{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1882 <br>KARAR NO: 2024/247<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 25/12/2019<br>NUMARASI: 2014/1086 E. - 2019/1055 K.<br>BİRLEŞEN İSTANBUL 5.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN<br>2015/127 ESAS 2016/880 KARAR SAYILI DOSYASINDA;<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı, asıl ve birleşen davada davalı ... AŞ ve asıl davada davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Asıl davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında  düzenlenen 19.10.2011 tarihli Lojistik Hizmet Sözleşmesi ile müvekkilince ithal edilmiş veya yurtiçinde üretilmiş olan ürünlerin, davalıya ait depoda muhafaza edilmesi ve buna karşılık olarak belirlenen hizmet bedelinin davalıya ödenmesi hususunda anlaşma sağlandığını, davalıya ait depoda 03.04.2012 tarihinde gerçekleşen yangın sonucu müvekkilinin 8.453.296 TL tutarında zarara uğradığını, bu zararın 3.586.186 USD'sinin  davacı şirketin sigortacısı ... Sigorta AŞ tarafından sigorta poliçesi kapsamında ödendiğini, ancak söz konusu poliçe kapsamında karşılanmayan KDV tutarı, üretim maliyetleri ve poliçe muafiyet tutarının tahsili amacıyla davalı  aleyhine İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında başlatılan takibe yönelik itirazın haksız olduğunu, yangın sonucu oluşan zarardan davalının sorumlu olduğunu, ücret karşılığı saklanan emtiaların muhafazasında kaynaklı kusur bulunduğunu, saklama hizmeti veren davalının göstermesi gereken özeni normal bir kişiden beklenen özenden fazla olduğunu, yangından sonra davalının başvurusu üzerine Gebze 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/37 D.iş sayılı dosyası ile alınan 26.06.2012 tarihli bilirkişi raporunda, yangının davalının deposunda yanıcı, patlayıcı özelliği bulunan ürenler bulunmasına rağmen bunları istiflemek amacıyla elektrikli forklift kullanılması sonucu meydana geldiğinin tespit edildiğini, bu nedenle yangının gerçekleşmesinde davalının ihmalinin bulunduğunun belirlendiğini ileri sürerek,  itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına  karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Asıl davda davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkilince işletilen depoda çıkan yangın sonucu davacıya ait emtialarda hasar oluştuğunu, yargılamada zararın oluşumundan müvekkilinin bir kusurunun bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiğini, kusur incelemesinin müvekkiline yapılan faaliyet ve taraflar arasındaki depolama sözleşmesi ile TBK'nın vedia sözleşmesine ilişkin hükümleri gereğince değerlendirileceğini, bu kapsamda ancak kusurlu olunması halinde zarardan sorumlu olunacağını, cevap dilekçesinde açıklanan hususlarla müvekkilinin kusursuz olduğunun kanıtlandığını, dava dilekçesinde esas olarak Gebze 1.Sulh Hukuk Mahkemesinden alınan tespit raporundaki forklift ile yapılan çalışma sırasında oluşan kıvılcımla hasarın meydana geldiğinin ileri sürüldüğünü, ancak forklift ile yapılan çalışmalarda sürtünme, çarpma gibi durumların depolama faaliyeti içerisinde meydana gelmesinin olağan durum olduğundan müvekkilinin kusurlu olmadığını, davacının dayanak olarak ileri sürdüğü söz konusu raporun farklı ihtimallerden bahsetmesi nedeniyle yangının çıkış sebebi ile ilgili olarak tam bir tespit içermediğini, bu nedenle rapor çerçevesinde müvekkiline kusur izafe edilmeyeceğini, Gebze CBS tarafından yapılan soruşturmada yangın olayı ile ilgili KYOK kararı verildiğini, müvekkilinin depolarında her yıl tüm bakımların yapıldığını, zarar doğuracak her türlü olaya karşı alınması gereken önlemlerin alındığını, yanan deponun her türlü depolamaya uygun lisansı ve yangına karşı donanımının bulunduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 14.2.maddesinde yangının bir mücbir sebep hali olarak tanımlandığını ve mücbir sebebin illiyet bağını kesmesi nedeniyle müvekkilinin tazminattan sorumlu tutulamayacağını, sözleşmede tarafların risk ve sorumlulukları paylaştıklarını, 8.maddede tarafların paylaştıkları risklere ilişkin hangi tür sigorta yapacaklarının düzenlendiğini, maddede düzenlenen sorumsuzluk anlaşması kapsamında müvekkiline rücu edilemeyeceğini, alacağın likit olmaması nedeniyle icra inkar tazminatı talebinin haksız olduğunu ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Birleşen davada davacı ... Sigorta AŞ. vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile sigortalı ... San. Tic. A.Ş arasında düzenlenen sözleşme ile sigortalının uğrayacağı zararların karşılanması amacıyla 30.06.2012 tarihine kadar geçerli olan poliçe düzenlendiğini, davalıya ait depoda 03.04.2012 tarihinde gerçekleşen yangın sonucunda sigortalıya ait emtianın yanması nedeniyle 3.586.186 USD tazminatın ödenerek sigortalının haklarına halef olunduğunu, davalı tarafından ödenmeyen alacağın tahsili İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında başlatılan takibe yönelik itirazın haksız olduğunu, meydana gelen zarardan davalının sorumlu olduğunun Gebze 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/37 D.iş sayılı dosyası ile alınan 26.06.2012 tarihli bilirkişi raporu ile belirlendiğini, zararın oluşmasında davalının ağır kusurunun bulunduğunu ve yangına karşı alınması gerekli olan en temel önlemlerin dahi alınmadığını, sigortalının poliçe kapsamındaki zararlarının ödendiğini, bu kapsamda ödenmeyen bir kısım zararlarının da bulunduğunu,  %20'den az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili birleşen davadaki, savunmasında özetle; müvekkili ile davacının sigortalısı arasında düzenlenen sözleşme gereğince oluştuğu ileri sürülen zararın talep edilemeyeceğini, sözleşmede yangının mücbir sebepten olarak tanımladığı ve mücbir sebebin illiyet bağını kesmesinden dolayı tazminat sorumluluğunun ortadan kalktığını, müvekkilinin sorumlu olmadığının  Gebze Cumhuriyet Savcılığının soruşturma dosyasıyla sabit olduğunu, davalının sorumluluğunun kabulü ihtimalinde dahi sözleşme hükümleriyle işbu sorumluluğun