{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/2024 <br>KARAR NO\t\t: 2024/10<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 05/07/2023 <br>NUMARASI\t\t: 2022/99 Esas - 2023/520 Karar<br>DAVA             \t: Anonim Şirketin Feshi ve Tasfiyesi <br>DAVA TARİHİ\t: 31/01/2022<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 11/01/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 11/01/2024<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/07/2023 tarihli 2022/99 Esas ve 2023/520 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %50 payla ortağı olup, diğer ortağın ... olduğunu, dört yılı aşkın süredir yönetim kurulunun bulunmaması nedeniyle yönetim kurulu seçimi için Tire 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/651 esas sayılı dosyasında genel kurulun toplanmasını talep ettiklerini, mahkemenin talebi uygun görerek kayyım tayin ettiğini ve yönetim kurulu seçimi için kayyım aracılığıyla olağanüstü genel kurul toplantısının yapıldığını, toplantıda önce bir yönetim kurulu başkanı  ve daha sonra ana sözleşmeye göre en az iki yönetim kurulu üyesi seçileceği gerekçesiyle ikinci toplantının yapıldığını, ikinci toplantıda tarafların %50 oy kullanmak suretiyle yönetim kurulu üyelerini seçemediklerini, taraflar arasında davalar ve şikayetlerin yoğun şekilde yaşandığını, müvekkilinin şirketin kurtulması yanlısı iken diğer ortağın ekonomik gücüne güvenerek şirketin malvarlığı olan okulu ucuza satarak kendisine mal edinme yöntemiyle hareket ettiğini, Tire Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/651 esas sayılı dosyası ile şirket ortaklarının bir araya gelerek yeni yönetim kurulu oluşturmasının mümkün olmadığının kanıtlandığını, TTK 531.maddesi gereğince haklı fesih koşullarının mevcut olduğunu, özel Anadolu lisesi olarak çalışan okula sahip şirketin, diğer ortağının yaptığı kasti hareketlerle önce ekonomik faaliyetlerini durdurup daha sonra gelen icra takipleri ile  haraç mezat satış noktasına yaslandığını, taraflar arasında ki davalar ve şikayetlerin yoğunluğunun haklı fesih sebeplerini kanıtladığını, şirketin kuruluş amacını kaybettiğini ve ekonomik gücü yüksek olan diğer ortağın kendi şahsi menfaatlerine hizmet eden bir yapıya dönüştüğünü, Tire 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/447 esas sayılı dosyasında müvekkilinin, şirkete ilişkin konkordato talebinin diğer ortağın çabalarıyla mahkemenin istediği belgeler verilmemesi sebebiyle reddedildiğini, kayyım atanması konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini, haklı sebepler nedeniyle TTK'nun 531.maddesi uyarınca şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür. <br>CEVAP:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; iddiaların bir kısmının dayanaktan yoksun olup, bir kısmının derdest olan davaların konusunu oluşturduğunu, talep sonucunun belirsiz olup, şirketin merkezinin Tire'de bulunması nedeniyle yetkili mahkemenin Tire Hukuk Mahkemeleri olduğunu, dava dilekçesindeki şirketin feshi, makul çözüm ve diğer ortağın ortaklıktan çıkarılması taleplerinin birbiri ile çelişen ve aynı anda gerçekleştirilmesi imkansız talepler olup kesin süre verilerek dilekçenin açıklanmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesini talep ettiklerini,  Tire 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/688 esas sayılı dosyasında açılan davanın halen yargılamasının devam etmesi nedeniyle derdestliğin söz konusu olduğu gibi bu dosyada mahkemece kayyım atanıp makul süre verilmesi, davanın duruma uygun düşen çözümlerden birini içermesi ve dava derdest iken şirketin feshinin talep edilmesi nedenleriyle davacı tarafın bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını, yönetim kurulunun seçilmesi halinde bu davanın konusuz kalacağını, TTK'nun 530.maddesi gereği ortağın dava açabilmesi için yönetim kurulunun seçilememesine ilişkin sorunun çözümü yönünden üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmekle yükümlü olup, davacının ve davacının annesi yönetim kurulu üyesi ...'nun yapılan genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarına davet