{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: <br>KARAR NO\t: <br>KARAR TARİHİ\t: 13/02/2024<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>BAŞKAN\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>KATİP\t\t: <br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>KARAR TARİHİ\t: 03/10/2023<br>NUMARASI\t: Esas  Karar<br><br>DAVACILAR \t: 1- <br>\t  2- <br>\t  3- ...<br>\t  4- <br>\t  5- <br>\t  6- <br>VEKİLİ\t: Av.\t  <br>DAVALILAR \t: 1- ... <br>VEKİLİ\t: Av.<br> \t: 2- ... <br>\t  3- .... <br>VEKİLİ\t: Av\t  <br> İHBAR OLUNAN\t: <br>VEKİLİ\t: Av.<br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 13/02/2024<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 14/02/2024<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 22/01/2018 tarihinde ...'in kullanmakta olduğu araç ile karşı taraf olan ...'in kullandığı çekicinin çarpışması sonucu meydan gelen kazada ...'in hayatını kaybettiğini, tam kusuru ile kazaya sebep olan çekici şoförünün ise herhangi bir rahatsızlığı bulunmadığını, ...'in hız kurallarına uymayarak tam kusuru ile yaşanan kaza neticesinde müteveffanın yakınları olan davacıların maddi/manevi olarak zor durumla karşı karşıya kaldıklarını beyan ederek, kaza yapan aracın 13/11/2017-30/10/2018 tarihleri arasında ... Sigorta AŞ. tarafından sigortalı olduğunu, yine bu aracın .... San. Ve Tic. Paz. Ltd. Şti. tarafından kullanılmakta olduğunu, sigorta şirketinin sigorta limitleri kapsamı ile diğer şirketin ise davalı ile birlikte sorumluluğunun bulunduğunu belirterek, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla şimdilik davacı ... için 1.000 TL maddi, davacı ... için 1.000 TL maddi ve davacı... için 1.000 TL maddi olmak üzere 3.000 TL maddi (destekten yoksun kalma bedelleri) tazminatın 22.01.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılar tarafından müştereken ve müteselsilen ödemesine karar verilmesine, ölenin defin giderleri, yıkama, mezar kazma, mezar taşı, dini gerekler ve örfler gereği harcamalar için şimdilik 500 TL' nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacı ... için 30.000 TL manevi, davacı ... için 20.000 TL manevi ve davacı... için 20.000 TL manevi, davacı ... için 15.000 TL, davacı ... için 15.000 TL ve davacı..... için 15.000 olmak üzere 115.000 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, (davalı ... Sigorta A.Ş. manevi tazminattan sorumlu tutulmamasına) karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davacı vekili 14/08/2023 tarihli ıslah dilekçesinde sonuç olarak; davacı ... için destekten yoksun kalma tazminat taleplerini toplam 530.472,06 TL'ye, davacı ... ... için destekten yoksun kalma tazminat taleplerini toplam 87.477,04 TL'ye, davacı... ... için destekten yoksun kalma tazminat taleplerini toplam 96.832,38 TL'ye yükselttiklerini, manevi tazminat talepleri yönünden ön inceleme duruşması ve öncesi 20/05/2019 tarihinde feragat edildiğinden manevi tazminat davasının konusuz kaldığını belirtmiştir. <br>Davalı ... Sigorta A.Ş. cevap dilekçesinde özetle; davaya konu kazaya karışan aracın sigortasının sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, davacıların yoksun kaldıkları gerçek destek miktarının hesaplamasının yapılmasını, herhangi sosyal kurumdan tazminat alıp almadıklarının araştırılmasını, cenaze/defin giderleri yönünden kusur oranı ile orantı talep ederek, gider belgelerinin sunulmaması halinde tazminata hükmedilmemesini, cenaze/defin giderleri açısından ise bu giderlerin belediye tarafından karşılanmakta olduğunu savunarak “gider belgelerinin sunulmaması halinde davanın reddine karar verilmesini” talep etmiştir.