{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2021/967 <br>KARAR NO\t\t: 2024/124<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 31/12/2018 (Dava) - 16/04/2021 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2018/782 Esas - 2021/231 Karar <br>DAVA\t\t: İtirazın İptali (Rekabet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 25/01/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 25/01/2024<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/04/2021 tarihli 2018/782 Esas ve 2021/231 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ...'un, müvekkili şirketin eski çalışanı olduğunu, şirkette 02.03.2014 tarihinde çalışmaya başladığını, davalı işçi tarafından iş ilişkisinin kurulduğu 02/03/2014 tarihinde düzenlenen gizlilik, sır saklama ve rekabet yasağı taahhütnamesi imzalanmış olup davalı işçi taahhütnamede yer alan maddelere aykırı davranarak 30.12.2015 tarihinde şirketten ayrılıp müvekkili şirketle aynı sektörde hizmet veren ... Şirketinde çalışmaya başladığını, davalının hizmet sözleşmesinin 4.14 maddesi ve gizlilik, sır saklama ve rekabet yasağı taahhüdünü ihlal ettiğini, davalıya karşı 02.03.2016 tarihinde, işçinin, Gizlilik, Sır Saklama ve Rekabet Yasağı Taahhüdü'ne aykırılığı nedeniyle 100.000,00 TL'lik icra takibi başlatıldığını, takibin itiraz neticesinde durdurulduğunu, ...'un, müvekkili şirkete dair birçok teknik bilgiye sahip olduğunu, müvekkili şirketin işi ve işvereni ile ilgili kritik bilgilere de sahip olduğunu, hal böyleyken işçinin işvereni olan ilişkisinde bu bilgileri gizleme yükümlülüğü olması gerektiğini, Türk Borçlar Kanununda \"Hizmet Sözleşmeleri\" üst başlığı altında düzenlemiş olduğu işçinin sadakat yükümlülüğü ile bu hususa yasal zemin yarattığını, Türk Borçlar Kanunu’nun 396. maddesine göre davalının sadakat yükümü olduğunu açıkça düzenlediğini, madde metni açık olup bir işçinin hizmet süresi içerisinde uyması gereken yükümlülüğünü düzenlemekte ve işçinin sadakat yükümlülüğüne aykırı herhangi bir davranışta bulunamayacağını düzenlediğini, açıklanan nedenlerle; davalının icra takibine yaptığı haksız itirazın iptaline ve takibin devamına, davalının kötü niyetli itirazı nedeni ile asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.\t<br>CEVAP :<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davayı kabul etmediğini, öncelikle davanın süresinde açılmadığını, davacı tarafından açılan Karşıyaka 1. İcra Müdürlüğünün 2016/3676 E. Sayılı takibe tarafından 10.03.2016 tarihinde itiraz edildiğini ve İcra Müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verildiğini, itiraz tarihinden itibaren 1 yıl içinde itirazın iptaline ilişkin dava açılmadığı için, itirazın iptali davası açma hakkı bulunmadığını, itiraz tarihinden itibaren 2 yıl 9 ay 21 gün geçtiğini, davacıya ait işyerinde, proje planlama mühendisi/ sorumlusu olarak çalıştığını, ücretinin de sadece 1.600,00 TL olduğunu, hatta bir dönem beden işçisi olarak gösterildiğini, üretilen parçaların görsel final kalite kontrollerinin yapılması ve hazırlık saflarında parçalara boya sürülmesi süreçlerinde de çalıştırıldığını, işyerinde huzur olmadığı, sürekli baskı yapıldığı için, ihbar süresinde çalışarak, ayrılmak zorunda kaldığını, görev ve sorumluluklarının haricinde tarafından iş istemesinden rahatsız olarak işyerinden ayrılmak istediğini bildirdiğini ve 30.11.2015 tarihinde işyerinden ayrıldığını, yaşamını sürdürebilmek için çalışmak zorunda olduğundan şu anda çalıştığı şirkette işe girdiğini, davacı şirket ile, şu anda çalıştığı şirketin aynı sektörde olması, davacının iddialarını haklı göstermediğini, davacı şirketinde çalıştığı sıradaki görevinin, şirketin sırlarını bilmeyi gerektirecek bir görev olmadığını, işinin müşterilerden gelen sipariş miktarlarını üretimle paylaşmak, hammaddenin temini, yeni bir proje olduğunda bunların üretimdeki organizasyonu