{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1749 <br>KARAR NO: 2023/1406<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 22/01/2020<br>NUMARASI: 2015/359 Esas -  2020/58 Karar<br>DAVA: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/12/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekili ve davalı vekilince ayrı ayrı istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil ile davalı şirket arasında 19.03.2012 tarihli acentelik sözleşmesi ve eki Cari Hesap Sözleşmesi, Alt Kira Sözleşmesi, Sözleşme Devir Protokolü ve sair ek mahiyetteki sözleşme ve protokoller akdedildiğini, müvekkil tarafından 19.03.2012-21.03.2014 tarihleri arasında ... İzmir Bölge Müdürlüğüne bağlı Yazıbaşı Şubesi (isim değişikliği sebebiyle halihazırda Ayrancılar şubesi) faaliyet alanlarında acentelik görevinin başarı ile ifa edildiğini, işbu sözleşme ve eklerinin müvekkil tarafından 21.03.2014 tarihinde haklı nedenle feshedildiğini, müvekkilinin sözleşmenin fesih tarihine kadar 19.03.2012 t. Acentelik Sözleşmesi ve eki mahiyetindeki protokol ve sözleşmelerde belirli edimlerini tam ve eksiksiz olarak yerine getirmiş olmasına karşılık davalının 19.03.2012 t. acentelik sözleşmesi ve ekindeki protokol ve sözleşmelerdeki düzenlemelere aykırı şekilde müvekkilini zararlandırıcı iş ve eylemlerde bulunduğunu, bu kapsamda fazlaya ilişkin tüm talep hakları saklı kalmak kaydıyla, davalının sözleşmeye aykırı davranışı ile masraf güncellemesi yapmaması sebebi ile şimdilik 10.000,00 TL,  davalı tarafından haksız bir şekilde hak edişinden kesintisi yapılan kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti toplamı olan 6.819,36 TL, davalı tarafından haksız şekilde kesinti yapılan hasar tazminlerine mahsuben şimdilik 2.500,00 TL, davalı tarafından yapılan haksız faiz kesintisi toplamı olan 4.957,89 TL ile hukuka sevk edilen müşteriler açısından müvekkilden tahsil edilen fatura bedellerine istinaden şimdilik 400,00 TL olmak üzere şimdilik toplam 24.677,25 TL'nin fesih tarihinden itibaren işleyecek olan ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, sözleşmenin imzalanması sırasında müvekkilden alınan ve sözleşmenin ilgili maddesinde belirtilen 90.000,00 TL tutarındaki teminat senedinin müvekkile iadesine, yine sözleşmenin devamı sırasında konulan teminat ipoteğinin fekkine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  taraflar arasında 16.03.2012 tarihinde imzalanmış olan acentelik sözleşmesi davacı tarafından ortada fesih için haklı bir neden olmamasına karşın 26.02.2014 tarihinde tamamen kendi isteği ile çeşitli nedenler ile birlikte farklı iş kollarında çalışmak istemesi nedeni ile acenteliği tek taraflı olarak fesih ettiğini, davacının bu beyanı ve talebi üzerine şube devir işlemleri yapılarak 22.03.2014 tarihinde şubenin geri devir alındığını, acentelik ilişkisinin sona ermesi üzerine davacının faaliyet göstermiş olduğu döneme ilişkin olarak yapılan hesaplama sonucunda davalının davacıdan olan alacağının tahsili cihetiyle İstanbul ... İcra Müdürlüğü ... esas sayılı takip dosyası ile icra takibi yapılmış olduğunu, davacının dava dilekçesinde keyfi feshini yeni nedenlere dayandırmaya çalışmış ise de fesih bozucu yenilik doğurucu bir hak olup bir kere kullanılmakla hüküm ve sonuçlarını doğuracağını ve geri alamayacağını, bu nedenle fesih iradesi açıklanmış olan fesih nedenleri ile taraflar bağlı olup fesih nedenlerinin sonradan değiştirilmesinin mümkün