<br>Davalılar ... ve .... San. Ve Tic. Paz. Ltd. Şti. cevap dilekçesinde özetle; 22/01/2018 tarihinde yaşanan trafik kazası ile ilgili yargılamanın devam ettiğini, davalı ...'in Adli Tıp Kurumu raporuna göre tali kusurlu müteveffanın ise kavşak \"dur\" levhası/kurallarına uymaması, geçiş üstünlüğü olan araca yol vermemesi, hız ve mesafesini kontrol etmemesi sebepleri ile asli kusurlu olduğunu savunarak açılan davanın reddini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk derece mahkemesinin kararı ile; \"...Yukarıda izah edilenler, bilirkişi raporları, adli tıp raporları, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02/12/2021 tarihli 2017/1179 E. ve 2021/1563 karar sayılı ilamı dikkate alınıp tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 22.01.2018 tarihinde destek ...'in kullanmakta olduğu araç ile davalı ...'in kullandığı çekicinin çarpışması sonucu meydan gelen kazada ...'in hayatını kaybettiği, söz konusu kaza nedeniyle davacıların maddi zararlarının tazmini bakımından davalı sigorta şirketine müracaatı üzerine davacılara herhangi bir destekten yoksun kalma tazminatı ödemesi yapılmadığından bahisle işbu davanın ikame edildiği, davalı tarafların ise davanın reddini talep ettiği anlaşılmıştır. Söz konusu trafik kazasının meydana gelmesinde davalı sigorta şirketinin sigortalısının aracının kullanan davalı  ...'in %30 oranında kusurlu olduğu, davacılar yakını müteveffa sürücü ...'in %70 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, davacıların dava konusu trafik kazasına bağlı olarak destekten yokusun kaldıkları değerin tespitine ilişkin rapor aldırıldığı, aktüer bilirkişi marifetiyle davacıların maddi zararının hesaplamasının yapıldığı, kazaya karışan ..... plakalı sayılı aracın davalı sigorta şirketine .... poliçe numarası ile Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğu, davacının maddi zararlarının tazmininde davalı sigorta şirketinin ZMMS poliçesi uyarınca sigortacı sıfatı ile sorumlu olduğu anlaşılmakla; davacıların manevi tazminat yönünden sulh olması nedeniyle manevi tazminat yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş,TRH2010 yaşam tablosuna uygun alınan rapor doğrultusunda davacıların destekten yoksun kalmaya yönelik maddi tazminat davalarının kabulüne karar verilmiş, Çumra Belediyesinden gelen yazı doğrultusunda davacıların defin gideri, yıkama, mezar kazma, mezar taşı giderlerine yönelik davasının reddine, karar verilmiş ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>Davacıların destekten yoksun kalma taleplerine bağlı davalarının KABULÜ ile; 22.01.2018 tarihinde trafik kazası sonucu davacı ...’in desteğini kaybetmesi nedeniyle 530.472,06 TL destekten yoksun kalma tazminatı (... Sigorta yönünden 267.172,48 TL), davacı ... ...’in desteğini kaybetmesi nedeniyle 87.477,04 TL destekten yoksun kalma tazminatı (... Sigorta yönünden 44.057,85 TL), davacı... ...’in desteğini kaybetmesi nedeniyle 96.832,38 TL destekten yoksun kalma tazminatı (... Sigorta yönünden 48.769,67 TL), davalı sigorta şirketlerinin olay tarihi itibariyle geçerli olan kaza başına ölüm ve sakatlık teminat klozu limiti ile sınırlı olarak,  davalı ... Sigorta Şirketinden 17.07.2018’den itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, davalılar ... ve .... San. ve Tic. Paz. Ltd. Şti.’den kaza tarihi olan 22.01.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte olmak üzere, davalılardan TAHSİLDE TEKERRÜR OLMAMAK ÜZERE müştereken ve müteselsilen alınarak DAVACILARA VERİLMESİNE,<br>Davacıların manevi tazminat davası hakkında sulh olunması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına,<br>Davacıların defin gideri, yıkama, mezar kazma, mezar taşı giderlerine yönelik davasının reddine\" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalılar ... ve .... San. ve Tic. Paz. Ltd. Şti. vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ...'in trafikte kontrolsüz ve sorumsuzca hareket ederek dava konusu kazaya sebep olduğunu, müvekkili yol hakkı kendisinde olan güzergahta ilerlemekte iken tali yoldan DUR tabelasına uymadan dikkatsiz bir şekilde yola çıkan karşı tarafın tam kusurlu olduğunu, maktül ...'in kaza tarihinde çalıştığına dair hiçbir kayıt bulunmadığını, işten ayrılması ile kaza tarihine kadar geçen sürede maaşlı bir işte çalışmadığından ve mevcut ayların tarıma elverişli olmamasından dolayı anne ve babasına herhangi bir katkısı bulunmadığını, bunun yanında 04.03.2023 tarihli ziraat bilirkişisi tarafından alınan raporda baba ... ...'in 2018 yılı Bitkisel Üretim ve Maliyetleri Cetveli esas alınarak yapılan hesaplamaya göre bitkisel üretimden ve hayvanlardan elde edebileceği aylık net gelirin 11.385,15 TL olduğunun hesap edildiğini, bu hesaplamaya göre aylık geliri müteveffadan fazla olan babanın oğlundan destek almayacağının hatta ona destekte bulunacağının açıkça ortada