{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/98 Esas <br>KARAR NO: 2024/231 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2023/780 Esas - 2023/882 Karar<br>TARİHİ : 29/11/2023<br>DAVA: Şirketin İhyası<br>KARAR TARİH: 08/02/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin terkin ve tasfiye edilen, ihyası talep edilen ... Limited Şirketi isimli şirkette ofisboy olarak ücretli çalışan iken işveren tarafından müvekkilinin bilgisi dışında ve gıyabında şirket müdürü tayin edildiğini, bunun üzerine müvekkilinin ... Limited Şirketi'ni hasım göstererek İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2022/130 esas sayılı dosyası ile tespit davası açtığını, ihyası istenilen şirketin ticaret sicilinden re'sen terkin edildiğinin yapılan yargılama sırasında öğrenildiğini, söz konusu şirketin TTK'nun ilgili hükümleri gereğince 18/02/2015 tarihinde genel kurul kararı ile re'sen terkin edildiğini, müvekkilinin ... Tic. Ltd. Şti.'nde hiçbir zaman kanuni temsilci veya yetkili olmadığını, söz konusu şirkette ofisboy olarak çalışan olduğunu, şirketin vergi borçları ve ödeme emirleri, haksız ve hukuka aykırı olarak bilgisi dışında şirket müdürü yapılan müvekkiline yansıtıldığı için İstanbul 3. Vergi Mahkemesi'nin 2022/580 esas sayılı dosyasında ödeme emirlerinin iptali için dava açıldığını, işbu davanın mahkemece  31/10/2022 tarihinde 2022/2474 K. numarasıyla kabul edildiğini, işbu ödeme emirlerinin tekrarlanmaması adına müvekkili adına İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/130 esas sayılı dosyasında müvekkilinin ihyası istenilen şirket ile illiyet rabıtasının olmadığının tespit edilmesi amacıyla dava açıldığını, verilen ara karar uyarınca taraf teşkilinin sağlanması açısında işbu davayı açmak üzere mehil verildiğini beyanla 18/02/2015 tarihinde sicil kaydı silinerek sicilden terkin ve tasfiye olunan ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin ihyasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile; müvekkilinin 6102 sayılı TTK madde 32 ve Ticaret Sicili Yönetmeliği'nin 34. maddesi hükmü çerçevesinde işlem yaptığını, müvekkilinin  terkin işleminde hukuka aykırılık bulunmadığını, dava konusu şirketin ihyasına karar verilmesi durumunda tasfiye memuru atanması gerektiğini, müvekkilinin davanın açılmasına sebep olmadığını, bu nedenle müvekkili aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini, re'sen terkin işleminin hukuka ve kanuni prosedüre uygun olduğunu beyanla davanın kabulüne kanaat getirilmesi halinde ise dava konusu şirketin anılan dava kapsamında ek tasfiyesi tasfiye memuru atanması ile müvekkili aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmemesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 29/11/2023 tarih ve 2023/780 Esas - 2023/882 Karar  sayılı kararında;\"Dava; hukuki niteliği itibari ile 6102 sayılı Yasa'nın  Geçici 7.maddesi uyarınca sicilden resen terkin edilen şirketin ihyası istemine ilişkindir.  Dilekçeler aşaması tamamlanmış, mahkememizin 29/11/2023 günlü ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenerek uyuşmazlık noktalarının tespiti ile tahkikat aşamasına geçilmiştir.  İhyası talep edilen şirketin sicil dosyası getirtilmiş, şirketin merkezinin mahkememiz yetki sınırları içinde kaldığı, şirketin  Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından  TTK Geçici 7. maddesi uyarınca adresin tespit edilememesi  nedeniyle madde kapsamına alındığı,18/02/2015 tarihinde re'sen terkin işleminin yapıldığı görülmüştür. İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünden şirketin resen terkin işlemlerine ait belgeler istenmiş gelen evraklar arasında düzenlenen ihtarın şirket yetkilisine tebliğ evrakına rastlanmamıştır.Dava  dilekçesinde belirtilen İstanbul Anadolu 3. ATM'nin 2022/130 esas sayılı dosyasında  davacının ihyasına karar verilmesini talep ettiği şirket hakkında tespit davası açtığı, mahkemenin 23/06/2023 tarihli ara karar ile davacıya ihya davası açmak üzere süre verdiği , mahkememizdeki davanın bu nedenle açıldığı anlaşılmıştır. 