sınırlı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.Birleşen Davada İstanbul 42.Asliye Ticaret Mahkemesince davaya asliye hukuk mahkemesince bakılması gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş görevsizlik kararı temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 16.10.2014 tarih ve 2014/14253 Esas- 13663 Karar sayılı ilamıyla bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamı doğrultusunda inceleme yapılmış ve davalının cevap dilekçesini sunmasından sonrası İstanbul 5.ATM'nin 2015/127 Esas sayılı dosyasında yürütülen yargılama sonucu 27.10.2016 tarihinde İstanbul 10.ATM'nin 2014/1086 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"... Davacı şirket ile davalı şirket arasında akdedilen Lojistik Hizmet Sözleşmesi uyarınca davacı şirkete ait ithal edilmiş veya yurtiçinde üretilmiş olan ürünlerin, davalıya ait depoda muhafaza edilmesi hususunda sözleşme imzalandığı, davalı şirketin işyerinde meydana gelen yangın sonucu davacıya ait ürünlerin yangında zarar gördüğü, mahkememizce kabul gören bilirkişi raporları ve teknik tespitlere göre yanıcı ve parlayıcı ürünlerin bulunduğu alanlarda kıvılcım çıkarmasını önleyen ex-prof özelliği bulunmayan forklift ile çalışma sonucu oluşan kıvılcımlardan çıkan alevlerin, depolama alanındaki parlayıcı ve patlayıcı gazların tutuşması sonucu yangının başladığı, yanıcı ve itici gazların bulunduğu alanda yine parlayıcı ve patlayıcı gazların bulunduğa alanda ex-prof özelliği bulunmayan forklift ile çalışmada davalı ...'nin gerekli önlemleri almaması ve gereken özeni göstermemesi sebebi ile kusurlu olduğu, ancak söz konusu kusurun ağır kusur niteliğinde bulunmadığı, yine meydana gelen yangının sözleşmenin 14.2.maddesi uyarınca mücbir sebep olarak da öngörülmesi mümkün olmadığı, yangın olayı 3.bir kişinin kusurundan kaynaklanmış yada meydana gelen yangında ... kusursuz bulunmuş olsaydı ancak o zaman bunun sözleşmenin 14.2.maddesi uyarınca mücbir sebep oluşturabileceği, ancak yangının çıkış nedeninin davalı şirketin kusurundan kaynaklandığı ve işletme tercihi olduğu, bu kapsamda mücbir sebep halinin de bulunmadığı, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 8.3, 8.4 ve 7.3.maddelerinde yer aldığı ileri sürülen sorumsuzluk anlaşması yapılmasının mümkün olup olmadığı ve bu sorumsuzluk anlaşması uyarınca davacının yada birleşen dosya davacısının davalıdan talepte bulunma hakkının bulunup bulmadığı hususunun da irdelenmesi gerekmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 8.1.maddesinde davacı ...'in sözleşmeye konu ürünleri davalı ...'nin dağıtım merkezinde ...'nin gözetim ve muhafazası altında iken, tam değerleri üzerinden her türlü tahribat, kayıp veya hasar bakımından tüm risklere karşı saygın sigortacılara sigorta ettirileceği yada sigorta ettirilmesinin sağlanacağı kararlaştırıldığı görülmüştür. Sözleşmenin 8.2.maddesinde ise ...'nin masrafları kendi hesabından olmak üzere dağıtım merkezinde, ...'nin gözetim ve muhafazası altında iken madde 6.10.maddesinde tam değerleri üzerinden ...'nin ihmali üzerine ortaya çıkabilecek her türlü tahribat, kayıp veya hasar bakımından tüm risklere karşı saygın sigortacılara mali sorumluluk sigortası yaptıracağı yada yaptırılmasının sağlanacağı düzenlenmiştir. İlk bakışta her iki düzenlemenin de birbirinin aynısı olduğu izlenimi edilinilmekte ise de, 8.2.maddesinde düzenlenecek sigortanın ...'nin ihmali davranışları sebebi ile oluşabilecek hasar yönünden olduğu, 8.1.maddedeki ...'in sigorta yapma yükümlülüğünün ise ...'nin ihmal yada kusurlu davranışı bulunmayan olaylar için sigorta yapma yükümlülüğünün olduğu, yani bu iki maddede ilkinde, ...'nin kusursuz olduğu haller için ...in sigorta ettireceği, ikincide ...'nin kusurlu olduğu durumlar için ...'nin sigorta yaptırması gerektiği, sözleşme maddelerinin bu şekilde anlaşılması gerektiği değerlendirilmiştir. Nitekim mahkememizce de kabul gören bilirkişi raporuna göre yangının meydana gelmesinde, davalı ... çalışanlarının kusur ve ihmalinin bulunduğu, bu itibarla ...'nin meydana gelen kazadaki kusur durumundan dolayı bu kanaate varılmıştır. Sorumsuzluk anlaşması yönünden, sözleşmenin 8.3.maddesi uyarınca 'taraflardan her biri, diğer taraflara sadece söz konusu tarafça işbu madde 8.uyarınca yaptırılan ve devam ettirilen sigorta poliçe ve bu sigorta poliçeleri bakımından hak veya menfaat sağlanmasını temin edecek ve kendi ile ilgili sigortacısının sahip olduğu sigortalı tarafın, diğer taraflar aleyhinde gündeme getirebileceği, herhangi bir talep veya alacağı devretme hakkından feragat etmelerini sağlayacaktır' düzenlemesinin bulunduğu, bu maddenin ... yönünden gerek ..., gerekse ...'e bir kısım ödeme yapan ... Sigorta AŞ yönünden sözleşmenin 8.2.maddesini karşılayan bir mali mesuliyet poliçesi sunmadığından ve böyle bir poliçe yaptırmış olsa bile gerek davacıya, gerekse birleşen dosya davacısı ... AŞ'yi zamanaşımı süresi tükenmeden, mali mesuliyet sigortacısına yönlendirmediğinden hem ...'in, hemde ... AŞ'nin tazminat isteme hakkının bulunduğu, ayrıca söz konusu 8.3.maddesindeki düzenlemeden davalı ...'nin yararlanabilmesi için ancak sözleşmenin 8.1.maddesinde meydana gelen ve ...'in sigorta yükümlülüğü kapsamında oluşmuş bir zarar halinde bu sorumsuzluk anlaşmasının geçerli olabileceği, yani 8.3.maddenin ... yönünden geçerli olabilmesi için davacı ...'in sigorta yapma yükümlülüğü olan bir olay sebebiyle gerçekleşmiş olan zarardan dolayı bu hakkının olduğu, ...'in ise 8.3.maddedeki düzenlemede yararlanabilmesi için, 8.2. maddedeki ...'nin uğramış olduğu bir zarar sebebiyle sorumsuzluk anlaşmasını ileri sürebileceği, bu itibarla meydana gelen olay sebebi ile oluşan zarardan davalı şirketin sorumlu olduğu, her ne kadar önceki raporlarda ve dava dilekçesinde davacı zarar kalemi olarak KDV farkı, poliçe kapsamında karşılanmayan davacı şirket tarafından ithal edilen ürünler için uğradığını iddia ettiği şirketler arası kar (satış fiyat farkı) ve poliçedeki muafiyet tutarı sebebiyle uğramış olduğu zararları istemiş ise de, sonuç olarak maddi vakanın