{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/40 <br>KARAR NO: 2024/114<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23.06.2020<br>NUMARASI: 2018/1495 E. - 2020/321 K.<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Taşıma sözleşmesinden kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle kanıtlamayan davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili  dava dilekçesinde özetle;  davacının davalı taraf ile 01/09/2012 tarihinde araç kiralama sözleşmesi imzaladığını, iş bu sözleşme gereğince her ay davalı tarafa 750 TL+KDV kira bedeli ödemeyi taahhüt ettiğini, davacının kiralamış olduğu araca istinaden davalı tarafa her ay düzenli olarak faturalar kestiğini ve aynı şekilde davalı tarafın da davacının yapmış olduğu tüm servis ve taşıma işlemlerini davacıya fatura ettiğini, davalı tarafça haksız bir şekilde davacı aleyhine İstanbul Anadolu ...icra dairesinde  kambiyo senedine dayalı takip başlatıldığını, müvekkilinin ödeme emrine itiraz süresini geçirdiğini,  başlatılan bu icra takibinden dolayı müvekkilinin davalıya borçlu olmadığını iddia ederek. Borçlu olmadığının  tespitine, icra takibinin durdurulmasına, davacının aracına konan haciz işlemi ile yakalanan aracının davacıya iadesine, davalı aleyhine %20 den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini   dava ve talep etmiştir. İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1039 Esas, 2017/982 Karar ve 20.10.2017 tarihli kararı ile mahkemenin görevsizliği nedeniyle  davanın usulden reddine, dosyanın talep halinde  nöbetçi sulh hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İstanbul Anadolu 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/19 Esas, 2018/424 Karar ve 29.05.2018 tarihli kararı ile görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın  usulden reddine karar verilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin 2018/1755 Esas, 2018/2134 Karar ve 30.11.2018 tarihli ilamı ile yargı yeri olarak İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi belirlenmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \" ...davacının davalı ile arasında yaptığı araç kiralama sözleşmesi yapıldığı, davaya konu bononun bu sözleşmeye teminat olarak verildiğinin davacı yanca iddia edildiği, bu hususta ispatın davacı tarafa düştüğü, senedin üzerinde ''teminat senedidir'' ibaresinin, neyin teminatı olarak verildiğine dair açıkça bir kaydın yahut ayrıca yazılı bir belgenin bulunmaması sebebiyle yine kira sözleşmesinde de senedin teminat olarak verildiğinin belirtilmediği, ayrıca davacı vekiline davaya konu bononun teminat senedi olarak verildiğine dair yazılı delillerini sunması için kesin süre verildiği, davacı tarafça bu hususu ispatlayacak bilgi ve belgenin dosyaya sunulmadığı, davacı tarafça açıkça yemin deliline de dayanmadığı anlaşılmakla davaya konu kambiyo vasfı niteliğindeki senedin teminat senedi olarak verildiği hususunun davacı tarafça ispatlanamadığı.... \" gerekçesiyle  davanın reddine,  karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı taraf arasında 01.09.2012 tarihinde araç kiralama sözleşmesi imzalandığını, davacının kiralamış olduğu araca istinaden davalı tarafa her ay düzenli olarak faturalar kestiğini, davalının haksız şekilde müvekkili aleyhine kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlatığını, kesinleşen icra takibi sonrasında müvekkilinin işinde kullandığı servis araçlarına yakalama talebinde bulunulduğunu, servis aracının otoparka çekildiğini, takibe konu senedin teminat amaçlı verilmiş bir senet olduğunu, bedel kısmının boş bırakılarak davalı tarafa güvenilerek verilmiş bir senet olduğunu, buna rağmen davalının haksız şekilde icra takibine koyduğunu, müvekkilini zarara uğrattığını, müvekkilinin senedi imzalamış olduğunu dahi hatırlamadığını, imzaya ilişkin itirazlarının saklı tuttuğunu, müvekkili adına kayıtlı araçların