6102 Sayılı TTK'nın Geçici 7. maddesinde anonim ve limited şirketlerin hangi şartlarda sicilden resen terkin edileceği düzenlenmiştir. Anılan maddenin 1. fıkrası uyarınca 1.7.2015 tarihine kadar sayılan halleri tespit edilen ya da bildirilen anonim ve limited şirketler ile kooperatiflerin tasfiyeleri, ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne uyulmaksızın bu madde uyarınca yapılır. Madde hükmüne göre anonim şirketler, 559 Sayılı Türk Ticaret Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına dair Kanun Hükmünde Kararname gereğince sermayelerini öngörülen tutara çıkarmamış bulunmaları, 6102 Sayılı TTK'nın yürürlük tarihinden önce veya 1.7.2015 tarihine kadar münfesih olmaları, aralıksız son beş yıla ait olağan genel kurul toplantılarının yapılamaması, TTK'nın yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye işlemlerine başlanılmış olmakla birlikte genel kurulun toplanamaması sebebiyle ara bilançoların ve kati bilançonun genel kurula tevdi edilemediği için ticaret sicilinden terkin edilememeleri sebepleriyle resen terkin edilebilirler. Anılan maddenin 4. fıkrasına göre; Ticaret sicil müdürlüklerince kapsam dâhilindeki şirket ve kooperatiflerin ticaret sicilindeki kayıtlı son adreslerine ve sicil kayıtlarına göre şirket veya kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş kişilere bir ihtar yollanır. Yapılacak ihtar, ilan edilmek üzere Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi Müdürlüğüne aynı gün gönderilir. İlan, ihtarın ulaşmadığı durumlarda, ilan tarihinden itibaren otuzuncu günün akşamı itibarıyla, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış tebligat yerine geçer. Bu şirketler tasfiye memuru bildirdikleri takdirde maddede gösterilecek usulde tasfiye edilecek olup, ihtara rağmen tasfiye memuru bildirmeyen şirketlerin unvanı ise ticaret sicilinden re'sen silinir. Somut olayda  ihyası talep edilen şirketin adresinin tespit edilememesi  nedeniyle TTK Geçici 7.maddesi kapsamına alınarak  sicilden resen terkin edildiği anlaşılmıştır.5174 Sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği İle Odalar Ve Borsalar Kanunun 10/3. maddesi; \"Oda yönetim kurulu kararını takip eden yılbaşından itibaren iki yıl içinde, ilgilinin üyesi bulunduğu odaya müracaatla adres ve durumunu bildirmemesi halinde, oda yönetim kurulunun teklifi ve meclis kararıyla ticaret sicil kaydının re'sen silinmesi için ticaret sicil memurluğuna ihbarda bulunulur. İhbarı takip eden ayın ilk günü itibarıyla oda kaydı silinmiş sayılır. Bu süre içerisinde durumunu bildiren üyelerin aidat tahakkukları başlatılır. Ancak bu durumda olanlar tüm aidat borçlarını ödemedikçe seçmen listelerine tekrar kaydedilemeyeceği, hükmünü içermektedir.\"Münfesih olmasına veya sayılmasına rağmen tasfiye edilmemiş Anonim ve Limited Şirketler ile Kooperatiflerin Tasfiyelerine ve Ticaret Sicili Kayıtlarının Silinmesine İlişkin\"  Tebliğ'in 1. maddesinin \"d\" bendinde; \"5174 sayılı kanunun 10 ve 32. maddelerine göre adreslerinin ve durumlarının tespit edilememesi nedeniyle ilgili odadaki üyelikleri askıya alınan ve oda yönetim kurulu kararını takip eden yılbaşından itibaren iki yıl sonunda oda kaydı silinerek, sicil kaydı silinmek üzere Müdürlüklere bildirilen şirketler..