{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  17. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2021/527 <br>KARAR NO\t\t: 2023/2207<br>KARAR TARİHİ\t: 05/12/2023<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 26/01/2021<br>NUMARASI\t\t: 2021/53 Esas  2021/54 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235))<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 05/12/2023<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 05/12/2023<br><br>Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Mahkemece  yapılan yargılama neticesinde; <br>\"Davacılar vekili mahkememize sunduğu dava dilekçesinde, müvekkillerinin ...nin ortakları olduğunu, kooperatif hakkında İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/345 Esas 2020/45 Karar sayılı kararı ile iflas kararı verildiğini, bu kararın kesinleşmediğini, davacıların kooperatife üye olmalarından kaynaklanan kendi adlarına özgülenen ve kullanmakta oldukları, henüz tapu devri yapılmayan gayrimenkuller nedeni ile kooperatiften alacaklı bulunduğunu, bağımsız bölümlerinin değerinin 1.000.000,00-TL 1.150.000,00-TL arasında değiştiğini, iflas işlemleri sona erdiğinde gayrimenkullerin tapularına kavuşamayacakları gibi ödedikleri üyelik bedelleri nedeni ile alacaklarının doğacağını, alacaklarının sıra cetveline kaydedilmesi için iflas masasına başvurduklarını ancak iflas masası tarafından alacağı yargılamaya muhtaç olduğu gerekçesi ile taleplerinin reddedildiğini, müvekkillerinin sıra cetveline kayıt taleplerinin reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, müvekkillerinin alacağının sıra cetveline kaydına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Dava; davacıların alacaklarının sıra cetveline kayıt talebine ilişkin sıra cetveline itiraz davasıdır. Her ne kadar maktu harca tabi olsa da, kayıt kabul davaları iflas idaresine karşı açılmış bir nevi alacak davası niteliğindedir. Zira Yargıtay kararlarına göre kayıt kabul davasının açılmasından sonra müflis hakkındaki iflas kararının kaldırılması durumunda bu davaların konusunun ortadan kalkmayacağı, daha önce hakkında iflas kararı verilene husumet yöneltilerek alacak davası olarak devam edilmesi gerektiği, bu yönüyle de davanın özel nitelikte bir alacak davası olarak değerlendirilmesi gerektiği, kaldı ki iflas idaresinin bir alacağı sıra cetveline kabul yetkisi olduğuna göre arabuluculuk görüşmelerinde de alacak için uzlaşmaya yetkili olduğu, davanın dava şartı arabuluculuğa tabi olduğu, kanaatine ulaşılmıştır. <br> 7155 sayılı yasanın 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren  20.maddesiyle eklenen  6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesinde \"(1)Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır\" hükmüne yer verilmiştir.<br>7155 sayılı yasanın 19/12/2018 tarihinde yürürlüğe giren 23.maddesiyle eklenen 6325 sayılı yasanın 18/A maddesinde \"(1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır.<br>(2)Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir...\" düzenlemesi getirilmiştir.<br>6325 sayılı yasanın değişik 18/A-2 maddesine göre dava şartı olarak arabuluculuğa tabi davada, davanın açılmasından evvel arabulucuya başvurulmuş, ancak anlaşmaya varılamamış olması halinde son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dava dilekçesine eklenmek zorunda olduğu, başvuru şartının sağlanmış ancak anlaşmaya varılamadığına ilişkin tutanağın aslının yada arabulucu tarafından onaylı örneğinin dilekçe ekinde Mahkemeye sunmaması halinde davacıya son tutanağın ibrazı için 1 haftalık kesin mehil verilmesi gerektiği, buna rağmen sunulmazsa davanın usulden reddi gerektiği, ancak arabulucuya başvurulmadan dava açılması halinde davanın herhangi bir işlem yapılmadan ve bu konuda davacıya süre verilmeden dava şartı yokluğu nedeniyle reddi gerektiği değerlendirilmiştir. <br>Davamızda, gerek sunulan belgelerde gerekse dava dilekçesi içeriğinde arabulucuya başvurulduğu ortaya konulmamış olduğundan dava açılmadan evvel arabulucuya başvurulmadığının kabul edilmesi gerektiği kanaatine varılmakla davacıya anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış örneğini sunmak için süre verilmesine gerek olmaksızın davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddi gerektiği sonucuna ulaşılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" gerekçesiyle, Davanın 6100 sayılı HMK'nın 114/2 yollaması, 6325 sayılı yasanın 18/A-2 ve 6100 sayılı HMK'nın 115/2 gereği dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddine, dair karar verilmiştir.