{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/208 Esas <br>KARAR NO: 2024/237  Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2023/450 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİHİ: 17/10/2023 (Ara Karar)<br>DAVA: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 08/02/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: İhtiyati tedbir talep eden davacılar vekili 07/08/2023 tarihli talep dilekçesi ile; davalı şirket tarafından müvekkilleri ... ve  .... Ltd. Şti. aleyhine  İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. (Eski Esas No: ...) ve ... E. ( Eski Esas No: ... Esas) sayılı dosyaları ile kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığını, başlatılan icra dosyalarında müvekkillerinin borçlu olmadığının tespiti adına 2023/450 Esas sayılı tedbir talepli işbu davanın açıldığını, Mahkemece 20/07/2023 tarihli ara karar ile  alacak miktarı olan 1.016.384,46 TL miktarın % 15 (152.457,67TL)'i oranında teminatın mahkeme kasasına depo edilmesi halinde İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... esas ve ... Esas sayılı dosyasına yatan paranın alacaklıya ödenmemesi bakımından ihtiyati tedbir konulmasına karar verildiğini ancak müvekkillerinin yurt dışında olması ve teminat miktarının yüksek olması nedeniyle süresi içinde teminatın mahkeme kasasına depo edilemediğini, davalı yanca başlatılan icra takibi sonucu  müvekkillerinin cebri icra tehdidi altında bırakıldığını, davalı tarafın işbu davanın açılmasından sonra daha yoğun şekilde icra dosyalarında haciz işlemlerine devam ettiğini,  icra takibine dayanak senetlerin bedelsiz olduğunu, herhangi bir geçerliliklerinin bulunmadığını, bu nedenle bu senetler dayanak gösterilerek müvekkilleri aleyhine başlatılmış olan icra takibinin de haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkillerinin cebri icra baskısı altında haksız ve hukuki dayanaktan yoksun icra dosyalarına ödeme yapmaya beyanla HMK'nın 389 ve devamı maddeleri uyarınca ve İİK madde 72/3 gereğince İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. (Eski Esas No: ...) ve ... E. ( Eski Esas No: ... Esas) sayılı dosyalarına yatan paranın alacaklıya ödenmemesi bakımından ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesi'nin 07/08/2023 tarih ve 2023/450 Esas sayılı ara kararında;\"1-Dava; icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemi olup, İİK'nın 72/3 maddesi uyarınca ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak borçlu gecikmeden dolayı zararları karşılamak alacağın % 15'den aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşıladığında icra veznesine yatan paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir hükmü uyarınca icra takibinin  durdurulması yönündeki talebinin reddine, 2-İİK'nın 72/3 uyarınca alacak miktarı olan 1.016.384,46-TL miktarın % 15 (152.457,67TL) oranında teminatın davacı tarafından mahkememiz kasasına  nakdi teminat olarak yatırılması veya kesin ve süresiz teminat mektubunun ibrazı halinde İstanbul .... İcra Müdürlüğü ... E. (Eski Esas No: ...) ve ... ( Eski Esas No: ... Esas) esas sayılı dosyalarına yatan paranın alacaklıya ödenmemesi bakımından İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA, karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmuştur. İhtiyati tedbir kararına itiraz eden davalı vekili itiraz dilekçesi ile; müvekkilinin davacılardan davaya konu edilen takip dosyası ve dayanağı kambiyo evrakı kapsamında alacaklı olduğunu, Mahkemenin bu dava yönünden görevsiz olduğunu, tedbir kararının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacıların tüm iddiaları yönünden hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacı şirketin davaya konu bonoların iddia ettiği taşımalara ilişkin verildiğini