\" ifadesi ile geçici 7.madde kapsamında  olmayan bir hali tebliğ ile düzenlemiştir. Bu nedenle kanunda öngörülen haller dışındaki durumlarda geçici 7. Maddeye göre değil TTK veya ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne uygun tasfiye yapılacaktır. Maddenin geçici ve istisnai oluşu göz önüne alındığında  anılan maddedeki sayılan hallerin sınırlı sayıldığı ve genişletici yorumda bulunulamayacağı açıktır. İkincil düzenlemeler dayandıkları kanun maddelerine aykırı olamaz ve çelişen hallerde ikincil düzenleme hükümlerinin dikkate alınmaz ve kanun hükümleri uygulanır.  İhyası istenilen şirket hakkında başkaca münfesihlik sebebinin ileri sürülmediği, \"terkin sebebinin\" adreste tesbit edilmeme\" olduğu, kanunda öngörülmeyen bir sebeple terkin yapıldığı, şirketin terkin işleminin hukuka uygun  olmadığı,  bunun yanı sıra  davalı ... Sicil Müdürlüğünce ihyası istenen şirketin temsil ve ilzama yetkilendirilmiş yetkilisinin ticaret sicilindeki adresine ihtarın  tebliğ edilmediği de belirlenmiştir. Bu durumda davalı ... sicil müdürlüğünün 6102 sayılı TTK'nın geçici 7. maddesinde ve 559 sayılı KHK'da öngörülen usul ve şartlar gerçekleşmeden ihyası istenen şirketi ticaret sicilinden usulsüz terkin ederek dava açılmasına sebebiyet verdiği bu nedenle yargılama giderlerinden sorumlu olduğu sonucuna varılmış, yapılan yargılama, toplanan deliller uyarınca davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu, davacının talebinin TTK Geçici 7. maddesi koşullarını taşıdığı, bunun yanında usulsüz terkin ile dava açılmasına sebebiyet veren davalı aleyhine de HMK'nın 326. Maddesi gereği  yargılama giderlerine hükmedilmesi gerektiği ve münfesih olmayan şirkete tasfiye memuru atanmasının da söz konusu olamayacağı gözetilerek davanın kabulüne, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasında kayıtlı iken TTK geçici 7. Maddesi uyarınca re'sen terkin edilen ... LİMİTED ŞİRKETİ'nin İstanbul Anadolu 3. ATM'nin 2022/130 esas sayılı dosyada yürütülen yargılama ile sınırlı olmak üzere İHYASINA, şirketin ticaret siciline tesciline, tasfiye memuru atanması talebinin reddine, kararın ticaret sicilinde tescil ve ilanına  dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.\" gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemece dava konusu şirket hakkında derdest dava bulunduğuna dair sicil kayıtlarına intikal eden hiçbir bildirim bulunmamasına rağmen dava konusu şirkete gönderilen ihtarın 20.11.2014 tarihinde iade-adres yanlış şerhiyle tebliğ edilememesi üzerine Ticaret Sicil Gazetesi'nde gerekli ilan yapılmasına rağmen nitekim kabul anlamına gelmemek kaydıyla, aksi düşünülse bile Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.07.2020 tarihli, E. 2020/1551 K. 2020/3396 sayılı ilâmı ve aynı yönde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 16.11.2022 tarihli, E. 2022/2092 K. 2022/1605 sayılı ilâmıyla sabit olduğu üzere, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayınlanan ilan karşısında terkin işleminin usulüne uygun olduğunun açık olduğunu, terkinin kanunda öngörülen bir nedenle yapılmadığı, 5174 Sayılı Kanunun 10. maddesi/adresin tespit edilememesi nedeniyle hukuka aykırı olduğu şeklindeki hukuka ve mevzuata aykırı değerlendirme sonucunda müvekkili müdürlük aleyhine yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu;Resen Terkin İşleminin Hukuka ve Mevzuata Uygun Olduğu ve Davacı Tarafça Bu Yönde Bir İddianın İleri Sürülemeyeceği Yönündeki Açıklamaları; dava konusu şirket bakımından üçüncü kişi konumunda olan davacı tarafça, bu yönde bir iddianın (re'sen terkin işleminin usulsüz olduğuna ve/veya re'sen terkin sebebinin TTK Geçici 7. madde kapsamında yer almadığı vb.) ileri sürülebilmesinin mümkün olmadığını, dava dilekçesinde ve yargılama boyunca bu yönde bir iddia ileri sürülmediği gibi ihya talebine dayanak teşkil eden davada davacı tarafın bilgisi dışında ve gıyabında müdür olarak atandığını iddia ettiğini,  gerek davacı tarafın dava konusu şirket