edilmelerine rağmen iştirak etmemeleri ve süreci çıkmaza sokmaya çalışmaları, şirketin banka kredileri ve borçlarının ancak çalıştığı sürece ödenebilir bir halde iken şirketin kilitlenmesi adına iflas takibinin davacı tarafından başlatılması ve süreçteki olumsuzluğa davacının sebep olması nedenleri ile davanın aktif husumet yokluğu sebebiyle reddinin gerektiğini, ...'nun 02/10/2017 tarihli genel kurul kararı ile yönetim kuruluna seçildiğini, TTK'nın 314.maddesine göre anonim şirketlerde yönetim kurulunun görev süresinin 3 yıl olarak belirlendiğini, kanunda yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin dolması halinde yönetim kurulu üyesi sıfatının kendiliğinden düşeceğine dair açık bir hükme yer verilmediğini, bu boşluğun Yargıtay kararları ile doldurulduğunu, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre yönetim kurulunun yeni yönetim seçilene kadar zorunlu görevlerine devam edeceklerinin kabulünün gerektiğini, bu nedenle davalı şirketin 02/07/2017 tarihinde seçilen yönetim kurulunun, yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar mevcudiyetini korumaya ve olağan işleri yürütmeye devam edeceğini,  yönetim kurulu yokluğu sebebi yönünden davanın reddinin gerektiğini, şirkete kayyım atanmasının mümkün olmadığını, davanın usulden reddine karar verilmediği takdirde Tire 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2019/651 esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasını talep ettiklerini, müvekkili şirket ile davacı arasındaki hukuki uyuşmazlıkların hepsinin davacı tarafından ikame edilen davalar sebebiyle olduğunu, bu nedenle uyuşmazlıkların karşılıklı olduğu iddiasının hukuka aykırı olduğunu, bu durumda şirketin tüzel kişiliğinin  son raddeye kadar ayakta tutulması prensibi gereği çözüm için başvurulacak yöntemin şirketin feshi değil  davacının şirketten çıkarılması veya davacının şirketten çıkması olduğunu, şirketin diğer ortağının şahsi menfaatlerine hizmet eden bir yapıya dönüştüğüne ilişkin iddianın ilgilisinin dava dışı ortak olup, fesih davasında ileri sürülemeyeceğini ve şirkete karşı bu iddia ile dava açılamayacağını, davanın usul ve esas yönünden reddine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür. <br>Feri müdahil ... vekili dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddialarının aksine müvekkilinin, şirketin aktif olarak faaliyet göstermesi adına maddi ve manevi tüm imkanlarını şirket için kullanmaktan çekinmediğini, şirketin yeni bir yönetim kurulu ile işlemlerini gerçekleştirebilmesi adına davacı tarafı birçok kez genel kurula davet ettiğini, davacının icabet etmemesi ve hatta engellemeye çalışması karşısında genel kurulun teşkil edilemediğini,  yine de müvekkilinin de bulunduğu şirketin eski yönetim kurulunun olağan işleri devam ettirdiğini, şirketin yönetimsiz kaldığı iddiasının mesnetsiz olduğunu,  müvekkilinin şirketi zarara uğrattığına dair iddiasının da haksız olup müvekkilinin elindeki tüm imkanları şirketin kullanımına sunduğunu ve şirketin faaliyetine devam etmesini sağlamaya çalıştığını, buna kanıt olarak müvekkilinin, şirkete şahsen vermiş olduğu borcun gösterilebileceğini, müvekkilinin, davalı şirkete protokol uyarınca verdiği borcun ödenmemesi üzerine tahsili amacıyla icra takibi yaptığını, takibin kesinleşip taşınmaz üzerine haciz konularak satış işlemlerine başlandığını, şirketin feshine karar verilmesi halinde şirket ortaklarının hızlı bir şekilde alacaklarını elde edebileceklerini, davacı tarafın satış işlemlerinin durdurulmasına yönelik talebin bu nedenle reddine karar verilmesinin zaruri olduğunu bildirmiş, katılma taleplerinin kabulü ile davanın ve taşınmaz satışının durdurulması talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.  <br><br>İLK  DERECE MAHKEMESİNCE VERİLEN KARAR:<br>Mahkemece;  \"....Davanın kabulü ile; Tire Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil nosunda kayıtlı, ... Şirketi'nin TTK'nun 636 (3) maddesi hükmü uyarınca haklı sebeple fesih ve tasfiyesine, tasfiye işlemlerini başlatıp sonuçlandırmak üzere bilirkişi listesinde yer alan mali müşavir ... 