{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: <br>KARAR NO\t: <br>KARAR TARİHİ\t: 13/02/2024<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>BAŞKAN\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>KATİP\t\t: <br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 05/10/2023<br>NUMARASI\t:  Esas  Karar<br><br>MÜTEVEFFA   \t: <br>MİRASÇI DAVACI \t: <br>VEKİLLERİ\t: Av. <br>\t  Av. <br>DAVALILAR \t:1-)<br>VEKİLLERİ\t: Av.<br>\t  Av. <br>\t:2-) <br>\t 3-) <br>VEKİLİ\t: Av. <br>DAVA İHBAR <br>OLUNANLAR\t:1-)<br>VEKİLİ\t: Av. <br>\t:2-)<br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 13/02/2024<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 14/02/2024<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; 13.01.2021 tarihinde müvekkili ...'ın Bosna Hersek Mesaj Caddesinde yolun karşına geçmek isterken, ...'un sevk ve idaresindeki, diğer davalı .... ve Tic Ltd. Şirketine ait... plaka sayılı otomobilin müvekkiline çarpması sonucu trafik kazası meydana geldiğini, söz konusu kazada müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını, dava konusu trafik kazası nedeniyle sürücü ... hakkında Konya .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile kamu davası açıldığını ve  yargılama neticesinde taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasına karar verildiğini, müvekkilinin kaza sonucunda uzunca bir süre tedavi gördüğünü, bakıcıya muhtaç hale geldiğini, hayatını tekerlekli sandalyede devam ettirmek zorunda kaldığını, hatta hayatını tek başına devam ettiremez durumda olduğunu, kazaya sebebiyet veren... plaka sayılı aracın kaza tarihi itibariyle .... numaralı poliçe ile davalı ... Sigorta Anonim Şirketi'nin teminatı altında olduğunu, davalı sigorta şirketine usulüne uygun bir şekilde başvuru yapıldığını, ancak sigorta şirketince herhangi bir ödeme yapılmadığını, bu nedenlerle 75.000,00-TL manevi tazminatın 13.01.2021 tarihinden  itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faiziyle birlikte  davalılar ... ve   ..... Tic Ltd. Şirketine müştereken ve müteselsilen tahsilini, 6100 Sayılı HMK'nın 107. Maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak talepte bulundukları zarar ve alacak miktarları tam olarak belirlendikten sonra artırılmak üzere şimdilik 1.000,00TL geçici iş göremezlik,  1.000,00 TL sürekli sakatlık/maluliyet, 500,00-TL tedavi giderleri ve 500,00-TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 3.000,00-TL maddi  tazminatın 13.01.2021 tarihinden  itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faiziyle birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen(sigorta şirketi bakımından poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) tahsilini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı taraflara usulüne uygun olarak davetiye tebliğ edilmiş, davalı ... Sigorta AŞ vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından şirkete yapılan başvuruda kanunen aranan evrakların sunulmadığını, usule uygun bir başvuru yapılmadığını, davacı tarafın hasar dosyalarındaki eksik evrak olarak sayılan evrakları ibraz etmediğini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla özür oranı belirlenmeden, kusur oranı belirlenmeden hak edilen tazminat tutarının belirlenmesinin mümkün olmadığını, meydana gelen kaza nedeniyle davacının talep ettiği geçici iş göremezlik, bakıcı ve tedavi giderinden müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağını, bu husustaki sorumluluğun Sosyal Güvenlik Kurumu'na ait olduğunu, davacının herhangi bir sosyal sigorta kurumuna bağlı olup olmadığının araştırılması gerektiğini, davacının gelir durumunun somut belgeler ile ispat edilmesi gerektiğini, gelir durumuna ilişkin olarak somut belge ve delil sunulmaması halinde yasal asgari ücretin esas alınarak hesaplama yapılması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkili sigorta şirketinin sigorta bedelini ödeme yükümlülüğü dava tarihinde muaccel hale geldiğini ve hükmedilecek faizin yasal faiz olduğunu, bu nedenlerle aleyhlerinde açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı ..... ve Ticaret Limited Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının 1930 doğumlu olduğunu, en ufak bir darbede bile dengesini kaybederek düşmesi için çarpan aracın hızlı olmasına gerek olmadığını, kazaya karışan aracı kullanan diğer davalı ...'un müvekkili şirketin çalışanı olduğunu, kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığını, davacının kendi kusuru ile kazaya sebebiyet verdiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı tarafından fahiş miktarda talep edilen manevi tazminat