nitelendirilmesi taraflara ait olup, hukuki nitelendirme mahkemeye ait bulunmaktadır. Sözleşmenin 7.1.maddesinde zarar hesabı hususunda aşağıdaki düzenleme mevcut olup, 'bir tarafın diğer taraflar karşısında ürünler dışında bir mal kaybı veya hasarından kaynaklanan veya bu tür bir kayıp veya hasarla ortaya çıkan yükümlülüğü varsa, söz konusu malın makul tamir, onarım masrafı ve aynı yaş ve aynı durumdaki mal ile yenileme maliyeti ile (bu ikisi arasından daha düşük olan rakam geçerli olmak üzere) sınırlı olacaktır.' hükmünün mevcut olduğu, yine sözleşmenin 6.10. maddesinde 'söz konusu ürünlerin değerinin aşağıdakiler arasında daha küçük olan değer kabul edilecektir. Bu ürünlerin ...'e imalat maliyeti (KDV hariç) ve bu ürünlerin ... tarafından alındığı noktaya kadar olan nakliye masrafı ve hasarlı ürünler söz konusu olduğunda taraflar arasında mutabık kalınan şekilde zarar nedeniyle bu değerden düşülen miktar' hükmü uyarınca, davacı şirketin imalat maliyetini talep edebileceği, hasar gören ürün toplam maliyetinin 7.222.443,00 TL olduğu, USD değerinin 4.062.345,06 USD olduğu, ekspertiz raporunda 3.044.485,00 USD ithal malların yerine konması, 555.823,00 USD yerel malların yerine konması, 1.054,00 USD pazarlama stantlarının yerine konması, 9.490,00 USD iş kayıpları ve 56.701,00 USD iş durması olarak toplam 3.667.553,00 USD hasar tazmin bedelinin hesaplandığı, bu bedelden ithal malların yerine konması, yerel malların yerine konması ve pazarlama stantlarının yerine konması için ödenen ücretin (birleşen dosya davacısı tarafından davacıya yapılan ödeme) 3.601.362,00 USD olduğu, davacının talepte bulunabileceği zararın (4.062.345,6 USD - 3.601.362,00 USD) = 460.983,06 USD olduğu, davacının icra takip dosyasında 230.000,00 İngiliz Sterlini, 81.370 USD ve 1.230.576,00 TL için takip yaptığı, davanın itirazın iptali davası olması, oluşan zararın USD (yabancı para cinsinden) olması sebebiyle davacının zararı hem yabancı para cinsinden, hemde onun takip tarihindeki kur üzerinden TL cinsinden talepte bulunabileceği, bu kapsamda uğramış olduğu yabancı para cinsi zarar olan 460.983,06 USD'den ve takipte doğrudan doğruya yabancı para cinsinden talep ettiği 81.370,00 USD düşüldüğünde davacının 379.613,06 USD bakiye zararının kaldığı, davacının toplam  uğradığı zarardan 81.370,00 USD'nin takipteki talep doğrultusunda doğrudan doğruya USD cinsinden takibin devamı noktasında karar verildiği, bakiye 379.613,06 USD yönünden ise takip tarihindeki USD'nin TL karşılığı kuru üzerinden (1.7779 TL) karşılığının 674.914,06 TL olduğu, bu miktar yönünden itirazın iptali ile takibin devamına karar vermek gerektiği görülmüş, dolayısıyla asıl davada hem doğrudan uğranılan yabancı para cinsiyle oluşan zararla 81.370,00 USD'lik zarar, hemde USD cinsinden uğranılıp takipte TL olarak talep edilen 674.914,06 TL'lik zarar yönünden davalı tarafından icra dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin bu miktarlar üzerinden devamına karar vermek gerekmiş, her ne kadar davacı kar kaybı, satış fiyatları arasındaki fark, KDV zararı gibi doğrudan doğruya olmayan, dolaylı zararlar kapsamındaki diğer zararları sebebiyle davanın reddine karar vermek gerekmiş, ayrıca davanın haksız fiile dayanması, davalı şirketin meydana gelen olayda kusurunun bulunup bulunmadığı, bu kapsamda gerek zarar miktarının tespiti, gerekse söz konusu zarar  sebebiyle davalının kusurlu olup olmadığı ve ödeme yapılıp yapılmaması gerektiği hususu yargılamaya matuf bulunduğundan, bu kapsamda alacak belirlenebilir ve likit bulunmadığından icra inkar tazminatına hükmedilmemiş, yine birleşen dosya yönünden ise; birleşen dosya davacısı ... Sigorta AŞ'nin davacının aynı olay sebebiyle uğramış olduğu zarardan, poliçe kapsamında tazmin etmiş olduğu zarar yönünden  bilirkişi raporuna göre 3.601.362,00 USD'yi rücuen davalıdan talep edebileceği, ancak birleşen dosya davacısının icra dosyasında 3.586.186,00 USD asıl alacak ve 38.299,84 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 3.624.485,84 USD alacak talebinde bulunduğu, davacının talebi ile bağlı kalınarak (rücu edebileceği miktar 3.601.362,00 USD iken 3.586.186,00 USD asıl alacak üzerinden talepte bulunulması) ve davacının ödeme tarihinden itibaren işlemiş faiz talebinde bulunabileceği, davacı tarafça icra dosyasında istenen faizinde uygun olduğu (davacı tarafça icra takip talebinin altında yapılmış bulunan faiz hesabının doğru olduğu ve bu hususun mahkememizce basit bir matematik işlemle hesaplanması sebebiyle yeniden bu hususta inceleme yapılmadığı) anlaşıldığından, davalı tarafça icra dosyasına yapılan itirazın iptaline karar vermek gerekmiş, yine birleşen dosyada da alacak belirlenebilir ve likit bulunmadığından icra inkar tazminatına hükmedilmemiş...\" gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile davalının İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yönelik itirazının 81.370 USD ve 674.914,06 TL üzerinden iptali ile takibin bu miktar üzerinden takip tarihinden itibaren TL cinsinden hükmedilen bedel yönünden değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına, USD cinsi yönünden ise takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4a maddesi uyarınca faiz uygulanarak takipteki koşullarla devamına, fazlaya ilişkin istem ile icra inkar tazminatı isteminin reddine; birleşen dava yönünden davanın kabulü ile davalının İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yönelik itirazının iptali ile takibin takip talebindeki şartlarla aynen devamına, icra inkar tazminatı talebinin reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, asıl davada davacı vekili ile asıl ve birleşen davalarda davalı vekili istinafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Asıl davada davacı ... San. ve  Tic. AŞ  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalının istinaf başvurusunun yersiz olduğunu, dava dosyasında alınan ve konunun tüm uzmanlarının katıldığı üç adet bilirkişi raporuyla müvekkilinin haklılığının kanıtlandığını,  tüm raporların