{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  17. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2023/1021 <br>KARAR NO\t\t: 2023/2347<br>KARAR TARİHİ\t: 20/12/2023<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 21/02/2023<br>NUMARASI\t\t: 2019/316 Esas 2023/109 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: Menfi Tespit<br>BAM KARAR TARİHİ\t:  20/12/2023<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t:  20/12/2023<br><br>Davalı ... vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava dışı keşideci ... Ltd. Şti.'ye bayilik ve cari hesap sözleşmesi ile su sattığını, karşılığında 30.01.2008, 28.02.2008 ve 30.03.2008 düzenleme tarihli, 10.000 YTL bedelli ... Bank A.Ş. ... Şubesine ait üç adet çek ile ödemelerin vadesinde yapılmaması hâlinde paraya çevrilmek üzere ... .../... şubesinden teminat mektubu aldıklarını, çeklerin tahsilat makbuzu ile alındığı tarihin 14.12.2007 olduğunu; bu çekleri, ticari borçlarının olduğu ... A.Ş.'ye 24.12.2007 tarihli ödeme makbuzu ile ciro ederek verdiğini; 30.01.2008 düzenleme tarihli çekin TTK m. 711 gereğince ödeme yasağı konulduğundan bahisle ödenmediğini, bunun üzerine ... A.Ş.'nin bu çeki ve diğer çekleri, ticari defterlerine gerekli kayıtları yaparak iade ettiğini; çeklerin iadesi üzerine ... Ltd. Şti.'nin verdiği teminat mektubunun nakde çevrildiğini, iade edilen çeklerin de derhal keşideci şirket yetkilisi ...'ye iade edildiğini, ancak iade ederken kendi cirolarını iptal etmeyi unuttuklarını; çekleri iade alan ... Ltd. Şti.'nin 28.02.2008 ve 30.03.2008 tarihli /(çekleri davalı ... Ltd. Şti.'ye kötüniyetli olarak verdiğini, bu şirketin de yine ciro suretiyle çekleri davalı ...'a verdiğini; davalı ...'un çekler üzerinde 05.03.2008 ve 06.03.2008 tarihlerinde karşılıksız işlemi yaptırdığını ve İzmir 7. İcra Müdürlüğü 2008/3973 Esas sayılı dosya ile icra takibi başlattığını; çeklerin arka yüzleri incelendiğinde ... A.Ş.'nin cirolarının iptal edildiğinin görüldüğünü, ciro silsilesinin kesildiğini ve iptal kaydından sonraki cirolara dayanarak çeki elinde bulunduran hamillerin kötüniyetli olduğunu; iptalin hukuken bir geriye ciro olduğunu, geriye ciro ve kötüniyetli elinde bulundurma söz konusu olduğundan çek keşidecisine karşı ileri sürülebilecek bütün itiraz ve defilerin hamillere karşı da ileri sürülebileceğini; davalı ... Ltd. Şti. ile çek keşidecisinin adreslerinin yan yana olduğunu, bu durumun dolandırıcılık organizasyonunu gösteren bir karine olduğunu, ilgili şahıslar hakkında dolandırıcılık suçundan şikayette bulunulduğunu belirterek borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.      <br>CEVAP: Davalılardan ... cevap dilekçesinde özetle; ... Bank A.Ş. İzmir Şubesinin 28.02.2008 ve 30.03.2008 tarihli çeklerinden dolayı alacaklı olduklarını, ilgili çekler ödenmeyince, ihtiyati haciz kararı alındığını ve ihtiyati haczin İzmir 7. İcra Müdürlüğünün 2008/3973 Esas sayılı icra takibi ile icrai hacze çevrildiğini, icra takibinin borçlularının ... A.Ş., ... Ltd. Şti. ve ... Ltd. Şti. olduğunu; her iki çeki de borçlulardan ... Ltd. Şti. yetkilisinden, tamamen iyiniyetli olarak ciro yolu ile aldığını, çeklerdeki cirolar gözetildiğinde meşru hamil olduğunun ortada olduğunu; sadece alacaklı olduğu ... Ltd. Şti. yetkilisini tanıdığı, bu kişi haricinde davacı şirketi ve keşideciyi tanımadığını, davacı ile diğer davalılar arasındaki problemleri bilebilecek durumda  olmadığını ve tamamen iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.<br>Diğer davalı ... San. ve Tic. Ltd. Sti. davaya cevap vermemiştir.<br> İlk derece mahkemesince 12/12/2017 tarih 2008/259 esas, 2017/1221 karar sayılı karar ile davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davacı ve davalı ... vekilinin istinafı üzerine, Dairemizin 31/05/2019 tarih 2018/686 esas, 2019/1185 karar sayılı kararı ile kararın HMK nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verildiği görülmekle ilk derece mahkemesince kaldırma kararından sonra; <br>MAHKEMECE: ''... Dava, davacının bedelsizlik iddiasına dayalı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir. <br>Mahkememizce verilen 12/12/2017 tarihli 2008/259 Esas 2017/1221 Karar sayılı ilamı  İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2018/686 Esas 2019/1185 Karar sayılı ilamı ile \"Dava konusu çekin, davacıya cirosundan sonra tekrar keşideci Şirket'e yapılmış bir ciro bulunmamaktadır. Davacı Şirket davalı ... Şirketi'ne yapılan ciroyu kendisinin yapmadığını ifade etmekte, ... Şirketi'ne ciro yapan dava dışı ... Şirketi yetkili ... de ceza dosyasında aynı yönde beyanda bulunmaktadır.  