bakımından üçüncü kişi konumunda olması nedeniyle, gerekse de Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.03.2022 tarihli, E. 2022/1741 K. 2022/2360 sayılı ilâmıyla da kabul edildiği üzere, 5 yıllık hak düşürücü sona erdiğinden bahisle resen terkin işlemine karşı bir iddiada bulunulabilmesinin mümkün olmadığını;Yargıtayca ve huzurdaki davada, yukarıda açıklanan hususun yanı sıra \"şirkete ve temsilcisine terkin öncesi yapılan tebligatların usulsüzlüğünün, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılması durumunda incelenmesi gereken hususlar\"dan olduğunu, (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23.03.2022 tarihli, E. 2022/22 K. 2022/2286 sayılı ilâmı ile 01.06.2023 tarihli, E. 2023/2913 K. 2023/3435 sayılı ilâmı.), huzurdaki davada, bu sürenin dahi çoktan sona erdiğini ancak mahkemece bu hususların hiçbirinin değerlendirilmeyip göz ardı edildiğini, \"şirkete ve temsilcisine terkin öncesi yapılan tebligatların usulsüzlüğü, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılması durumunda incelenmesi gereken hususlar olup bu durumda ttk'nın geçici 7/15.maddesi uyarınca sicilden 09.10.2015 silinme tarihinden itibaren beş (5) yıl içinde ihya davası açılması gerekir...\" (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.03.2022 tarihli, E. 2022/1741 K. 2022/2360 sayılı ilâmı.);Dava dilekçesinden görüleceği üzere, davacı tarafça yalnızca dava konusu  şirkete karşı resen terkin tarihinden sonraki bir tarihte ikame edilen tespit davası nedeniyle, dava konusu şirketin ihyasına (ek tasfiyesine) karar verilmesinin talep  edildiğini ancak TTK Geçici m. 7/12 uyarınca ticaret sicilinden unvanları silinecek şirket veya kooperatiflerin borçlarının unvanlarının silinmesine engel teşkil etmediğini ve dayanak davanın resen terkin tarihinden sonra ikame edilmiş olması karşısında verilen kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu;Dava konusu şirketin ticaret sicilinden terkin edileceği hususunun, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Geçici m.7/f.4-a kapsamında bu kapsama giren tüm şirketlerle birlikte Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiğini, diğer yandan işbu ilanın ihtarın ulaşmadığı durumlarda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu geçici madde 7/f.4-a’da, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış tebligat hükümleri yerine geçtiği hükme bağlandığından müvekkili tarafından davaya konu şirkete yapılan ihtarın dava konusu şirketin eline ulaşmadığı biran için kabul edilse dahi, müvekkilinin re'sen terkine ilişkin prosedürde eksik bir işlem yaptığından bahsetmenin mümkün olamayacağını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.7/f.4-a’da;“Kapsam dahilindeki şirket ve kooperatiflerin ticaret sicilindeki kayıtlı son adreslerine ve sicil kayıtlarına göre şirkete veya kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş kişilere bir ihtar yollanır. Yapılacak ihtar, ilan edilmek üzere Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi Müdürlüğüne aynı gün gönderilir. İlan, ihtarın ulaşmadığı durumlarda, ilan tarihinin otuzuncu günün akşamı itibarıyla,11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri yerine yapılmış tebligat yerine geçer.” denilmek suretiyle, ilgiliye ihtarın ulaşmadığı durumlarda, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'ndeki ilanının, ilan tarihinin otuzuncu günü itibariyle, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'na uygun bir bildirim olduğu hususunun vurgulandığını, buna göre mezkur hüküm gereğince, davacının kendisine müvekkili Müdürlük tarafından yapılan bildirimler dava konusu şirkete  ulaşmamış dahi olsa,  Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'ndeki ilanının Tebligat Kanuna uygun bir bildirim