{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/34 <br>KARAR NO: 2024/109<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 09.10.2020<br>NUMARASI: 2016/470 E. - 2020/681 K.<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan).<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıya mal/hizmet sattığını, davalının fatura bedelini ödemediğini, alacağının tahsili amacıyla davalı şirkete karşı Bakırköy ... İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalı-borçlunun dosya borcuna itirazı üzerine takibin durduğunu, itirazın haksız olduğunu iddia ederek, itirazın iptaline, takibin devamına, davalının %20 oranında  icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep  ve  dava etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; icra takibine dayanak 017042 sıra nolu faturada müvekkili şirket hissedarı olan ... tarafından atılmış görünen imzanın gerçeği yansıtmadığını, fatura konusu malların müvekkili şirket tarafından hiçbir şekilde teslim alınmadığını, faturanın ticari defterlerinde yer almadığını savunarak,  davanın reddi ile davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...tarafların iddia ve savunmalarına, bilirkişi raporu içeriğine göre; davacı şirketin davalı şirket aleyhine Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün .. esas sayılı takip dosyası ile 04/12/2014 tarihli fatura alacağına dayalı olarak takip yaptığı, davalı firmanın ise takibe dayanak irsaliyeli fatura altında bulunan şirket ortağı ...'a atfen atılı imzanın şirket yetkilisine ait olmadığı, fatura konusu malların davalı firmaya teslim edilmediğini beyanla itirazda bulunduğu anlaşılmıştır. Mahkememizce yapılan yargılama neticesinde imza incelemesi yapılmış ise de, inceleme yapılan irsaliyeli faturaların takibe dayanak yapılan 04/12/2014 tarihli ... numaralı 27.656,53 TL bedelli fatura olmadığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından takibe dayanak irsaliyeli faturanın aslının sunulmaması, bu nedenle takibe dayanak fatura üzerinde imza incelemesi yapılamaması, faturanın davalının ticari kayıtlarında yer almaması, her ne kadar mali müşavir bilirkişi raporunda davalının 359,50 TL borçlu olduğu tespit edilmiş ise de, takibin cari hesaba dayanmadığı, bu nedenle davacının fatura konusu malları davalıya teslim ettiğini, fatura alacağını ispatlayamaması, dava dilekçesinde de açıkça yemin delilline başvurulmaması nedeniyle davanın reddine, kötü niyet tazminatının yasal şartlarının oluşmaması nedeniyle reddine...\"  gerekçesiyle davanın reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı,  davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; adli tıptan alınan tek bir rapor bulunduğunu, raporda dosyaya sunulan irsaliyeli faturalar üzerindeki yazı ve imzanın davacı şirket yetkilisine ait olduğunun tespit edildiğini, mahkeme tarafından raporun yetersiz olduğu kanaatine ulaşılmış ise irsaliyeli faturaya ilişkin neden inceleme yaptırılmadığının anlaşılamadığını, davalının 8 adet faturadaki imzaların hiçbirine  itiraz etmediğini, 8 adet fatura bedelini ödediğini, takibe konu edilen fatura örneğini dilekçe ekinde ibraz ettiklerini, icra takibine konu fatura ve 8 adet irsaliyeli faturanın karşılaştırmalı olarak rapor alınması ve haklı davalarının kabulüne karar verilmesi gerektiğini, fatura aslının sunulmadığı gerekçesinin hatalı ve asılsız olduğunu, ıslak imzalı olan üst nüshalarının davalı şirkette kaldığını, alt nüshaların ise müvekkili şirkette kaldığını, mahkemenin yargılamayı eksik yürüttüğünü, eksik rapora göre davanın reddine karar verildiğini, söz konusu faturanın ihtarname veya kargo ile gönderilmediğini, davalı tarafça sunulan faturanın dahi tek başına  davalı şirkete teslim edilmiş olduğunun açık kanıtı olduğunu, bilirkişi raporu ile davalının müvekkili şirkete borçlu olduğunun tespit edildiğini, ayrıca irsaliyeli faturalar üzerindeki yazılarında davalı şirket yetkilisine ait olduğu  hususunun tartışmasız tespit edildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE  Dava, ticari satıma ilişkin faturalı alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine karşı itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Uyuşmazlık, davacının takip konusu faturadan dolayı davalıdan alacaklı olup olmadığı, mahkemece yapılan incelemenin usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davacı şirket tarafından 27.656,53 TL fatura alacağı ile işlemiş faiz olmak üzere toplam 30.309,28 TL alacağın tahsili için davalı şirket hakkında  Bakırköy ... İcra  Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında, 28.12.2015 tarihinde ilamsız icra takibi başlattığı, takibe konu 04.12.2014 tarihli faturanın irsaliyeli fatura olarak düzenlendiği, fatura tutarının KDV dahil 27.656,53 TL olduğu, davalı şirket tarafından icra takibine karşı itirazda bulunulduğu, itiraz dilekçesinde, faturada  şirket hissedarı olan ... imzası olarak görülen imzanın adı geçen tarafından atılmadığını, imzanın gerçeği yansıtmadığını, teslim alan kısmının altında yer alan imzanın müvekkili şirket hissedarına ait olmadığını belirttiği, davacı şirket tarafından İİK 67.maddesi gereğince 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde iş bu itirazın iptali davasının açılmış olduğu anlaşılmıştır.  