yangının çıkış sebebinde davalının kusurlu olduğu hususunda uyuştuğunu, davalının istinaf talebine aykırı şekilde yeni belgeler sunduğunu, sunulan belgelerin istinaf talebini doğrulamadığını, sunulan e-postada müvekkili ile müvekkilinin sigorta şirketi  arasında o sırada süren görüşmelerden bahsettiğini, kaldı ki istinaf başvurusunda yeni delil sunulamayacağını, davalının mali mesuliyet poliçesi olarak sunduğu poliçenin nakliyat abonman poliçesi olduğunu ve davalının mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını, bu poliçe ile bir kısım yurt dışı ülkelerine yapılan taşımaların sigorta ettirildiğini, kusur sonucu çıkan yangının mücbir sebep sayılamayacağını, sözleşmenin 7.1.6.maddesindeki hükmün haksız fiil sorumluluğuna ilişkin olmayıp akde aykırılıklardan kaynaklı sorumluluk sınırı olduğunu, Müvekkilinin alacağının yanlış hesaplandığını, yangın olmaması halinde müvekkilinin olağan ticaretini yaparak ürünlerin satışından sonra KDV hususunda vergi dairesi ile mahsuplaşacağını, bu nedenle bu hususun da zarar kalemi içerisinde olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin asıl davada verdiği istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve asıl davanın tam kabulüne karar  verilmesini istemiştir. Asıl ve birleşen davalarda davalı ... AŞ vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davacı ... San. ve Tic. AŞ (...) arasında, davacıya ait emtiaların depolanması amacıyla 19.10.2011 tarihli depolama hizmet sözleşmesi düzenlendiğini, sözleşme ile zarar oluşması halinde zararın ...’nin mal sigortacısı tarafından karşılanmasının kararlaştırıldığını ve mal sigortacısının tazmin edilen tutara ilişkin müvekkiline rücu edilmeyeceğinin davacı ... tarafından taahhüt edildiğini, sözleşmenin bu hükmünün açıkça TBK'nın 128. maddesinde düzenlenen “üçüncü kişinin fiilini üstlenme  niteliğinde olduğunu, bu taahhüt kapsamında ...'nin mal sigortacısı olan birleşen davadaki şirketin de dava açamayacağını, buna rağmen oluştuğu iddia edilen zarar nedeniyle ... ve sigortacı tarafından dava açıldığını, açılan davaların birleştirilerek kabulüne karar verildiğini, gerekçeli kararda yangının mücbir sebep olarak nitelendirilemeyeceğine ve müvekkilinin gerekli önlemleri almaması ve gereken özeni göstermemesi sebebiyle yangının çıkmasında ağır kusuru bulunmamakla birlikte  kusurlu olduğu sonucuna varıldığını, Sözleşmenin 8.2 maddesi uyarınca yaptırılan bir mali mesuliyet sigortası bulunduğu ve poliçenin mahkemeye sunulduğunu, mahkemece Sözleşmenin 8.3, 8.4 ve 7.3.maddelerinde yer alan sorumsuzluk anlaşması hükümlerinden, aynı Sözleşmenin 8.2 maddesi uyarınca ...'nin ihmali davranışları sebebi ile oluşabilecek hasar yönünden yapılan bir mali mesuliyet sigortası bulunmadığı yönünde hatalı bir tespitte bulunulduğunu, eksik incelemeye dayalı bu tespit ile davacının icra inkar tazminatı ile bir kısım taleplerinin reddine karar verildiğini, buna rağmen davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, Sözleşmenin 14.2.maddesi uyarınca yangın olayının mücbir sebep niteliğinde olmasına rağmen müvekkilinin bir sorumluluğu bulunmadığını, maddede yangın, patlama, deprem, sel gibi hallerin mücbir sebep olduğunun belirtildiğini, tarafların ortak iradeyle mücbir sebep olarak tanımladıkları cinsten bir yangın sebebiyle oluşan zarardan davacının sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, mahkemece yangının ex-proof özelliği bulunmayan forkliftler kullanılmasına bağlayan ek bilirkişi raporundaki hatalı ve ihtimale dayalı görüşün belirlendiğini, ancak bu raporun da yangının nedenini tam olarak belirlemediğini, bilirkişilerin kendilerince uygun buldukları bir nedeni yangın sebebi yaptıklarını, raporun 19. sayfasında bu hususun belirtildiğini, bilirkişi tespitinin aksini kanıtlayan onlarca kanıta rağmen varılan sonucun hatalı olduğunu, KYOK kararına esas raporda, yangının elektrikli aydınlatma armatürlerinin cam kısmının fazla ısınması veya elektrik iletiminde kullanılan kabloların olağan yıpranması sonucu açıkta kalan kısımlarındaki elektriksel olaylar nedeniyle de çıkmış olabileceğinin belirtildiğini, bu durumda yangının forklift kaynaklı çıktığının kesin olarak tespit edilmediğini, bu tespitin de sözleşmedeki mücbir sebep hükmünün uygulanmasını kaldırmaması gerektiğini, Müvekkilinin zararı kapsayan ve ... Sigorta A.Ş tarafından düzenlenen 5.000.000 Euro değerinde mali mesuliyet poliçesi bulunduğunu, mahkemece bu durumların dikkate alınmadan sadece son bilirkişi raporundaki hatalı tespit ve yönlendirmeler dikkate alınarak karar verildiğini, poliçe örneğinin dosyada bulunmasına rağmen mahkemece aksi yönde bir gerekçe yazılmasının hatalı olduğunu, bu nedenle poliçenin bir örneğinin dilekçe ekinde yeniden sunulduğunu ve sözleşmeden kaynaklı sorumsuzluk halini nedeniyle davanın reddi gerektiğini, hasar sonucu yapılan görüşmelerde müvekkilinin sigortacısının da davacılar tarafından bilindiğini, ... adına hareket eden ... şirketi taraından  müvekkili adına hareket eden ... şirketine gönderilen 07.10.2013 tarihli talep mektubunun ilk sayfasında kullanılan cümle ile müvekkilinin sigortacısı bulunduğunun bilindiğini kabul ettiğini, kaldı ki, ...'nin her halükarda, ...’e rücu etmeyeceğini ve kendi mal sigortacısının da rücu etmeyeceğinin sözleşmede açıkça kabul edildiğini, sözleşmenin 6. maddesi uyarınca ...'nin olağan stok kontrolü haricinde meydana gelen zararlardan sorumlu olmadığı ve yangın sebebiyle meydana gelen zararın ...'nin sigortasından tazmin edilmesi gerektiğini, bu hüküm hariç tuttuğu hususlar ve istisnalara yaptığı atıfla esasen bu sözleşmenin standart sözleşmelerden ayrı hükümler barındırdığına açıkça işaret ettiğini, hükmün devamında yer alan “İstisnalar” başlıklı 6.8. Hükmünde de benzer hüküm bulunduğunu, sözleşmenin devamında 7.1.5 hükmünde de yukarıdaki hükümlerin devamı niteliğinde \"Taraflardan herhangi biri, diğer tarafların ya da onların personel, vekil, müşteri, taşeron veya tedarikçilerinin bir fiil veya ihmalinden kaynaklanan herhangi bir konu