ispat edemediğini, davacı şirketin, müvekkilinin hukuki durumuna ilişkin nitelendirmesinin yanlış olduğunu, müvekkilinin vekalet ilişkisi kapsamında davacının vekili olmadığını, davacının tüm dava ve iddiasının taşımanın özel sıcaklık gerektiren konteyner ve şartlarda taşınmadığı, bunun da taşıyıcı tarafından takip edilmesi gerektiğine ilişkin olduğunu, bu hususun davacı tarafından yüke ilişkin bilgilendirme yükümlülüğü ve özel talimat yükümlülüğü kapsamında olduğunu, dava dilekçesinin tamamen davacı şirket ile müvekkili arasında bir taşıma sözleşmesi olduğunu, davacının davaya konu bonoları bu taşıma sözleşmesine istinaden verdiği ve taşıma sözleşmesi kapsamında ürünler tam ve eksiksiz teslim edilmediğinden senetler yönünden bedelsizlik defi kapsamında borçsuzluğunun tespitine ilişkin olduğunu, bedelsizlik definin şahsi defi niteliğinde olduğunu, davacılardan ... takibe konu bonolardan aval sıfatı ile sorumlu olup diğer davacının kendi şahsi defilerinden yararlanması ve bu defileri ileri sürmesinin mümkün olmadığını beyanla müvekkilleri aleyhine verilen 07.08.2023 tarihli İhtiyati tedbir kararının kaldırılmasına ve davacıların söz konusu icra dosyalarında talep ettiği ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 17/10/2023 tarih ve 2023/450 Esas sayılı ara kararında; \"Mahkememizin 07/08/2023-08/08/2023 tarihli ara kararı ile; davacı vekilinin; icra veznesine yatan paranın alacaklıya ödenmemesine yönelik ihtiyati tedbir talebinin,  HMK 389 da öngörülen yaklaşık ispat koşulunun oluştuğu anlaşılmakla, davacı vekilinin tedbir talebinin % 15 oranında teminat mukabilinde kabulüne, takip tutarı üzerinden hesaplanan 152.457,67-TL teminatın nakit veya kesin ve süresiz teminat mektubu olarak sunulması halinde tedbirin infazına karar verilmiştir. HMK'nun 390/3 fıkrası uyarınca; tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Tüm dosya kapsamından; davalının ihtiyati tedbir kararının kaldırılması talebi de yerinde görülmemiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde davalı tarafın ihtiyati tedbir kararının kaldırılması talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.\"gerekçesi ile itirazın reddine karar verilmiş ve verilen karara karşı ihtiyati tedbir kararına itiraz eden davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İhtiyati tedbir kararına itiraz eden davalı vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemece davacı tarafın iddiaları dikkate alınarak ihtiyati tedbir kararı verildiğini, olayda ihtiyati tedbirin koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmediğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389/1. maddesinin; \"mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.\" şeklinde olup HMK'nın 390/2. maddesinin ise; \"tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.\" şeklinde olduğunu; Yerel mahkemece davacının icra veznesine yatan paranın alacaklıya ödenmemesine yönelik ihtiyati tedbir talebinin HMK madde 389'da öngörülen yaklaşık ispat koşulunun oluştuğundan bahisle davacının ihtiyati tedbir talebinin kabulüne ve taraflarınca işbu karara yapılan itirazın reddine karar verilmişse de, yalnızca bu durumun icra takibinden sonra açılan menfi tespit davalarında her halükarda ihtiyati tedbir kararı verileceği anlamına gelmeyip HMK'nın 389 vd. maddelerinde düzenlenen yaklaşık ispat ve ihtiyati tedbirin genel şartlarının varlığının da Yerel mahkemece ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini, mahkemenin 07.08.2023 tarihli ara kararıyla vermiş olduğu ihtiyati tedbir kararında gerekçe olarak; \"Tüm dosya kapsamına göre, mahkememizce tedbir talep edenin haklarının derhal korunmasının zorunlu olduğu kanaatine varılarak çoğun içinde azın da varlığı ilkesi uyarınca, İİK m.72/3-2 