olduğunu, müteveffanın ölümünden sonra baba ... ...'in ÇKS kayıtları ve hayvan çiftliği işlerine devam edip işletmesine birçok büyükbaş hayvan aldığı da göz önüne alındığında ... ...'in gelirinin azalmamış olduğu, aksine gelirinde artma olduğunun açıkça ortada olduğunu, bu kayıtların davacılar için yoksun kalınan bir destek olmadığını kanıtladığını, davacı eş ...'in maddi tazminat talebi için ise; evlenme çağında olup halen evlenme ihtimali bulunduğunu, davacı eş ile müteveffanın müşterek çocuklarının olmadığı ve davacı eşe ait sosyal ve ekonomik durum araştırmasında davacı eşin aylık 2.000 TL gelirinin olduğu da göz önüne alındığında, davacı ...'in destekten yoksun kalmasının söz konusu olmadığının anlaşıldığını, ayrıca dosya kapsamında TRH 2010 yaşam tablosuna dayanılarak karar verildiğini, ancak PMF 1931 yaşam tablosunun esas alınması gerektiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili şirkete sigortalı ..... plakalı araç sürücüsü ...'in kazanın meydana gelmesinde kusur ve ihlali bulunmadığını, mahkemece müvekkili şirkete sigortalı araç sürücüsünün kusurlu olduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece alınan bilirkişi hesap raporunda TRH 2010 ve Progresif Rant hesabı yapılarak zarar tutarının tespit edildiğini, ancak Trafik Sigortası Genel Şartları gereği TRH 2010 ve 1,8 faiz hesabı yapılması gerektiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Teknik faizin uygulanması gerektiği ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;\t<br> AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm  uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir<br>           Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>        Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  Aynı kaza ile ilgili olmak üzere   İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>\tBu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>\tBu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak  01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş  belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>\t\t   Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması, davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece AYM verilen  iptal kararı doğrultusunda PMF 1931'e  ALTERNATİF HESAP YAPAN RAPORA GÖRE  göre  karar verilmesi gerekirken TRH 2010 a göre karar verilmesi yanlış olup itirazlar yerindedir.<br>BU DURUMDA  bilirkişi 17/07/2023 tarihli 3. Ek raporuna göre<br>1)Pmf1931 Yaşam Tablosuna Göre:<br>a) Poliçe Limitinden kalan 360.000,00TL içinde<br>Davacı eş ...  için  268.212,33TL destekten yoksun kalma tazminatı<br>Davacı baba ... için  53.285,48TL destekten yoksun kalma tazminatı<br>Davacı anne... için 38.502,19TL destekten yoksun kalma tazminatı<br>Olmak üzere toplam 360.000,00TL tazminat hesaplanmıştır.<br>b)Poliçe Limiti dışında kalan <br>Davacı eş ...  için  155.810,99TL destekten yoksun kalma tazminatı<br>Davacı baba ... için  30.954,81TL destekten yoksun kalma tazminatı<br>Davacı anne... için 22.366,86TL destekten yoksun kalma tazminatı<br>Olmak üzere toplam 209.132,66TL tazminata hükmedilmesi gerekir<br>Kusura itiraz<br>Çumra Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında, Ankara Trafik İhtisas Dairesi'nden alınan 08/10/2018 tarihli raporda sonuç olarak; sanık sürücü ...'in tali kusurlu olduğu, müteveffa sürücü ...'in asli kusurlu olduğu belirtilmiştir. <br>Mahkememizce Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı'ndan rapor alınmış; 21/06/2019 tarihli raporda sonuç olarak: davalı sürücü ...'in %30 oranında kusurlu olduğu, davacılar yakını müteveffa sürücü ...'in %70 oranında kusurlu olduğu belirtilmekle raporlar örtüşmekte olup itiraz yersizdir.<br>Davalı ....  ve karaerler vekilinin Aktüerya hesabının farazi olan unsurlar üzerinden yapılmasının usul ve yasaya uygun olmadığı istinafı yönünden<br>Destek kavramı, gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi umulan bir bakım ilişkisini gösterir. Eylemli ve düzenli olarak bir kimsenin geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak biçimde ona yardım eden veya olayların olağan akışına göre eğer ölüm gerçek1eşmeseydi az veya çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. Bu manada, bir başka kişiye fiilen bakan, onu geçindiren veya ileride bakma, geçindirme ihtimali bulunan kişi, destektir. İlk durumda eylemli destek, ikinci durumda ise varsayımsal (farazi) destek kavramı söz konusudur. İfade olunan bu hususlar, gerek öğretide gerekse Yargıtay uygulamalarında kabul edilmiş olup, destek kavramının sadece mali olarak yardımı ifade etmediği, bakım ve hizmet etmek suretiyle sağlanacak katkıyı da kapsadığı genel olarak kabul edilmektedir.