{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1866 Esas <br>KARAR NO: 2024/251 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2019/588 Esas - 2020/825 Karar<br>TARİH: 23/12/2020<br>DAVA: İtirazın İptali (Taşıma Sözleşmesi Kaynaklı)<br>KARAR TARİHİ: 15/02/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile,  davacının merkezi İspanya'da bulunan tanınmış bir sigorta şirketi olduğunu, davacının ... numaralı sigorta poliçesi ile sigortalı ...  şirketini ve bağlı grup şirketlerini bir yerden başka bir yere taşınmakta olan emtianın taşınması esnasında maruz kalabileceği tehlikelerden kaynaklanan hasar, zarar ve ziyana karşı teminat altına aldığını, sigortalının mevcut yada müstakbel tüm bağlı kuruluşları, iştirakleri ve bağlı şirketleri teminat kapsamında olduğunu, ... Tic.AŞ tarafından sigotalıya muhtelik tekstil emtiası satıldığını, satılan emtiaya istinaden ... AŞ'nin ihracatçısı ... Tic.AŞ'nin sigortalıya 15/07/2016 tarih ..., ... ve ... numaralı mal faturalarını kestiğini, sigortalının grup şirketlerinden olan  ... S.A'nın emtianın alıcısı olduğunu,  satılan emtianın 15/07/2016 tarih ve ... numaralı CMR belgesi tahtında Türkiye'den İspanya'ya kara yolu ile taşınması işinin davalı ... Tic.AŞ'nin organizasyonu ve yetkilendirmesi ile diğer davalı ... Tic.Ltd.Şti tarafından gerçekleştirildiğini, emtianın 15/07/2016 tarihinde Türkiye'den İspanya'ya sevk edilmek üzere ... plakalı araç ve ... plakalı yarı römorka yüklendiğini, 18/07/2016 araç şoförünün emtia yüklü araç ile İtalya Piacenzo'da seyir halinde iken, kendisine işaret edildiğini görmesi üzerine araçtan indiğini, aracı durduran kişilerin şoförün araçtan inmesi üzerine emtianın yüklü olduğu aracı gasp ettiklerini, olaydan bir süre sonra emtianın yüklü olduğu araç bulunduğunu ancak içinde taşınan emtianın bulunamadığını, araç şoförünün meydana gelen hırsızlık vakasıyla ilgili olarak polise başvurduğunu ve polis tarafından rapor düzenlendiğini, yapılan ekspertiz incelemesinde toplam 197.193,15 Euro tutarında hasar bedelinin tespit edildiğini, davacı şirket tarafından sigortalıya bu bedelin ödendiğini, böylelikle davacının sigortalısının haklarına halef olduğunu, dava konusu taşımada taşımacı olarak hareket eden davalıların CMR Konvansiyonunun 3 ve 17.maddeleri uyarınca zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, davacı tarafından sigortalıya ödenen tazminatın davalılardan tahsili için davalılar aleyhine İstanbul ....İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, ancak davalıların haksız olarak icra takibine itiraz ederek takibi durdurduklarını, davalıların itirazlarının haksız ve mesnetsiz olup, kötü niyetli olarak alacağı sürüncemede bırakmaya yönelik olduğunu, anılan nedenlerle davalıların icra dosyasına yaptıkları itirazın iptali ile takibin devamına, davalıların alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... Ltd.Şti vekili cevap dilekçesinde özetle;  taşıma konusu malın, taşıcı tarafından 15/07/2016 tarihinde teslim alındığını, alacaklı tarafından ise 18/07/2017 tarihinde icra takibine başvurulduğunu, icra takibine itiraz edildiğini, işbu davanın ise 22/10/2018 tarihinde açıldığını, bu nedenle CMR 31.maddesinde yer alan 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, davanın bu nedenle reddi gerektiğini, olayın oluş şekli dikkate alındığında CMR 17.maddesi ile de bir yandan taşımacının sorumluluğunun düzenlenmiş iken diğer taraftan da hasar, gecikme ve ziya hallerinde taşımacının sorumluluğunun kalktığı hallerin düzenlendiğini, bu nedenle taşıyıcının sorumluluğunun kusursuz olmadığını, somut olayda şirket şoförünün aracı ile normal güzergahında