekçesiyle TBK’nın 444-447 maddelerinden doğan rekabet yasağının ihlaline dair uyuşmazlıklara bakma görevinin TTK’nın 4/1–c maddesi gereğince aynı Kanunun 5. maddesi uyarınca Ticaret Mahkemelerine ait olacağı kabul edilmiştir.<br>\tİlk derece mahkemesince taraf delillerinin toplanıldığı, ticaret sicil kayıtlarının getirtildiği, taraf tanıklarının dinlenildiği, delillerin toplanmasına müteakip dosyanın bilirkişiye tevdii edilerek 19.01.2021 havale tarihli bilirkişi raporunun alındığı, toplanın deliller ve tüm dosya kapsamından taraflar arasında akdedilen belirsiz süreli iş sözleşmesinde ön görülen \"gizlilik taahhütnamesi\" ile \"işveren tarafından istihdam edildiği süre içerisinde ve daha sonra\" işveren veya işverenin işine ilişkin bilgiyi, ticari sırlarını ve gizli bilgi ve belgeyi işverenin müşterilerine ve/ veya diğer şahıslara veya organizasyonlara davalı tarafından açıklanmasının yasaklandığı; yine davalı yönünden iki yıllık süre için geçerli rekabet etmeme yasağının konulduğu, sözleşmenin akdedildiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan B.K'nun 351.maddesi ve sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan TBK'nun  rekabet yasağına ilişkin 445. maddesinde, rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremeyeceği ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamayacağı belirlenmiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise, hâkimin, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabileceği belirlenmiştir. Burada hakime aşırı nitelikteki rekabet yasağının kapsamını veya süresini sınırlama yetkisi verilmiştir. Rekabet yasağı kaydı \"hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlaması ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte ise\" geçerli sayıldığı, olayda rekabet yasağı ve gizlilik taahhütnamesinde \"yer\" unsuru bulunmadığı, davalının Türkiye genelinde gizlilik taahhütnamesi ve rekabet yasağı kapsamında esas itibariyle aynı alanda çalışması imkanı ortadan kaldırıldığı, sözü edilen bu durumun davalının ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürdüğünün açık olduğu, yine belirsiz süreli sözleşmede, davalı işçi aleyhine konulan yasağa karşılık olarak işveren durumundaki davacının üstlendiği bir edim yer almadığı, bu durumun TBK'nun 445.madde hükmüne uygun düşmediği gibi 420/1.maddede ön görülen \"hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.\" hükmü ile de çeliştiği, öte yandan davalı tarafın işten ayrıldıktan sonra davacı sigorta şirketi nezdinde çalıştığı müşteri portföyünü ve bilgilerini kullanarak davacı şirketi zarara sokmadığının anlaşıldığı, davalı tarafın davacı şirket nezdinde çalışmaya devam ederken ve işten ayrılma iradesine ilişkin olarak davacı şirkete herhangi bir bildirimde dahi bulunmamışken dava dışı ... firmasında çalışmaya başlayacağı hususunu üçüncü kişilere, müşterilere duyurduğu iddiası ile ilgili olarak davacı tarafından ikna edici delil ve belgenin sunulamadığı, sigortacılık hizmet sektöründe genelde büyük işler denilen fabrika gibi üretim yapan kuruluş ve firmaların işyeri projelerinin yılsonu veya yılbaşına toplandığı, poliçe yenileme işlemlerinin bu tarihlere yığıldığı, doğal olarak davalı tarafın görevi sırasında yenileme işlemlerinin yapılması ve tekliflerin sunulması için en az 30 gün önceden önemli müşterilerin bilgi ve portföy dökümü istemesinin sigortacılık hizmet sektöründe olağan bir durum olduğu, bu bağlamda, davalı tarafın bölge müdürü olarak kendi emri altında çalışanlardan poliçe yenilenmesi ve teklif için müşteri bilgisi istenmesinin işin gereği olduğu, bunlar ticari sır olsa dahi davalı taraf işten ayrıldıktan sonra bu bilgi ve belgelere dayanarak menfaat sağlaması ve davacının bundan büyük zarar görmesi halinde haksız rekabetten dolayı cezai şartın gündeme gelebileceği, davalı tarafın davacı sigorta şirketinden ayrıldıktan sonra davacının uhdesindeki bilgi ve belgeleri kullanarak ..., ..., ..., ..., ..., ... A.