yakalanmasının muhtemel olduğunu, yakalama kararlarının iptali ile haciz işlemlerinin durdurulmasının talep ettiklerini, davalı şirketin aktif olarak çalışmadığını, şirket sahibi hakkında birçok dolandırıcılık davası ve icra takibi başlatıldığını ancak buna rağmen davalı vekilinin şirket adına icrai işlemler ile tahsilatlar yapmaya çalıştığını, sadece bu durumun müvekkilini zor durumda bıraktığını, müvekkilinin kiralamış olduğu aracın kendisinden geri alındığını, başka kişilere devri yapıldığı halde sözleşmeden doğan kira borcunun muaccel olmamış aylar için bile ödemekle karşı karşıya kaldığını, müvekkilinin mağduriyetinin son derece açık olduğunu, sözleşmeye konu aracın zaten davalı tarafça satıldığını ve devredildiğini, ilgili araca dair devir bilgilerinin celp edilmesi gerektiğini, mahkemenin yalnızca senedin teminat senedi olarak verildiğinin tespiti hususunda inceleme yapmış olduğunu, sunulan faturaların bilirkişiler marifetiyle incelenerek davalı tarafa kesilmiş faturalar ve borca konu senet arasında bakiye farkın mevcut olup olmadığının incelenmeksizin karar verildiğini, kararın hukuka aykırı olduğunu iddia ederek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, İİK'nın 72. maddesi gereğince icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda kanıtlamayan davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, \"Araç kiralama sözleşmesi\"  isimli sözleşme ile taşıma ilişkisinin kurulduğu ihtilafsızdır. Uyuşmazlık, davalının icra takibine konu etmiş olduğu bononun teminat senedi olup olmadığı, mahkeme incelemesinin eksik ve yetersiz olup olmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, taraflar arasında 01.09.2012 - 01.06.2015 tarihleri arasında geçerli olmak üzere araç kiralama sözleşmesinin imzalandığı, kiralayanın davacı, kiraya verenin ise davalı şirket olduğu, kiralanan aracın ... plakalı araç olduğu, sözleşmenin konusu araca ilişkin kiralama şartlarının belirlenmesi olarak ifade edildiği, 3.maddede sözleşme şartlarının düzenlenmiş olduğu, davacı tarafça davalı şirket adına öğrenci servis bedeli adı altında çok sayıda faturaların düzenlenmiş olduğu, davalı şirket tarafından ise davacı adına araç kiralama bedeli olarak faturalar düzenlenmiş olduğu, davalı şirketin davacı hakkında İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında, 52.380,00 TL senet alacağı ile ferileri olmak üzere toplam 54.330,26 TL'nin tahsili amacıyla 01.11.2016 tarihinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra  takibi başlatmış olduğu, takibe konu edilen dava konusu senedin davacı tarafça 29.01.2015 tarihinde davalı şirket adına vade tarihi 05.07.2016  olarak 52.380,00 TL bedelle düzenlenmiş bono olduğu, bononun ön veya arka yüzünde herhangi bir başkaca bir açıklamaya yer verilmemiş olduğu, davacının davalı tarafın icra takip talebinden sonraki aşamada takibe konu edilen senedin teminat senedi olduğuna dair iş bu davayı açmış olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece, 13.02.2020 tarihli celse ara kararı uyarınca davacı vekiline davaya konu bononun teminat olarak verildiğine dair yazılı delillerini sunması için 2  haftalık kesin süre verilmiştir. Davacı vekili, 23.06.2020 tarihli duruşma zaptına geçen beyanında; dava konusu bononun kira sözleşmesi kapsamında teminat olarak verildiğine dair kira sözleşmesi ve faturaları dosyaya sunduklarını, teminat senedi olduğunun açık bulunduğunu, davanın kabulüne karar verilmesini, aksi takdirde dosyaya sunulan faturaların borçlu olmadıklarını kanıtlar nitelikte bulunduğunu iddia etmiştir. Mahkemece, davacı vekilinin açıklaması sonrasında kanıtlanamayan davanın reddine dair hüküm tesis edilmiştir. Kıymetli evrak ve bu bağlamda bir kambiyo senedi olarak bono, içerdiği hakkın senetten ayrı olarak ileri sürülemediği ve başkalarına da devredilemediği vasıflı ve soyut bir borç ikrarıdır (eTTK m.557, TTK m.645 