cümle hükmü kapsamında, icra veznesine yatan paranın tedbiren ve teminat mukabilinde alacaklıya ödenmemesi\" gerektiğinden bahsedildiğini ve 17.10.2023 tarihli ara kararında ise sadece yaklaşık ispat koşulunun oluştuğundan bahsedildiğini; HMK'nın 389/1. maddesine göre; ihtiyati tedbir talep edilebilmesi için öncelikli şartın dava konusu üzerinde ihtiyati tedbir verilebilmesi, sonrasında ise mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması ya da tamamen imkânsız hâle gelmesi veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi olduğunu, davacının talebinin 2016 yılında başlatılan iki icra takibindeki borçsuzluğunun tespiti talebi olup davacı tarafından 7 yıl boyunca icra takiplerine itiraz edilmediğini, borçsuzluğun tespiti talebine yönelik hiçbir dava açılmadığını ve yine icra takiplerinin dayanağı olan taşıma ilişkisinden ileri sürülen taleplerin hak düşürücü süre içerisinde ileri sürülmediğini, 7 yıl sonra haksız çıkar elde etmek ve müvekkilinin alacağını tahsil kabiliyetini zorlaştırmak, daha da geciktirmek amacıyla dava ikame edildiğini, davacıların borçsuzluklarını talep ettikleri icra takiplerinin 7 yıl öncesine ilişkin olup somut olayın mahiyeti gereği gecikme nedeniyle muhtemel bir zararın doğması mümkün olmadığı gibi davacının işbu yargılamadaki haklılığını yaklaşık olarak ispat edemediğini;Davacının işbu yargılamadaki haklılığı yaklaşık olarak ispat edilemediğinden icra veznesinde yatan paranın tedbiren alacaklıya ödenmemesi yönünde kurulan ihtiyati tedbir kararının hukuka aykırı olduğunu, İcra İflas Kanunu madde 72/3'te ise borçlunun alacağın %15'inden az olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında Mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebileceği düzenlenmiş olup, bu halde de Mahkemenin ihtiyati tedbir kararı verebilmesi için ihtiyati tedbir şartlarının oluşmuş olması gerektiğini, yalnızca icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasının, teminat karşılığında icra veznesine yatırılan paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini gerektirmediğini; Yerel mahkeme dosyasında, sunulan cevap ve ikinci cevap dilekçelerinde detaylı olarak izah edildiği üzere davacının iddialarının haksız kazanç elde etme amacıyla başlatılmış kötü niyetli iddialardan ibaret olup davadaki haklılığını ispat eder nitelikte olmadığını, davacının huzurdaki davayı, tarafına ait narenciyelerin denizde taşınmasından kaynaklı taşıma ücretinin ifası için müvekkiline verdiği kambiyo senetlerinden ve bu kambiyo senetlerinden kaynaklı borcun müvekkiline ödenmemesi nedeniyle davacı aleyhine başlatılan kambiyo senedine dayalı haciz yolu ile takiplerden borçlu olmadığının tespiti için ikame etmiş olup bu iddiaların ileri sürülebileceği hak düşürücü sürenin geçtiğini, deniz taşımasına ilişkin kanun hükümleri incelendiğinde eşyanın zıyaı veya hasarı ile geç tesliminden dolayı taşıyana karşı her türlü tazminat istem hakkının, bir yıl içinde yargı yoluna başvurulmadığı takdirde düşeceğinin düzenlendiğini, bu süre hak düşürücü süre niteliğinde olup huzurdaki menfi tespit davasında dayanılan hukuki sebebin ileri sürülebilmesi için getirilen 1 yıllık bir hak düşürücü sürenin geçtiğini, bu durumun dahi davacının huzurdaki davada haklılığını yaklaşık olarak ispat edemediğini gösterdiğini; Davacının, malen kaydı bulunan kambiyo senetlerinin bedelsizliğini iddia ettiğini, malen kaydı bulunan senetlerin, senetlerin teslim alınan bir malın karşılığında düzenlendiğine karine teşkil etse de işbu senedin bedelsizliğini iddia eden davacının bu iddiasını ispatlamak zorunda olduğunu ancak davacı bedelsizlik iddialarını ispata yarar hiçbir delil sunmadığı gibi, bu senetlerin müvekkiline verilme nedenini de ispatlayamadığını, müvekkilinin