seyrederken polis süsü verilmiş silahlı kişiler tarafından silah tehdidi ve önü kesilmek suretiyle durdurularak gasp edildiğini ve araç içerisindeki malların çalındığını, CMR 17/2.maddesine göre davanın gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için davalının hasar bedeli ile sorumlu olduğu düşünülse dahi hasarda taşıyıcıya rücu meblağının CMR 23.madde hükümlerine göre hesaplanmadığını, anılan nedenlerle davanın reddi gerektiğini talep ve beyan etmiştir. Davalı ... Tic.AŞ vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının talebinin CMR Konvansiyonu uyarınca 1 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, zamanaşımını kesen 21/07/2017 tarihli borca itiraz dilekçesinin üzerinden 1 yıl 3 ay geçtikten sonra işbu davanın açıldığını, bu nedenle davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, yine ilgili malların İtalya'da bir otoyolda araç şoförünün kimliği meçhul kişilerce durdurulması suretiyle gasp edildiğinden CMR 17/2.maddesi uyarınca zarar sorumlusu olarak nitelendirilemeyeceğini, ayrıca dava konusu taşımanın davalı tarafından yapılmadığını, davalının fiili taşıcıyı sıfatına haiz olmadığını, bir an için taşıyıcının emtiaları hırsızlık sebebi ile teslim edememesinden dolayı kusurlu olduğu varsayılsa dahi talep edilen zarar miktarının fahiş olduğunu, hesaplamanın CMR konvansiyonunda yer alan sınırlama uyarınca hesaplanması gerektiğini, anılan nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Dava ... Sigorta AŞ'ne ihbar edilmiş olup, ihbar olunan vekili vermiş olduğu ihbara cevap dilekçesi ile, davalı tarafından organize edilecek taşımaların, ihbar olunan şirket nezdinde 01/01/2016 başlangıç ve 01/01/2017 bitiş tarihli ... Nakliyat Aracısı/Komisyoncusunun Yasal Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, ... Sigorta AŞ'nin dava konusu zarara ilişkin herhangi bir sorumluluğu olmadığını, dava konusu  zarara ilişkin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığından bahisle hasar başvurusunun reddedildiğini, ihbar olunan şirketin ve sigortalısının dava konusu taleplere ilişkin sorumluluğu bulunmadığını, hiçbir şekilde sorumluluğun kabulü anlamına gelmemek kaydıyla birlikte, ihbar olunan şirketin sigortalısının sorumluluğuna hükmedilmesi halinde CMR M.23 uyarınca, sınırlı sorumluluk hükümlerinin uygulanmasının zorunlu olduğunu, ayrıca dava konusu talebin fahiş olduğunu, ihbar olunan olarak aleyhlerine hüküm kurulamayacağını belirtmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 23/12/2020 tarih 2019/588 Esas 2020/825 Karar sayılı kararında;\".....Yapılan yargılama, davacı tarafın iddiaları, davalıların beyanları, tanzim olunan bilirkişi raporları ve İstinaf bozma ilamı birlikte değerlendirildiğinde; Mahkememizce daha önce verilen zamanaşımı nedeniyle davanın reddi kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2019/1699 Esas, 2019/1383 Karar sayılı hükmü ile HMK. 353/1A-6 maddesi uyarınca ortadan kaldırılmış ve dosya mahkememize gönderilmiştir. HMK 353/1A-6 maddesi uyarınca eksik inceleme sebebiyle dosyanın iade edilmesi halinde bu karar kesin olup, ilamda belirtilen eksikliğin mahkememizce giderilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, mahkememizce bozma ilamında belirtildiği üzere bilirkişi raporu alınmıştır. HMK 353/1A-6 maddesi uyarınca kaldırma ilamı doğrultusunda işlem yapmak zorunlu ise de bozma ilamında belirtilen usuli eksiklikler giderildikten sonra elbetteki yerel mahkemenin takdiri  ve olaya ilişkin yorumlaması yeniden yapılacaktır. Fakat bu husus önceki kararı vermeye engel bir durum değildir. Yerel mahkeme kaldırma kararında belirtilen usuli eksiklikleri