talebinin taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, davacının yaşı, kazanın meydana gelmesindeki kusuru, olayın meydana gelişi vs unsurlar değerlendirildiğinde bahsedilen miktarın davacının sebepsiz zenginleşmesine, müvekkilinin ise herhangi bir sorumluluğu yok iken mağduriyetine neden olabilecek bir tazminat miktarı olduğunu, bu nedenlerle davacıların haksız ve hukuka aykırı davanın reddine, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin kullanmakta olduğu... plakalı araç ile Bosna Hersek Mahallesi Mesaj Caddesi üzerinden sol şeritte ortalama  hız limiti içerisinde seyrederken katılanı yolun ortasında gördüğünü, katılanın yolun ortasında duraksaması üzerine müvekkilinin de hızını azalttığını, ancak davacının bir kaç saniye içerisinde müvekkilinin bulunduğu şeride doğru ilerlediğini, bunun üzerine müvekkilinin katılana çarpmamak için manevra yaptığını, ancak aracın sağ aynası ile katılana çarptığını, kazadan hemen sonra araçtan inen müvekkilinin yere düşen davacı ile konuştuğunu, bilincinin açık olduğunu, vücudunun herhangi bir yerinde kanama vs olmadığını gözlemlendiğini, katılanın olay yerine gelen ambulans ile hastaneye götürülürken müvekkilinin de olay yerine polislerin gelmesini beklediğini, müvekkilinin kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun ve ihmalinin bulunmadığını, zira kazadan sonra tutulan trafik kazası tespit tutanağı ile de sabit olduğu üzere davacının geçiş yaptığı alanın 92 m sağında yaya geçidi bulunmasına rağmen burayı kullanmayarak, asli kusuru ile işbu kazanın meydana gelmesine sebebiyet verdiğini, müvekkilinin kazanın olduğu sırada normal hız sınırları içerisinde seyrettiğini, hatta öyle ki kazanın meydana geldiği yerden yaklaşık 50 m ilerde iki kasis arasında yaya geçidi olduğunu, müvekkilinin buna rağmen hızlı olduğunu düşünmek hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kazanın meydana geldiği yolun yokuşlu bir yol olduğunu, müvekkilinin davacıya çarpmaması için aniden fren yapması neticesinde fren izin oluştuğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte fahiş miktarda talep edilen manevi tazminatın talebinin de kabul edilmemesi gerektiğini, davacının yaşı, kazanın meydana gelmesindeki kusuru, olayın meydana gelişi vs unsurlar değerlendirildiğinde bahsedilen miktar davacının sebepsiz zenginleşmesine, müvekkilinin ise herhangi bir sorumluluğu yok iken mağduriyetine neden olabilecek bir tazminat miktarı olduğunu, bu nedenlerle davacıların haksız ve hukuka aykırı davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; \"MADDİ TAZMİNAT AÇISINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE; Yukarıda yapılan açıklamalar, amir kanun hükümleri, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde 13/01/2021 tarihinde meydana gelen kaza neticesinde davacının yaralandığı, kazanın meydana gelmesinde davalı sürücünün %75 oranında asli ve tam kusurlu olduğu, davacının %25 oranından kusuru olduğu, meydana gelen kaza neticesinde T.C. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp Ana Bilim Dalının  11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre aldırılan 09/01/2023 tarihli maluliyet raporu ile davacının sürekli iş göremezlik oranının %37, geçici iş göremezlik süresinin 9 ay olduğu ve bu sürenin 3 aylık süre kısmında başkasının bakımına ihtiyaç duyacağının rapor edildiği ve aynı zamanda davacının uğradığı tedavi gideri maddi zararının 3.750,00 TL olduğu  anlaşılmakla davacının bedel artırım dilekçesindeki talebiyle bağlı kalınarak 13/01/2021 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 20.660,70  TL sürekli iş göremezlik maddi zararının, 17.263,73  TL geçici iş göremezlik maddi zararının, 8.049,38 TL bakıcı gideri maddi zararının ve 3.750,00 TL SGK tarafından karşılanmayan, zorunlu, belgeye bağlanamayan tedavi gideri maddi zararı olmak üzere toplam 49.723,81 TL maddi tazminatın davalı ... Sigorta A.Ş (kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak üzere temerrüt tarihi olan 23/06/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi) ile diğer davalılar  ... ve ..... Ticaret Limited Şirketi  yönünden kaza tarihi olan 13.01.2021 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte  müştereken ve müteselsilen tahsili ile  davacı mirasçısı...'a  verilmesine karar verilmiştir. Her ne kadar davacı vekili dava dilekçesinde hükmedilecek  tazminat miktarlarına avans faiz işletilmesini talep etmiş ise de davacıya çarpan... plakalı aracın tescil raporunda kullanım amacının hususi olduğu görülmekle yasal faiz işletilmesine karar verilmiştir. Sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi ; davacının sigortaya başvurunun tebliği tarihi olan 10.06.2021 tarihinden itibaren 8 iş günü sonudur. Buna göre sigorta şirketinin temerrür tarihi 23.06.2021'dir. Mahkememiz hükmünü kurarken bu şekilde hesaplanan temerrüt tarihi baz alınmıştır.