olmadığını, davacının dava dilekçesinde belirttiği iddialara ilişkin davalıyı temerrüte düşürmüş ya da davalıya fesihten önce herhangi bir ihtar çekmediğini, davacıya bu hususlarda haklı fesih hakkı tanınmış iken davacının davalıyı temerrüde düşürmeden doğrudan haklı nedenle sözleşmenin derhal fesih yoluna gitmesi de zaten hukuken mümkün olmadığını ve hatta sözleşmelerin ayakta tutulmasının asli prensibine aykırı olduğunu, bu sebeple davacının sözleşmeyi keyfi fesih ettikten sonra dava dilekçesinde bir takım sözde iddialarda bulunarak sözleşmeyi haklı fesih ettiğini iddia etmesinin hukuken mümkün olmadığının, davacının dilekçesinde yer alan tüm iddiaların yersiz olduğunu, davacı ile davalı arasında akdedilmiş sözleşmenin pek çok konuyu ve bu kapsamda taraflara düşen hak ve yükümlülükleri tafsilatlı olarak düzenlenen bir acentelik sözleşmesinin olduğunu, davalının bağımsız olarak şubelerini acente olarak işletmek üzere tacirlere devretmek ve işe kendi maaşlı personelleri yerine kendi işi gibi benimseyerek kar elde etme gayesi ile çalışacak acentelere bıraktığını, bu bağlamda kurulu bir düzeni tüm demirbaş ve mefruşatı ile şubesini ve kasasını, o şubede kullanılacak araçları, müşteri portföyünü, tüm Networks’ünü, ticari bilgi ve deneyimini, ticari marka ve logosunu ve benzeri tüm imkânları süresiz acentelik sözleşmesi ile acentenin kullanımına bıraktığını, davalının acentelik sözleşmelerinin süresiz olarak akdetmekte ve keyfi fesih ile suistimalleri önlemek üzere sözleşmede koruyucu hükümlerin konulduğunu, işin gerektirdiği şekilde işi ve iş yerini ve çalışan personel sayısını ayarlama ve organize etme sorumluluğunun da sözleşme hükümleri gereğince acentenin kendisine ait olup bağımsız tacir niteliğine haiz acentenin iddialarının hukuk düzenince korunmayacağının ortada olduğunu, davacının acentelik sözleşmesini akdederken basiretli tacir olarak tüm sorumluluklarının farkında olması gereği TTK 20/2 hükmü gereği emredici bir hüküm olup şube müdürü olduğuna dair iddiaları ve benzerlerin mesnetsiz olduğunu, davacının davalı şirketin acentelik faaliyetini yürütmüş olup bağımsız tacir olup bu nedenle TTK gereği ticari faaliyetlerin tümünde basiretli hareket etmek zorunda olduğunun aşikâr olduğunu, davacı şayet bir zarara uğradı ise basiretsizliği ve ticari başarısızlığı nedeni ile zarara uğramış olup davalıya herhangi bir katma değerinin olmadığını, davacı acenteye davalı tarafından her türlü bilgi ve destek sunulduğunu, masraf güncellemesi yapılmaması nedeni ile talep edilen 10.000,00 TL maddi tazminat talebinin haksız ve dayanıksız olduğunu, davacının dava dilekçesinde masraf kalemlerindeki artışın zamanında güncellenmediğini iddia ettiğini, taraflar arasında akdedilmiş olan 16.03.2012 tarihli acentelik sözleşmesi ek protokolü cari hesap sözleşmesinde yer alan hükümler uyarınca aylık acente masraflarının belirlenmesi münhasıran davalı şirkete ait olup taraflarca kararlaştırılan iş bu hüküm uyarınca masrafların artış ya da eksilişine karar verecek tarafın davalı olduğunu, buna karşın takdir yetkisi davacı lehine kullanılarak masraf güncellemesinin yaptırıldığını, davacının tüm hak edişlerinin sözleşme hükümlerine uygun olarak zamanında ödendiğini savunarak davanın reddi ile yargılama masrafları ve vekalet ücretininde davacı tarafa yükletilmesini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Taraflar arasında münakit 19.08.2012 tarihli Acentelik Sözleşmesinin 21.03.2014 tarihi itibariyle sonlandırılmış bulunduğu, davacının 01.11.2015 tarihi itibariyle davalı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığı, davalı şirketin sunulan ticari defter kayıtları ile de bu durumun sabit olduğu teknik bilirkişi heyet raporundan anlaşılmakla dava dışı ... tarafından davacı ...’