<br>Yargıtay'ın kökleşmiş uygulamasına göre Çocuklar evli olsa da anne ve babalarına destek olmaları hayatın olağan akışı gereğidir. O an fiilen destek olmasa da, ileride destek olması muhtemeldir. Nitekim, yoksun kalınan destek sadece parasal yardım olarak düşünülemez. Evladın hafta sonlarında, bayram günlerinde vs. anne ve babayı ziyareti, her türlü hastalık ve sair sıkıntılarında yardımlarına koşması, onlara bakmaları da destek kapsamında değerlendirilmelidir.<br>Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2015/9386  esas 2018/4008 karar sayılı ilamı<br>Bu halde ölen desteğin ileride anne ve babasına destek olacağı varsayımla destek paylarının hesaplanmasında, bir usulsüzlük bulunmamasına göre davalı vekilinin buna yönelik istinaf itirazları yerinde değildir.<br>Açılan davada zamanaşımının gerçekleştiği istinafı yönünden<br>Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 72. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile     açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 72. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve tazminat yükümlüsünün  öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. Maddesinde de  \"Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar\" hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, \"dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir\" hükmüne yer verilmiştir.<br>\tAynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak  (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.<br>\tBurada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya sigorta şirketi) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin  uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325, HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198,2015/1495 ve HGK'nın 16.09.2015 gün, 2014/17-116, 2015/1771, HGK'nın 10.06.2015 gün, 2014/17-27, 2015/1530 sayılı  kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).<br>  Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; kaza 07/11/2005 tarihinde gerçekleşmiştir Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK'nın 109. maddisinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. Buna göre eylem için(TCK 85/2) kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-d maddesinde   öngörülen ceza zamanaşımı süresinin 15  yıl olduğu  dikkate alındığında dava tarihi itibariyle zaman aşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. İtirazlar yersizdir<br> HMK'nin 355. maddesinde, “ İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” 353. maddesinde, “ (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; ... b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1)..., 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemelerini içermektedir.<br>Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, ilk derece mahkemesinin kararında yukarıda belirtilenler dışında HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden herhangi bir  yanlışlığın da bulunmadığı gözetilerek davalı sigorta şirketi vekili ve diğer davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılması ve yeniden hüküm tesis edilmesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>Davalılar ... ve .... San. ve Tic. Paz. Ltd. Şti. Vekili ve Davalı ... Sigorta A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;<br>1-Davacıların destekten yoksun kalma taleplerine bağlı davalarının kısmen  KABULÜ ile; 22.01.2018 tarihinde trafik kazası sonucu <br>Davacı ...’in desteğini kaybetmesi nedeniyle 424.023,32 TL destekten yoksun kalma tazminatının  (... Sigorta yönünden bu tazminatın  155.810,99TL'si ile sınırlı) davacı ... ...’in desteğini kaybetmesi nedeniyle 84.240,29 TL destekten yoksun kalma tazminatının  (... Sigorta yönünden bu tazminatın 30.954,81 TL'si ile sınırlı)<br> Davacı... ...’in desteğini kaybetmesi nedeniyle 60.869,05  TL destekten yoksun kalma tazminatının (... Sigorta yönünden bu tazminatın 22.366,86 TL'si ile sınırlı sorumlu olmak üzere), davalı sigorta şirketlerinin olay tarihi itibariyle geçerli olan kaza başına ölüm ve sakatlık teminat klozu limiti ile sınırlı olarak,  davalı ... Sigorta Şirketinden 17.07.2018’den itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, davalılar ... ve .... San. ve Tic. Paz. Ltd. Şti.’den kaza tarihi olan 22.01.