'ın TTK'nun 643. maddesinin yollaması ile 536 (3) maddesi uyarınca tasfiye memuru olarak atanmasına, şirketin mali durumu dikkate alınarak ve yapılacak işin kapsamı ve niteliğine göre gerektiği takdirde ileride arttırılıp eksiltmek kaydıyla tasfiye süreci devam ettiği sürece tasfiye memuruna toplam 17.000,00 TL ücret takdirine, tasfiye memuru ücretinin ileride şirketten tahsil edilmek üzere şimdilik davacı tarafça karşılanmasına, tasfiye masrafları olarak 10.000,00 TL'nin ileride şirketten tahsil edilmek üzere şimdilik davacı tarafça karşılanmasına, şirketin feshi ve tasfiyesine ilişkin Mahkememiz kararının kesinleşmesi ile davacı tarafça tasfiye memuru ücreti ve tasfiye masraflarının yatırılmasından sonra tasfiye memuruna kararın ve görevinin tebliğine, kararın kesinleşmesi halinde tescil ve ilanına, tescil ve ilan masraflarının ileride şirketten tahsil edilmek üzere şimdilik davacı tarafça karşılanmasına,...\" şeklinde hüküm kurulmuştur. <br>Karara karşı davalı vekili ve feri müdahil vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br> İSTİNAF NEDENLERİ:<br> Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddinin gerektiğini, davacı tarafından daha önce Tire 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/688 E. Sayılı dosyası ile ticari şirkete kayyım atanması talepli davanın açıldığını ve mahkeme tarafından reddedildiğini, ancak kararın henüz kesinleşmediğini, karar henüz kesinleşmediğinden ret kararı kaldırılarak dava kabul edilebilecek ve müvekkili şirketine kayyum atanabileceğini, bu halde atanan kayyumun yönetiminde şirket faaliyetlerini sürdürebilecek olup henüz ilgili karar kesinleşmeden şirketin feshini talep eden işbu davanın açılmasında hukuki yararın olmadığını, iş bu davanın konusuz kalma durumuna binaen bekletici mesele reddetme kararının hukuka uygun olmadığını, izah edildiği üzere, yönetim kayyımı ve toplantı için atanan kayyım davalarınn bekletici mesele yapılması gerekmekte olup bu davalar kesinleşmeden işbu davada karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ilgili davaların neticesinde bu davaya devam edilmesi gerekirken mahkemenin zıt yönde sonuçlar doğuran davaların varlığına karşın işbu dava ile şirketin feshine karar verdiğini, ilgili davalardan yönetim kayyımı atanmasına ilişkin Tire 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/688 E. Sayılı  davasının kabul edilmesi durumunda şirketin faaliyetlerinin devamına yönelik sonuç doğuran yönetim kayyumu atanmasına karar verileceğinden ve bu karar ile davacının da şirket faaliyetlerinin devamına yönelik iradesi mahkeme kararı ile tasdik edileceğinden eldeki işbu dava hem konusuz kalacak hem de davacının işbu davayı açmakta hukuki yararının olmadığının anlaşılacağını, ancak mahkeme hatalı olarak davacının şirketin faaliyetine devam etmesi için çaba gösterdiği tespitinde bulunduğunu, davacının yönetim kayyumu atanması davası ve genel kurulun toplanması için kayyum atanması davası açması davacının çaba gösterdiğini kanıt oluşturmayacağını, her ne kadar davacı bu davaları açmış olsa da açıklanan şekilde davranmış olup şirketin faaliyetlerine devam etmemesi için çabaladığını, ... tarafından şirketi zarara uğratmak amacıyla Tire İcra Müdürlüğünün 2020/1253 E. Sayılı dosyası ile icra takibinin başlatıldığını, davacı tarafından müvekkili şirketin zarara uğratılmak istendiğini, davacının sebep olduğu olumsuzluğu gerekçe göstererek şirketin feshini talep etmesi dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ve bu davada menfaatinin bulunmadığını, davacı şirket yönetimine hiçbir şekilde dahil olmadığı gibi babasının dahil olduğunu ifade etmiş olduğundan davacının babası ... beyanlarda bulunduğunu, şirket yönetiminde etkisi olmayan bir tarafın işbu davayı şirketin mevcut durumundan rahatsız olan ortak sıfatıyla açamayacağı zira şirketin mevcut durumundan bihaber olduğunu, bu nedenle aktif husumet yokluğundan davanın reddinin gerektiğini, tanığın şirketin işlemlerini davacı adına yürüttüğünü beyan etmesinin de manidar olduğunu, müvekkili şirketin yönetim kurulunun olduğunu ve olağan işleri gerçekleştirebildiğini, 