olduğunun kabul edilmesi gerektiğinin ve re'sen terkin  sürecinde bir eksiklik bulunmadığının tespiti gerektiğinin açık olduğunu, buna göre, ilanın bulunması karşısında müvekkilinin eksik bir işleminden bahsinin dahi mümkün olmadığını;Huzurdaki davanın dayanağını teşkil eden hususun 2022 yılında ikame edilen bir dava olmakla TTK geçici m. 7/2 hükmüne aykırı bir husus dahi bulunmadığını, davacı tarafça, yalnızca dava konusu şirkete karşı ikame edilen tespit davası kapsamında ihya kararı verilmesi talep edilmesine karşın TTK geçici 7. maddenin 2. fıkrasında, açıkça devam eden davadan bahsedildiğini, müvekkili Müdürlüğün resen terkin edilen şirketlerden hangisi hakkında derdest bir dava bulunduğunu tespit edebilmesinin mümkün olmaması karşısında, dava konusu şirket ve/veya yetkilileri tarafından, davacı tarafça bildirimde bulunulmaması ve müvekkili Müdürlüğün bu hususu tespit edebilmesi için gerekli sistemle Uyap'la entegrasyonunun bulunmaması gözetildiğinde müvekkili Müdürlükçe davanın açılmasına sebebiyet verildiğinden bahsedilemeyeceğinden aleyhe yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedilmesinin hukuka ve kanuna aykırı olduğunu;Davacı tarafça, dava konusu şirket hakkında derdest dava bulunması nedeniyle re'sen terkin işleminin TTK geçici madde 7/2'ye aykırı olduğu ileri sürülebilirse de dava konusu şirket hakkında müvekkili Müdürlüğe ve sicil kayıtlarına intikal eden bir bildirim veya ihbar bulunmadığından ve müvekkili Müdürlüğün, resen terkin kapsamında olan şirketlerden hangisi hakkında derdest dava bulunduğunun tespit edilebileceği sistemle entegrasyonu bulunmamasından mütevellit anılan iddiaya itibar edilerek aleyhe yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğini, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 29.09.2020 tarihli ilâmında da (2020/2213 E. 2020/3665 K.) anılan hususa işaret edilerek müvekkilinin ancak ve ancak bu hususta bildirimde bulunulmuş olmasına rağmen dava konusu şirketin ticaret sicilinden resen terkin edilmiş olması hâlinde yargılama giderleri ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulabileceğine karar verildiğini, dava dilekçesinde müvekkiline bu hususta bir bildirimde bulunulduğu iddia edilmediği gibi dava konusu şirketin sicil dosyasında da bu yönde bir evraka rastlanılmadığını; Gerek re'sen terkin işlemlerinin kanuna uygun olması, gerekse de TTK geçici madde 7/2'ye aykırı bir durumda bulunmadığından müvekkili müdürlük aleyhine isnat edilebilecek bir kusur ve sorumluluk bulunmadığı gibi müvekkili müdürlüğün davanın açılmasına sebep olduğundan da bahsedilemeyeceğini, Yerel mahkemenin adreste tespit edilememe hususunun re'sen terkin sebebi olmadığı şeklindeki değerlendirmesinin hukuka ve mevzuata aykırı olduğunu, TTK geçici 7/1-b hükmüne göre bu kanunun yürürlük tarihinden önce veya 1/7/2015 tarihine kadar münfesih olan anonim ve limited şirketlerin de TTK geçici 7. madde kapsamında re'sen sicilden terkin edilmesinin hüküm altına alındığını, dava konusu şirketin TTK m. 529/1-f hükmü gereğince münfesih sayılan bir şirket olduğunu, buna göre, TTK geçici 7. madde kapsamında resen terkin edilmesi gereken şirketlerin 01.07.2015 tarihinden önce herhangi bir şekilde münfesih olan ve/veya sayılan şirketler olup  5174 Sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği İle Odalar ve Borsalar Kanunu'nun \"Değişikliklerin bildirilmesi\" başlıklı 10. maddesine göre de;\"Odalara kayıt zorunluluğu bulunanlar, durumlarında meydana gelen ve Türk Ticaret Kanununa göre tescil ve ilânı gereken her türlü değişikliği, gerçekleşmesinden itibaren bir ay içinde, kayıtlı oldukları odalara bildirmek zorundadır. ticaret siciline tescili zorunlu olup da yasal şekil ve sürede tescil ettirilmemiş olan bir hususu haber alan ilgili oda, bu yasal zorunluluğu yerine getirmeyenlerin durumlarını gerekli sicil değişikliklerinin yapılması için ilgili Ticaret Sicil Memurluğuna bildirir. Ticaret Sicil Memurluğu, bu bildirim üzerine gerekli işlemleri yapmakla yükümlüdür.