{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1692 Esas <br>KARAR NO: 2024/124 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2017/780 Esas - 2021/285  Karar <br>TARİHİ: 24/03/2021<br>DAVA: Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 01/02/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalının 21.03.2016-25.11.2016 tarihleri arasında müvekkili şirket nezdinde İstanbul Avrupa Bölgesinde \"Tıbbi Tanıtım Temsilcisi\" iş pozisyonunda görev yaptığını, davalının iş ilişkisinin devamı sırasında müvekkili şirket İnsan Kaynakları Müdürlüğüne sunduğu yazılı dilekçesi ile görevinden kendi isteğiyle ayrılmak istediğini, 25.11.2016 tarihi itibariyle işten ayrıldığını, davalı ile müvekkili şirket arasında \"Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi\" ile rekabet yasağının düzenlendiğini, davalının müvekkili şirketten ayrıldıktan sadece bir gün sonra rakip firma olan ... San. A.Ş. 'de çalışmaya başladığını davalının görevi gereğince çalışma süresi içerisinde müvekkili şirketin satış stratejileri, müşteri portföyü, bölge müşterilerinin talepleri ve ürün bilgileri gibi şirketin son derece önemli nitelikte olan birçok gizli bilgisine ve ticari sırrına vakıf olduğunu, her iki firma için aynı bölgede benzer grup ilaçlarının tanıtımını yapmak için çalışmış olacağından rekabet etmeme yasağına ayın davrandığını, müvekkilinin cezai şart alacağının şimdilik 10.000,00 TL'sinin yasal faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle,  davanın dayanağı olan rekabet yasağının hiçbir şekilde gerçekleşmediğini, müvekkilinin yeni işyerinde çalışmasının, davacı işverenin önemli bir zararına sebep olma niteliği ve imkanının bulunmadığını, böylece rekabet yasağını ihlal etme durumunun da söz konusu olmadığını, müvekkilinin davacı işveren şirkette çalışırken satışını yaptığı ilaçların hiçbirisinin aynısından ya da aynı neviinden ilaç satışı ve pazarlaması yapmadığını, müvekkilinin dava konusuna dayanak sözleşmeyi de hiç okuma fırsatı verilmeden imzaladığını, davacı şirketin davalının da içinde bulunduğu yaklaşık 30-40 kişiyi aynı anda işe alarak aynı anda acele bir şekilde sözleşme imzalattırdığını, sözleşmenin davalının isminin bulunduğu yerin elle doldurulmak üzere planlandığını, diğer tarafları da matbu bilgisayar çıktısı olarak düzenlendiğini, bu haliyle de sözleşmenin dolayısıyla rekabet yasağı taahhüdünün geçerliliğinden bahsedilemeyeceğini, müvekkilince ticari sırlara vakıf olma durumunun söz konusu olmadığını, davanın reddine, mahkeme masraflarının ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 24/03/2021 tarih 2017/780 Esas - 2021/285 Karar sayılı kararında;\"Dosyaya sunulan 17/11/2020 tarihli bilirkişi ... tarafından hazırlanan raporda sözleşme uyarınca davacının talep edebileceği cezai şart tazminatının 27.000 TL olarak hesaplandığının tespit edildiği anlaşılmıştır. Dava, işçinin rekabet yasağına aykırı davrandığı iddiasına dayalı ceza koşulu (cezai şart) alacağının tahsili istemine ilişkindir. 6098 sayılı TBK’nın 445. maddesi “(1)Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. (2)Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.” hükmünü haiz olup, anılan madde hükmü ile 6098 sayılı Kanun  818 sayılı Kanun'dan farklı olarak, rekabet yasağı ile ilgili doğrudan mutlak bir geçersizliğin öngörülmediği, Anayasa ve diğer mevzuat hükümleri ile somut olgu nazara alınarak rekabet yasağının aşırı nitelikte olması halinde, yasağın kapsamı bakımından hakime uyarlama yetkisi tanındığı anlaşılmaktadır. Hakime tanınan bu yetkinin gerek müstakil açılan bir uyarlama davasında ve gerekse de ihlal halinde açılacak bir tazminat davasında kullanılabileceği kuşkusuzdur. Ayrıca aynı Kanun'un 444/2. maddesi  “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.”\"... rekabet yasağının işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması halinde geçerli olacaktır.Bu durumda TBK 444/2 hükmü uyarınca öncelikle, rekabet yasağı düzenlemesinin geçerli olup olmadığının veya aşırı nitelikte olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir...\"Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 10.04.2019 tarihli 2018/1393 E., 2019/2838 K. \"...Ancak;6098 sayılı TBK.’nın 182/ son maddesi gözönünde bulundurularak; kararlaştırılan cezai şartı fahiş olup olmadığı hususunda re'sen araştırma yapılarak bir değerlendirme yapılması, fahiş olduğu takdirde cezai şartta indirim yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, bu hususda hiç değerlendirme yapılamadan eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamış bununla birlikte dosyada yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf   bu yönden kabulü ile HMK 353(1)b-2 uyarınca hükmün kaldırılmasına   tek geçim kaynağı emeği ve bunun karşılığında aldığı maaşı olan işçinin rekabet etmeme taahhüdüne aykırı davranması karşılığında öngörülen 12 aylık brüt maaşına denk gelen cezai şartın fahiş  olduğu  ,hakkaniyet gereği, cezai şart takdiren % 60 oranında tenkis edilmesi hak ve nesafet kurallarına daha uygun olacağından, 7.290-TL nin cezai şart olarak davalıdan ihtarnamenin tebliği tarihi 22.06.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline ,fazla istemin tenkis nedeniyle reddine ,fazla istem tenkis nedeniyle reddolunduğundan davalı yararına vekalet ücreti ve yargı giderine hükmolunmamasına karar verilmiştir...\" T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2018/962 Esas,  2019/1439 Karar.Dosya tüm deliller ile birlikte değerlendirildiğinde; Davacının iş akdi sona erdikten sonra çalışmaya başladığı dava dışı şirketin faaliyet ve iş konularının davacı şirket ile aynı olması  davalı işçinin davacı şirkette çalışırken sahip olduğu iş sırları, davacı şirketin tescilli tasarımlarına ilişkin bilgileri  kullanabilme ihtimali mevcut olup  bu durum davacı aleyhine zarara yolabilecektir. Davacının bu şekilde çalışması taraflar arasında düzenlenen rekabet yasağı ve gizlilik taahhüdüne  aykırıdır. Taraflar arasında imzalanan rekabet etmeme yasağını içeren sözleşme uyarınca davalı bir yıl boyunca İstanbul Avrupa bölgesinde davacı ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren işlerle çalışmamayı taahhüt etmiş, bu taahhüde aykırı davranılması halinde 12 aylık brüt maaşı kadar cezai şart ödemeyi kabul etmiştir. Rekabet yasağı hükmü süre, yer ve konu yönünden geçerlidir. Davalının hem davacı şirkette hem de yeni çalıştığı şirkette aldığı ücret düşünüldüğünde 6098 sayılı TBK.’nın 182/ son maddesi gözönünde bulundurularak kararlaştırılan cezai şartı fahiş olduğunun kabulü gerekmekte olup T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2018/962 Esas,  2019/1439 Karar ilam da dikkate alınarak hakkaniyet gereği, cezai şart takdiren % 60 oranında tenkis edilmesi hak ve nesafet kurallarına daha uygun olacağından  10.800,00- TL cezai şartın 10.000,00-TL sinin dava tarihinden bakiye kısmın ıslah tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.\"gerekçesi ile, \"Davanın KISMEN KABULÜNE;1-Toplam  10.800,00- TL cezai şartın 10.000,00-TL sinin dava tarihinden bakiye kısmın ıslah tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine,2-Fazla istemin tenkis nedeniyle REDDİNE,\" karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, mahkemece verilen kararın hukuka uygun olmayıp, eksik inceleme sonucu verilmiş bir karar olduğunu Mahkemece alınan her iki raporun da tamamen birbirine aykırı, %100 zıt  görüş içermekte olduğunu; bu durumun denetime elverişsizlik durumu doğuracağından, aykırılıkların ve çelişkilerin giderilmesi ve ortadan kaldırılması için yeniden bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesini talep etmiş oldukları halde bu taleplerinin kabul görmediğini, Raporda belirlenen rekabet yasağı konusunda davanın dayanağı olan rekabet yasağı kaydının, hiçbir şekilde gerçekleşmediğini, 6098 Sayılılı 444 maddesinde yer alan rekabet yasağına ilişkin koşulların oluşmadığını, Davalı müvekkilin yeni işyerinde çalışmasının, davacı işverenin önemli bir zararına sebep olma niteliği ve imkanının bulunmadığını; böylece rekabet yasağını ihlal etme durumunun da sözkonusu olmadığını, rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği için işçinin iş verenin müşterilerini tanıma veya iş sırlarına nüfuz etme imkanının bulunması ve işverenin de önemli ölçüde zarara uğraması ihtimalinin bulunması gerektiği, davacının faaliyet konusu olan davalının pazarlamasının istendiği ilaçların pazarlanmasının iş sırrı kapsamına girmeyen bir durum olduğunu, bu yöne ilişkin davacı iş verenin yasanın öngördüğü korunabilir haklı bir menfaatinin bulunmadığını, öte yandan davalının davacının müşterilerine ait bilgilerini veya iş sırrının kullanarak avacıyı zarara uğrattığı iddiasının gerçekdışı olduğunu, taraflar arasında düzenlenen taahhütnamenin ve rekabet yasağı sözleşmesinin bu yönleri