ın borçlarına teminat teşkil etmek üzere davalı şirket lehine 05.08.2013/20196 yevmiye nolu ipotek belgesi mucibi tesis edilen 90.000,00 TL bedelli teminat ipoteğinin fekki gerektiği kanaatine varılmıştır. Dosya kapsamına alınan yukarıda ayrıntılı dökümleri yapılan irdeleyici ve hükme elverişli kök ve ek  bilirkişi heyet raporları ile son bilirkişi heyet raporunun birbiriyle uyumlu olduğu anlaşılmakla Davacı ... lehine dava dışı ... maliki olduğu ... ... Mahallesi ... Ada ... Parselde kaim ... arsa paylı ... Kat ... nolu mesken üzerindeki 05/08/2013 tarihli ... yevmiye numaralı ipoteğin fekkine, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra takip dosyasındaki 22/03/2014 keşide tarihli 22/04/2014 vade tarihli 90.000 TL bedelli bononun davacıya iadesine, davacının diğer yöndeki davalarının reddine\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının karara gerekçe olmaktan uzak bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle verildiğini, müvekkilinin acente sıfatına haiz olmadığını, somut olayda acentelik şartlarının bulunmadığını, dosyaya sunmuş oldukları delillerin tartışılmadığı ve değerlendirilmediği gibi emsal niteliğinde sunmuş oldukları emsal mahkeme ve Yargıtay kararlarının irdelenip değerlendirilmediğini ve karara esas alınmadığını, karara esas alınan bilirkişi raporunda bilirkişi heyeti, kök raporunda davalı tarafından farklı zaman ve meblağlarda yapılan faiz kesintisinin ispatı yönünde bir delil ibraz edilmediği ve faiz kesintisinin ispat edilemediği belirtildiğini, yerel mahkemenin de aynı gerekçe ile bu taleplerinin de reddine karar verildiğini, kendilerince delil mahiyetinde sunulan ve klasör halinde dosya ekinde bulunan hak ediş dosyalarında davalı tarafından yapılan faiz kesintilerinin kalem kalem gözüktüğünü, mahkeme heyetinin bu açından da eksik inceleme ile usul ve yasaya aykırı olarak karar vermiş olduğunu, hak ediş dosyaları incelenmesi halinde faiz kesintilerinin  varlığının görüleceğini, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; acentelik sözleşmesi gereği rekabet etme yasağı olan 2 sene dolmadan ipoteğin fekki talepli dava açıldığını, birebir emsal kararı nazarında davanın reddi gerektiğini, davacı ile müvekkili şirket arasında acentelik sözleşmesi kapsamında  herhangi bir ibralaşma olmadığını, acentelik sözleşmesinin 36. maddesi gereği,  acentelik ilişkisi sona erse dahi davacının lehine ipotek tesis ettiği dava dışı şirketin davalı yana karşı olan rekabet etme yasağının 2 yıl daha devam ettiğini, bu haliyle de acentelik sözleşmesinin davalı yanca fesih edildiği tarih olan 26/02/2014 tarihi ile davanın açıldığı 20/03/2015 tarihi arasında henüz 2 yıllık rekabet etme yasağına ilişkin sürenin dolmadığını, davacı tarafça dava dışı şirket lehine tesis edilen ipotek senedi incelendiğinde davacının dava dışı şirketin davalı ile yapmış olduğu acentelik sözleşmesinden doğacak olan borçları, mali sorumluluk ve yükümlülükleri ile davalı şirketin uğrayacağı her türlü maddi ve manevi zararlarına ilişkin olarak iş bu ipoteği tesis ettiğini, dava tarihi itibariyle dava dışı şirket lehine verilen ipoteğin teminat görevini ve niteliğini henüz yitirmediği, bu nedenle davanın erken açılmış olduğunun görüldüğünü, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. <br>GEREKÇE: Dava; acentelik sözleşmesi kapsamında davacıdan mahsup ve tahsil edilen bir kısım ödemenin tahsili, sözleşme kapsamında davalıya verilen ipoteğin fekki ve davalıya verilen bononun iadesine ilişkindir.  