Çekin keşideci tarafından ... Şirketi'ne teslim edilmiş olması halinde davacının çekten sorumlu olmayacağı, bu yönden ... Şirketi davaya cevap vermediği gibi, keşidecinin ise davada taraf sıfatı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle mahkeme kararının yerinde olmayıp ... Şirketi'ne yapılan cironun kim tarafından yapıldığı, daha doğrusu çekin kim tarafından verildiğinin isticvap ve ceza davası sonucuna, ordaki beyanlara ve gerektiğinde taraf ticari kayıtlarına göre ile ortaya çıkarılması gerekmektedir. Buna göre isticvap işlemi yapılması, davalı Şirketi'nin çeki ne surette çeki elde ettiğinin belirlenmesi gerekmektedir. Ceza dosyası gerekçeli kararı dosyaya sağlanmamış ise de, davalı ... ceza dosyasında verdiği 20/11/2017 tarihli ifadesinde, sanık ...'ın (keşideci ... Şirketi adına hareket eden kişi) çeke ödeme yasağı koyması nedeni ile çeklerin ... Şirketi'ne iade edildiğini, ...'ın iade edilen çekleri geri aldığını ve yeniden tedavüle sürdüğünü beyan etmiştir. Ceza dosyasında Savcılık mütalaası da bu şekilde verilmiş ve sanık ...'ın eylemi bu şekilde kabul edilerek bankaları aracı kullanmak suretiyle dolandırıcılık suç tipinden cezalandırıldığı görülmüştür. Ceza dosyasında ... Şirketi yetkilisi ... de, diğer şahısların kendisine bu şirketi açtırdıklarını ve kendi üzerinden araç aldıklarını, bu çekleri de ne olduğunu bilmeden imzalamış olabileceğini beyan etmiştir. Çeki keşide eden ... ile ciro eden ... Şirketi yetkilisi ...'ın beyanlarına ve ...'ın cezalandırılmış olmasına göre, ceza mahkemesinin tespit ettiği maddi olguların hukuk hakimini de bağlayacağı, kopuk ciro silsilesi ile ele geçirilen çekin keşideci tarafından yeniden davalı Şirket'e vererek tedavüle koyduğu anlaşılmakla mahkeme kararının kaldırılması, ceza dosyasının kesinleşmesinin beklenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Ayrıca ... Ltd Şti ve ... Ltd. Şti.nin ticari defter ve kayıtlarına dayanan davacının ,davanın aydınlatılması için esaslı delili olduğu görülmekle ve ancak mahkemece bu delil toplanıp usulünce incelenip değerlendirilmeden sonuca varılmış olması usul ve yasaya aykırı görülmüştür. Bu durumda mahkemece keşideci kayıtları incelenerek davacıdan bu çeklerin iade alındığına dair bir kayıt bulunup bulunmadığının tespiti ve eğer bu çekler keşideci ... den davacıdan  iade alındığına dair kayıt var ise bu defa bu çeklerin yine keşideci ... tarafından hamil ...'e verildiğine dair kayıt bulunup bulunmadığının tespiti gerekir. Öte yandan ... şirketi kayıtlarında bu çekin ... Şirketine verildiğinin tespiti halinde de ayrıca davalı ... şirketinin ticari defter ve kayıtları incelenerek dava konusu çekleri keşideci ....e verildiğine dair kayıt bulunup bulunmadığının tespiti ile bundan sonra davacı aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı ve olayda çeklerin sebepten mücerretlik ilkesine göre sonuca varılıp varılmayacağı değerlendirilmesi gereği ile mahkeme kararının kaldırılması\"  şeklinde bozulmasına karar verilmiş olup Mahkememizin yukarıda belirtilen esasına kaydı yapılarak yargılamaya devam olunmuştur.<br>   Öncelikle uyuşmazlığa konu menfi tespit davası ve kötü niyet tazminatına ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.<br>Borçlu, aslında borçlu olmadığı veya borçlu olmadığına inandığı bir borcu ödememek için, alacaklının takip yapmasını veya dava açmasını bekleyebilir. Bu durumda aleyhine başlatılan ilamsız icra takibine itiraz edebilir ve itiraz üzerine takip duracağından, alacaklı bu itirazı bertaraf ettirmek için harekete geçtiğinde, alacaklının itirazın iptali veya kaldırılması talebi üzerine, borçlu bu konudaki savunmalarını genel mahkemede veya icra mahkemesinde ileri sürebilecektir.<br>Diğer hâlde borçlu, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunması hâlinde borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir (İİK. m. 72/2).<br>Alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür (İİK. m. 72/3). Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açarak bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. Ancak, borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamayacaktır. Zira borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde, hukuki bir yararı yoktur. Bundan sonra, ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki bu da istirdat davasıdır (Pekcanıtez H., Atalay O., Özkan, M. S.,  Özekes, M.: İcra ve İflas Hukuku, s.156-164).<br>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK.) 72. maddesi uyarınca yukarıda açıklanan şekilde menfi tespit davası açan borçlunun tazminat isteme hakkı vardır. Anılan maddenin 5. fıkrası aynen “Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz” hükmünü içermektedir.<br>05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 15. maddesi ile 2004 sayılı İİK’nın 72/5. fıkrasında yer alan “yüzde kırkından” ibaresi “yüzde yirmisinden” olarak değiştirilmiştir.<br>Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere menfi tespit davası açmak zorunda bırakılan borçlunun tazminat talep edebilmesi için gerekli koşullar; bu yönde bir talep olması, borçluya karşı icra takibi yapılmış bulunması ile takibin haksız ve kötü niyetli olmasıdır (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku, 2006, s. 334, 335).<br>Başka bir ifadeyle; İİK.'nın 72. maddesinin beşinci fıkrası hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötü niyetli olması hâlinde, istem varsa, davacı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötü niyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davacının üzerindedir. <br>Yargıtay GHGK 2019-11-449E, 2022/569 K. 19.04.2022  \"...  Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, eş söyleyişle bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s.370 ilâ 372).<br> Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça TBK’nin 133/2 maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.<br>... davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgilerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur. <br> Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.<br>  Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir.<br>  Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı TBK) 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’îni dermeyan etme hakkını vermektedir....\"<br> Kesinleşmesi beklenilen İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/40 Esas 2017/291 Karar sayılı dosyasında; sanıklar hakkında bankanın maddi varlığı sayılan çeki kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçlarından, sanıklar ... ve ...'in, CMK 223/2-e uyarınca ayrı ayrı beraatlerine, sanık ...'nin ise TCK 158/1.f uyarınca cezalandırılmasına karar verildiği, verilen mahkeme kararının İstinaf kararı ile kesinleştiği görüldü.<br>İzmir BAM 17. HD nin 2018/686 Esas, 2019/1185 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, ... Limited Şirketi ve ... Limited Şirketi'nin ticari defter ve kayıtlarına dayanan davacının beyanı dikkate alınarak, keşideci kayıtları incelenerek, davacıdan bu çeklerin iade alındığına dair bir kayıt bulunup bulunmadığına dair tespiti ve bu çeklerin keşideci ... Şirketi tarafından davacıdan iade alındığına dair kayıt bulunup bulunmadığı yönünde inceleme yapılması gerektiğinden davacı vekiline  bu defter ve belgeler ve kayıtlara ilişkin beyanda bulunması için Mahkememizce süre verilmiş, davacı tarafından dava dışı ... Limited Şirketi ve ... Limited Şirketi'nin ticari defterlerine ilişkin bilgilerinin bulunmadığı belirtilmiş olup her iki tarafa ticari defter ve belgelerin bulunduğu yeri bildirmek üzere süre verilmiştir. Ancak davalı ... Limited Şirketi  ve dava dışı ... Limited Şirketi'nin ticari defterlerinin bulunduğu yere ilişkin beyan dilekçesi sunulmadığından inceleme yapılamamıştır. <br>Davacının, dava dilekçesinde ve sonraki beyanlarında söz konusu senedi  keşideci dava dışı ... şirketine ciroları çizmeyi unuttuğuna yönelik iddiasının “şahsi def'i” niteliği taşıdığı, Davalı ... Ltd. Şti.'nin yetkilisi ...'in ceza davasında ve bevanında, ... Ltd. Şti.'nin ... ve  ... tarafından kurdurulduğunu, çeklerin de bu kişiler tarafından  kendisine imzalatıldığını belirttiği, ... Ltd. Şti.'nin çekleri bilerek borçlunun zararına iktisap ettiği, bu nedenle   davacının dava dışı keşideci  ... Şirketine karsı sahip olduğu şahsi def'ilerini davalı ... Ltd. Şti.'ye karşı da ileri sürebileceği, Davalı ... ceza davasında vermiş olduğu beyanında, davalı ... Ltd. Şti.'ye araç satımı yaptığını ve bundan dolayı alacaklı olduğunu, çekleri de ... Ltd. Şti. yetkilisi ...'den aldığını belirttiği, kambiyo senetlerinde her ne kadar soyutluk ilkesi geçerli olsa dahi, davalı ..., çeklerin kendisine ciro edilmesinin nedeninin, araç satımı olduğunu beyan ettiği, ancak dosyada, ... tarafından ... Ltd Şti' ne araç satıldığını gösteren belge bulunmadığı , bu nedenle davalı ... ile Davalı ... Ltd. Şti. Arasında gerçek bir ticari ilişki olmadığı, bu nedenle davalı ...'un iyiniyetli hamil olarak kabul edilemeyeceği, anlaşıldığından davacı- lehtarın davalılara borcunun bulunmadığına karar vermek gerekmiştir. '' gerekçesi ile; <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>Davacının davasının KABULÜNE,<br>1-Davacının İzmir 7. İcra Müdürlüğü'nün 2008/3973 E. Sayılı dosyası nedeniyle BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE,<br>2-Takip  asıl alacak miktarı üzerinden % 40 si oranında kötü niyet  tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,\" şeklinde karar verilmiştir. <br>Mahkeme kararına karşı, davalı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: <br>Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin istinaf öncesi vermiş olduğu davanın reddine ilişkin kararın doğru olduğunu,  Mahkemenin kaldırma gerekçelerine uygun karar vermediğini defterlerin incelenmediğini, müvekkilinin beraat kararının kesinleştiğini, ispat yükünün davacıda olduğunu, davacının davasını ispatlayamadığını, istinaf kararında belirtilen 20/11/2017 tarihli bir beyanının olmadığını, Dairenin olmayan bir beyanı yazmasının yok hükmünde olduğunu, müvekkilinin kötü niyetli hamil olmadığını ve aleyhinde tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, yerel mahkemenin davanın kabulüne ilişkin verdiği kararın kaldırılması gerektiğini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.  <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>Dava: menfi tespit  istemine ilişkindir.<br>HMK'nun 355. Maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlarda res'en gözetilerek yapılmıştır. <br>Davacının lehtar, dava dışı ... Şirketi'nin keşidecisi olduğu dava konusu çeklerin, davacı Şirket tarafından alacağına binaen ... Şirketi'ne ciro edildiği,  ... Şirketince yapılan cironun iptal edilerek davacıya çeklerin tekrar iade edildiği, davacı iddiasına göre taraflarınca çeklerin keşideciye tekrar iade edildiği, ancak çekteki cirosunu iptal etmeyi unuttuğu, daha sonra çeklerin önce davalı ... şirketine , bu şirketten de davalı ...'a ciro edildiği, davalıların kötüniyetli olarak çekleri iktisap edildiğinin davacı tarafça ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır. <br>Dava konusu çekler üzerinde davacı tarafından  tekrar keşideci Şirket'e ciro edildiğine dair yapılmış bir ciro bulunmamaktadır. Davacı Şirket davalı ... Şirketi'ne yapılan ciroyu kendisinin yapmadığını ifade etmektedir.<br>Davalı ... şirketinin çeki kötüniyetle iktisap ettiği konusunda bir kuşku bulunmamaktadır. Şöyle ki gerek keşideci şirket yetkilisi ... gerekse de ... şirketi yetkilisi ...'in İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşen  2013/40 esas sayılı dosyasındaki beyanlarından ... şirketinin çeki kötüniyetle aldığı ispatlanmıştır. Zaten ilk derece mahkemesince de davalı ... şirketine yönelik açılan davanın kabulüne karar verilmiş olmakla verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır. <br>Dairemiz kaldırma kararından sonra mahkemece kaldırma kararı doğrultusunda ticari defter sunumu ve isticvap için davalı şirket ve dava dışı keşideci şirkete TK 35 e göre tebligat yapıldığı, ticari defterlerin ibraz edilmediği bu nedenle defter incelemesi yapılamadığının anlaşıldığı, ceza dosyasının istinafta kesinleştiği, dava dışı keşideci şirket yetkilisi ...'nin dava konusu çekleri geriye aldıktan sonra tedavüle koyduğu anlaşılmakla nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmaktadır. <br>Yani davacının çekin keşideciye iade edildiği ve keşideci tarafından tekrar tedavüle sokulduğu iddiası ispatlanmıştır. <br>Her ne kadar çeklerin tekrar keşideci tarafından tedavüle sokulduğu ispatlanmış olsa da  davacının, yetkili hamil olan ...'un çeki bile bile kötüniyetli olarak kendisine ciro eden ... şirketinden devraldığını ispatlaması gerekmektedir. <br>Her ne kadar ilk derece mahkemesince davalı ...'un, savunmalarında ... şirketine araç sattığını,  bu araç karşılığından çeklerin kendisine verildiğini beyan etmekle araç satımına ilişkin bir belge sunmadığını, ispat yükünün davalı ... de olduğunun kabulü gerektiğini belirterek davalı ...'in kötüniyetli olduğunun kabulü ile davalı ... yönünden de davanın kabulüne karar verilmiş ise de; verilen karar hukuka uygun değildir. Şöyle ki; burada ispat yükü halen davacı taraftadır. Davacı, davalı ...'in çeki kötüniyetle aldığını sunduğu delillerle ispat edememiştir.  