İçinde bulunulan yıldan önceki iki yıldan itibaren adresleri ve durumları tespit edilemeyenler ile bu süre zarfında aidat ödemeyen üyelerin isimleri, oda yönetim kurulu kararıyla, meslek grupları ve seçmen listelerinden silinir; aidat tahakkukları durdurulur. Bu fıkra hükmünün gereğinin her yılın ocak ayı içinde yerine getirilmesinden oda yönetim kurulu sorumludur.\"Yukarıdaki fıkrada anılan oda yönetim kurulu kararını takip eden yılbaşından itibaren iki yıl içinde, ilgilinin üyesi bulunduğu odaya müracaatla adres ve durumunu bildirmemesi halinde, oda yönetim kurulunun teklifi ve meclis kararıyla ticaret sicil kaydının re'sen silinmesi için Ticaret Sicil Memurluğuna ihbarda bulunulacağını, açıklanan hususların doğru ve müvekkili müdürlüğün terkin işleminin hukuka ve mevzuata uygun olduğu kanaatine \"6102 sayılı TTK'nın 529. maddesinin son fıkrasında, diğer hallerin dışında kanunlarda öngörülen diğer hallerde de şirketin sona ereceği, anılan kanunun 533. maddesinde ise 529. madde uyarınca sona eren şirketlerin tasfiye haline gireceği düzenlenmesinin\" dikkate alınması suretiyle de ulaşabileceğini, 5174 sayılı Kanunun 10. maddesinde belirlenen hâllerin gerçekleşmiş olması hâlinde, şirketin münfesih hâle geldiğinin, bir diğer söyleyişle sona erdiğinin açık olduğunu;6102 sayılı TTK'nın geçici 7. maddesindeki düzenlemenin, maddede belirtilen hâllerin her biri bakımından münfesih olan yahut münfesih sayılan şirketlerle ilgili olduğu ve hukuken sona ermiş olmakla birlikte tasfiyesi cihetine gidilmeyen yahut tasfiye işlemleri tamamlanamayan şirketlerin hukuk sisteminden temizlenmesi amacına matuf olduğunun açık olduğunu, yukarıda yer alan kanuni hükümler ve açıklamalar kapsamında müvekkili müdürlükçe tesis edilen re'sen terkin işleminde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmamakta olup Mahkemece hukuk kurallarının uygulanmasında hataya düşüldüğünü, eksik inceleme ve değerlendirme sonucunda müvekkili müdürlük aleyhine yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedildiğini, Yerel mahkeme kararının aksine hukuka ve mevzuata uygun bir şekilde karar verildiğini, (emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.03.2022 tarihli, E. 2022/1741 K. 2022/2360 sayılı ilâmı);Dava konusu şirkete tasfiye memuru atanmasının kanun hükmü gereğince zorunluluk arz ettiğini, dava konusu şirketin ticaret sicil kaydının terkinine ilişkin işlemin iptal edilmeksizin yahut bununla beraber  sınırlı olarak ihyasına (ek tasfiyesine) karar verilmesine kanaat getirilmesi durumunda; TTK geçici 7. madde fıkra 15 gereğince uygulanması gereken  TTK m. 547/2 hükmü gereğince, dava konusu şirkete tasfiye memuru atanması gerektiğini, belirli bir işin görülmesi, bir dava veya icra takibi kapsamında ek tasfiyesine karar verilen şirketle ilgili işlemlerin yürütülmesi ve mahkemece verilecek kararla ilgili olarak Mersis'te işlem yapılamayacağı gibi madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, ek tasfiyenin tamamlanmasından sonra, kapanış bildirimi vb. işlemlerin de yapılmasının mümkün olmayacağını, TTK geçici 7. madde kapsamında ticaret sicilinden terkin edilen şirketlerin, neredeyse tamamının gayrifaal olması karşısında ek tasfiyenin akabinde bu kapsamdaki şirketlerin ticaret sicilinden tekrar terkin ettirilmesinin geçici 7. maddenin düzenlenme amacına da uygun olacağını;Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.09.2021 tarihli, E. 2017/3184 K. 2021/1107 sayılı ilâmının ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 