{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2021/1682 - 2024/94<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2021/1682 <br>KARAR NO\t: 2024/94<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                       \t   K A R A R <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 16/09/2021<br>NUMARASI\t\t: 2020/412 E.  -  2021/292 K.<br><br>DAVACI\t\t  <br>VEKİLİ\t:<br>DAVALI\t: <br><br>DAVANIN KONUSU\t:Patentten Doğan Haklara Tecavüz, Haksız Rekabetin Tespiti, <br>\t\t Maddi ve Manevi Tazminat  <br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 16/09/2021 tarih ve 2020/412 E. - 2021/292 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin ...”) geni buluş başlıklı TR 2000/00435 B sayılı patentin inhisari (münhasır) lisans sahibi olduğunu, patent sahibi ... tarafından 13.08.1998 tarihinde PCT/FR98/01805 PCT başvuru numarası ile yapılan başvurunun 22.10.2007 tarihinden itibaren TR 2000/00435 B sayı ile tescil edildiğini, davalı şirketin patent hakları davacıya ait olan TR 2000/00435 B sayılı patente konu buluşu izinsiz olarak kullandığının ve piyasaya sunmakta olduğunun öğrenildiğini, konuya ilişkin olarak patent ihlalinin sonlandırılması ve müvekkilinin zararının giderilmesi ile ilgili davalı şirkete ihtarname gönderildiğini, ancak davalı şirket tarafından herhangi bir olumlu yaklaşım gösterilmediğini, devam eden süreçte davalı adına arabuluculuk kurumuna başvurulduğunu, ancak bu aşamada da davalı şirketin müvekkilinin zararını gidermediğini ve anlaşmama tutanağı ile sürecin sonlandırıldığını, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında bu kullanımı meşru ve haklı kılan herhangi bir alt-lisans sözleşmesi ve benzeri bir sözleşme bulunmadığını, davalının bu eylemlerinin açıkça müvekkilinin patent haklarına tecavüz oluşturduğunu, ayrıca davalı şirketin test kitlerinin üretimini, kullanılmasını veya satılmasını gerçekleştirerek müvekkiline zarar verdiğini ileri sürerek davalı şirketin Bulaşıcı Akdeniz Hummasından (FMF) sorumlu gene ilişkin yürüttüğü ticari faaliyetlerin, patent süresi içerisinde müvekkili şirketten lisans almadan gerçekleştirdiği FMF test kiti üretim, satış, kullanım ve ithalat buna bağlı tanı ve teşhis hizmetleri de dahil olmak üzere her türlü ticari faaliyetin müvekkili şirkete ait TR 2000/00435 B sayılı \"...\" isimli patentten doğan münhasır haklarını tecavüz ve ihlal ettiğinin ve aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile, davalı şirketin müvekkili şirketten lisans sözleşmesi yapmadan haksız şekilde gerçekleştirdiği her türlü ticari faaliyet, FMF test kitleri ile ilgili ürün ve hizmet satışları patent ihlali ve haksız rekabet teşkil ettiğinden patent süresi içerisinde müvekkili şirket nezdinde oluşan gelir mahrumiyeti, lisans bedeli ve ciroya bağlı lisans ödemeleri mahrumiyeti, marka değer kaybı da dahil olmak üzere 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın ihlal tarihlerinden itibaren işleyecek mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini  talep ve dava  etmiştir. <br>Davalı şirket vekili, davaya konu olayda yer verilen taleplerin tamamının zamanaşımına uğradığından bahisle öncelikle esas girilmeden davanın usulden reddi gerektiğini, esasa ilişkin olarak davaya konu TR 2000/00435 nolu incelemeli patentin koruma süresinin, başvuru tarihi olan 13.08.1998 tarihinden itibaren 20 yıl olup, 13.08.2018 tarihi itibariyle koruma süresinin dolduğunu, dolayısıyla, bu tarihten itibaren buluşa konu ürün / usul, kamuya mal olmuş olup, davacının bahse konu tarih sonrası için herhangi bir talebinin olması mümkün bulunmadığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 18.12.2017 Tarih ve 2016/3997 Esas, 2017/7312 Karar sayılı kararı ile davacıya ait TR 2000/00435 nolu incelemeli patentin ilk 9 (dokuz) isteminin hükümsüz kılındığını, davacının iş bu davasının dayanağını teşkil eden TR 2000 00435 nolu patentin ilk 9 (dokuz) istemi ile ilgili olarak müvekkili aleyhine hiçbir talep ve dava hakkının bulunmadığının sabit olduğunu, müvekkili şirkete ait ürünlerin, davaya konu TR 2000/00435 nolu patentin hükümsüz kılınmamış 10. ve devam eden istemlerinin koruma kapsamı dışında olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.  <br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybının, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin uygulaması ile hukukumuza yerleşmiş olup, yasal dayanağının da TMK’nin 2. maddesi olduğu, sessiz kalma yolu ile hak kaybının oluşması için öncelik hakkı sahibinin kullanımdan haberdar olması gerektiği, sessiz kalmanın kaç yıl sonra hak kaybına yol açacağı ile ilgili kesin bir süre verilemeceği, burada önemli olanın öncelik hakkı sahibinin sonraki kullanıma bir süre katlanmış olması olduğu, davalının dava konusu patent kullanımının başlangıcı ve bu konuda davacı tarafından 01.06.2010 tarihinde çekilen ihtar göz önüne alındığında, bu tarihten itibaren 2. ihtar, arabuluculuğa müracaat ve dava tarihine kadar geçen süre dikkate alındığında, davacının, açık bir şekilde, patent hakkını ihlal ettiği ileri sürülen fiilere, yıllarca (8 sene 9 ay 10 gün) sessiz kaldığı, dolayısıyla, ortada, TMK'nin 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımı olduğu gerekçesi ile uzun süre sessiz kalma suretiyle hak kaybına dayalı olarak davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, kararın hukuka aykırı ve çelişkili olduğunu, müvekkili tarafından herhangi bir şekilde \"sessiz kalma\" dan bahsedilmesinin mümkün olmadığın, dava konusu patente ilişkin müvekkili aleyhinde açılmış olan   hükümsüzlük davasının ve müvekkili tarafından yine aynı konu ile ilgili emsal karar niteliğinde olan dava dışı ... Şti.'ne karşı ikame edilmiş olan patent ihlalinin  tespiti davalarının  neticesinin beklendiği gerçeğini yok saydığını, müvekkilinin Patentten doğan haklarıyla ilgili ihlal eden şirketlere karşı genel tutumunu ve karşılıklı ikame edilmiş olan davalar süreci karşısında \"sessiz kalma\" kavramından bahsedilemeyeceğini, patent ile ilgili açılmış olan hükümsüzlük davasının müvekkilinin patentten doğan haklarının talep edilmesine imkan tanıyan patentin ihlalinin tespiti ve tazminat davaları bakımından bekletici mesele olduğu mahkeme kararı ile tespit altına alınmışken, müvekkili şirketin bu sürecin neticelenmesini \"beklemiş\" olması sebebiyle \"sessiz kalma sebebiyle\" dava hakkını kaybettiğini iddia etmenin hakkaniyete aykırı bulunduğunu,  patent hakları inhisarı lisans alan sıfatıyla müvekkilinde bulunan TR 2000 00435 tescil numaralı patentin kullanımının açıkça müvekkilinin fikri mülkiyet haklarına ve 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda düzenlenen patent haklarına tecavüz teşkil ettiğini, davalı şirketin müvekkilinin patent haklarını ihlal eden şekilde kit üretimi, kullanımı ve satış faaliyetleri neticesinde patent hakkının sona erdiği tarihe kadar ortaya çıkan zararın tazmini gerektiğini, ilk derece Mahkemesi tarafından verilen kararın gerekçesiz olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, talepleri gibi davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.    <br><br>GEREKÇE\t: Dava, patentten doğan haklara tecavüz, haksız rekabetin tespiti, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, hukuka aykırı bir davranışın önlenmesine veya hukuka aykırı duruma son verilmesine ilişkin talebin kullanılmasını çok geciktiren kimsenin Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde anlamını bulan dürüstlüğe aykırı davranıp davranmadığının değerlendirilmesinin gerekli bulunduğu, zira, haklı başka bir gerekçe olmadığı sürece, uzun süre tecavüze sessiz kalarak üçüncü kişiler nezdinde güven yaratan kişilere dava açma hakkı tanınmaması gerektiği, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.06.2012 Tarih, 2010/8788 Esas ve 2012/10516 Karar sayılı kararının da bu yönde bulunduğu, davalının dava konusu patent kullanımının başlangıcı ve bu konuda davacı tarafından 01.06.2010 tarihinde çekilen ihtar göz önüne alındığında, bu tarihten itibaren 2. İhtar, arabuluculuğa müracaat ve dava tarihine kadar geçen süre dikkate alındığında, davacının, patent hakkını ihlal ettiğini ileri sürdüğü dava konusu fiillere, 8 sene 9 ay 10 gün boyunca sessiz kaldığı, bu durumda, davalının yukarıda açıklanan şekilde gerçekleşen kullanımlarına karşı çıkılmamış olunması karşısında artık iş bu davanın açılmasının, TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmayacağı, dolayısıyla, ortada, TMK'nin 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımı olduğu, bu nedenle davacının davalıya karşı sessiz kalmaya bağlı hak kaybına uğradığı, diğer yandan davacı vekilince, dava konusu patente ilişkin müvekkili aleyhinde açılmış olan hükümsüzlük davasının ve müvekkili tarafından yine aynı konu ile ilgili emsal karar niteliğinde olan dava dışı ... Şti.'ne karşı ikame edilmiş olan patent ihlalinin tespiti davalarının neticesinin beklendiğinin haklı neden olarak ileri sürüldüğü, oysa davacı vekilince ileri sürülen bu hususların haklı nedenle kullanmama nedeni olarak tartışılabileceği, bu patenti izinsiz kullananlara karşı harekete geçmemeyi ve onlara karşı sessiz kalmayı haklı kılmayacağı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 59,30-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 368,3‬0-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, \t<br>\t3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı  uhdesinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 18/01/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/02/2024<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br><br>Üye<br><br>Üye<br><br><br>Katip<br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"bcf47522f62963f7","SID":"d8f7b0552eee19f0"}}