18.10.2017 tarihli  Ticaret sicil Gazetesi'nde müvekkilinin ve ...'nun 02.10.2017 tarihli genel kurul kararı ile yönetim kuruluna seçildiğinin ilan edildiğini, müvekkili şirketin 02.07.2017 tarihinde seçilen yönetim kurulu, yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar  mevcudiyetini korumaya ve olağan işleri yürütmeye devam edeceğini, şirketin yönetim kurulunun yok olduğunun iddia edilemeyeceğini ve yönetim kurulu yokluğu sebebiyle işbu davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin ticari faaliyetini devam ettirebildiğini, müvekkili şirket faaliyetlerine devam edebilir durumda olduğunu, bu nedenle mahkemenin vermiş olduğu tasfiye kararının hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin gerekçeli kararında müvekkili şirketin borca batık olmadığına yer verdiğini, müvekkili şirketin üzerine kayıtlı taşınmaz satılsa dahi oldukça yüklü bir miktarda para şirkete kalacağından şirketin faaliyetlerini devam ettirmesi için sermayesinin de olacağını, şirketin ana faaliyeti eğitim olmakla birlikte eğitim faaliyetini sadece kendine ait bir arsa üzerinde kurulan bir binada yapma zorunluluğunun olmadığından, satış sonrası tüm borçlar ödendikten sonra kendisine kalacak bakiye ile daha küçük çaplı bir kurum ile faaliyetine devam edebilecek ve zaman içerisinde eski haline dönebileceğini, tüzel kişi tacir olması hasebiyle eğitim dışında da toptan satış-perakende satış-ithalat-ihracat gibi birçok ticari faaliyeti gerçekleştirebileceğinden şirketin faaliyetine devam edemeyeceği sebep gösterilerek davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, şirket faaliyetini devam ettirebilecek durumdayken şirketin feshine karar verilmesinin hukuka aykırı olup davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, müvekkili şirketin borca batık olmadığını, şirkete ait taşınmazlar mevcut olup bu taşınmazların satışı ile şirket kolaylıkla borçtan kurtulabileceğini, borca batık olmayan bir şirketin tasfiyesine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kararın kaldırılması gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur. <br> Feri müdahil vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; şirketin faaliyetlerine devam etmesine asıl engel davacı taraf olup mahkemece davacının kusurlu bulunmamasının hukuka aykırı olduğunu, ihtilafların asıl sebebi davacı olup müvekkilinin çaba göstermediğini ve kusurlu olduğu gerekçesinin kabul edilemeyeceğini, yeni yönetim kurulu seçilmemiş olsa dahi eski Yönetim Kurulu olağan faaliyetlerini yürütebildiğini, davacının sebep olduğu ihtilafı gerekçe göstererek şirketin feshini talep etmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ve bu davada menfaatinin bulunmadığını, ancak davacının bu kusurlu hareketlerine rağmen mahkemenin davacı yanı kusursuz bulduğunu ve şirketin feshine karar verdiğini, işbu kararın hukuka aykırı olduğunu, müvekkili davacının davalı şirkete karşı açmış olduğu yönetim kayyumu atanması ve genel kurul toplanması amacıyla kayyum atanması konulu davaların tarafı olmadığını, müvekkillinin tarafı olmadığı ilgili davalarda nasıl davanın reddini talep ettiğinin anlaşılamadığını, bu nedenle gerekçeli kararda yer alan \"diğer ortağın, görev süresi sona eren şirket yönetim kurulu başkanı olmasına rağmen şirketin faaliyetinin devamı konusunda hiçbir çabasının bulunmadığı gibi davacı tarafça, şirketi faal hale getirmeye yönelik açılan tüm davaların reddine karar verilmesini talep ettiği\" gerekçesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacının açmış olduğu yönetim kayyumu atanması ve genel kurul toplanması amacıyla kayyum atanması konulu davalar davacı tarafın şirketin faaliyetlerine devam etmesi için çaba gösterdiği anlamına gelmediğini, hukuka aykırı olarak verilen bu karara karşı işbu istinaf dilekçemizle itiraz ediyoruz. müvekkili davalı şirketin aleyhine açmış olduğu icra takibi sebebiyle kusurlu bulunmasının hukuka aykırı olduğunu, şirket aleyhine açılmış olan icra takibine asıl sebebiyet verenin davacı olduğunu, müvekkili şirketi zarara uğrattığına dair iddianın haksız olduğunu, müvekkilinin elindeki