07.12.2023 tarihli, E. 2023/1768 K. 2023/1925 sayılı ilâmının bu yönde olduğunu, resen terkin işleminin hukuka ve mevzuata uygun olmasına rağmen eksik inceleme ve değerlendirmelerle, Yerel mahkemenin yanlış kanaat ve değerlendirmelerinin aksine dava konusu şirketin terkin işleminin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/1741 E. 2022/2360 K. sayılı ilâmı da gözetilerek hukuka ve mevzuata uygun olduğundan bahisle dava konusu şirkete tasfiye memuru atanmasının Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.09.2021 tarihli kararı gereğince zorunlu olduğunu, müvekkili müdürlüğün yargılama giderleri ve vekâlet ücretine mahkum edilmesinin hukuka ve kanuna aykırı olduğunu beyanla, istinaf başvurusunun kabulünü, müvekkili müdürlük aleyhine yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedilmemesini, dava konusu şirkete tasfiye memuru atanması yönünde karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.  Dava, Türk Ticaret Kanunu'nun geçici 7. maddesi uyarınca sicilden re'sen terkin edilen şirketin, hakkında derdest dava bulunması sebebiyle tüzel kişiliğinin ihyası talebine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı ... Sicil Müdürlüğü vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dosya kapsamından, ihyası talep edilen şirketin TTK'nın geçici 7. maddesi uyarınca  18.02.2015 tarihinde davalı ... Sicil Müdürlüğü tarafından sicilden re'sen terkin edildiği, davacı tarafından ihyası talep edilen şirkete karşı İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/130 Esas sayılı dosyası ile tespit davasının açıldığı, Mahkemenin 23.06.2023 tarihli ara kararı ile davacıya şirketin ihyası için dava açmak üzere süre ve yetki verildiği anlaşılmıştır.Türk Ticaret Kanunu'nun geçici 7. maddesinde \"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde aşağıdaki hâlleri tespit edilen ya da bildirilen anonim ve limited şirketler ile kooperatiflerin tasfiyeleri ve ticaret sicilinden kayıtlarının silinmesi, ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne uyulmaksızın bu madde uyarınca yapılır. Davacı veya davalı sıfatıyla devam eden davaları bulunan şirket veya kooperatiflere bu madde hükümleri uygulanmaz.\" denilmek sureti ile kanun metninde sayılan halleri tespit edilen şirket ve kooperatiflerin tasfiyesinin TTK hükümlerine uyulmaksızın anılan maddedeki usule göre yapılacağı belirtilmiştir. Diğer bir anlatımla bu madde ile belirtilen sınırlı hallere münhasıran özel bir tasfiye yöntemi getirilmiştir. Mezkur maddenin 15. fıkrası ile \"Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir.\" düzenlemesi getirilerek hukuki menfaatleri bulunanlar ile alacaklılara şirket ve kooperatifin ihyası için dava açma hakkı tanınmış olup, ilk derece mahkemesi karar tarihinden önce Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan somut norm denetimi sonucunda 22/06/2023 tarihli ve 2023/33 Esas, 2023/117 Karar sayılı karar ile; 6102 Sayılı Kanunun geçici 7. maddesinin 15. fıkrasının beşinci cümlesinde yer alan “...silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde...” ibaresinin, Anayasamızın 35 ve 40. maddelerine aykırılığı dolasıyla iptaline karar verilmiştir. Söz konusu iptal kararı 15.09.2023 tarihli, 32310 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle davalı tarafın, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde değildir. İhyası talep edilen şirkete karşı açılmış ve derdest dava dosyasının olması sebebiyle davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmaktadır.Somut olayda; davalı müdürlükçe şirketin sicil kaydı, TTK'nın geçici 7/1-b maddesi uyarınca silinmiş olup Mahkemenin, re'sen terkin işleminin geçici 7. madde kapsamında yapılmadığına ilişkin gerekçesi yerinde değildir. Öte yandan Türk