<br>Yargılama devam ederken davacı ...'ın 03.02.2023 tarihinde vefat etmiş olduğunun UYAP üzerinden alınan nüfus kaydı ile sabit olduğu, davacı vekilince sunulan 07/09/2023 havale tarihli dilekçe ekinde Konya .. Sulh Hukuk Mahkemesinin... Esas, ... Karar sayılı veraset ilamının bulunduğu, kararın incelenmesi neticesinde davacının tek yasal mirasçısının... olduğunun görüldüğü, davacının ölümü ile vekalet ilişkisinin sona ereceği, bu durumda vekilin davaya devamı için davacının mirasçıları tarafından kendisine verilen vekaletnamenin sunulması gerektiği, davacı vekili tarafından da 07/09/2023 havale tarihli dilekçe ekinde mirasçı  ... tarafından verilen vekaletnamenin sunulduğu görülmekle davaya davacı müteveffa mirasçısı  ... yönünden devam edilmiş ve onun hakkında maddi ve manevi tazminat yönünden Mahkememizce hüküm kurulmuştur. <br>Mahkememizce kısa karar kurulurken hüküm kısmının 1 ve 2 numaralı bentlerinde sehven maddi hata yapılarak mirasçının isminin  ... yazılması gerekirken  .......olarak yazıldığı , açık bir maddi hata yapıldığı değerlendirilmekle hüküm kısmının bu yönden tashihine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>4.MANEVİ TAZMİNAT AÇISINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE; <br>6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunumuzun 56/1 maddesinde; \"Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. \" amir hükmü yer almaktadır. <br>Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatlarında ifade edildiği üzere; Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkında hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, 6098 Sayılı TBK'nın 56/1. maddesindeki özel haller dikkate alınarak, hak ve nasafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, 4721 Sayılı TMK'nın 4.maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nesafete göre hükmedeceği öngörülmüştür. <br>Yukarıda yapılan açıklamalar, amir kanun hükmü, bilirkişi raporları ve Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatları çerçevesinde somut olayımız değerlendirildiğinde; 13/01/2021 tarihinde meydana gelen kazada kaza tarihi itibariyle davacının yaşı, kazanın meydana gelmesinde zararın artmasında  kusur oranı, kaza sebebiyle meydana gelen %37 oranındaki kalıcı maluliyet, 9 aylık uzun tedavi süreci, geçirmiş olduğu tıbbi müdahaleler, bu sürecin davacı üzerinde yaratacağı travma ve psikolojik etki, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile paranın satın alma gücü ve emsal yüksek yargı içtihatları bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacı lehine takdir edilecek 60.000,00 TL manevi tazminatın davacı için zenginleşme ve davalılar için de yıkım olmayacağına kanaat edilmekle davacının manevi tazminat davasının kısmen kabulüne karar verilmesi hususunda Mahkememizde vicdani kanaat hasıl olmuş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" şeklinde davacı müteveffa mirasçısı   halük celalettin  erkan'ın maddi tazminat davasının  talep arttırım dilekçesi de nazara alınmak suretiyle kabulü ile; 20.660,70 tl sürekli iş göremezlik tazminatı, 17.263,73 tl geçici iş göremezlik tazminatı, 8.049 ,38  tl bakıcı gideri tazminatı, 3.750,00 tl tedavi gideri tazminatı olmak üzere toplam  49.723,81 tl maddi tazminatın, davalı sigorta şirketinin sorumluluğu kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla, davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan   23/06/2021  tarihinden, diğer davalılar ... ve ..... Limited Şirketi  yönünden kaza tarihi olan 13.01.2021 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı müveteffa mirasçısı  ...'a verilmesine, davacı müteveffa mirasçısı...'ın  manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile; 60.000,00TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 13.01.2021 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar  ... ve ..... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden müştereken ve müteselsilen alınarak davacı  müteveffa mirasçısı  ...' a verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine,  dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalı ... Tic Ltd Şti vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kazanın meydana gelmesinde davacının tam kusuru ile sebebiyet verdiğini, bu nedenle müvekkilinin sorumluluğundan bahsetmenin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olacağını, hakimin ceza yargılamasındaki kusur oranlarına bağlı olmadığını, kusur oranlarının yeniden tespit edilmesi gerektiğini, davacının yaşı, kazanın meydana gelmesindeki kusuru, olayın meydana gelişi gibi unsurların değerlendirildiğinde manevi tazminat miktarının da davacının sebepsiz zenginleşmesine, müvekkilinin ise herhangi bir sorumluluğunun yok iken mağduriyetine neden olacak bir miktar olduğunu beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine, yargılama  giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı ... Sigorta AŞ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece eksik incelemeye ve hükme elverişli olmayan hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak usul ve yasaya aykırı olarak karar verildiğini, dosyadaki kusur raporları arasında çelişki bulunduğunu, kusur yönünden çelişkinin giderilmesi yönünde rapor alınması gerekirken mahkemece bu hususun değerlendirilmeden hukuka aykırı hüküm kurulduğunu, hükme esas alınan maluliyet raporunda belirtilen kalıcı sakatlık oranını afaki olduğunu, bu oranın kabulünün mümkün olmadığını, mahkemece karara esas alınan bilirkişi raporunda hatalı olarak çalışma ve meslekte kazanma gücü yönetmeliğinin esas alınarak hesaplanan maluliyet oranının esas alındığını, bilirkişi hesap raporunun da PMF ve TRH tablolarına göre seçenekli hesaplama yapılması ve mahkemece de PMF tablosuna göre yapılan hesabın esas alınmasının hatalı olduğunu, müvekkili şirket aleyhine hükmedilen geçici iş göremezlik, bakıcı ve tedavi giderinin SGK sorumluluğunda olduğunu, müvekkili şirketin sorumluluğunun olmadığını beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Kusura itiraz<br>Kaza tespit tutanağında davacı asli kusurlu ,davalı tali kusurlu belirlenmiş,ceza mahkemesinden aldırılan raporda ise davalı asli kusurlu bulunmuştur.<br>Sözkonusu çelişkinin giderilmesi için mahkemece aldırılan  3 lü raporda <br>- Davalı,.... plakalı otomobil sürücüsü ...'un, meydana gelen olayda %75 (Yüzde Yetmişbeş) oranında kusurlu olduğu,\t<br>2- Davacı Yaya ...'ın meydana gelen olayda %25 (yüzde yirmibeş) oranında kusurlu olduğu, görüş ve kanaatine varılmakla rapora arası çelişki giderilmiş olup itiraz yersizdir.<br> Davalı sigorta vekilinin trh 2010 'un uygulanması ve engelliler yönetmeliğinin uygulanması gerektiği Aktüerya raporunun ve maluliyet raporu içeriğine istinafı yönünden <br> AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm  uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>\tYukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>\tAYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmüktedir<br>\tBu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir<br>\tBu halde Aym ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından <br> Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği  hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir.<br>Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir.<br>Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları <br>Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş  belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br> Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece Adli tıp kurumunun Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre düzenlendiği raporun AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre geçerli olduğu, Her ne kadar somut olayda  kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de;<br>Adli tıp kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere;<br>11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir.\t<br>Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin \"çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin\" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik  malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir.<br>Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından \"11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği\"ne göre ve usule uygun heyet teşkili suretiyle rapor alınarak sonucuna göre karar vermek gerektiği AYM iptal kararı sonrası dosyaya sunulan ATK raporunun 1 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği\"ne göre düzenlediği anlaşılmakla itiraz yersizdir ve aktüerya bilirkişisinden PMF 1931  göre  rapor alınarak karar verilmesi doğrudur.