tüm imkanları şirketin kullanımına sunduğunu ve şirketin faaliyetine devam etmesini sağlamaya çalıştığını, müvekkilinin bu çabasına kanıt müvekkili şirkete şahsen vermiş olduğu borç olduğunu, davacının da bizzat imzaladığı protokol uyarınca müvekkilinin, davalı şirketin borçlarını ödemesi adına şirkete borç verdiğini, müvekkilinin sorumluluğunda olmamasına karşın şirketin ticari hayatına devam edebilmesi adına yapmış olduğu mevzubahis ödemeye rağmen müvekkilin şirketi zarara uğrattığına dair gerekçenin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, izah edildiği üzere imzalanan protokol uyarınca müvekkilinin, davalı şirkete yüklü miktarda borç verdiğini ve ilgili borç şirketin ticari defterlerinde de müvekkilinin alacağı olarak kaydedildiğini, satış işleminin gerçekleştirilerek müvekkilinin alacağını tahsil etmesi ile müvekkilinin zararı giderilecek ve davalı şirkete de faaliyetlerine devam edebilmesi için yüklü miktarda nakit kalacağını, davacı tarafın satış işlemlerinin durdurulmasına yönelik talebinin reddine karar verilmesini talep eden müvekkilinin bu talebinden dolayı kusurlu bulunmasının hukuka aykırı olduğunu, yönetim kurulu müvekkilinin ve davacının annesi ...'dan oluşmakta olup mahkemenin diğer yönetim kurulu üyesini sorumlu bulmayarak sadece müvekkilinin sorumlu tutması haksız ve hukuka aykırı olduğunu, asıl kusurlular davacı ve annesi olduğunu, 02/10/2017 tarihli genel kurul ve yönetim kurulu kararı ile ortak ... ve ...'nun müştereken atacakları imza ile şirketi temsile yetkili kılındığını, müvekkili ... açıklanan nedenle; şirketin faaliyetlerine devam edebilmesi için çaba göstermesine rağmen davacının annesi ...'nun hiçbir faaliyette bulunmadığını, davacı ile birlikte diğer yönetim kurulu üyesi ... müvekkilinin çabalarını da engellemeye çalıştığını, bu nedenle mahkemenin diğer yönetim kurulu üyesini sorumlu bulmayarak sadece müvekkili sorumlu tutmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, asıl kusurluların davacı ve annesi olduğunu, davacı ... ve ...'ya şirketin genel kurul ve yönetim kurulu toplantıları için birçok kez müvekkili tarafından davet gönderildiğini fakat davetlerin hiçbirine icabet edilmediğini, davacı ve annesi müvekkilinin ve davalı şirketi zor durumda bırakarak şirketin faaliyetlerine devam edememesi için çabaladıklarını, bu nedenle ticari faaliyetlerine devam edebilecek bir ticari şirketin tasfiyesine karar vermenin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olarak şirketin faaliyetlerine devam edebilmesi için çaba gösterdiğini, kararın kaldırılması gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, 6102 Sayılı TTK'nun 531. maddesi uyarınca, haklı sebep nedeniyle  davalı anonim  şirketin, fesih  ve tasfiyesi istemine ilişkindir. <br>Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı vekili ile feri müdahil vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>İstinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak  yapılmıştır.<br>Dosyadaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden;09.03.2016 tarih ve 9028 Sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan, İzmir 35. Noterliğince 29.02.2016 tarih ve 5128 yevmiye ila tasdik edilen ... Şti'nin nin on üç maddeden oluşan şirket ana sözleşmesine göre; şirket sermayesinin  her biri 100,00 TL itibari değerde 2000 adet hisseye ayrılmış olup, 200.000,00 TL olduğu,  taahhüt edilen sermaye paylarının 1/4'ünün tescilden önce ödendiği, kalan 3/4'ünün ise tescili  izleyen 24 ay içerisinde ödeneceği, sermaye pay dağılımının ... 480 adet pay  48.000,00 TL, ... 480 adet pay    48.000,00 TL, ... Şti  1.040 adet pay    104.000,00 TL olmak üzere toplam  2.000 adet pay 200.000,00 TL, ilk 3 yıl için ...' nun şirket müdürü olarak atandığı, münferiden temsile yetkili  olduğu, net dönem karından %5 kanuni yedek akçe olarak ayrılmasından sonra kalan miktarın genel kurul kararı ile pay sahiplerine kar payı olarak dağıtılacağı, 29.06.2016 tarih ve 9107 Sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan, 17.06.2016 tarih ve 2016/4 sayılı ortaklar kurulu kararına göre, şirket ortaklarından ... Şti'nin sahip olduğu sermaye paylarının 520 paya karşılık 52.000,00 TL' lık kısmını ...'a ve 520 paya karşılık 52.000,00 TL' lık kısmının ...'ya, şirket ortaklarından ...'