bakımından söz konusu taraflara karşı herhangi bir yükümlülük taşımayacaktır.”hükmü bulunduğunu, sözleşmenin 6.8. hükmü ile 7. madde altındaki hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, yangın sonucu oluşan zarardan müvekkilinin sorumlu olmadığını, sözleşmenin 8.2 hükmünde ise, sözleşmenin 6.2 hükmünde bahsi geçen olağan stok kontrolü sırasında fark edilen zararların giderilmesi için müvekkilince yapılacak sorumluluk sigortasının düzenlendiğini, bu hükümde açıklanan stok kontrolü sırasında fark edilen zararlar dışındaki olaylarda, örneğin çatı çökmesi sonucu ürünlerin ıslanması, yangın sonucu yanması  gibi hususların sadece ...’nin mal sigortacısının devreye girerek ...’nin zararını gidereceği konusunda anlaşmaya varıldığını,  nitekim sözleşmenin 8.3. maddesinde “Taraflardan her biri (…) kendi ilgili sigortacısının/sigortacılarının sahip olduğu, sigortalı tarafın diğer taraflar aleyhinde gündeme getirebileceği herhangi bir talep veya alacağı devretme hakkından/haklarından feragat etmelerini sağlayacaktır.” şeklindeki düzenleme ile bu hususun belirtilerek, sigortacının da rücu etmeyeceğinin kararlaştırıldığını, sözleşme’nin 7.3.maddesinde “... ve ..., işbu Sözleşme’de yapılan risk ve yükümlülük paylaşımının her halükârda makul olduğunu kabul ve beyan etmektedir.” şeklindeki hükmü ile de taraflar, tüm bu sayılan hususların makul ve adilane olduğunu kabul ettiklerini, Sözleşmeyi yorumlayan Prof. Dr. ...'in uzman görüşünde de belirtilen maddenin bu şekilde anlaşılması gerektiğinin açıklandığını, bu durumda müvekkilinin yangının çıkmasında kusurlu olması halinde dahi sözleşmenin 6.8. maddesi uyarınca davacının tazminat ve/veya rücu talebinde bulunamayacağını, zararın sözleşmenin 8.1. maddesi uyarınca ... tarafından yaptırılan mali mesuliyet sorumluluk sigortası kapsamında tazmin edileceğini, tacir olan tarafların, sözleşme öncesi ve sözleşme ile bu hususları müzakere ederek kabul ettiklerini, Müvekkilinin sorumlu olmamakla birlikte mahkemenin sorumluluğun parasal sınırına ilişkin sözleşmenin 7.1.6.maddesinde belirlenen 260.000,00 Sterlin limitin dikkate almaksızın hüküm kurduğunu, bu maddede açıkça bir kontrat yılında sözleşme hükümlerinin ihlali nedeniyle maruz kalınacak tazminatın toplam 260.000,00 İngiliz Sterlini ile sınırlandırıldığını, müvekkilinin kastı olmadığı gibi ağır kusuru da bulunmadığının mahkemece kabul edilmesi  nedeniyle bu hükmün uygulanması gerektiğini, davacı ve sigortacısının bu hükümle bağlı olduğunu ve her halükârda toplam sorumluluğun bu miktarla sınırlandırılması gerektiğini, mahkemece bu sınırın da dikkate alınmaması nedeniyle kararın kaldırılması gerektiğini, rücu edilemez kaydına ilişkin emsal İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/775 E. ve 2015/394 K. numaralı kararına konu olan olayda sözleşmedeki kayıt yönünden ağır kusur için sorumsuzluk anlaşması tartışması yapılmasına rağmen mahkemece poliçesindeki rücu edilemez kaydının geçerli kabul ederek davalılardan ... A.Ş.’ye yönelik davanın reddine karar verildiğini ve kararın bu yönü ile bozulmadığını, Sözleşmenin 8.3. maddesi yok kabul edilerek davanın kabul edilmesi halinde tarafların sözleşme iradesinin yok sayılacağının bir çok emsal Yargıtay kararında kabul edildiğini, bu gibi durumlarda karşılıklı olarak rücu etmeme kaydının kabul edilmesi halinde sözleşmenin uygulanması gerektiğinin kabul edildiğini, kaldı ki sözleşmenin 7.3 maddesinde “... ve ..., işbu Sözleşme’de yapılan risk ve yükümlülük paylaşımının her halükârda makul olduğunu kabul ve beyan etmektedir.” denilmek suretiyle de tüm bu sayılan hususların taraflarca makul ve adilane olduğunun kabul edildiğini, tacir olan tarafların bu şartları müzakere ederek kabul ettiklerini, mal sigortacısı konumunda olan diğer davacının da sözleşme ve poliçeye göre bu zararı talep edemeyeceğini, belirlenen zararın gerçek zararı yansıtmadığı ve oluşan zararın tam olarak kanıtlanmadığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına, asıl ve birleşen davaların reddine karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Asıl dava, davacı ile davalı arasında düzenlenen lojistik hizmet sözleşmesi kapsamında saklanan emtialarda yangın sonucu oluşan hasarın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe yönelik itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine; birleşen dava ise bu sözleşme kapsamındaki sigortacı tarafından ödenen sigorta tazminatının rücuen tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe yönelik itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davalı ... AŞ vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacının istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; mahkemece alınan rapor ve ek raporlarda davacının tazmini gereken gerçek zararının ticari defter ve belgelerden belirlenmiştir. Davacı istinafında sözü edilen KDV'nin oluşmadığı, bu nedenle farazi hesapla doğrudan bir zarar olmayan ve davacının ileride yapacağı muhtemel ticaretten kaynaklı vergi idaresi ile KDV mahsuplaşmasından mahrum kaldığı kabul edilemez. Mahkemece davacının gerçek zararına yönelik yapılan inceleme ve tespitler yerinde olup, gerçek zarar hüküm altına alındığından asıl davada davacı ... San. Tic. AŞ vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. Asıl ve birleşen davalarda davalı şirketin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; davacı ... San. Tic. AŞ ile davalı şirket arasında 01.01.2011 tarihinden itibaren hüküm ifade etmek üzere 19.11.2011 tarihinde Lojistik Hizmet Sözleşmesi düzenlenmiştir. Sözleşme ile davacıya ait emtianın davalı tarafından kabulü, saklanması ve teslimine ilişkin esaslar ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Davacılar, zararın davalı saklayanın kusuru ile oluştuğunu ileri sürerek, oluşan zararın tahsilini talep etmişlerdir. Davalı ise; esas olarak oluşan zararın yangın nedeniyle oluşması karşısında taraflar arasındaki sözleşmenin 14. maddesi uyarınca mücbir sebepten kaynaklandığını savunmaktadır. Ayrıca, davacı saklatan ile düzenlenen sözleşmenin 6, 7 ve 8. maddesi hükümlerine göre müvekkilinin meydana gelen zarardan sorumlu olmadığını, saklayan ve saklatanın işe ilişkin sigorta düzenlemesi gerektiğini, sigortacının da sözleşmeye göre, rücu hakkının bulunmadığını, müvekkilinin sadece olağan bakım ve kontrollerden fark edilen kayıplardan sorumlu olduğunu, bunun dışındaki hasarlardan sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 14. maddesinde mücbir sebep düzenlenmiştir.  