İlk derece mahkemesince yukarıdaki gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı ve davalı vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinafa konu uyuşmazlık temelde; kabul edilen kısım yönünden davacı yararına takdir edilen vekalet ücretinin AAÜT  ye uygun olup olmadığı, davacı istinafının süresinde olup olmadığı noktalarındadır. Davacı vekilince davalı ile yapılan acentelik sözleşmesi ve ek protokolleri gereği 2012 ile 2014 yılları arasında acentelik ilişkisinin bulunduğu, kendisinden sözleşmenin teminatı olarak 90.000,00 TL bedelli dava dışı şahsa ait ipotek alındığı, ayrıca 90.000,00 TL bedelli teminat bonosu alındığı, sözleşmenin haklı olarak kendisi tarafından feshedildiğinin ileri sürüldüğü, sözleşme boyunca kendisinden haksız yere yapılan kesintiler için fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak toplamı 24.677,25 TL tazminat talebi ile ipoteğin fekki ve davalı tarafa verilen bononun iadesi istemli eldeki dava açılmıştır.Davacı tarafça dava açılırken 24.677,25 TL üzerinden hesap edilen 421,43 TL peşin harç yatırılmış, mahkemece 27/01/2016 tarihli duruşmanın 5 nolu ara kararı gereği senedin iadesi talebi yönünden eksik harcın tamamlanması istenilmiş, davacı tarafça da 10/02/2016 tarihinde 1.566,19 TL eksik peşin harç tamamlanmış, yine mahkemece ipoteğin fekki yönünden eksik harcın yatırıldığı tespiti yapılarak 29/11/2019 tarihli duruşmada verilen ara karar ile 90.000,00 TL değerindeki ipoteğin fekki talebi yönünden eksik harcın yatırılması talep edilmiş, davacı tarafça 30/12/2019 tarihinde 1.532,00 TL ve 5,00 TL olmak üzere eksik peşin harç yatırılmıştır. Bu durumda dava değeri toplam 204.677,00 TL olup, alınması gereken tüm peşin harç yargılama aşamasında tahsil edilmiştir. İlk derece mahkemesince davacının 90.000 TL değerinde ipoteğin fekki ile 90.000 TL bedelli bononun davacıya iadesine ilişkin talepler yönünden davanın kabulüne karar verildiği, 20/02/2020 karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerince davanın kabul edilen değeri 180.000,00 TL üzerinden 21.050,00 TL vekalet ücreti takdiri gerektiği, mahkemece de bu miktar vekalet ücretinin davacı yararına takdir edildiği anlaşılmaktadır. Davalı taraf istinaf dilekçesinde müvekkili şirket uygulamalarında ipoteğin fek işlemlerinin acente tarafından yapılması gerektiği, fek bedelinin ödenmesi gerektiği ileri sürmüş ise de her konuda ayrıntılı sözleşme düzenlenen eldeki hukuki uyuşmazlıkta buna ilişkin sözleşmelerde bir düzenleme bulunmadığı, ipotek fek talebinin hak sahibi olan davalı tarafça talep edilmesi gerektiği ortadadır.  