ın 480 paya karşılık 48.000,00 TL lık hisse payının  ...'a devir etmiş olduğu, bu devir sonrasında sermayenin ortaklar arasındaki dağılımının, ... 1.000 adet pay 100.000,00 TL, ... 1.000 adet pay  100.000,00 TL\tolmak üzere toplam 2.000 adet pay 200.000,00 TL olduğu, <br>10 yıl süre ...'a ve ...'nun şirket müdürü olarak atanmalarına, müşterek imza ile temsile yetkili olmalarına karar verildiği, 27.09.2017 tarih ve 9417 Sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan, İzmir 9. Noterliğince 19.09.2017 tarih ve 11438 yevmiye ila tasdik edilen, Ortaklar kurulunun 19.08.2017 tarih ve 2017/20 sayılı kararı ile tür değişikliğine gidilerek A.Ş. ye dönüştüğü,  .... A.Ş. ' nin 14 maddeden oluşan şirket Ana Sözleşmesine göre; şirket sermayesi her biri 50,00 TL itibari değerde 4000 adet hisseye ayrılmış olup 200.000,00 TL olduğu, sermaye pay dağılımının ...  2.000 adet pay 100.000,00 TL, ... 2.000 adet pay 100.000,00 TL\tolmak üzere\ttoplam 2.000 adet pay\t   200.000,00 TL olduğu, şirket işleri ve idaresinin genel kurul tarafından seçilecek iki üyeden oluşan yönetim kurulu tarafından yönetileceği, ilk yönetim kurulu üyelerinin bir yıl için seçildiği, yönetim kurulunun ... ve ...'tan oluştuğu, yönetim kurulu üyelerinin en çok üç yıl için seçilebileceği, Olağan Genel Kurulun şirket hesap devresi sonundan itibaren 3 ay içerisinde ve senede en az bir defa toplanacağı, net dönem karından %5 kanuni yedek akçe olarak ayrılacağı, kalan miktarın %5'inin pay sahiplerine kar payı olarak dağıtılacağı, net dönem karının geri kalan kısmının genel kurulun tespit edeceği şekil  ve surette dağıtılacağı,18.10.2017 tarih ve 9432 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan, İzmir 9. Noterliğince 10.10.2017 tarih ve 12050 yevmiye ile tasdik edilen, 02.10.2017 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısı ile, yönetim kurulundan istifa eden  ... ve ...'ın yerine yönetim kurulu üyeliğine bir yıllığına ... ve ...'nun atanmasına karar verildiği,  olağanüstü genel kurul hazirun cetveline göre sermaye pay dağılımının  ...  2.000 adet pay   100.000,00 TL,...  1.400 adet pay \t  70.000,00 TL, ... 600 adet pay 30.000,00 TL\tolmak üzere toplam 2.000 adet pay 200.000,00 TL olduğu, İzmir 9. Noterliğince 10.10.2017 tarih ve 12051 yevmiye ile tasdik edilen ortaklar kurulunun 02.10.2017 tarih ve 3 sayılı kararına göre, ... ve ...' nun müştereken atacakları imza ile şirketi temsile yetkili olmalarına karar verildiği, ... A.Ş. tarafından Tire Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan bila tarihli yazı ile, ...'a ait 2000 payın tamamının ...' ya devir olduğunun beyan edildiği, ortaklar pay defterinin yazıya eklendiği, anılan yazı üzerine el yazısı ile \"Bilgi amaçlı sicil dosyasına kaldırılmış olup, hisse devrine ilişkin yönetim kurulu kararı tescil edilmemiştir\" notunun yazılmış olduğu, 03.01.2020 tarih ve 9986 sayılı ticaret sicil gazetesi ile, olağanüstü genel kurul toplantısının 01.02.2020 tarihinde yapılacağının tescil ve ilan olunduğu, mahkemece bankacı, bağımsız denetçi ve serbest mali müşavir bilirkişi ...  tarafından hazırlanan ve hükme dayanak yapılan raporda, kurumlar Vergi beyannamesi verilerine göre; davalı şirketin 2016 yılından itibaren sürekli zarar eden davalı şirketin 2016 -2019 yılları arasına kalan dönemde toplam 1.930,432,10 TL zarar etmiş olduğu, .403.666,72 TL lık kısmı ortaklara, 1.304.613,53 TL lık kısmı bankalara ve 735.195,41 TL lık kısmı Sosyal Güvenlik Kurumuna  olmak üzere toplam 7.121.761,17 TL kısa vadeli borç ile, 2.099.910,58 TL lık uzun vadeli banka borcu bulunduğu, öz varlığını yitiren davalı şirketin 31.12.2019 tarihi itibariyle (-) 2.119.145,73 TL borca batık durumda olduğu, 31.12.2019 tarihi itibariyle öz varlığını yitirmiş ve borca batık durumda olduğu, kurum açma, işyeri açama ve çalışma ruhsatlarının 18.03.2020 tarihinde iptal edilmiş olduğu, Tire Vergi dairesi kayıtlarına göre, 30.11.2019 