<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İflas masası tarafından yapılan alacaklılar toplantısında, davacı müvekkillerin, müflis ...nden alacakları bulunması sebebiyle iflas masasına alacaklı olarak kaydedilmeleri için talepte bulunduklarını, ancak bu taleplerinin reddedildiğini, bu nedenle yerel mahkemede dava açtıklarını, davanın sıra cetveline itiraz ve kayıt kabul davası olduğundan zorunlu arabuluculuk şartına tabi olmadığını, İİK'nın 226.maddesine göre iflas idaresi masanın yasal temsilcisi olduğunu, ancak bu temsil yetkisinin masanın menfaatlerinin gözetilmesi ve tasfiye ile sınırlı olduğunu, iflas idaresinin dava ile ilgili bütün işlemleri yapabileceğini ancak sulh ve tahkim yetkisinin sınırlandırılmış olduğunu, kayıt kabul davasının konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri cümlesinden olmadığını, zorunlu arabulucuk dava şartına tabi olmadığını, emsal istinaf kararlarından da anlaşılacağı üzere sıra cetveline itiraz davalarının arabulucuya başvuru zorunluluğuna tabi olmadığını, bu davaların kamu düzenine ilişkin olması ve tarafların mdava üzerinde tasarruf yetkisi olmamasından kaynaklandığını, sıra cetveline itiraz ve kayıt kabul davasının 15 gün içinde açılması gerektiğinden bu süre hak düşürücü süre olduğundan arabuluculuk yoluna başvuru zorunluluğu bulunmadığını beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELLİLER VE GEREKÇE :<br>Dava, kayıt kabul (iflas sıra cetveline itiraz ve alacağın sıra cetveline yazdırılması) istemine ilişkindir. <br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>Davacı vekili, kooperatıf üyesi olan müvekkillerinin iflasına karar verilen kooperatiften alacaklı olduklarını iflas masasına yaptıkları başvurununun,  alacağın 98+7 yargılamaya muhtaç olduğu gerekçesi ile taleplerinin reddedildiğini, müvekkillerinin sıra cetveline kayıt taleplerinin reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, müvekkillerinin alacağının sıra cetveline kaydına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>7155 sayılı Kanununun 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa eklenen 5/A maddesi ticari davalarda dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğu öngörmüştür. <br>Anılan maddenin 1 numaralı fıkrası şu şekildedir: <br>“Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır”. <br>Eldeki kayıt kabul (iflas sıra cetveline itiraz ya da alacağın sıra cetveline yazdırılması) davası bakımından düzenleme iki yönden incelenmelidir. <br>İlk olarak  anılan hükümle Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114. maddesinde gösterilen genel dava şartlarına ek olarak  özel bir dava şartı getirildiğinden, bu dava şartının ne şekilde anlaşılıp uygulanacağı üzerinde durmak gerekir. <br>Bilindiği gibi, dava şartları mahkemece bir davanın esasına girilebilmesi için varlığı ya da yokluğu zorunlu şartlardır. Dava şartları taraflarca ileri sürülmese dahi hakim tarafından re’sen dikkate alınır. Dava şartı tamamlanmıyor ya da tamamlanamıyor ise mahkemece davanın reddine karar verilir (HMK m.115). <br>Bu bakımdan dava şartlarının yanlış uygulanması bir dava engeli ve mahkemeye erişim hakkı ile bu kapsamda adil yargılanma hakkına saldırı sayılır (AİHS m.6). <br>Özel dava şartlarının bu niteliği gereği dar biçimde yorumlanmaları gerekir. <br>Türk Ticaret Kanununun 5/A maddesi zorunlu arabuluculuk dava şartını “…konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri…” ile sınırlı tutmuştur. <br>Somut olayda dava bir alacak ya da tazminat davası olmayıp masaya kayıt davasıdır. Bilindiği gibi kayıt kabul davası bir para alacağının tahsili amacını gütmez; bu dava ile o alacağın o iflas tasfiyesinden pay alıp almayacağı hususu belirlenir. <br>Nitekim doktrinde de sıra cetveline itiraz davasının, iflas idaresi tarafından düzenlenen sıra cetveline karşı tanınmış bir kanun yolu olduğu ve yalnızca sıra cetvelinin düzeltilmesi amacını taşıdığı; bu dava ile alacaklının, iflas idaresinin bir alacağı kabulü veya reddi, miktarı ve sırası ile sınırlı bir aynî hakkın mevcudiyeti ve mahiyeti hakkında vermiş olduğu kararın doğru olmadığını ileri sürerek, iflas alacaklılarından birinin maddî hukuka uygun bir şekilde garameye dâhil edilip edilmemesini talep ettiği kabul edilmektedir. Bu dava ile güdülen amaç, alacak hakkında kesin hüküm oluşturacak bir karar verilmesi olmayıp, sadece ortak borçlunun (müflisin) aktiflerinin paraya çevrilmesi sonucu elde edilen paranın dağıtımında alacaklının hangi ölçüde dikkate alınacağıdır. Davanın kabul edilmesi belirli bir para alacağının tahsilini değil sadece sıra cetvelinin düzeltilmesi sonucunu doğurur (bkz., Hunkeler/Sprecher: Kurzkommentar, 2. Bası, Basel 2014, m.250, kn.1).