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte olmak üzere, davalılardan TAHSİLDE TEKERRÜR OLMAMAK ÜZERE müştereken ve müteselsilen alınarak DAVACILARA VERİLMESİNE,<br>Fazlaya ilişkin taleplerin ayrı ayrı reddine,<br>2-Davacıların manevi tazminat davası hakkında sulh olunması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına,<br>3-Davacıların defin gideri, yıkama, mezar kazma, mezar taşı giderlerine yönelik davasının reddine,<br>İlk Derece Yargılaması Yönünden;<br>4-Alınması gereken 38.877,45 TL harçtan peşin alınan 2.835,83 TL harcın mahsubu ile bakiye 36.041,62 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına (Davalı ... Sigorta AŞ.nin 13.227,27 TL'sinden sorumlu tutulmasına )<br>5-Davacılar tarafından yapılan peşin harç ve ıslah harcı dahil 2.835,83 TL. yargılama giderinin davalılardan (Davalı ... Sigorta A.Ş.'nin 1.040,74 TL ile sınırlı olmak üzere) tahsilde tekerrür olmamak üzere müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, <br>6-Davacılar tarafından yapılan 35,90 TL başvuru harcı, 673,89 TL tebligat ve posta gideri, 4.700 TL bilirkişi ücreti gideri, 314,50 TL adli tıp fatura gideri olmak üzere toplam 5.724,29 TL'nin kabul edilen miktara oranla hesaplanan 4.556,53 TL'sinin davalılardan  tahsilde tekerrür olmamak üzere müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, (Davalı ... Sigorta AŞ.nin 1.672,24 TL'sinden sorumlu tutulmasına )<br>7-Davacılar tarafından yapılan peşin harç ve ıslah harcı dahil 2.835,83 TL. yargılama giderinin davalılardan (Davalı ... Sigorta A.Ş.'nin 1.040,74 TL ile sınırlı olmak üzere) tahsilde tekerrür olmamak üzere müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, <br>8-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca (kabul edilen dava değerinin 569.132,66 TL. olduğunun kabulü ile) davacılar vekili için 85.678,57  TL. nispi vekalet ücretinin davalılardan (Davalı ... Sigorta A.Ş.'nin 31.444,03 TL ile sınırlı olmak üzere) tahsilde tekerrür olmamak üzere müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, <br>9-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca (reddedilen dava değerinin 145.648,82‬ TL. olduğunun kabulü ile) davalılar ... ve .... San. ve Tic. Paz. Ltd. Şti. için 23.303,81  TL. nispi vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılar ... ve .... San. ve Tic. Paz. Ltd. Şti.ne verilmesine, <br>10-Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan kısmın, 6100 s. HMK'nın 333. maddesine göre karar kesinleştiğinde ve re'sen davacıya iadesine,  <br>İstinaf Yargılaması Yönünden;<br>11-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davalılar ... ve .... San. ve Tic. Paz. Ltd. Şti. vekili ve davalı ... Sigorta A.Ş. Tarafına ayrı ayrı iadesine,<br>12-Davalı .... ve Tic. Paz. Ltd. Şti. tarafından yapılan 8.856,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,<br>13-Davalı ... Sigorta AŞ tarafından yapılan 4.428,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,<br>14-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda; davacı ...'in kabul olunan miktar yönünden davalılar ... ve .... San. ve Tic. Paz. Ltd. Şti. için; HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere, diğer davacılar için verilen karar yönünden, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 14/02/2024<br><br>\t\t\t\t<br>    <br>            Başkan\t\t\t       Üye\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\tÜye\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t     Katip<br>           <br>            E imza                            E imza                      E imza                           E imza<br><br><br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"36e06f8424b06206","SID":"3fb4d928a8a09ec0"}}