giderdikten sonra hukuki ve vicdani görüşüne göre dosyayı değerlendirecektir. Pek tabii ki delil değerlendirmesi kısmında yerel mahkeme tarafından değerlendirilen hususun yanlış ya da hukuka aykırı olmadığını düşünmekteyse Bölge Adliye Mahkemesi esasa ilişkin bizzat kendisi de karar verebilecektir. Bu kapsamda somut olay irdelendiğinde bizzat davacının dava dilekçesindeki olayı anlatış şekli, davalı şirket çalışanı şoförün İtalya'da alınan beyanları ve dosya kapsamı dikkate alındığında, olay tarihinde davalı .... Tic. Ltd. şirketi çalışanı olan sürücü ...'ün turneye gitmek için A-21 otobanına girdiği, bir aracın 15 dakika süreyle kendisini takip ettiği, bu aracın üzerinde polis sireni olduğu ve polisin kullandığı bir levha ile durması istendiği, bunun üzerine şoförün emniyet şeridinde durduğu, polis görünümlü arabadan inen şahıslardan birinin kimlik göstererek polis olduğunu söylediği ve ehliyeti ve evraklarını istediğini, şoförün evrakları almak için eğildiği sırada polis olduğunu söyleyen şahsın iki el silah attığı ve başını eğerek bastırdığı, bu sırada aracın sağ kapısından bir adamın belirdiği ve başına bir çuval geçirdiği, daha sonra şoförün ellerini arkadan bağladıkları ve bu sırada arkadan gelen bir kamyonetin arkasına bindirdikleri, daha sonra kendisini kırlık bir alanda bıraktıklarını belirtmiştir. Olayın vuku şekli budur. Kaldırma kararı öncesindeki yargılama aşamasında olay bizzat davacı tarafından dahil bu şekilde belirtilmiştir. Ayrıca davacının istinaf dilekçesinden önce davalıların ağır kusur iddialarından bahsedilmemiştir. Kaldırma kararı sonrası aldırılan bilirkişi raporunda her ne kadar sürücünün çeşitli deniz güzergahları yerine riskli Kuzey İtalya güzergahını tercih etmesi, sürücünün araç kullanma süresi dolmasına rağmen aracını park etmiş tır araçları yanında aracı ve yükü güvenliğe alması gerekirken yoluna devam ettiği (ki bu tespite ne şekilde ulaşıldığı anlaşılamamış olup, sürücü beyanlarına göre zaten araç kullanma süresi dolduktan sonra 2 saate yakın dinlendiği ve bilirkişi raporunda belirtildiği bir tarzda bölgede mola verdiği ve daha sonra yola çıktığı), araç evraklarını çekici kabinin dışında tutması sebepleriyle (olaya etkisi bulunmamaktadır.) ağır kusurlu sayıldığı belirtilmiş ise de kusurun nitelendirilmesi hakime ve mahkemeye aittir. Yol güzergahları taşıma öncesi taraflarca kararlaştırılmaktadır. Bu kapsamda davacı sigorta şirketine sigortalı bulunan ilgili yük taşıyıcısı da taşımanın bu güzergahtan yapılacağını bilmektedir. Bilirkişi raporunda riskli Kuzey İtalya güzergahını tercih etmeleri ya da güvenli otoparklarda park etmemesi kolluğun tır araçlarını otoban giriş ve çıkış gişelerinde durduracağı şeklindeki tespitler ya da evrakların çekici kabinin dışında tutulması gibi hususlar somut tespitlerle uyuşmamaktadır. Kaldı ki bu nedenlerle araç şoförünün kısmen kusurlu olduğu sonucuna varılsa dahi, bu kusur ağır kusur niteliğinde değildir. Özellikle yapılan silah atışı sonucu mermilerden birinin camdan girerek araç fitiline saplanması dikkate alındığında olayın üzerine polis sireni takılan bir aracın polis levhası ile tırı durdurması, akabinde polis kimliği gösterilmesi, silahla ateş edilmesi suretiyle gasp şeklinde işlendiği, mevcut ekspertiz raporuna göre de silahtan çıkan mermilerden birinin ön cam fitili arasında sıkıştığı, diğerinin ise dağılarak dorse içerisine saçıldığı, meydana gelen olayda şoför olan kişinin can güvenliğinin her şeyden önemli olduğu, şoförün silahlı kişilere karşı üstelik elinde silah olmadan çatışmaya girmesinin beklenemeyeceği, sürücünün önlenemeyecek bu olay sebebiyle sorumlu tutulamayacağı ve kusur