yönünde olduğunu, davacı tarafın şirkette bulunduğu süre içerisinde hiçbir yazılı ve sözlü ihtar almadan iş kanunu ve iş ahlakına uygun olarak çalıştığını, çalıştığı süre içerisinde hiçbir suretle tarafına bu bilgi/ belge gizlidir şeklinde bir ihbar ve bildirim yapılmadığını, yine çalıştığı süreçte hiçbir idari yönetim toplantı ve kararında bulunmadığını, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği gibi şirketin Teknik ve Know How yönünden tarafıyla hiçbir bilgi ve sır elde etmediğini, davacı şirketinde kilit bir görevde yer almadığını, iddiaların gerçek dışı olduğunu, davacının sadece 1,5 yıl gibi kısa bir süre Proje Planlama bölümünde çalışmış/çalışan sıradan bir mühendise şirketin gizli bilgi/belge, Teknik ve Know How bilgilerinin aktarılmış ve aktarılacak olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, şu anda çalıştığı şirkette ise, görevinin kalite yönetim sistemi ve laboratuvar doğrulama testlerine bakmak olduğunu, aynı iş olmadığını, gizlilik ve rekabet yasağına aykırı bir çalışmasının söz konusu olmadığını, kimya mühendisi olduğu için çalışma alanının kısıtlı olduğunu ve mesleğinin icrası ile ilgili bir konuda \"gizlilik ve rekabet yasağı sözleşmesi\" geçerli olamayacağını, mesleğini icra etmesini engelleyecek bir sözleşmenin geçerli olamayacağını, böyle bir sözleşmenin tarafına teslim edilmemekle birlikte varsa dahi, Anayasadan kaynaklanan çalışma hürriyetinin kısıtlanması olduğunu ve geçerli olamayacağını, açıklanan nedenle; haksız ve mesnetsiz olarak açılmış olan dava ve taleplerin reddine, yargılama giderleri ve ileride avukat tutmam halinde vekalet ücretlerinin davacı üzerine bırakılmasına, aleyhine haksız yere icra takibi yapıldığından ve dava açıldığından % 20'den az olmamak üzere inkar tazminatının davacıdan alınarak lehine hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :<br>Mahkemece, ''...davalının imzaladığı hizmet sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlaması, işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir alanı kapsadığından yukarıda açıklanan çalışma özgürlüğüne, akit serbestisine ilişkin yasal düzenlemelere aykırı olup bu nedenle cezai şarta ilişkin sözleşme hükmünün batıl sayılması gerekmektedir Diğer yandan kimya mühendisi bilirkişinin  katılımı ile alınan bilirkişi ek raporunda  davalı kimya Mühendisinin\" ...’UN, davacı ... Şti.nin iş sırlarına vakıf, özel bilgi ve beceri isteyen görevleri yapabilecek teknik ve mesleki donanıma sahip olmasının muhtemel olduğu, ancak bununla beraber taraflar arasındaki “gizlilik, sır saklama ve rekabet yasağı taahhüdüne” uymamasından dolayı davacı ... Şti.nin varsayılan bir elemanı olarak bu bilgi ve teknolojiyi rakip firmayla paylaşması ve ayrıca işverenin müşteri çevresini rakip firmaya yönlendirmesi eylemlerinin gerçekliği hususunda herhangi bir veri ve tespite ise ulaşılamadığı, plastik malzemelerin elektrolitik yolla kaplanması bilgi ve teknolojisinin ülkemizde yaygın ve pek çok işletmede kullanıldığı, bilimsel ve teknolojik gizlilik yanının çok da yüksek olmadığı, ülkemizde plastik üzeri yüzey işlemleri sektörü çok yönlü katma değer sağlamakla birlikte endüstriyel bakımdan çok gelişmiş ülkelerdeki türden araştırma geliştirme (ARGE) konusu yapılmamakta ve yeni uygulama ve modellere kaynaklık etmemekte olduğu, plastik malzemelere metal kaplama teknolojisinin ülkemizde çok yaygın olduğu laboratuvar vb.araç gereç bakımından yeterince donanımlı olmayan atölyelerde bile yapıldığı, kodlanmış ve sır olarak korunan bilgilerin çok değerli ve önemli olmadığı kanaatini bildiren raporu doğrultusunda davanın reddine karar vermek gerekmiştir...'' gerekçesiyle; ''...Davanın REDDİNE, Davalı lehine talep edilen kötüniyet tazminatının REDDİNE...'' şeklinde karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ  :<br>Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı ..., müvekkili şirketin eski çalışanı olup müvekkili şirkette çalışmaya başladığı 02.03.2014 tarihinde düzenlenen gizlilik, sır saklama ve rekabet yasağı taahhütnamesi imzalanmış olup davalı işçi taahhütnamede yer alan maddelere aykırı davranarak 30.12.2015 tarihinde şirketten ayrıldığını ve müvekkili şirketle aynı sektörde hizmet veren bir şirkette çalışmaya başladığını, davalının söz konusu sözleşmeyi ihlal ederek müvekkili şirketten ayrılmasını takip eden süreçte aynı sektörde yer alan dava dışı üçüncü firmada çalışmaya başladığını işbu hususun dosya kapsamında alınan tanık beyanlarıyla da ispatlandığını, bu nedenle imzalanan rekabet yasağı sözleşmesinin 2.3 maddesi gereğince davalı hakkında cezai şart işletildiğini ve 02.03.2016 tarihinde hakkında 100.000,00 TL'lik icra takibi başlatıldığını, aynı sözleşmenin 2.4 maddesinde, çalışan tarafından şirketin uğradığı tüm maddi manevi zararları tazmin edeceğinin taahhüt edildiğini, davalı ...'un, müvekkili şirkette üretim safhasında rol aldığını ve şirkete dair birçok teknik bilgiye sahip olmakla, müvekkili şirketin işi ve işvereni ile ilgili kritik bilgilere de sahip olduğunu, nitekim müvekkili şirket ile dava dışı firmanın sektördeki tanınmışlıkları, ülke içi ve ülke dışındaki pazar payları değerlendirildiğinde müvekkili şirket ile müşteri portföyünün benzer kuruluşlar olması esasen dava dışı 3. şirket ile müvekkili şirket arasında potansiyel müşteriler açısından bir rekabetin varlığını yadsınamaz olup davalı işçinin daha önceden müvekkili şirkette çalıştığı pozisyon da göze alındığında söz konusu fiilinin doğrudan gizlilik, sır saklama ve rekabet yasağı kapsamında değerlendirilmesi gerekeceğini, kaldı ki davalının dava dışı üçüncü firmada çalışmasıyla birlikte müvekkili şirketin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düştüğünü, davalı taraf Yerel Mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde müşterilerden gelen sipariş miktarlarını üretim ile paylaştığını, hammadde temini sağladığını beyan ederek tevil yolu ile ikrarda da bulunduğunu, hal böyleyken davalı işçinin işvereni ile olan ilişkisinde sadakat, gizlilik ve rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırı davrandığının kabulü gerektiğini,Yerel Mahkemede dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamında ibraz edilmiş olan ilgili yazışmalar ile davalı işçinin, müvekkili şirketin mevcut olan ve olabilecek müşteri portföyünden, verilen tekliflere kadar meslek sırlarına ve bu yönde her türlü bilgi ve beceriye sahip olduğunu, buna ek olarak rekabet yasağı yer bakımından sınırlandırılırken işçinin öğrendiği bilgiler ve bu bilgilerin o yerde kullanılması halinde işverenin göreceği zarar dikkate alınmakta olup yasak kapsamındaki coğrafi alan, işverenin faaliyet gösterdiği yer ve müşteri muhitiyle ilgili olması gerektiğini, işçinin iş gördüğü işletme, yapılan faaliyetler konusunda ne kadar uzmanlaşmışsa, işçinin iktisadî geleceğini hakkaniyete aykırı olarak güçleştirmemek koşuluyla, yasağın etki alanı da o kadar geniş olacağını, hatta uluslararası nitelikteki bir işletmede veya holding ortaklıkta olduğu gibi ülke sınırlarını aşan bir rekabet yasağı sözleşmesi dahi yapılabileceğini, rekabet sözleşmesinin yer bakımından sınırı çizilirken işçinin menfaatinin yanında işverenin faaliyet sahasının da göz önüne alınması gerektiğini, davalının müvekkil şirket ile olan iş akdinin sona ermesinin ardından, rakip firma olan PGS firmasında çalışması sonucunda, müvekkilinin dava dışı  müşterisi ... firması ile olan iş hacminin yarı yarıya düştüğünü, ayrıca müvekkiline ait bilgilerin kullanılması halinde zararın fiilen ortaya çıkması zorunlu olmayıp Yüksek Mahkeme içtihatlarında hayatın olağan akışına göre önemli bir zarar verme tehlikesinin (ihtimalinin) varlığının dahi yeterli sayıldığını, cezai şartın herhangi bir zarar ve şarta bağlı