ve Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, 2.b., Ankara 1997, s.975; Kınacıoğlu, N.: Kıymetli Evrak Hukuku, 5.b., Ankara 1999, s.247). Bononun keşidecisi, bonoda gösterdiği belirli bir bedeli kayıtsız ve şartsız olarak bizzat ödemek konusunda soyut bir vaadde bulunmaktadır. Soyutluk (mücerretlik) ise senedin içerdiği hakkın doğumuna sebep olan temel hukuki ilişkinin senet metninden anlaşılamaması anlamına gelir. Soyutluğun senede yüklediği ilk özellik, hamilin artık senette gösterilen alacağın alacaklısı olduğu konusunda, senetten başka bir delil sunmasına gerek bulunmaması; alacağını sadece bu senetle ispatlayabilmesidir (Öztan, s.173; Poroy, R./Tekinalp, Ü.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 15.b., İstanbul 2001, s.25). Bonolar kural olarak, birer kredi vasıtasıdır. Aksine sözleşme veya âdet bulunmadıkça edimlerin aynı anda ve karşılıklı olarak ifa edilmesine ilişkin genel ilkenin (TBK m.96) bir istisnası olarak, alt hukuki ilişkinin karşı edimini alan borçlu, para borcunu derhal ödemek yerine bir bono düzenleyerek karşı âkide verebilir. Hatta bu ödemeleri taksitler hâlinde ve ardışık vadelerde düzenlediği bonolara bağlayabilir. Böylelikle bono, keşidecisine ödeme konusunda zaman kazandırırken, lehdarına da ciro suretiyle ticari ilişkisini sürdürmek olanağı sağlar. Uygulamada bonoların teminat amacıyla da düzenlendiği görülmektedir. Gerçekten de taraflar arasındaki alt ilişkiden bir borç doğup doğmayacağı ve doğacaksa bunun tutarının ne olduğunun belli olmadığı hâllerde dahi taraflar bono düzenleyebilir ya da mevcut bir bonoyu bu amaçla ciro edebilirler (TTK m.689). Hemen belirtmek gerekir ki, kambiyo senetleri kural olarak mevcut bir borç için düzenlendiklerinden, teminat maksadıyla düzenlenmeleri istisnaidir ve bu durumun da soyutlukla yakından ilişkisi bulunmaktadır. Nitekim bono metnine teminat amacıyla verildiğinin yazılması hâlinde senedin soyutluğu ortadan kalkmakta ve devir kabiliyeti sınırlanmakta, bu ibarenin yazılmaması hâlinde ise keşidecinin teminat iddiasının ispatlanması, lehdarla sınırlı olmak üzere, yazılı delile ihtiyaç göstermektedir; lehdar dışındaki kambiyo alacaklılarına karşı teminat iddiası ise, bunlar bonoyu kötü niyetle veya ağır kusur ile iktisap etmiş olmadıkça, ileri sürülememektedir (kıyasen TTK m.680). 6102 sayılı TTK’nın 776. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde bono veya emre yazılı senedin kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini içermesi gerektiği, 777. maddesinde de bu unsuru içermeyen bir senedin bono sayılmayacağı hükme bağlanmıştır. Bir kambiyo senedi olan bono üzerine bedel, faiz, protestodan muafiyet ve yetki şartı gibi kayıtların konulması kabul edilmekte ise de, illetten mücerretlik veya muayyenlik niteliklerini ortadan kaldıran kayıtların bono üzerine konulması onun kambiyo niteliğini ortadan kaldırır. Bu çerçevede belirlilik (muayyenlik) kambiyo senetlerinin temel unsurlarından biridir. Tedavül kabiliyeti de dikkate alındığında, bononun bütün unsurlarının açık, net, yoruma elverişli olmayacak biçimde belirgin olması gerekir. ...'ın da ifade ettiği gibi poliçe ve bono keşidesi \"şart kabul etmeyen\" bir işlemdir (Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, 2. B., Ankara 1997, s.451). Hukuk Genel Kurulunun 11.04.2018 tarihli ve 2017/19-819 E., 2018/771 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere, 6762 sayılı TTK'nın 688. maddesinde belirtilen şekli koşulların yanında taraflar bononun ihdas nedeni (malen/nakden ya da teminat kaydı ile alındığını), uyuşmazlık durumunda aralarındaki anlaşmaya göre yetkili olacak mahkeme, faiz gibi bononun geçerliliğine etki etmeyecek ihtiyari unsurları belirleyerek senede ekleyebilirler. Sıralanan şekil şartlarından da anlaşıldığı üzere, kambiyo senetleri temel hukuki ilişkiden bağımsız bir nitelik taşır ve soyut bir borç ikrarı