<br>Dava on beş günlük hakdüşürücü süreye tâbi tutulmuş olmakla birlikte dava süresinde açılmasa dahi tasfiye sonucunda tasfiye artığı kalması halinde alacaklının bu kısma müracaat edebileceği kabul edilmektedir. Diğer bir ifade ile kayıt kabul davası subjektif bir hakkı konu almakta ve maddi hukuk hükümlerine göre incelenmekle birlikte maksadı bu tutarın “tahsili” değildir. <br>Yargıtay uygulaması da aynı yönde olup, davanın bu niteliği gereği alacak davalarından farklı olarak, alacak tutarı üzerinden nispi harç ve vekalet ücretine değil maktu harç ve vekalet ücretine hükmedileceği ilkesi benimsenmiştir. <br>Açıklananan nedenlerle kayıt kabul davası “konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri” cümlesinden olmayıp, zorunlu arabuluculuk dava şartına tâbi değildir.<br>İkinci olarak dava öncesi sürecin de dikkate alınması gerekir. <br>Borçlu davalının iflası üzerine iflas dairesince ilanlar yapılmakta ve alacaklı davacı alacağının masaya kaydı için iflas idaresine başvurmaktadır. Sınırsız bir tahkik ve tetkik yetkisiyle donatılan iflas idaresi (İİK m.230) alacaklı tarafından sunulan belgeleri değerlendirerek alacağın tamamını veya bir kısmını reddetmektedir. İflas idaresinin bu şekildeki incelemesi üzerine red ve bu durumu sıra cetveli ile ilan ettiği bir alacağın arabuluculuk sürecinde varlığını kabul etmesi çelişkili kararlara neden olacaktır. <br>İflas idaresinin arabuluculuk sürecinde masayı ne şekilde temsil edebileceği hususuna gelince: İcra ve İflâs Kanunu'nun 226’ncı maddesine göre iflas idaresi masanın yasal temsilcisidir. Ancak bu temsil yetkisi masanın menfaatlerinin gözetilmesi ve tasfiye ile sınırlıdır. <br>İflas idaresinin iki bin liraya kadar olan alacaklardan doğrudan doğruya, “daha ziyade alacaklardan” alacaklılar toplanmasının vereceği yetkiyle sulh olabileceğine ve tahkim yapabileceğine ilişkin düzenleme ise masanın borçlu olduğu halleri değil, aksine masanın alacaklı olduğu halleri ifade etmek üzere yasaya konulmuştur (İİK m.226/II). Bu nedenle masanın borçlu olduğu hallerde iflas idaresinin bir sulh ve tahkim yetkisi olduğu da düşünülemez. Bu yetkiyi haiz olmayan iflas idaresinin arabuluculukta masayı temsil etmesi ve uzlaşma suretiyle belirlenecek tutarı masaya kaydetmesi de mümkün değildir.<br>Alacağı bir kez reddettikten sonra arabuluculuk sürecinde ve diğer alacaklıların katılımı olmaksızın alacağın kabulü, masanın menfaatine bir temsil biçimi olarak kabul edilemez. Dolayısıyla kayıt kabul davası açılmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurulmasının bir dava şartı olmadığı ve iflas idaresinin arabuluculuk görüşmesine katılma yetkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.<br> Bu nedenle uyuşmazlıkta  arabuluculuğa başvurulmasının dava şartı olmamasına göre HMK'nın 353/1-a-4 maddesindeki düzenlemesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın, esası incelenmeden kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine karar verilmesine dair aşağıdaki şekilde hükmün kurulması gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin KABULÜNE,<br>2-İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/01/2021 Tarih, 2021/53 Esas 2021/54 Karar sayılı kararın 353/1-a-4 maddesi uyarınca  KALDIRILMASINA,<br>3-Yukarıda yapılan açıklamalara göre davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine İADESİNE,<br>4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına  istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,<br>5-İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan 59,30 TL istinaf  karar  harcının istek halinde kendisine iadesine,<br>6-İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından alınan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, <br>7-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,<br>Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a bendi gereğince  kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 05/12/2023<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8b23f27c6801d21a","SID":"753afcee537299d3"}}