tarihi itibariyle terk işlemine tabi tutulduğu, olağanüstü genel kurul kararı ile, icra takip aşamasına olan banka borcu ile günü geçmiş sigorta ve vergi borçlarını karşılayacak düzeyde (Yaklaşık 5 Milyon TL) nakit girişi sağlayacak tutarda sermaye artırıma gidilmesi ve ayrıca ortakların  4.403.666,72 TL alacaklarının firma bünyesinde bırakılmasına karar verilmesinin, firmanın faaliyetine devam edebilmesi açısından hayati öneme haiz olduğunun  bildirildiği, ticaret sicil kayıtlarından davacının şirketin kuruluşundan itibaren yaklaşık bir yıl süre ile davalı şirketin yönetim kurulu üyeliği görevini yerine getirdiği, davacının annesi ...'nun davacıdan sonra yönetim kurulu başkanlığı yaptığı, davacı tanığı ...'nun davacının aynı zamanda babası olup şirket işleri ile fiilen kendisinin ilgilendiğini beyan ettiği, davacının hem Tire Asliye Hukuk Mahkemesinde hemde İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde  davalı şirket için konkordato davası açıldığı ve her iki davanın da red ile sonuçlandığı, feri müdahil olan diğer ortağın dosyaya sunduğu ihtarnamelerden davacı ile yönetim kurulu  başkanlığı yapmış olan ...'nun şirket  toplantılarına davet edildikleri, davacının ve feri müdahilin  davalı şirket aleyhine icra takibine giriştikleri anlaşılmıştır.<br>Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinde “Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.” hükmü düzenlenmiş olup, anılan hüküm uyarınca sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir. Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemelerce takdir edilecektir. Pay sahibinin hakkını sürekli ve ciddi şekilde ihlal eden durumlar, şirketin ortak amacının gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı haller haklı sebep olarak kabul edilmelidir.<br>Anonim şirkete ilişkin,6102 Sayılı TTK'nın 531. maddesine ait gerekçede tasarıda İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalî, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalmasının haklı sebep sayıldiği ifade edilmiştir.<br>Doktrinde ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatlarında \"şirketin kötü yönetilmesi ve ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunması,\" \"şirketin kuruluş gayesini gerçekleştirmesinin imkânsız olması,\" \"şirket varlıklarının yanlış kullanılması veya israf edilmesi,\" \"azınlığa karşı fiili veya manevi güç baskı uygulanması,\" \"azınlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi\" ve pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetinin ortadan kalkması, şirketin feshi açısından haklı sebep olarak örnek olarak sayılmıştır. <br>Hakim her somut olayda haklı sebep bunup bulunmadığını durumun özelliğine göre ortaklığın yapısını gözeterek takdir edecektir. ...’na göre haklı sebep; hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek ve değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur. Haklı sebep kavramı kanunda çoğul olarak belirtilmiş ise de tek bir sebep bile niteği   ve ortaya çıkardığı sonuçlar gözetildiğinde fesih için yeterli haklı sebep oluşturabilir. <br>Somut olaya gelince; davacı yanca, şirketin yaklaşık 4 yıldır yönetim kurulunun seçilemediği, şirketin organsız kaldığı, diğer ortak ...'nın  faaliyetleri sonucu şirketin ekonomik faaliyetlerinin durdurulduğu, şirket mallarının ucuza satışına neden olduğu, şahsi menfaatlerine hizmet ettiği, ortaklar arasında dava ve şikayetlerin yoğun olarak bulunduğu, şirketin kuruluş amacının ortadan kalktığı hususları  gerekçe gösterilerek, anonim şirketin feshi istenmiştir.<br>Haklı nedenlerle fesih davasının açılabilmesi için, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortağın kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortak(lar)dan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. Hiç kimsenin kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı ilkesi de bunu gerektirmektedir.<br> Somut uyuşmazlıkta, davacının, feri müdahil olan ortak ...'