Buna göre sözleşme taraflarının edimlerini mücbir sebep nedeniyle yerine getiremedikleri, kısmen yerine getirdikleri veya yerine getirmekte geciktikleri herhangi bir yükümlülük nedeniyle sözleşmeyi ihlal edilmiş kabul edilmeyeceklerdir. Sözleşmenin 14.2. maddesinde amaç bakımından mücbir sebep teriminin belli bir tarafla bağlı olarak kullanıldığından deprem, sel, olağanüstü hava şartları gibi doğal afetler, herhangi bir merci veya uluslar üstü bir mercinin fiilleri, savaş veya ulusal düzeyde olağan üstü hal, ayaklanma, iç karışıklık, terörist faaliyetler, yangın,  patlama, deprem, sel, ağır hava şartları benzeri hâller olarak sayılmıştır. Somut olayda, saklanan emtiaların oluşan yangın sonucu hasara uğradığı sabittir. Bu durumda, meydana gelen yangının mücbir sebep olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği öncelikle incelenmelidir. Yangın sonucu davalı tarafından Gebze 1.Sulh Hukuk Mahkemesine başvurulmuş olup, mahkemenin 2012/37 D.İş sayılı dosyasında alınan tespit raporunda 03.04.2012 tarihinde çıkan yangının eksprof sistemi özelliği bulunmayan yük taşıma ve istifleme aracı olarak kullanılan akülü-elektrikli forktliftlerin kullanılmasından kaynaklanmış olabileceği, parlayıcı ve kolay tutuşan alanlarda kullanılan forkliftlerde bu özelliğin bulunmasının gerektiği belirtilmiştir. Olay sonrası Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma sonucu kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. TBK'nın 74. maddesi gereğince, ceza hukuku ile özel hukuk arasındaki ilişki incelenmiş ve hukuk mahkemesince kusur değerlendirmesi yapılması sırasında cumhuriyet savcılığınca kusur değerlendirmesinin dikkate alınamayacağı değerlendirilmiştir. İstinaf başvurusunda ceza soruşturması sonucunda Gebze Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/6593 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda, elektrik aksamı nedeniyle hasar oluştuğu belirlendiğini, bu nedenle kusurun bulunmadığı belirtilmiştir. Her iki tespitteki değerlendirmeler sonucu yangının gerekli donanımı bulunmayan forklift kullanımı veya eskiyen elektrik sisteminin yanıcı veya yakıcı maddelerle temas ederek ısınması sonucu oluşması hâlinde saklama sözleşmesinin tarafı olan davalının kusurlu olduğu kabul edilmelidir. Nitekim mahkemece alınan 05.02.2018 tarihli raporda bu husus belirtilerek davalının asli kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Aynı şekilde hükme esas alınan 17.06.2019  tarihli raporda da mücbir sebep halinin bulunmadığı ve hasarın davalının kusurundan kaynaklandığı kabul edilmiştir. Hasar sonucu düzenlenen ekspertiz raporunda yangın çıkış nedeni tespit edilmemekle birlikte hesaplama yapıldığı anlaşılmıştır. Davacı saklatan ile davalı sigorta şirketi arasında düzenlenen all risk poliçesi ile 30.06.2011  tarihinden itibaren bir yıl süreyle davacı  şirkete ait emtialar sigorta örtüsü altına alınmıştır. İngilizce olarak düzenlenen poliçenin Beyoğlu ...Noterliğinin 25.06.2018 tarih ... yevmiye nolu tercümesinde sunulan halefiyet başlığında \"Sigortalının tüm halefiyet işlemlerinde iş birliği yapması gereklidir. Şirket sigortalıdan, şirket tarafından ödenmek üzere hasardan dolayı herhangi bir tarafa karşı tüm tazminat yoluna başvurma haklarına ilişkin bir temlik veya diğer bir devir belgesi talep edebilir. Şirket, bir hasardan önce sigortalı tarafından açıkça feragat edilmiş olan hiçbir tazminat yoluna başvurma hakkını devralmayacak veya böyle bir feragat sigortalının iş bu poliçe kapsamındaki haklarını etkilemeyecektir.'' hükmü bulunmaktadır. İlk derece mahkemesince benimsendiği üzere, alıntı yapılan bu hüküm, taraflar arasındaki ilişkinin bütünü ve davalı ile sigortalı arasındaki sözleşmenin tüm hükümleri dikkate alınarak yorumlanması gerekir. Sigortalının talepte bulunamayacağı bir hakkın, halefiyet yoluyla sigortacı tarafından talep edilmesi mümkün değil ise de sigortalının talep hakkının bulunup bulunmadığının, ilişkinin bütününe göre değerlendirilmesi gerekir. Yukarıda belirtildiği üzere, davalının yangın  nedeniyle oluşan zarardan sorumlu olmadığı savunulmuş ve bu hususta taraflar arasındaki sözleşmenin 6,7 ve 8. maddelerinin bir kısım fıkraları sorumsuzluk nedeni olarak gösterilmiştir. Bu nedenle, davalı tarafından sunulan sözleşme hükümlerinin incelenmesi gerekir. Sözleşmenin 6.1. maddesinde, \"İş bu sözleşmede farklı bir şekilde hüküm altına alınan hususlar hariç olmak kaydıyla, ..., aşağıda madde 6.13’te daha ayrıntılı bir şekilde tanımlandığı gibi, ürünlerin ...’nin gözetim ve muhafazasına verildiği noktadan, teslimatının yapılarak ...’nin gözetim ve muhafazasından çıktığı noktaya kadar, her türlü kayıp, hasar veya tahribattan sorumlu olacaktır. ... ayrıca, iş bu sözleşmede getirilen sorumluluk sınırlarına ve istisnalara tabi olmak kaydıyla,  ...’in ihmalinden kaynaklanan her türlü Ürün kayıp, hasar veya tahribattan da sorumlu olacaktır. ... ürünlerin teslim alınmasından hemen sonra ...'e .yazılı olarak bildirilen sevkıyata tabi ürün sayısıyla kıyaslandığında ürünlerin sayısında herhangi bir eksiklik, bildirilen sevkıyata tabi ürünlerin yapısıyla kıyaslandığından ürünlerin yapısında herhangi bir farklılık veya ... tarafından teslim alındığı veya toplandığı sırada ürünlerde herhangi bir hasar veya  tahribat bulunduğu bildirilmedikçe ürünler ekiksiz ve hasarsız olarak ürünler ...'nin gözetim ve muhafazasına verildiği kabul edilecektir ” düzenlemesi bulunmaktadır. Görüldüğü gibi, maddede belirtilen genel kurala göre, teslim edilen ürünlerdeki her türlü kayıp, hasar ve tahribattan davalı sorumludur. Ancak davalı bu maddede geçen \"Ürün kayıp, hasar veya tahribat” ifadesi ile kastedilen hususun sözleşmenin 6.2. maddesinde düzenlendiğini savunmaktadır.  