izafe edilemeyeceği, kaldı ki bir an için kusur izafesi mümkün dahi olsa, bilirkişi raporunda sürücüye istinat edilen kusurların ağır kusur olarak değerlendirilemeyeceği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/5819 Esas, 2014/18372 Esas, 2012/14484 Esas sayılı ilamlarında ve yine burada zikredilmeyen pek çok müstekar ilamlarda belirtildiği üzere, gasp sebebiyle meydana gelen olaylarda taşıyıcıya yüklenebilecek bir kusurun bulunmaması, taşıyıcıya ya da çalışanı şoföre iddia olunan kusurların ağır kusur kapsamında bulunmaması, yine taşımacının kendi kasıtlı hareketinden ya da isteyerek kötü harekete eş değer sayılan kusurundan meydana gelmediği, bu kapsamda somut olaya CMR Konvansiyonu, 17/2 maddesinin uygulanmasının gerektiği, hasarın taşımacının önlenmesine olanak bulunmayan hallerden meydana geldiği, CMR Konvansiyonunun 32/1 maddesi uyarınca bu sözleşme gereğince yapılan taşımalardan doğacak davaların 1 yıl içinde açılması gerektiği, 3 yıllık zaman aşımının bilerek kötü hareket ya da mahkeme tarafından bilerek kötü hareket kabul edilen ve Yargıtay uygulamalarında ağır kusur olarak ifade edilen kusurlarda bu sürenin 3 yıl olduğu, davacı tarafça 19/07/2016 tarihli ödeme belgesi ve halefiyat belgesine göre ödemenin bu tarihte yapıldığı ve bu tarihte zaman aşımı süresinin başladığı, icra takibi ile zaman aşımını kesildiği, BK 154. maddesi uyarınca kesilme tarihinden itibaren yeni bir sürenin işlemeye başladığı, icra dosyasında son zamana aşımını kesen işlemin borçluların borca itirazı olan 21/07/2017 ve 25/07/2017 tarihleri olduğu, itirazın iptali davasının 22/10/2018 tarihinde açıldığı, burada dava konusu alacağın CMR 32/1 maddesi uyarınca 1 yıllık zaman aşımına uğradığı (1 yıllık zaman aşımı süresi CMR 32/1 maddesindeki zaman aşımı süresi olup, İİK 67. Maddesinde bahsedilen itirazın iptali davası için öngörülen hak düşürücü süre değildir.) bu nedenle davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur. ...\"gerekçesi ile, 1-Davacının davasının sübut bulmadığından REDDİNE, 2-Harçlar tarifesi gereğince alınması gereken 54,40TL  karar harcının peşin olarak alınan 18.263,07TLden mahsubu ile fazla alınan 18.208,67TLnin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince; 78.699,41TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak kendini vekil ile temsil ettiren davalılara verilmesine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:  Davacı vekili istinaf dilekçesi ile, İSTANBUL BAM 13. H.D.'NİN 2019/1169 E. VE 2019/1383 K. sayılı kararının kesin olduğunu, bu karar ve gerekçesi ilk derece mahkemesi için bağlayıcı olduğunu,  yerel mahkemenin bam kararının gerekçesi ile çelişen ret kararı hukuka aykırı olduğunu,  Davalılar emtia hasarına ağır kusurları  ile sebebiyet verdiklerinden somut olayda uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 3 yıl olduğunu, İtalya otobanlarında emtia hırsızlığı sıklıkla karşılaşılan bir durum olduğunu, bu güzergahta uzun yıllara dayanan taşıma tecrübesi bulunan davalıların yol güzergahının risklerini bildiğini, Yargıtay kararlarında da tasvir edildiği şekilde hasarı önleyebilecek ya da hasar neticesinde doğan zararları azaltabilecek tedbirleri almayı ihlal ettiğini, Taşınan emtia CMR md. 17/2 uyarınca öngörülemeyen bir hal nedeniyle değil, davalıların ağır kusur ve ihmali neticesinde çalındığını, taşınan emtianın davalıların ağır kusuruna bağlı olarak çalınması, davalıların öngöremeyeceği bir hal olarak nitelendirilemeyeceğini, davalılar hasar neticesinde doğan zararların tamamından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, Yerel mahkeme, davalıların emtia hasarına ağır