Ticaret Kanunu'nun geçici 7. maddesinde belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde ticaret sicil müdürlüğü tarafından şirket veya kooperatifin sicil kaydı re'sen terkin edilmekle birlikte, bu işlemden önce TTK'nın geçici 7/4-a maddesi uyarınca, kapsam dahilindeki şirket ve kooperatiflerin ticaret sicilindeki kayıtlı son adreslerine, sicil kayıtlarına göre şirket veya kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş kişilere ve ilan edilmek üzere aynı gün Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi Müdürlüğü'ne ihtar gönderilmesi gerekmektedir. TTK'nın geçici 7. maddesinin 4. fıkrası uyarınca Ticaret Sicil Gazetesi'nde yapılan ilanın ihtar yerine geçebilmesi için öncelikle müdürlükçe şirkete ve yetkilisine ihtarın tebligat ile gönderilmesi, ancak tebligatın ulaşmaması nedeniyle ihtarın yapılamamış olması gerekmekte olup, dosyada şirket temsilcisine tebligat yapıldığına dair herhangi bir delil sunulmadığı, sicil dosyasında da  tebligat evrakının ve tebliğ şerhinin bulunmadığı, bu nedenle Mahkemece, yapılan terkin işleminin şekil açısından hukuka uygun olmadığı ve davanın açılmasına davalı müdürlüğün sebep olduğu tespit edilmiş olduğundan, davalının yargılama giderleri ile vekalet ücretinden sorumlu tutulması usul ve yasaya uygundur. Davalı vekilinin yargılama giderleri ile vekalet ücretine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı vekili tarafından ileri sürülen ihyasına karar verilen şirkete tasfiye memuru atanması gerektiğine dair istinaf sebebinin incelenmesinde; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/10-956 Esas,  2022/1538 Karar sayılı ve 17.11.2022 tarihli ilamı ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin içtihatları doğrultusunda, TTK'nın geçici 7. maddesi kapsamında ticaret sicil müdürlüğünce münfesih sayılarak re'sen terkin edilen bir şirketin aynı maddenin 15. fıkrası kapsamında ihyasına yönelik olarak açılan davada, gerçekleştirilen re'sen terkin işleminin hukuka aykırılığının tespiti halinde verilecek ihya kararı, niteliği gereği terkin işleminin iptaline ilişkin olması nedeniyle TTK'nın 547. maddesinde düzenlenen ek tasfiye kapsamına girmeyeceğinden, ihya kararı yanında şirkete tasfiye memuru atanmasına gerek bulunmamaktadır. Hakkında açılmış ve derdest bir dava var iken ticaret sicil müdürlüğü tarafından re'sen terkin işlemi uygulanan şirketlerle ilgili verilen ihya kararları bu kapsamdadır. Ancak geçici 7. madde kapsamında hukuka uygun şekilde gerçekleştirilen re'sen terkin işlemi sonrasında ortaya çıkan hukuki ihtilafların çözümü ve sonlandırılması, yani terkin işleminden sonra açılmış bir takip/davada taraf teşkilinin sağlanması amacıyla şirketin ihyasının gerektiği bir durumda geçici 7. maddenin 15. fıkrasına dayalı olarak açılan ihya davasında, terkin edilen şirketle ilgili oluşan ihtilafın çözümüyle sınırlı olarak ihya kararı verileceği ve niteliği itibariyle bu karar ek tasfiye kapsamında verilen bir karar olduğundan, TTK'nın 547/2. maddesi uyarınca ihya kararıyla birlikte ek tasfiye işlemlerini yürütmesi için şirkete tasfiye memuru atanması gerektiği kabul edilmiştir. Somut olayda; Mahkemece yapılan terkin işleminin şeklen hukuka aykırı olduğu tespit edilmiş olup, verilen  ihya kararı niteliği gereği terkin işleminin iptaline ilişkin olması nedeniyle TTK'nın 547. maddesinde düzenlenen ek tasfiye kapsamına girmeyeceğinden, ihya kararı yanında şirkete tasfiye memuru atanmasına gerek bulunmamaktadır. Davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı harçtan muaf olduğundan istinaf harçlarının alınmasına yer olmadığına, yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 08/02/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a11bf7e2dbf30d55","SID":"52c1a135ca1b76dc"}}