ın noter ihtarnamesi yolu ile toplantı davetlerine icabet etmediği, şirketin işleri ile fiilen ilgilenmediğinin kendi dinlettiği tanık beyanı ile ortaya çıktığı, yönetim kurulu başkanlığından istifa ettiği, dava dışı ...'nun davacının annesi olup bir süre davalı şirketin yönetim kurulu başkanlığını icra ettiği,  davalı şirketin halen elinde bulundurduğu malvarlıklarıyla şirket anasözleşmesinde yer alan amaçları rahatlıkla gerçekleştirebilecek durumda olduğu, aslolan tüzel kişiliğin devamı olup, şirket organlarının sorumluluklarını gerektiren fiillerin doğrudan şirketin feshi sebebi sayılamayacak olması (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/4836 Esas,  2021/4728 Karar sayılı ilamı)  hususları birlikte  göz önüne alındığında, davalı anonim şirketin fesih ve tasfiyesi için ileri sürülen iddialar  yerinde görülmemiştir. Keza feri müdahilin şirketi zarara uğrattığı yönündeki davacı yan iddiaları da sorumluluk davasının konusunu oluşturmaktadır. <br> Bu itibarla mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davacı ...'nun dayandığı nedenlerin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı neden olarak kabul edilemeyeceği, dava konusu iddiaların ileri sürülmesinin iyiniyet kurallarına aykırı olduğu nazara alınmaksızın, yanılgılı değerlendirme ile davalı şirketin feshi için haklı neden olduğunun kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, davalı vekili ile feri müdahil vekilinin bu yöne ilişen istinaf itirazları yerinde görülmüştür.<br>Mahkemece, davalı şirketin ve feri müdahilin hükme esas alınan bilirkişi raporuna itirazları konusunda  dosyada raporu bulunan bilirkişi yanına gayrimenkul değerleme uzmanı ve eğitim alanında uzman  sektör bilirkişisi de katılarak, yeni  bir rapor alınarak şirketin fesih ve tasfiyesi yerine, davacı pay sahibine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahibinin  şirketten çıkarılmasına  veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verme  konusunda değerlendirme yapılması  gerekmektedir.<br>Açıklanan bu durum karşısında; davalı vekili ve feri müdahil vekilinin istinaf başvuru dilekçesinin kabulü ile kararın HMK nın 353/1-a/6 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kaldırma sebep ve şekline göre davalı ve fer’i müdahiller vekilinin sair  istinaf  itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına dair aşağıda belirtilen şekilde hüküm kurulması gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davalı vekili ve feri müdahil vekilinin istinaf kanun yolu  başvurusunun  ESASTAN KABULÜNE; İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/07/2023 tarihli, 2022/99 Esas ve 2023/520 Karar sayılı hükmünün HMK'nın 353/(1)-a-6. Maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>2-Dava dosyasının HMK'nın 353/(1)-a maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3-Kararın kaldırılması sebep ve şekline göre davalı vekili ve feri müdahil vekilinin  sair istinaf itirazlarının  bu aşamada incelenmesine YER OLMADIĞINA;<br>4-Davacı vekilinin 17/11/2023 tarihli ihtiyati tedbir talebinin, ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,<br>5-İstinaf yoluna başvuran davalıdan başlangıçta alınan 269,85-TL  istinaf maktu karar harcının istek halinde kendilerine İADESİNE, iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>6-İstinaf yoluna başvuran feri müdahilden başlangıçta alınan 269,85-TL istinaf maktu karar harcının ve  istek halinde kendilerine İADESİNE, iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>7-İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından başlangıçta alınan 738,00-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcının Hazineye gelir olarak kaydına,<br>8-İstinaf yoluna başvuran feri müdahil tarafından başlangıçta alınan 738,00-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcının Hazineye gelir olarak kaydına,<br>9-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı ve feri müdahil tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına,<br>10-Kararın taraflara tebliği, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 353/(1)-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 11/01/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"054feb10a0a6bd1e","SID":"e7b9583b36a797e2"}}