Davalı vekilinin  takibe konu olan irsaliyeli fatura altındaki imzanın müvekkili şirket yetkilisine ait olmadığını savunması üzerine bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.16.09.2019 tarihli Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Raporunda sonuç olarak; inceleme konusu faturalarda teslim alan bölümlerinde mevcut olan ... isim yazıların ve atfen atılı imzalar ile ...'ın mukayese yazı ve imzaları arasında, tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu yazı ve imzaların ...'ın eli ürünü olduğu, inceleme konusu faturalardaki geri kalan yazıların ...'ın huzurda yazdırılmadığından değerlendirme yapılamadığı belirtilmiştir.  Davacı vekili, adli tıp raporuna karşı beyan dilekçesinde; ...'ın eli ürünü olduğu şeklinde rapor geldiğini, 8 adet irsaliyeli fatura aslının sunulduğunu, her faturada icra takibi konusu fatura ile benzer ancak kısmen farklı imzaların atılmış olduğunun açık olduğunu, davalının 8 adet faturadaki imzaların hiçbirine itiraz etmediğini, 8 adet fatura bedelini ödediğini, Yargıtay kararları itibarıyla sabit olduğu üzere daha önceden de bu şekilde imzalar ile işlem yapıldığı ve bir takım ödemeler yapılmış olduğunun görüldüğünü belirterek, rapora göre davanın  kabulüne karar verilmesi gerektiğini iddia etmiştir.. Davalı vekili, adli tıp raporunda 8 adet faturadaki imzaların müvekkili şirket yetkilisine ait olduğunun tespit edildiğini, ara karardan  rucü talebinde de belirtmiş oldukları üzere 8 faturadaki imzanın müvekkiline ait olmasının 9. faturadaki imzanında müvekkiline ait olduğu sonucuna ulaştırmadığını, bu gibi bir yorumun dünyanın herhangi bir yerindeki hukuk düzeninde yeri olmadığını açıklamaya gerek duyulmadığını, fatura aslının dosyada olmadığını, bu hususu  tekrar ettiklerini, sadece dava konusu fatura üzerinde inceleme olacağına ilişkin ara karar olmasına rağmen daha sonra mahkeme tarafından bu ara karardan rucü edilmeden dava konusu olmayan 8 adet  fatura aslının taraflarından talep edildiğini ve incelemenin dava konusu olmayan faturalar üzerinde  yapıldığını, usul ekonomisine aykırı durumun dile getirilmesine rağmen itirazlarının dikkate alınmadığını, davacı tarafın bir kısım Yargıtay kararlar sunarak  8 adet faturadaki imzanın şirket yetkilisine ait olmaması halinde yetkisiz temsil hükümleri gereğince imzanın yetkiliye ait olmasa dahi kabul edilen imza ile tutuyorsa alacağın olduğunun  kabul edilir iddiasında bulunduğunu, bedeli ödenen faturalardaki imzanın tamamının rapordan da anlaşılacağı üzere şirket yetkilisine ait olduğunu, bu faturalardan yetkisiz temsil hükümlerinin olmadığının ortaya çıktığını, dava konusu faturaların 9.fatura olup ilk faturanın teslim alınıp bedelinin ödenmesinin bu faturanın teslim alındığı manasına kesinlikle gelmeyeceğini belirterek, itirazları doğrultusunda dava konusu faturanın incelenmediğini, davanın reddi gerektiğini  beyan etmiştir.  11.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda; davacı şirketin incelenen 2014 yılı ticari defterlerin fiziki olarak tutulduğu, 6102 sayılı T.T.K. ve 213 sayılı V.U.K. ilgili hükümlerine göre açılış ve kapanış tasdiklerini kanuni süresi içerisinde yaptırdıkları, davacı şirkete ait ticari defterlerin 6102 sayılı TTK hükümlerine göre usulüne  uygun tutulduğu ve kendi lehine delil olma özelliğine sahip olduğu (H.M.K. Md.222/2) kanaatine varıldığı, davalı şirketin incelenen 2014 yılı ticari defterlerin fiziki olarak tutulduğu 6102 sayılı T.T.K. Ve 213 sayılı V.U.K. ilgili hükümlerine göre açılış ve kapanış tasdiklerini kanuni süresi içerisinde yaptırdıkları, davalı şirkete ait ticari defterlerin 6102 sayılı T.T.K. hükümlerine göre usulüne uygun tutulduğu ve kendi lehine delil olma özelliğine sahip olduğu (H.M.K. Md.222/2) kanaatine varıldığı, davacının dava konusu 04.12.2014 tarihli ... numaralı 27.656,53.