Oysa anılan maddede, stok kontrolünde ortaya çıkan ambalaj tahribatı, stok eksiği gibi zararlar bakımından düzenleme yapılması nedeniyle davalının sadece bundan sorumlu olduğu belirtilmiştir. Sözleşmenin ürün, kayıp, hasar veya tahribatının tespiti başlıklı 6.2. maddesinde, “..., Ürünlerle bağlantılı olarak her Kontrat yılı içinde ... tarafından mutabık kalınan Stok Kontrol Sayısı kadar stok kontrolünü, bir Çalışma Haftası içinde ... ve ...'in mutabık kaldığı zamanlarda yapacaktır. Bu türde yapılan her stok kontrolünden sonra ..., ...'e hesabını veremediği Ürünler ile hasarlı veya tahrip olduğu tespit edilen Ürünler hakkında bilgi verecek ve rakamların Madde 6.6 çerçevesinde nasıl hesaplandığını bildirecektir. ...'in talebi halinde bu tür stok kontrollerinden ...'in denetçileri hazır bulunabilecektir.” düzenlemesi bulunmaktadır. Anılan hükümde ürün kayıp ve hasarlarının ne şekilde tespit edileceği belirlenmiş olup, davalının sadece kayıp ve normal hasardan sorumlu olduğu açıkça belirtilmemiştir. 6.1. maddede belirtilen \" sorumluluk sınırlarına ve istisnalarına\" hükmünün bu madde ile ilgisi kurulamamıştır. Esasen bu maddede hasardan kaynaklı zarardan da davalının sorumlu olacağı kural olarak kabul edilmiştir. Sözleşmenin 6.6. maddesinde de ürün muhasebesi düzenlenmiş olup, belirtilen maddede davalının yangın hasarından sorumlu olmadığına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Davalı vekili sözleşmenini 6/1. maddesinde sözü edilen istisnaların sözleşmenin 6. 8. maddesinde düzenlendiğini belirtmektedir. Anılan maddede, \"Bir kayıp, hasar veya tahribat ister ... isterse ...’nin sorumlu olduğu bir kişinin herhangi bir fiil, ihmal veya kusurundan kaynaklanmış olsun (bu ... veya ...’nin sorumlu olduğu bir kişinin ihmalinin yol açtığı bir kayıp, hasar veya tahribat olsa bile), ..., iş bu madde 6’da belirtilenler dışında, hiçbir ürün kayıp veya tahribattan sorumlu olmayacaktır. Taraflar, ...’in ürünleri madde 8’e uygun olarak sigorta ettireceğine ve o yüzden de iş bu Madde 6’da getirilen hüküm ve şartların makul olduğunu kabul ve beyan etmektedir.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Anılan düzenlemeye göre, kayıp ve hasar hâlinde davalının sorumluluğu kabul edilmiş, bu madde de düzenlenmeyen bir hâl durumunda ise sorumluluk bulunmadığı kabul edilmiştir. Maddede genel olarak kayıp ve hasarlardan söz edilmiş, açıkça yangın sonucu oluşacak hasarlardan davalının sorumlu olmadığı düzenlenmemiştir. Sözleşmenin düzenlemesi bakımından yangın sonucu oluşan hasardan sözleşmenin 6. maddesi gereğince davalının sorumlu tutulması yerindedir.Taraflar arasındaki sözleşmenin 7.1.5. maddesinde, “Taraflardan herhangi biri, diğer tarafların ya da onların personel, vekil, müşteri, taşeron veya tedarikçilerinin bir fiil veya ihmalinden kaynaklanan herhangi bir konu bakımından söz konusu taraflara karşı herhangi bir yükümlülük taşımayacaktır.” hükmü bulunmaktadır. Davalı vekili bu hükmün yukarıdaki hükümle birlikte değerlendirilmesi halinde 8. madde kapsamında yangın sonucu meydana gelen olayın davalının sorumluluğu dışında olduğunu savunmaktadır. Oysa bu düzenleme, sözleşmenin bir tarafının ya da onun adına hareket eden kimselerin kusurundan kaynaklanan hasarlardan diğer tarafın sorumlu olmayacağına ilişkindir.Sözleşmenin 8.1. maddesinde, ...'in masrafları kendisine ait olmak üzere ürünlerin ...'nin gözetim ve muhafazasında iken tam değeri üzerinde her türlü tahribat, kayıp veya hasar bakımından tüm risklere karşı saygın sigortacılara sigorta ettireceği yada sigorta ettirilmesini sağlayacağı kabul edilmiştir. Sözleşmenin 8. 2. maddesinde ise ...'nin masrafları kendisi tarafında karşılanarak muhafazası altında bulunan ürünlerin sözleşmenin 6.10. maddesinde belirlenen tam değeri üzerinden ...'nin ihmali nedeniyle ortaya çıkabilecek her türlü tahribat, kayıp veya hasar bakımından tüm risklere karşı sigorta ettirileceği, fakat 8.1. maddesinde tanımlanan tahrip veya hasarlar hariç olmak üzere sigorta edeceği kabul edilmiştir. Bu hükümle davalı, kendi kusurundan kaynaklanacak hasarlar için sorumluluk sigortası yaptırmayı üstlenmiştir. Diğer bir ifadeyle, saklamaya konu ürünler için her bir tarafın ayrı ayrı poliçe düzenlemiş olması kabul edilmiştir. Sözleşme hükmüne göre davacı ve saklama nedeniyle oluşacak hasarlar yönünden davalı sigorta poliçesi düzenleyecektir. Davalı tarafından düzenlenecek sorumluluk sigortasında, hasar riskleri arasında bulunan yangın rizikosunun da teminat altına alınması gerekmektedir.  Dosya içerisinde bulunan, davacı sigorta şirketinin talebiyle Prof. Dr. ... tarafından düzenlenen 01.07.2019 tarihli uzman görüşünün 17. sayfasında belirtildiği üzere, taraflardan her birinin 8. madde kapsamında yaptırdığı poliçeden, diğer tarafın hak ve menfaatlerinin olmasını sağlayacak ve diğer tarafın ilgili sigortacıdan olan, sigortalı tarafından diğer taraflara karşı gündeme getirilebilecek talep veya alacaklarını devretmekten feragat etmesini sağlayacaktır. Buna göre; davalının işlettiği ve imtiyaz olarak yapılabilecek işletme bakımında kural olarak sorumluluğun sınırlandırılması veya geçerli bir poliçe düzenlenerek oluşan zararın sigortacıdan tahsilini sözleşme ile kabul edilmesi mümkündür. Dosyadaki belgelerden, davacı şirketin, sözleşmenin 6. maddesi ile kendisine yüklenen zarar sigortasını yaptırdığı ve sigorta poliçesinin düzenlendiği açıktır. Bunun karşılığında davalının ise  kendi sorumluluğuna ilişkin sorumluluk sigortasını yaptırdığına dair bir kanıt veya poliçe sunulmamıştır. Uzman görüşünde belirtildiği üzere, taraflar arasındaki sözleşmede, davalının yangın rizikosunu kapsayacak geçerli bir sorumluluk sigortası yaptırması ve zararın giderilmesi için kendisine başvurulduğunda, davacıya geçerli bir sorumluluk sigortası poliçesinin varlığına ilişkin bilgilerivermesi yükümlülüğü getirilmiş, bunun