Ş, ... San. A.Ş gibi firmaların yeni poliçelerinde aracılık etmediği, bu durumun aksini gösterir bir belgenin davacı tarafından sunulamadığı, yine davalı tarafın 30 gün önceden önemli müşterilerin bilgi ve portföy dökümü istemesi ve bu bilgileri kendi ajandasına not almasının sigortacılık hizmet sektörü ve hayatın olağan akışına uygun bir durum olduğu, davalı tarafın davacı işyerinden ayrıldıktan sonra dava dışı ... firmasına geçtiğini bazı eski müşterilere bilgi vermesinin hizmet sektöründe normal bir davranış olduğu, önemli olan davacı portföyünde bulunan ..., ... A.Ş ve ... San. A.Ş'nin sahibi ve işletmecisi olduğu tesislerin poliçelerinin davalı tarafça yeni başladığı sigorta şirketinde yapılması ve bu sebeple davalı tarafın menfaat sağlamış olması gerekirken bu hususta davacı tarafından herhangi bir belge ve poliçenin sunulmadığı, ... yetkilisi ...'ın 1980 yılından beri fotoğrafçılık yaptığını, poliçelerini davacı sigorta şirketinde yaptırdığını, 2018 yılı sonu ve 2019 yılı başı işi küçülttüğünü ve makineleri sattığını ve bu tarihten itibaren hiçbir sigorta yaptırmadığını beyan etmesi karşısında davalı tarafın bu firmanın yeni poliçelerinin yapılmasında aracılık etmesinin söz konusu olamayacağı, ...'den gelen 05/11/2018 tarihli mailde \"yeni bir firmaya geçecekmişsin hayırlı olsun\" ifadesinin rekabet yasağı ve gizlilik taahhütnamesi açısından bir anlamının bulunmadığı, ... ... sayfasında Aralık 2018 tarihi itibariyle ... unvanı ile çalışmakta olduğu, diğer taraftan davalının kendi istemiyle söz konusu ... firmasından 27/11/2019 tarihinde işten çıktığı, bu durumun başlı başına bir anlam ifade etmediği, dava dışı ... firması muhasebe müdürü ve ortağı ...'un \"devam eden poliçelerin yenilenmesi için Kasım ayı başında davacı sigorta şirketini aradığını, sigorta bilgisine inandığı ... bey ile görüşmek istediğini söylediğini, cevaben ... beyin işten ve sektörden ayrıldığı bilgisini aldığını, internet üzerinden araştırma yaparak ... beye ve çalıştığı sigorta şirketine ulaştığını, ... beye telefonla ulaştığını, ... beyin uygun teklif vermesi ile poliçelerin yapıldığını\" beyan ettiği, buna göre ... firmasına davalı tarafın bizzat poliçelerin yapılması için gitmediği, aksine firma yetkilisinin davalı tarafa ulaştığı, bu açıklamalar ışığında, davalının \"rekabet etmeme\" ve \"gizlilik\" yükümlülüğüne aykırı davrandığının tespiti ve cezai şartın davalıdan tahsili yönündeki davanın haklı olmadığı yönündeki ilk derece mahkemesinin kararında herhangi bir usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf nedenleri yerinde değildir.\tDavalı vekilinin istinaf nedenlerinin değerlendirilmesinde, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/4.maddesine göre hükmolunan vekalet ücreti tarife hükümlerine uygun olmakla davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, taraf vekillerinin istinaf itirazları yerinde değildir.<br>\tBu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 427,60 TL'den peşin alınan  59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 368,30  TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>\t3-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan  427,60 TL'den peşin alınan  59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 368,30  TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>\t4-İstinaf başvurusu nedeniyle tarafların yaptıkları giderlerin kendi üzerlerinde bırakılmasına, <br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.\t<br>\t\t\t\t<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a9a4bb9fdfb3f3b8","SID":"13bde9825ea871fa"}}