kusurları ile sebebiyet verdiğine ve davaya konu talebin 3 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğuna karar veren BAM 13. H.D.'nin gerekçesini kafi görmeyerek, kaldırma kararı sonrasında davalıların kusur durumu ve sorumluluğuna ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verdiğini, nitekim alınan bilirkişi raporunda da hasarın davalıların ağır kusurları ya da pervasızca ve zarar gelmesi ihtimalinin bilinci ile yapılan ihmal ya da hareketinden kaynaklandığı kanaatine varıldığını,Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadı gereği, taşıyıcı ve adamlarının sebep olduğu hacimli yük kaybı / zayii ya da yükün hiç teslim edilmemiş olması hali, kusurun varlığı yük ilgilisi tarafından açıkça ispatlanmamış olsa dahi taşıyıcıların kasıt veya bilerek kötü hareket şeklinde tezahür eden \"ağır kusurlu\" haline karine teşkil ettiğini,Davalıların emtia yüklü aracın silahlı kişilerce durdurularak gasp edildiğine yönelik iddiaları  davalı şirketin araç şoförünün tek taraflı beyanlarına ve bu beyanlar doğrultusunda hazırlanan polis ifade tutanağı ile ekspertiz raporuna dayandığını, hiçbir somut delile dayanmayan bu iddianın yerel mahkemece kabulü ile zamanaşımı süresinin 1 sene olarak değerlendirilmiş olmasının son derece hatalı olduğunu,Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, yalnızca araç şoförünün beyanlarına ve bu beyanlar tahtında hazırlanan belgelere dayanan gasp iddiasına itibar edilemeyeceğini, zira bunların gasp iddiasını doğrulayıcı yeterli delil oluşturmadığını istikrarlı bir şekilde açıkça ortaya koyduğunu, Yargıtay 11. HD., 20.04.2000 tarih, 2000/2114 E. 2000/3241 K. sayılı kararında; \"...öte yandan, TIR'ın gümrük sahasında iken şoförün sahaya geçişinin kısıtlı olduğu bir ortamda aracın başında yokken kaçırıldığı, şoförün tek taraflı beyanına dayanılarak İtalyan polisinin düzenlediği tutanak ile belirlenmiş olup, bu konuda tarafsız sayılabilecek gümrük idaresinin düzenlediği resmi bir tutanak bulunmamaktadır ... Bu durumda mahkemece, taşıyıcının kusursuzluğunu kanıtlayamadığı kabul edilerek davanın kabulü yerine rapora itibar edilerek yazılı gerekçelerle davalının sorumluluğunun bulunmadığından bahisle davanın reddi bozmayı gerektirmektedir.\" şeklinde karar verdiğini,  Emtia kaybına neden olan olay bir haksız fiil niteliğinde olup; aynı zamanda suç teşkil ettiğini, yerel mahkemenin gerekçeli kararında bu beyanları kati suretle değerlendirmeye almadığını, meydana gelen hasarın bir haksız fiilden kaynaklandığını, hasara neden olay olay aynı zamanda suç teşkil ettiğini, somut olayda TBK md.72/f.1 uyarınca daha uzun olan ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini, Yerel mahkemenin davalılar aleyhine başlatılan icra takibinde zamanaşımını kesen son işlemin davalıların borca itirazları olduğu yönündeki tespitinin hatalı olduğunu,CMR MD. 32/2 uyarınca alacağın tahsiline ilişkin olarak davalılara yöneltilen yazılı istem ile zamanaşımı süresinin durduğunu, Davalıların ağır kusuruna ilişkin beyan ve itirazların, yerel mahkeme tarafından \"davalıların zamanaşımı itirazından kurtulmaya yönelik\" oldukları varsayımı ile ısrarla değerlendirmeye alınmadığını,  İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılmış olduğuna karar verilmesine, davalılar aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 08/09/2021 tarihli ek istinaf dilekçesi ile, gerekçeli kararda hükmedilen vekalet ücreti karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesinin 13. Maddesinin 3.ve 4. Fıkralarına aykırılık teşkil ettiğini,  24 Kasım 2020'den itibaren geçerli olan ve dolayısıyla karar tarihinde de yürürlükte bulunan 2021 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin \"Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret\" başlıklı 13. maddesinin 4. fıkrasına göre \"maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.\" Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre Asliye Mahkemelerinde takip edilen davalar için bu sınır 4.080,00 TL'dir. Aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda dahi, karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücretini geçemeyeceğini,    İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılmış olduğuna karar verilmesine, davalılar aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dairemizin 16/10/2019 Tarih ve 2019/1699 Esas 2019/1383 Karar sayılı kaldırma kararımızdan sonra mahkemece yapılan yargılama sonucunda istinafa konu karar verilmiştir.Dava, rücuen tazmin talebiyle başlatılan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır.Mahkemece, davacının davasının sübut bulmadığından reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrası hükmü mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Öte yandan, yazılacak kararın gerekçesinde gerek kendi içerisinde, gerekse gerekçe ile hüküm kısmı arasında çelişki olmamalı, mahkeme kararı bütünsellik esasına uygun olmalıdır. HMK’nın 298/2. maddesinde de gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı açıkça düzenlenmiştir.  Gerekçe ile hüküm arasında çelişki,  kanuna ve kamu düzenine açık aykırılık hali olup, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir. Somut olayda mahkemece verilen hüküm gerekçesinde; Dava konusu alacağın CMR 32/1 maddesi uyarınca 1 yıllık zaman aşımına uğradığı,  bu nedenle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmesine rağmen hüküm fıkrasında ise; davacının davasının sübut bulmadığından reddine,  karar verildiği, böylece gerekçe ile hüküm fıkrası arasında açık çelişki oluşturulduğu, mahkemece verilen kararın 6100 sayılı HMK.'nun 298/2 maddelerinde belirtilen zorunlu unsurları taşımadığı anlaşılmıştır. Kararların HMK'nun 297 ve 298/2 fıkralarına aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların kanun yolu denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır. Kamu düzenine ilişkin bu husus kanun yolu denetimi esnasında re'sen dikkate alınmak durumundadır. Dava, sigorta alacağından kaynaklanan rücuen tazmin talepli itirazın iptali davası olup  karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/4 maddesinde, maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunacağı düzenlenmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen kararda AAÜT'nin 13/4 maddesine göre davalılar lehine maktu vekalet ücreti yerine  ret edilen miktar üzerinden davalılar lehine neden nispi vekalet ücretine hükmedildiğinin gerekçesinin yazılmadığı görülmüştür.  HMK' nın 297. maddesine uygun olarak verilmeyen kararın istinaf aşamasında denetlenmesine imkan bulunmamaktadır.Sonuç itibariyle, davacı vekilinin istinaf talebi yerinde görülmekle, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda ilk derece mahkemesi kararının, HMK'nın 297,298, 353/1-a6 maddeleri  uyarınca kaldırılmasına, davacı vekilinin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile;  İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/12/2020 tarih ve 2019/588 Esas - 2020/825 Karar sayılı kararının HMK'nın 297, 298, 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde yatıran tarafa iadesine,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,  Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 15/02/2024 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2b887668f5ac5b21","SID":"1d4964199cda040a"}}