karşılığında davacının davalıdan zarar talep etmeyeceği kararlaştırılmıştır. Esasen böyle bir durumda davacı zararını sorumluluk sigortasından alabileceğinden, davacı bakımından zararını tazmin ettirememe riski de kalmayacaktır.Oysa davalının, sözleşme uyarınca yaptırması gereken sorumluluk sigortasını yaptırmadığı anlaşılmaktadır. Davalı şirket dilekçelerin teatisi aşamasında, belirtilen şekilde düzenlenmiş bir sorumluluk sigorta poliçesinin varlığından söz etmemiştir. İstinaf başvurusuna eklenen yazışmalar da bu hususu kanıtlayacak nitelikte değildir. Davalı vekili 05.12.2019 tarihinde sunduğu bilirkişi ek raporuna itiraz dilekçesi ekinde, \"nakliyat abonman sigorta poliçesi\" sunulmuş ve bu poliçe, istinaf başvuru dilekçesi ekinde tekrar sunulmuştur. Belirtilen poliçe bir çerçeve abonman poliçe olup, yangın rizikosunun da bu poliçe kapsamında sigorta örtüsü altına alındığına dair bir kayıt bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki sözleşmenin 6 ve 8. maddelerinde belirlenen davalı sorumluluğunun sigorta örtüsü altına alındığına dair başkaca bir sorumluluk sigorta poliçesi de sunulmamıştır. Davalı vekili istinaf başvurusunda 8. maddeye göre düzenlenen poliçeyi eklediğini belirtmiş ise de yukarıda açıklandığı üzere bu poliçe bir nakliyat abonman sigorta poliçesi olup, davalının olaya ilişkin yangından sorumluluğun sigortalandığına dair bir belge sunulmamıştır. İstinaf başvurusunda sözü edilen Prof. Dr. ... tarafından düzenlenen 13.11.2018 tarihli uzman görüşünde, davalı ile davacı saklatan arasındaki sözleşme hükümlerinin ve düzenlenen poliçelerin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Uzman görüşünde sözü edilen sözleşmenin 6. 8, 7.1, ve 2, 8.4 maddelerinde bir kısım zararların talep edilebileceği, yangın sonucu oluşan zararların ise talep edilemeyeceği belirlenmiştir. Ancak ilk derece mahkemesince denetime elverişli bilirkişi raporuyla belirlendiği ve Dairemizce kabul edildiği üzere; sözleşmenin 6. maddesinde genel olarak hasarlardan, davalının sorumlu olacağı kabul edilmiştir. Yangından kaynaklanan hasarlarının sorumluluk dışı olduğu taraflarca düzenlenen sözleşmede açıkça kararlaştırılmamıştır. Sözleşmede bir kısım kayıplar bakımından düzenleme yapılmış ve tarafların kendi sorumlulukları  yönünden sigorta poliçesi düzenleyeceği kabul edilmiştir. Sözleşme hükmünde, tarafların poliçe düzenlemesi esasları ile usulüne uygun poliçe düzenlenmesi hâlinde davalının sorumlu olmayacağı kabul edilmiş ise de, yukarıda açıkladığı üzere, sözleşmenin  6.8. maddesi gereğince, poliçeyi düzenleyen tarafın diğer tarafa, rücu için gerekli imkanları sağlaması nedeniyle 6. maddede belirtilen hükmün makul olduğu kabul edilmiştir. Yukarıda da açıklandığı üzere, davalının sözleşme gereğince sorumlu olduğu yangın rizikosundan kaynaklı zararı teminat altına alacak geçerli bir poliçe düzenlemesi ve bu poliçenin varlığını açıkça kendisine başvuru yapılması üzerine alacaklıya bildirmesi ve alacaklının, zarar sigortacısına başvurusu için gerekli imkânları sağlaması koşuluyla sözleşmede getirilen sınırlamanın makul olduğu ancak davalının açıkça bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, ek rapora itiraz aşamasında davalının sunulduğu poliçenin de antrepoda bulunan mala ilişkin sorumluluk sigortası ya da zarar sigortası olmayıp nakliyat abonman poliçesi olduğu, bu çerçeve abonman poliçe kapsamında spesifik poliçelerin yapıldığının da savunulup kanıtlanmadığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesinin gerekçesi yerinde görülmüştür. Sözleşmenin 7.1.6. maddesi hükmünde, ...'nin herhangi bir kayıt yılında iş bu sözleşme hükümlerinin ihlali nedeniyle 6. madde çerçevesinde doğan yükümlülükler hariç olmak üzere 260.000 Sterlin ile sınırlandırılmıştır. Sözleşmenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Kendi edimini (sorumluluk sigortası yaptırma yükümlülüğünü) yerine getirmeyen davalının sözleşmenin diğer maddesindeki sorumluluğu sınırlandırma maddesine dayanma sı dürüstlük kuralına aykırı olduğu gibi;  01.07.2019 tarihli uzman görüşünde belirtildiği üzere, davalının  yapılan hizmet bakımından uzman kişi olduğu, bu hizmetin Bakanlıktan alınan ruhsat ve belgeyle yapıldığı dikkate alındığında, BK'nın 99. maddesi gereğince yapılan sorumsuzluk anlaşması da geçersizdir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince, sözleşmedeki bu sınırlandırma dikkate alınmadan karar verilmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.İlk derece mahkemesince dosya kapsamındaki belgeler ve defterler incelenerek gerçek zarar belirlenmiş olup, sigorta şirketince ödenen gerçek zararın tahsiline karar verilmesi yerinde olduğu gibi, poliçe limitini aşan gerçek zarar yönünden diğer davacının zararının hesaplanarak hüküm altına alınmasında hukuka aykırılık görülmemiş, tazminatın miktarına dair istinaf nedenlerinin bu nedenle reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, asıl davada davacı  ile asıl ve birleşen davalarda davalı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; A-Asıl davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde; 1-HMK'nın 353/1.b.1. asıl davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Asıl davada davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 373,20 TL istinaf karar harcının asıl davada davacıdan tahsiline, 3-Asıl davada davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına, B-Asıl ve Birleşen davalarda davalı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, asıl ve birleşen davalarda davalı vekilinin, asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Asıl ve birleşen davalarda davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 377.977,98 TL nispi istinaf karar harcının asıl ve birleşen davalarda  davalıdan tahsiline, 3-Asıl ve  birleşen davalarda davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda 15.02.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi. 15.02.2024<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8c258dbc006394b3","SID":"6bed270d91b85366"}}