6100 sayılı HMK'nın 342. maddesine göre, istinaf dilekçesinde başvuru sebepleri ve gerekçesinin gösterilmesi gerekli olup, HMK'nın 355. Maddesine göre de, istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde gösterilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. İstinaf dilekçesi verilmekle kararı istinaf eden gösterdiği istinaf sebepleriyle bağlı olup, bunları genişletmesi mümkün değildir. Zira HMK'da düzenlenen ve taraflarca verilecek dilekçeler, süreleri içinde bir kez verilebilirler. Buna göre ikinci veya ek istinaf dilekçesi sunulması ve istinaf nedenlerinin genişletilmesi mümkün olmadığından davacı tarafın 02/06/2020 tarihli ve daha sonraki tarihli \"ek istinaf dilekçesi\" konulu dilekçesinde belirttiği istinaf sebeplerinin değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu durumda davacı yararına takdir edilen vekalet ücretine ilişkin verilen hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Yine davanın kabul ve red oranı dikkate alınarak yargılama giderlerinin dağıtılmasında da bir hata yoktur. İlk derece mahkemesince 22/01/2020 tarihli davanın kısmen kabulü kısmen reddine ilişkin gerekçeli karar yazılmış, karar davacı tarafa 12/03/2020 tarihinde, davalı tarafa 09/03/2020 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı tarafından 23/03/2020 tarihinde süresinde istinaf dilekçesi mahkemeye sunulmuştur. İstinaf dilekçesi bu aşamada davacıya tebliğe çıkarılmamıştır. İstinaf süresi geçtikten sonra davalı taraf  02/06/2020 tarihli ek beyan dilekçesini mahkemeye sunması üzerine davalının süresinde verdiği istinaf dilekçesi ile süresinden sonra verilen beyan dilekçesi davacı tarafa ayrı ayrı tebliğe çıkarılmıştır. UYAP'tan yapılan incelemede davalının süresinde verdiği 23/03/2020 tarihli istinaf dilekçesi davacı tarafa 11/06/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir. Yine davacının istinaf süresi geçtikten sonra verdiği 02/06/2020 tarihli ek beyan dilekçesi davacı tarafa 15/06/2020 tarihinde tebliğ edildiği belirlenmiştir. Davacı tarafça gerekçeli kararın kendisine tebliği üzerine süresinde istinaf talebinde bulunulmamıştır. Yine davalının 23/03/2020 tarihli istinaf dilekçesinin kendisine tebliğ edildiği 11/06/2020 tarihinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde katılma yolu ile de istinaf yoluna başvurmamıştır. Davalının az yukarıda bahsedilen istinaf süresi geçtikten sonra verdiği beyan dilekçesinin kendisine tebliğ edildiği 15/06/2020 tarihinden sonra 29/06/2020 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalının beyan dilekçesinin davacıya tebliğ edilmiş olması, süresinde istinaf veya katılma yolu ile istinaf başvurusunda bulunmayan davacıya, istinaf yoluna başvurma hakkı vermez. Bu durumda davacı taraf süresinde istinaf talebinde bulunmadığı gibi katılma yolu ile de istinaf talebinde bulunmadığı anlaşılmakla davacının süresinde verilmeyen istinaf dilekçesinin 6100 sayılı HMK'nun 346 maddesi gereği reddine karar vermek gerekmiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda;  ilk derece mahkemesi kararının davacı yararına hükmedilen vekalet ücretinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalının bu yöne ilişkin istinaf taleplerinin reddine, davalı tarafın ise HMK'nın 345. ve 348 maddeleri gereği iki haftalık süre içerisinde istinaf talebinde bulunmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf dilekçesinin reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı vekilinin istinaf dilekçesinin REDDİNE,3-Alınması gereken 12.295,8‬0 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 3.019,55 TL nispi ve 54,40 maktu olmak üzere toplam 3.073,95 TL harcın mahsubu ile bakiye 9.221,85 TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcı ile istinaf başvuru harcının istemi halinde kendisine iadesine,5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.14/12/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e615337189f592d7","SID":"7dc599c1d35a50ef"}}