Çek zaten bir ödeme aracıdır.   Mahkemece ispat yükünde yanılgıya düşülmüş olup, davalı ...'e yönelik açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. <br>HMK'nın 353/1-b-2 maddesinde yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına gerek duyulmadığı takdirde düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verileceği öngörülmüştür.<br> Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davalı ... vekilinin istinaf istemlerinin kabulü ile kararın kaldırılarak davalı ... yönünden  davanın  reddine  dair HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince karar verilerek, aşağıdaki şekilde hükmün kurulması gerekmiştir.<br>HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>A-6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurularının KABULÜNE, <br>1-Davalı vekilinin yatırmış olduğu 363,17 TL istinaf karar harcının istek halinde kendisine ödenmesine, <br>2-Davalı vekilinin yatırdığı 492,00 TL istinaf kanun yolu başvuru harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>3-Davalı tarafın yapmış olduğu istinaf yargılama gideri 88,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf eden yararına istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,<br>B-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21/02/2023 tarihli, 2019/316 Esas 2023/109 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkındaki kararla;<br>1-Davacının davalı ...'a yönelik açmış olduğu davanın REDDİNE,<br>2-Davacının davalı ...San. ve Tic. Ltd.şti.  ne yönelik açılan  davasının  KABULÜNE,<br>Davacının İzmir 7. İcra Müdürlüğü'nün 2008/3973 E. Sayılı dosyası nedeniyle  adı geçen davalıya BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE,<br>Takip asıl alacak miktarı üzerinden % 40 oranında kötü niyet  tazminatının adı geçen davalıdan alınarak davacıya verilmesine,  <br>... YÖNÜNDEN;<br>1-Hüküm tarihi itibariyle alınması gerekli 269,85 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 287,10 TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 17,25 TL harcın istek halinde davacıya iadesine,<br>2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderleri davası reddedildiğinden davacı üzerinde bırakılmasına,<br>3-Davalı ... tarafından yapılan 152,70 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine,<br>4-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden, hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesaplanan 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine,<br>5-Yatırılan gider avansının varsa kullanılmayan kısmının, 6100 Sayılı Kanunun 333. Maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,<br>6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, <br>... SAN. VE TİC. LTD.ŞTİ.YÖNÜNDEN;<br>1-Alınması gereken 1.452,68 TL harçtan, başlangıçta alınan 287,10 TL peşin harcın mahsubu ile eksik yatırılan 1.165,68 TL harcın anılan davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAD KAYDINA,<br>2-Davacı vekili için kabul edilen bedel üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap olunan  17.900,00 TL vekalet ücretinin anılan davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>3-Davacı tarafından yatırılan 287,10 TL peşin harç ve 14,00 TL başvurma harcının anılan davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>4-Davacı tarafından yapılan 1.708,80 TL yargılama giderinin anılan davalıdan alınarak davacıya verilmesine,  <br>5-Yatırılan gider avansının varsa kullanılmayan kısmının, 6100 Sayılı Kanunun 333. Maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,<br>6-Kararın tebliği, kesinleştirme, harç ve yargılama giderlerinin iadelerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, <br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 20/12/2023<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"801445c9d585c9ef","SID":"402aa44891f53550"}}