{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1777 <br>KARAR NO: 2024/34<br>KARAR TARİHİ: 18/01/2024<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ARA KARAR TARİHİ: 23/10/2023 (Derdest)<br>NUMARASI: 2023/671 Esas <br>DAVA: Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/01/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen ara kararın  ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili tarafından kurulan davalı şirkette çalışanları ve akrabalarını ortak göstermek suretiyle ve bu ortaklarla yaptığı sözleşmeler ile ticari faaliyetine devam ettiğini, davalı şirketi de gerçek ortağı ... ve ... tarafından 50.000,00 ₺ sermaye ile 21 Kasım 2008 tarih ve 7194 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde şirketin tescil ve ilan edilerek faaliyete geçtiğini, her ne kadar davalı şirketin ilk kurucu ortakları ... ile ... olarak görünmekte ise de şirketin tüm kuruluş sermayesinin müvekkili ... tarafından ödendiğini, müvekkilinin inanan sıfatıyla ve kurucu ortaklarla olan inançlı sözleşme uyarınca şirketin gerçek kurucu ortağı olduğunu, şirketin tüm fiili yönetimi, idaresinin de müvekkili tarafından gerçekleştirildiğini, daha sonra şirketin sermayesinin 200.000,00-₺’ye yükseltildiğini, 21.08.2013 tarihli hisse devri kararı ile şirketin ortaklarından ...'ın şirkette mevcut 190.000 ₺ değerindeki hisselerinin tamamını 16.08.2013 tarihli ve ... sayılı Eyüp ... Noterliği’nin hisse devri sözleşmesi ile müvekkilinin kız kardeşi ...’a müvekkilinin talebi uyarınca devrederek ortaklıktan ayrıldığını, şirketin diğer ortağı ... 10.000-₺ değerindeki hisselerinin tamamını Eyüp .... Noterliği'nin 16.08.2013 tarih ve ... yevmiye nolu hisse devri sözleşmesi ile ve inanan sıfatıyla müvekkilinin talebi üzerine tamamını ...’a devir ederek ortaklıktan ayrıldığını ve şirketin 200.000-₺ değerindeki sermayesinin tamamının ...’a ait kılınarak şirketin tek ortaklı hale dönüştüğünü, daha sonra şirketin işlerinin yoğunlaşması ve kız kardeşinin özel sebepleri nedeniyle yine gerçek ortak müvekkilinin talebi üzerine inanılan sıfatıyla şirketin tek ortağı görünen ... şirketteki hissesini tamamını Eyüp .... Noterliği'nin  05/09/2014 tarihli ve ... sayılı hisse devri sözleşmesi ile müvekkilinin dayısının oğlu olan davalı ...’a devrederek şirketten ayrıldığını, müvekkilim ile davalı ...  arasında inançlı sözleşme akdedildiğini, şirketin yaşadığı ekonomik sıkıntı ve nakit akışı nedeniyle konkordato talebinde bulunduğunu ve İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1182 E. 2021/196 K. sayılı ilamı ile konkordato projesinin tasdik edildiğini, tüm konkordato işlemlerinin müvekkili ... tarafından yürütüldüğünü, şirketin sermayesinin arttırıldığını ve sermaye bedelinin müvekkilinin kontrolünde müvekkili ve diğer kişilerce ödendiğini, kuruluştan itibaren şirkette ortak görünenlerin hiçbirinin şirkete sermaye koymadığını, tüm sermaye bedellerinin müvekkili tarafından ödendiğini ve şirketin tüm yönetim ve idaresinin müvekkili tarafından ifa edildiğini, müvekkilinin davalı ... şirket hisselerini bilabedel kendisine iadesini talep etmesine rağmen davalı gerçek kişi tarafından iletişimin kesildiğini, geçmişte verilen vekaletnamelerin iptal edildiğini, davalı ... inançlı sözleşmeye aykırı davrandığını ve devri gerçekleştirmediğini belirterek ihtiyati tedbir kararı verilerek, davalı ...’un inanılan sıfatıyla sahibi olduğu hisselerin üçüncü şahıslara devrinin önlenmesi için ticaret sicil memurluğuna müzekkere yazılmasına, şirket varlıkları olan tüm taşınmaz ve taşınırların devrinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, şirketi borç altına sokacak tüm işlemlerin ihtiyati tedbir ile durdurulmasına, şirket hesapları bulunduğu; bankalardaki hesapların davalı tarafça kullanılmasının tedbiren durdurulmasına, hali hazırda şirketin konkordato sürecinde bulunduğundan ödemelerin aksamaması için ihtiyati tedbiren ...’un müdürlük görevinden azli ile sonlandırılarak mevcut kayyum ...'ın aynı zamanda şirkete yönetim kayyumu olarak atanmasına karar verilmesini talep etmiştir.\t<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince ihtiyati tedbir talebi hakkında yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda, \"...Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389/1. maddesi \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.