<br>Davalı sigorta vekilinin kabul edilen geçici işgöremezlik, faturasız tedavi ve bakıcı  giderinin teminat kapsamı dışında olduğuna ve bu nedenle bu alacak kalemlerinin kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde;<br>\t2918 sayılı Kanun’un 98.maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Kanun’un 59. maddesinde, “Trafik kazaları  nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı\", kanunun geçici 1.maddesi ile de \"Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet  bedelleri  için  bu Kanunun 59’uncu maddesine göre belirlenen tutarın %20'sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve Güvence Hesabının yükümlülüklerinin sona ereceği\" öngörülmüştür.\t<br>\tSigorta şirketinin, işleten ve sürücünün kanundan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile sona erdirilmiş bulunmaktadır. 2918 sayılı Kanun’un 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluğun dava dışı Sosyal Güvenlik Kurumu'na geçtiğinin kabulü gerekir. Buna karşın belgesiz tedavi giderlerinden sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün sorumlulukları devam etmektedir.<br>Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)<br>01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin \"Sağlık Giderleri teminatı\" başlıklı (b) maddesinde \" Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.\" ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,<br>1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, <br>2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,<br>3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,<br>Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.<br>Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. <br>Bu düzenleme gereği  ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; <br>1-Bakıcı giderleri<br>2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)<br>3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.<br>Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. <br>Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)<br> Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan Zorunlu Sigorta Mali/Sorumluluk Sigortası poliçelerinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez.<br> ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN  nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre 6704 SAYILI KANUNUN 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNİN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA” İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE GENEL ŞARTLARDA’’ İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.<br>Bu halde davalı vekilinin  istinaf itirazları yerinde değildir.<br>Davalı vekilinin manevi tazminatın çok taktir edildiği istinafı yönünden;<br>Hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. <br>O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.<br>Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre  manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)<br>Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri,davacının tespit edilen sosyal ve ekonomik durumuna, davacının kaza nedeniyle % 37  oranında meslekten kazanma gücünü kaybettiği ve iyileşmesinin 9  ay olduğu gözetilip,davalının kusur durumu(%75)  ve  olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu bu itibarla davalının itirazlarının yerinde olmadığı  anlaşılmıştır.<br> Bu halde, Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve  hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, <br> Davalı sigorta vekilinin ve diğer davalı vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği ayrı ayrı esas yönünden reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davalı .... Tic Ltd Şti vekilinin ve davalı ... Sigorta AŞ vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,<br>1-Davalı .... Tic Ltd Şti tarafından alınması gereken 7.495,17 TL harçtan peşin alınan 1.873,81 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.621,36 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,<br>2-Davalı ... Sigorta AŞ tarafından alınması gereken 3.396,63 TL harçtan peşin alınan 2.723,81 TL harcın mahsubu ile bakiye 672,82 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,<br>3-Davalı taraflarca yapılan yargılama giderlerinin üzerilerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>5-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,<br> Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince;  (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 14/02/2024<br><br>\t\t\t\t<br>   <br>            Başkan\t\t\t       Üye\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\tÜye\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t     Katip<br>          E imza                            E imza                      E imza                           E imza<br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"00b81de632605a6e","SID":"6beef38f1a0ee59c"}}