olmadığını, davalı-borçlunun icra takibine yaptığı haksız itirazın iptaline ve takibin devamına, davalı-borçlunun kötü niyetli itirazı nedeni ile asıl alacağın % 20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine,davanın kabulüne ve yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLERİN  DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>Dava, rekabet yasağı sözleşmesine dayalı olarak cezai şart alacağının tahsili için başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda kararda belirtilen gerekçeler ile davanın reddine karar verilmiş olup, karar davacı vekilince istinaf edilmiştir.<br>Karşıyaka 1. İcra Müdürlüğü'nün 2016/3676 sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde; alacaklısının davacı, borçlusunun davalı olduğu, takibin  100.000,00-TL asıl alacak, 1.553,42-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 101.553,42-TL üzerinden yapılan ilamsız icra takibi olduğu, takibin dayanağının 30/12/2015 tarihli asıl alacak olarak gösterildiği, ödeme emrinin davalı-borçluya 07/03/2016 tarihinde tebliğ edildiği, takibe davalı-borçlu tarafından 10/03/2016 tarihli dilekçesi ile yasal sürede borcu bulunmadığından ödeme emrine, yetkiye, takibe, borca, faize ve tüm fer'ilerine itiraz edildiği,  itiraz üzerine takibin durduğu; eldeki davanın hak düşürücü sürede açıldığı tespit edilmiştir.<br>Rekabet yasağı 6098 sayılı TBK'nın Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ilâ 447. maddelerinde düzenlenmiştir.<br> \tTBK'nın 444. maddesi uyarınca, fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.  Öte yandan, TBK’nın 445/1. maddesi hükmüyle, rekabet yasağı  kaydının  işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin  türü  bakımından   uygun   olmayan   sınırlamalar   içeremeyeceği  hüküm  altına  alınmıştır. Bununla birlikte Kanun'un 445/2. maddesinde ise hakime, sözleşmede yer alan aşırı nitelikte rekabet yasağını kapsam ve süre yönünden sınırlayabilme yetkisi verilmiştir.<br>Anılan düzenlemeler ile işçinin, işverenle ilişkide olan müşterileri tanıdığı hallerde, iş sözleşmesinin sona ermesi ardından işverenle rekabet oluşturacak şekilde kendi namına iş  yapmaması, rakip bir firmada ortak olamaması ya da iş sözleşmesiyle çalışmaması şeklinde şart içeren sözleşmeler yapabileceği düzenlenmiş olup, rekabet yasağı kaydının geçerlilik ve sınırlandırılmasına ilişkin koşullar da ayrıca belirtilmiştir.<br>Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklı süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı gereklidir. Madde açık hükmünden de anlaşıldığı üzere, rekabet yasağı ihlalinin gerçekleşebilmesi için, davalı işgörenin eylemleri ile davacı işverene önemli ölçüde zarar verilmesi veya bu zarar ihtimalinin bulunması şarttır.<br>Somut olayda,  taraflar arasında düzenlendiği anlaşılan 02/03/2014 tarihli  hizmet sözleşmesi ve yine \"gizlilik, sır saklama ve rekabet yasağı taahhüdü' başlıklı 02/03/2014 tarihli sözleşmelerin davalı işçi tarafından imzalandığı;  taraflar arasında imzalanan 02/03/2014 tarihli  gizlilik sır saklama ve rekabet yasağı taahhütnamesinin 1.2 maddesinde  maddesinde \"işveren  ile aramdaki hismet ilişkisinin her ne şekilde olursa olsun sona ermesi halinde sona erme tarihinden itibaren  iki yıl süre  ile   Türkiye sınırları içinde işveren ile aynı iştigal konusunda başkaca bir firmada  herhangi bir şekilde çalışmayacak herhangi bir şekilde destek ve hizmet vermeyecek bu firmalara ortak olmayacağını tek başına yada üçüncü kişilerle birlikte iş kurmayacağımı şimdiden açıkca kabul ve taahüt ederim.