davaya konu taşıma hizmeti bakımından davacının vekili sıfatı ile değil kabul edilmemekle birlikte ancak taşıyıcı/taşıma işleri komisyoncusu sıfatıyla sorumlu olduğu kabul edilse dahi;  müvekkili davaya konu taşımayı yükün özelliklerine göre gereği gibi yerine getirmiş olup malların ziyaa uğramasından sorumlu olmadığını, zira ürünlerin ithalat işlemleri tamamlanamadığından bahisle ürünlerin gümrüklü sahada imha edilene kadar kalmak zorunda kaldığını, bu duruma sebebiyet verenin müvekkili değil davacının kendisi olduğunu, bu nedenle zayi iddiası bakımından müvekkiline kusur atfedilebilecek bir durum oluşmadığını, ayrıca bahsedildiği üzere müvekkilinin temel borç ilişkisine ilişkin ifa ve edim yükümlülüğünü tam ve eksiksiz olarak yerine getirdiğini ve iddia edilen taşımayı sorunsuz gerçekleştirdiğini, açıklanan tüm bu nedenlerle kambiyo taahhüdünün temel alacağının geçersizliğinin söz konusu olmayacağını ve davaya konu senetlerin bedelsizliğinden de söz edilemeyeceğini; Davacılardan ... takibe konu bonolardan aval sıfatı ile sorumlu olup şahsi def'i niteliğinde olan bedelsizlik def'ini ileri süremeyeceğini, bu nedenle davacı şahsın borçsuzluk tespiti talebi yönünden hiçbir delil ve iddia olmadığından bahisle dinlenebilir bir davasının da olmadığını, tüm bu savunmalar ve deliller karşısında davacı tarafından yalnızca soyut ve mesnetsiz iddialarda bulunulduğunu, somut verilere karşılık davacının mesnetsiz iddialarının işbu ara kararda esas alınmasının ve yaklaşık ispat bulunmamasına rağmen bu minvalde müvekkilinin alacağının tahsil kabiliyetini zorlaştırır/geciktirir nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilmesinin hukukla ve hakkaniyetle bağdaşmadığını, Yerel mahkemece ihtiyati tedbir kararına itiraz dilekçelerinde yer alan terditli talepleri hakkında olumlu veya olumsuz karar verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, itiraz dilekçelerinde ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasının talep edildiğini, işbu talebin kabul edilmemesi halinde teminat tutarının arttırılmasının talep edildiğini; Davaya konu borçsuzluğu tespit edilen ve 2016 yılında icra takibine konu olan kambiyo senetlerinin bir tanesinin 12.063,10-USD, diğerinin 26.730,20-USD olmak üzere toplamda 38.793,3-USD tutarında olup ihtiyati tedbir kararına istinaden hükmedilen 152.457,67-TL teminat miktarının, öncelikle icra dosyalarının güncel kapak hesapları göz önüne alındığında, ayrıca İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku ilkelerine göre asıl olan alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğu gözetildiğinde hükmedilen teminat miktarının son derecede düşük kaldığının ve müvekkilinin uğrayabileceği olası zararları karşılamayacağının sabit olduğunu, Yerel mahkemenin 17.10.2023 tarihli ara kararı ile tedbirin kaldırılması yönündeki taleplerinin reddedildiğini, teminat tutarının arttırılmasına yönelik taleplerinin hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, Mahkemenin her bir talep hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermesi gerektiğinden bahisle yalnızca bu hususun dahi Yerel mahkeme kararının kaldırılmasını gerektirdiğini beyanla İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/450 E. sayılı dosyasında verilen 17.10.2023 tarihli ihtiyati tedbire itiraz talebinin reddine dair ara kararın kaldırılarak ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, Dairemizin aksi kanaatte olması halinde teminat tutarının arttırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep; davacılar aleyhine kambiyo senedine dayalı olarak başlatılan İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas ve ... Esas sayılı takip dosyalarında davalıya  borçlu olunmadığının tespiti talebi ile açılan davada, takibin