\" hükmünü içermektedir.Davacı tarafça, davalı tarafın şirket hisselerini devretme, şirketin mallarını devretme, şirketi borç altına sokacak işlemler yapma riskinin bulunduğu iddiasıyla ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Buna karşılık, Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarına göre davacı tarafın anılan şirketin hissedarı olmadığı, dayanak olarak gösterdiği inançlı işlem sözleşmesi kapsamında hukuki durumunun ise ancak davalı yanın cevap dilekçesi sunulup tüm deliller toplandıktan sonra gerçekleşecek yargılama sonunda değerlendirilebileceği, dava konusu iddialara ilişkin olarak yaklaşık ispat koşullarının henüz oluşmadığı, talebin yargılama gerektirdiği ve HMK'nin 389. maddesinde belirtilen koşullarının bulunmadığı anlaşılmakla davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin reddine\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İhtiyati tedbir talep  eden davacı  vekili istinaf dilekçesinde özetle; 05.09.2014 tarihli inançlı hisse devir sözleşmesinin niteliği itibari ile inanılan, her ne kadar görünürde şirketin hissedarı olarak gözüküyor olsa da kendisi tarafından herhangi bir sermaye payı / pay bedeli / devir bedeli ödemesi yapılmadığını, devraldığı pay karşılığı tüm sermayenin de davacı olan inanan tarafından ödenmiş olmasından yani aslında şirketin asıl ortağının inanan davacı müvekkil olmasından dolayı davalı tarafın gerek şirketteki hissesi gerekse şirkette bulunan hissenin parasal karşılığı hususunda davacıdan  veya şirketten her ne ad ve nam altında olursa olsun herhangi bir hak ve alacak talebinde bulunamayacağını, şirket hisselerinin davalı tarafa inançlı sözleşme kapsamında emaneten ve inanılan sıfatıyla bulunduğunu, işbu hisseler üzerinde kendi şahsi borçları için hiçbir kişi, kurum lehine takyidat koyamayacağını, rehin, ipotek vb. ayni veya şahsi hakla veya irtifak hakkıyla sınırlayamayacağını, tesis edemeyeceğini, teminat olarak gösteremeyeceğini, kefil olamayacağını ve davacının inanan sıfatına haiz olması nedeniyle ilk talebi halinde söz konusu hisseleri inanana yani davacıya  veya davacının tayin edeceği herhangi bir 3.kişiye tamamen veya kısmen ve bedelsiz olarak devredeceğini, işbu devrin gerçekleşmesi için ise gerekli olan tüm yasal iş ve işlemleri, başvuruları yapacağını, sözleşmeleri imzalayacağına ilişkin davalı tarafın imzalı taahhüdü bulunduğunu, gelinen noktada müvekkilinin  davalı ...’dan aralarında akdedilen inançlı sözleşme uyarınca borcunu ifa etmesini, yani uhdesinde bulunan şirket hisselerini bila bedel kendisine devrini talep etmiş ise de ...'un  müvekkiline  artık Polatlı’da durmak istemediğini İistanbul’a gelerek mobilya işi yapmak istediğini belirtmesi üzerine müvekkilinin de  kendisine anonim şirkete döneceklerini bu nedenle kendisinden vekalet vermesini istediğini  ve devamında ise tüm başvurulara rağmen davalı inanılanın vekalet vermeyerek iletişimi kopardığını , daha sonra ise daha önceki vekaletleri iptal ettiğini, bu durumun davalının kötüniyetinin en açık göstergesi olup, yargılama safhası sona erene kadar davalının şirket nezdinde yönetici sıfatına haiz olması telafisi imkansız zararlara sebebiyet vereceğini,  hal böyle iken müvekkilinin yönetim yetkisini kısıtlayan davalının hem sözleşmeye aykırı davrandığının hem de kötüniyetli davrandığının oldukça açık olduğunu, dolayısıyla bu noktada HMK m. 389/1'de yer alan \"\"mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi\" hallerinin işbu dava nezdinde tüm endişelerini kapsayacak nitelikte olduğunu, şirketin konkordato sürecinde olduğunu, dolayısıyla davacının fiili yönetimini engellemeye çalışan kötüniyetli davalının bile isteye yapacağı herhangi bir hatada davalı şirket nezdinde geri dönülmesi imkansız zararların doğma ihtimali ile karşı karşıya kalınacak olup, aynı zamanda davalı şirket bünyesinde çalışan yüzlerce insanın ekmeğinden olacağının, davalının her an, inanılan sıfatıyla sahibi olduğu davalı şirket hisselerini üçüncü şahıslara devredebilmesi veya şirket varlıklarını satabilmesi ihtimalinin mevcut olduğunu işbu devrin ihtiyati tedbir kararı ile dava sonuna kadar yasaklanmasını,  şirket varlıkları olan  tüm taşınmaz ve taşınırların devrinin önlenmesini,  şirketi borç altına sokacak tüm işlemlerin durdurulmasını, dava dilekçesinde belirtilen şirket hesaplarının bulunduğu bankalardaki hesapların inanılan davalı  tarafından kullanılmasının durdurulmasını talep etmenin zorunlu olduğunu beyan ederek İstanbul 3.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/671 esas sayılı dosyasından verilen 23.10.2023 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddi kararının kaldırılmasına, devamında davalılar aleyhinde yerel mahkeme dava dilekçesinde belirtilen ihtiyati tedbir talepleri doğrultusunda karar verilerek vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE :Talep, inançlı sözleşme uyarınca davalı ... davalı şirketteki hisselerinin iptali ile davacı adına tesciline ilişkin davada, davalı ...’un müdürlük görevinden azli ile sonlandırılarak mevcut kayyum ... aynı zamanda şirkete yönetim kayyumu olarak atanmasına, davalı ... ’un inanılan sıfatıyla sahibi olduğu hisselerin üçüncü şahıslara devrinin önlenmesine, şirket varlıkları olan tüm taşınmaz ve taşınırların devrinin önlenmesine, şirketi borç altına sokacak tüm işlemlerin durdurulmasına, şirket hesaplarının bulunduğu bankalardaki hesapların davalı tarafça kullanımının durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir istemine ilişkindir. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, talep konusuna ilişkin olarak ihtiyati tedbir şartlarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 630/2. Maddesinde, her ortağın haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği düzenlenmiştir. Ancak anılan maddede bu halde alınacak önlemlere ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Bu nedenle, limited şirkete yönetim kayyımı talebi hakkında ihtiyati tedbire ilişkin genel hükümlerin uygulanması gerekir.Türk Ticaret Kanunu'nda, anonim şirketin münfesih olma durumlarının ortaya çıkması halleri dahil şirkete yönetim kayyımı atanmasına ilişkin herhangi bir düzenleme yoktur. Zira şirketin genel kurul tarafından seçilen yönetim kurulu tarafından idare olunması esastır.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(TMK)'nun 427/4. Maddesinde, bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa yönetim kayyımı atanacağı düzenlenmiş olmakla birlikte davalı şirkette organ boşluğu bulunduğuna dair herhangi bir iddia mevcut değildir. Yönetim kayyımı atanabilmesi için şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olması şarttır. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu takdirde organ yokluğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi mevcut yönetim kurulunun çalışamaz halde olması da TTK' nin sistematiği içinde giderilmesi her zaman mümkün bir durumdur. (Yargıtay. 11. H.D'nin 08/03/2018 Tarih ve 2016/7714 E-2018/1804 K. sayılı kararı) Bu hususlardan birinin bulunduğuna ilişkin dosyada yaklaşık ispat bulunmadığından somut uyuşmazlıkta davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasının ve tedbiren davalı ...’un müdürlük görevinden azli ile görevinin sonlandırılmasına ilişkin  ihtiyati tedbir talebinin şartları oluşmamıştır. 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 389/1. Maddesi, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir, şeklindedir. HMK'nın 390/2 maddesine göre de, tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Ayrıca bu kapsamda ihtiyati tedbir talebinin somutlaştırılması gerekir.Yukarıda ifade edildiği üzere HMK'nın 390/2 maddesine göre tedbir talep eden taraf, davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Yaklaşık ispattan anlaşılması gereken ise usul hukuku kurallarına göre kesin veya tam olarak ispat edilmesi değildir. Buradaki amaç davaya ilişkin yargılamadan farklı olarak, maddi hukuka dayanan hak bakımından nihai bir karar verip, uyuşmazlığı esastan sona erdirmek değildir. Yani ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için tam ispat gerekmez. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. İnançlı sözleşme uyarınca davalı şirket hissesinin iptali ile davacı adına tesciline ilişkin eldeki davada, davalı şirket varlıkları olan tüm taşınmaz ve taşınırların devrinin önlenmesi, şirketi borç altına sokacak tüm işlemlerin durdurulması, şirket hesapları bulunduğu bankalardaki hesapların davalı tarafça kullanılmasının  durdurulması tedbiren talep edilmiş olup, davalı şirketin malvarlığı dava konusu olmadığından HMK.nun 389. maddesi gereği ihtiyati tedbir konulamayacağı ve konkordato davasında Mali Müşavir ... konkordato tasdik karar tarihi itibariyle göreve başlamak üzere kayyım olarak görevlendirildiği de gözetildiğinde davacı tarafın bu hususlara ilişkin ihtiyati tedbir talebi yerinde değildir. Davacı ile davalı ... arasında 05.09.2014 tarihli inançlı hisse devir sözleşmesi imzalanmış olup, yazılı sözleşmeye konu şirket hisselerinin tescili taraflar arasında ihtilaf konusudur. Somut olayda davalı şirket hisselerinin diğer davalı tarafından elden çıkarılması halinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hali  mevcut olup, ihtiyati tedbir talebi yönünden yaklaşık ispat şartlarının oluştuğu gözetildiğinde mahkemece davalı ...’un sahibi olduğu davalı şirket hisselerinin üçüncü şahıslara devrinin önlenmesine ilişkin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi  doğru olmamıştır.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece ihtiyati tedbir isteminin tümden reddine ilişkin 23/10/2023 tarihli ara kararı isabetli görülmemiş ve bu nedenle ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;İhtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesinin 23/10/2023 tarihli ara  kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılmak üzere ara kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,2-İhtiyati tedbir talep eden davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.18/01/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2ecc8016e8c51572","SID":"648c6bbfec76ce7b"}}