içerir. Bu nedenle de bono düzenlenirken temel ilişkinin kaynağına yönelik “bedelin malen-nakden ya da teminat olarak alındığına” ilişkin ibarelerin senede yazılması zorunlu değildir. Taraflar bu ibareleri ticaret hayatındaki olası bir uyuşmazlık durumunda ispat hukukunda karşılaşabilecekleri zorlukları daha kolay aşmak amacıyla ihtiyari olarak kayıt altına almaktadırlar. Yoksa elbette ki bu kayıtlar bağımsız borç ikrarı içeren senetlerin niteliğine etki etmez. Bir “teminat bonosu”ndan söz edilebilmesi için, ya bonoyu düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile bonoyu vermiş olması gerekir. Öğretide verilen örneklerde, örneğin bir müteahhidin inşaatı zamanında bitirememesi durumunda ödemek zorunda kalacağı cezai şart karşılığında verdiği bono bir teminat bonosu olduğu gibi, satın alınıp, bedeli ödenmekle birlikte tapuda henüz devri yapılmadığı için satın alan kişinin adına tescil edilemeyen bir taşınmazın bedeline ilişkin olarak düzenlenip alıcıya verilen ve devir gerçekleştikten sonra karşılıksız kalacağı öngörülen bir bono da bu niteliktedir. Aynı şekilde, kiracının, kiralanana vereceği muhtemel zararların teminatı olarak kiralayana verdiği bono da bu anlamda bir teminat bonosudur (Türk, A.: Kambiyo Senedi Borçlusu Tarafından Açılan Bedelsizliğe ve Hükümsüzlüğe Dayalı Menfi Tespit Davalarının Gösterdiği Özellikler, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2005, Cilt 7, s. 329, 330).  Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 E., 2018/563 K. sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 E., 2020/129 K. kararlarında da benimsendiği üzere bonoda teminat kaydı var ise de neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu kayıt bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2001 tarihli ve 2001/12-233 E., 2001/257 K.; 20.06.2001 tarihli ve 2001/12-496 E., 2001/534 K.; 24.02.2010 tarihli ve 2010/19-67 E., 2010/99 K.;  28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 E., 2018/563 K. sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 E., 2020/129 K. kararlarında da vurgulandığı üzere, bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge (İİK’nın 169/a maddesinde öngörülen) ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir.Bononun teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılamadığı hâllerde borçlu bu iddiasını İİK’nın 168/5 ve 169/a maddeleri kapsamında borca itiraz olarak ileri sürebilir. Bononun sözleşmenin teminatı olarak verildiği iddiası kişisel def'i olup, TTK’nın 778/a bendinin göndermesi ile uygulanması gereken TTK’nın 687. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kişisel defiler temel ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Senedin üçüncü kişiye ciro veya teslim yolu ile devredilmesi hâlinde bu definin iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesi mümkün değildir.Davacı, takibe konu edilen senedin teminat amaçlı verildiğini iddia ederek menfi tespit davası açmıştır. Yargılama aşamasında senedin davalı tarafa teminat senedi olarak verildiğine dair herhangi bir yazılı delil dosyaya ibraz edilmemiştir. Davacı her ne kadar faturalar ve diğer bilgi ve belgelerden davalı tarafa borçlu olmadığını iddia etmekte ise davanın dayanağı takip konusu bononun teminat bonosu olduğuna ilişkindir. Dava dilekçesinde bononun teminat bonosu olduğu iddia edildiğinden davalının aksine iddiaları isabetli görülmemiştir. Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler kapsamında ispatlanamayan davanın ret kararında  usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı  tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 373,20 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.01.02.2024<br>KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun değerine göre  karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3c4e50f83d852e00","SID":"4511cc98d8e1c24c"}}