durdurulması ve icra dosyasına yatırılacak paranın davalıya ödenmemesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile takibin durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin reddine, bono bedellerinin %15'i tutarında teminat mukabilinde icra veznesine ödenecek paranın tedbiren alacaklıya ödenmemesine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İİK'nın 72/3. maddesi uyarınca; icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın %15'inden az olmamak kaydıyla göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yolu ile icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. 6100 Sayılı HMK'nın 389/1 fıkrası uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Yine 6100 Sayılı HMK'nın 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir.Somut dosyada; davacı taraf yurt dışına ihracat yaptığını ve ürünlerin yurt dışına sevkiyatı konusunda davalıya geniş yetkiler içeren vekaletname verildiğini, davalı tarafından ürünlerin sevkiyatının uluslararası deniz yolu ile sağlandığını, toplam üç sevkiyat için bir kısım bedelin peşin olarak ödendiğini ve ardından tüm sevkiyatların tamamlanması için talebi üzerine davalıya takip konusu bonoların verildiğini, bununla birlikte ihraç edilen ürünlerin taşındığı konteyner ısınının ayarlanamaması nedeniyle taşıma sırasında zayi olduklarını ve bu şekilde zarara uğradığını, davalının sevkiyatın sorunsuz şekilde tamamlanması için üstlendiği yükümlülüklere ve verilen yetkilere uygun davranmadığını, bu nedenle de takip konusu bonoların bedelsiz kaldığını iddia etmekte, davalı taraf Mahkemenin görevsiz olduğunu, davacıların iddia ettikleri zarar yönünden hak düşürücü sürenin geçtiğini, vekaletin yalnızca gümrük işlemleri için verildiğini, söz konusu olayda ancak taşıyıcı sıfatının olabileceğini, yüke ilişkin taşınma koşullarının davacı tarafça bildirilmesi gerektiğini, sorumluluğun davacı tarafa ait olduğunu, takip konusu bonoların ne sebeple verildiği ve üzerlerinde yer alan bedel kaydının aksinin davacı tarafça ispat edilmesi gerektiğini, davacı ...'ın aval olduğunu ve diğer davacı şirkete ait şahsi defileri ileri süremeyeceğini savunmakta olup, ilk derece mahkemesinin de belirttiği üzere takipten sonra açılmış menfi tespit davalarında İİK'nın 72/3. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir yolu ile icra takibinin durdurulması mümkün değilse de, HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde yer alan ihtiyati tedbirin koşullarının oluşması halinde icra veznesine yatırılan paranın teminat mukabilinde alacaklıya ödenmemesine karar verilebileceği, Mahkemenin ara karar tarihi itibariyle davacı tarafından dosyaya sunulan vekaletname, mail yazışmaları, faturalar vs delillerin, mevcut durumda meydana gelecek değişiklik nedeniyle hakkın elde edilmesinin güçleşeceği veya imkansız hale geleceği konusunda yeterli kanaati sağladığı, her iki davacının takip dosyalarında borçlu olmaları ve herhangi birisi tarafından dosyalara para yatırılması mümkün olduğundan tedbirin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğinden Mahkemece verilen tedbir kararının ve hükmedilen teminatın usul ve yasaya uygun olduğu, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf başvurusunun haksız olduğu anlaşılmıştır.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre tedbir talebine itiraz eden davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  1-İhtiyati tedbir talebine itiraz eden davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenden alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75‬ TL harcın istinaf eden davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 08/02/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8a772b73f7445f23","SID":"3f13e87b7c475a58"}}