-TL tutarındaki faturayı 10.12.2014 tarihinde ... yevmiye madde numarası ile ticari defter kayıtlarına aldığı , 2014 yılı dönem sonu itibariyle davalı taraftan 359,50.-TL (eski bakiye ) * 27.656,53.-TL ( dava konusu fatura) = 28.016,03.-TL alacaklı göründüğü , davalı şirketin ise davacı şirkete 359,50.-TL borçlu olduğu, 30.12.2014 tarihinde davalı şirketin bu bakiyeyi 100-Kasa hesabı ile ödeme yapmış gibi kapattığı ve dönem sonunda borcunu sıfırladığı, taraflar arasında Temmuz 2014 tarihinde  başlayan ticari bir ilişkinin mevcut olduğu, dosyada davacı tarafa ait BS formuna rastlanmadığı, davalı tarafa ait BA formunda ise 2014 yılında 8 adet fatura karşılığı 361.443,00.-TL tutarında davacı taraftan mal ve hizmet aldığı, dava konusu faturayı ve faturaya konu malların teslim alınmadığını, faturanın altındaki teslim alan  kısmında yazılı ... adına atılan imzanın sahte olduğu iddiası ile söz konusu faturayı teslim almadıklarını ve bu faturanın davalı ticari defterlerinin incelenmesinde herhangi bir kayda rastlanmadığının tespit edildiği, dava konusu 04.12.2014 tarihli ... numaralı 27.656,53.-TL tutarındaki irsaliyeli fatura altındaki imzanın davalı tarafa ait olduğunun tespit edilmesi halinde davalı tarafın davacı şirkete toplam 28.016,03.TL borçlu olacağı, aksi durumda ise davalı şirketin davacı şirkete 359,50.TL borçlu göründüğünün tespit edildiği belirtilmiştir. Davacı vekili, alacak haklarının ispat edildiğini belirterek   davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, rapora karşı beyan dilekçesinde; davacının hukuki dayanaktan yoksun iddiasını ispat edemediğini ve davanın reddi gerektiğini belirtmiştir.  Davacı vekili, 18.09.2017 tarihli zapta geçen beyanında; takibe konu fatura aslının müvekkilinde olduğunu ve sunacakları imzanın pek çok faturadakiyle aynı olduğunu, gerekirse imza incelemesi yapılmasını talep etmiştir. 28.05.2018 tarihli duruşma zaptına geçen beyanında ise, 8 adet irsaliye ile son icra takibine konu irsaliye için karşılaştırmalı rapor alınmasını talep etmiştir. Davalı vekili ise 20.05.2019 tarihli duruşma zaptına geçen beyanında, önceki ara karardan dönülmesini talep ettiklerini, incelemeye giden 8 fatura ile ilgili herhangi bir çekişmenin olmadığını, malların kendilerine teslim edilmesi nedeniyle fatura bedellerinin ödendiğini, dava konusu olan 9.faturaya konu malların müvekkili şirkete teslim edilmediğini bu hususu takibe itirazlarında belirttiklerini ve yapılacak incelemenin 9.fatura ile hiçbir ilgisinin olmadığını, davanın esasına da etki etmediğini belirterek rücu talebinde bulunmuştur. Mahkemece, bilirkişi raporu gereğince yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. HMK'nın 190. maddesinde ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. HMK'nın 222. maddesine göre ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulması, açılış ve kapanış onaylarının yaptırılması ve defter kayıtlarının birbirini doğrulaması gerekmektedir. Bu şartlara uygun biçimde tutulmuş defter kayıtlarının, sahiplerinin lehine delil olarak değerlendirilmesinin ise diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Fatura düzenlenmesi tek başına akdi ilişkinin ve alacağın varlığının kanıtı olamaz. Faturada yazılı malların teslim edildiğini ispat yükü satıcı olan davacıdadır. Somut olayda, davalı şirket tarafından takibe konu edilen sevk irsaliyesi altındaki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığı belirtilerek itiraz edilmiştir. Mahkeme tarafından her ne kadar takip konusu edilen fatura haricindeki önceki faturalara ait imza incelemesine ilişkin adli tıp raporu alınmış ve bilirkişi raporda söz konusu faturalardaki mevcut imzaların davalı şirket yetkilisine ait olduğu tespit edilmiş ise de bu konuda davalı itirazı bulunmadığı ve uyuşmazlık konusu olmadığından faturalarla ilgili gerçekleştirilen tespit iş bu davanın sonucuna etkili olmayacaktır. Nitekim, ticari defter ve kayıtlar ile taraf şirketlere ait BA-BS formları  üzerinde gerçekleştirilen  bilirkişi incelemesi neticesinde davacı şirketin takibe konu ettiği faturayla ilgili olarak ilgili vergi dairesine BS formunu ibraz etmediği, davalı tarafa ait BA formunda ise önceki dönemlere ait faturaların yer aldığı tespit edilmiştir. Davacı taraf takibe konu etmiş olduğu alacak iddiasını geçerli delillerle ispat edemediğinden ret kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı  tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 373,20 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.01.02.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9b2ed5e37c61a321","SID":"9475c53ce4d25a14"}}