\" 2.3 maddesinde ise sözleşmenin 1.2,1.3 maddesinin ihlali halinde işverene verilen tüm zarar ziyan haricinde 100.000,00  TL cezai şart olarak ödeneceğinin düzenlendiği, davalı  işçinin davacı şirketten 30/11/2015 tarihinde ayrıldığı, dava dışı şirket nezdinde  15/12/2015 tarihinden itibaren çalışmaya başladığı; ticaret sicil kayıtlarına göre davacı şirketin faaliyet konusunun metal kaplama ve metal kaplama işi ile bu işe yönelik malzeme ithalat, imalat ve satışı ile kimyevi madde alım satımına yönelik ticari faaliyetleri içerdiği, davalı işçinin sonradan çalışmaya başladığı dava dışı ... Şti.' nin faaliyet konusunun plastik, ahşap ve metal kaplama işi ile bu işe yönelik imalat, satış ve pazarlamasına yönelik ticari faaliyetleri içerdiği, her iki şirketin faaliyet konusu itibarı ile aynı sektörde yer aldıkları; davalı işçinin davacı işyerinden ayrıldığı tarih ile dava dışı şirkete ait iş yerinde kimya mühendisi olarak çalışmaya başladığı anlaşılmıştır.<br>Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, davalının davacı iş yerinde  \"proje yöneticisi\" olarak 17/02/2014 tarihi ile 30/11/2015 tarihleri arasında görev yapmış olduğu; dosya kapsamında mevcut bilgi ve belgelere göre, taraflar arasındaki “gizlilik, sır saklama ve rekabet yasağı taahhüdüne” uymamayarak davacı ... Şti.nin çalışanı olarak görev yaptığı sırada edindiği bilgi ve teknolojiyi yanında çalışmaya başladığı dava dışı rakip firmayla ve/veya başkaca 3. kişilerle paylaştığı,  davacı şirketin ticari kayıt, bilgi ve sırlarının davalı işçi tarafından ifşa edildiği ve ayrıca işverenin müşteri çevresini rakip firmaya yönlendirdiği yönünde herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı;  davalının dava dışı şirkete girdikten sonra bu nedenle davacının satışlarının %50 olarak oranında  düştüğü yönündeki davacı iddiasının dinletmiş olduğu tanıklar ve dosyaya sunulan mailler ile ispatlanamadığı, belirtilen zararın davalının dava dışı firmada çalışmaya başlamasından kaynaklandığının soyut iddia niteliğinde olduğu; hükme esas alınan ve Dairemizce hüküm kurmaya elverişli bulunan uzman bilirkişi heyet raporuna göre, plastik malzemelerin elektrolitik yolla kaplanması bilgi ve teknolojisinin ülkemizde yaygın ve pek çok işletmede kullanıldığı, bilimsel ve teknolojik gizlilik yanının çok da yüksek olmadığı, ülkemizde plastik üzeri yüzey işlemleri sektörü çok yönlü katma değer sağlamakla birlikte endüstriyel bakımdan çok gelişmiş ülkelerdeki türden araştırma geliştirme (ARGE) konusu yapılmamakta ve yeni uygulama ve modellere kaynaklık etmemekte olduğu, plastik malzemelere metal kaplama teknolojisinin ülkemizde çok yaygın olduğu laboratuvar vb.araç gereç bakımından yeterince donanımlı olmayan atölyelerde bile yapıldığı, kodlanmış ve sır olarak korunan bilgilerin çok değerli ve önemli olmadığının belirtildiği; diğer taraftan davalının imzaladığı hizmet sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlamasının ülke genelinde çalışma yasağı getirmesi ve  sözleşmede öngörülen cezai şart tutarının işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde yüksek olması nedeni ile kişinin çalışma özgürlüğüne ve akit serbestisine ilişkin yasal düzenlemelere aykırı olup bu nedenle cezai şarta ilişkin sözleşme hükmünün batıl sayılması gerektiği, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin tüm istinaf itirazlarının esastan reddi gerekmiştir. \t<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekilinin Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/04/2021 tarihli 2018/782 Esas ve 2021/231 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcının peşin alınan 433,57-TL'den mahsubu ile kalan 5,97-TL'nin kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde davacıya iadesine, (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine),<br>3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,<br>4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından  kalan bakiyenin yerel  mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,<br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.  25/01/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"519e86de70e474b0","SID":"13e7df3c0a0abe21"}}