ile de geçersiz olduğunun sabit olduğunu,  Ayrıca davalı tarafın, davacı firmada sadece 8 ay gibi kısa bir zaman çalışmış olup, ticari sırlara vakıf olma ihtimalinin hiçbir zaman bulunmadığını; ayrıca sonraki işyerinde de en fazla 6 ay gibi kısa bir süre çalıştığını; sadece asagari ücret ile pazarlama yapmak üzere çalışan bir işçinin ticari sırlara vakıf olabileceği  ihtimalinin bulunmadığını;  bu yönüyle verilen kararın hukuka uygun olmadığını, cevap dilekçelerinde sunmuş oldukları beyanlar ve davalı tanık beyanları doğrultusunda, aynı neviden ilaç satımı ve pazarlaması bulunmadığı gerçeğinin bilirkişi raporunda incelenmediğini; bu duruma itiraz etmiş olmalarına rağmen  itirazlarının mahkemece dikkate alınmadığını, davalı tarafın sonraki işyerinde, davacı işveren şirkette çalışırken satışını yaptığı ilaçların hiçbirisinin aynısından ya da aynı neviinden ilaç satışı ve pazarlaması yapmadığını,  Davalının, işveren (...) yanında çalışırken satışını yaptığı ilaçların nöroloji, psikiyatri, enfeksiyon, onkoloji ve beyin cerrahinin tercih edip reçeteleyeceği ürün grubundan olduğunu,  bunların da; -epilepsi (leptica), -alzheimer (dezira),-şizofreni (quelept),-hiv (hivent),-hepatit b (hiverac),-antidepresan (dulester),-morfin (morfia) şeklinde olduğunu, Sonraki işyerinde (.. ) çalışırken satışını yaptığı ilaçların dermatoloji, pediatri, göğüs cerrahi, kbb, dahiliye, acil birimlerinin tercih edip reçeteleyeceği ürün grubundan olduğunu, bunların da; dekonjestan  burun spreyi (iliadin), alerjik burun spreyi (nazoster), alerji hapı (anthix), deri merhemi (lacoderm), akne tedavisi (magnis), boğaz spreyi (flurend), öksürük şurubu (pulmorest), mantar kremi (terbisil), bağırsak tedavisi (tribudat ve spanol) şeklinde olduğunu, Dava dilekçesinde belirtilen ... isimli ilacın da, davalının şimdi çalıştığı firmanın satışında olan bir ilaç olmadığını; ayrıca bu ilacın nöroloji-psikiyatri (kronik grup) grubunda çalışılan, sanovel ilaç sanayii bünyesinde olmakla, davalı ile bir ilgisinin bulunmadığını, Bu durumun tanık beyanlarıyla ve işveren kayıtları ile de sabit olduğunu,  bu konudaki iddialar ve beyanları hiçbir şekilde incelenmediğinden bilirkişi raporuna itiraz ettikleri halde bu durumun da dikkate alınmadığını; rekabet yasağını ihlal edebilecek şekilde hiçbir ürün satışı yapılmadığını; bu durumun mahkemece yaptırılacak yeni bir uzman bilirkişi incelemesi ile de açıklığa kavuşabilecekken hiçbir inceleme yapılmadığını, Cevap dilekçelerinde de belirttikleri üzere, IMS raporları üzerinden davalının daha önce çalıştığı ilaç grupları ve bölgelerinin açıkça görülmekte olduğunu,  IMS kayıtlarında davalının hem aynı ilacı satmadığı, hem de yeterli sayıda ilaç satamadığı, böylece hedef kotayı da tutturamadığının görüleceğini; mahkemece ilgili yerlerden  IMS raporları istenerek, bu konuda da dava konusu kapsamında yeni bir uzman bilirkişi incelemesi yaptırılması şeklindeki taleplerinin de kabul görmediğini; eğer bu yönde inceleme yapılmış olsaydı rekabet yasağı taahhüdüne aykırı davranılmadığının açıklığa kavuşacağını; bu konuların hiçbir şekilde açıklığa kavuşturulmadığını, hatta hiçbir şekilde bu konuya girilmediğini; bu nedenlerle de verilen kararın hukuka uygun olmadığını, Davalının aynı bölgede çalışması bulunmadığının önceki beyanları ile ve tanık beyanları ile de sabit olduğunu ancak bu konuda da hiçbir inceleme ve belirleme yapılmadan rekabet yasağı oluştuğu görüşünün hiçbir şekilde hukuka uygun olmadığını, Davacı işverenin iddialarında davalının Gültepe, Şirintepe, Levent, Çapa, Eminönü bölgelerinde çalıştığından bahsedilmekte olduğunu; oysaki davalı müvekkilinin yeni firmada bu bölgelerin hiçbirinde çalışmadığını; hatta davacı firmada çalışırken görüştüğü ve çalıştığı hiçbir doktorla da çalışmadığını; bu durumun tanık beyanlarıyla da sabit olduğunu; bu yönden de verilen  kararın hukuka uygun olmadığını, Davacı firmanın dava şartlarından biri olan önemli bir zararının bulunmadığı ortada iken bu konunun da açıklığa kavuşturulmadığını, Davacı tarafın, iddia ettiği zarar görme olgusunu ispat etmek zorunda olduğunu; 12 ay brüt ücret zararının olduğu iddiasının da gerçek dışı olduğunu; ilgili yasal düzenlemeler ve Yargıtay kararları gereği davacının zarar görme iddiasını ispatlaması gerektiğini; davalı tarafın, tanıtımını yaptığı ilaçların siparişi ve satış miktarı incelendiğinde, hem davalı zamanında, hem de halihazırda çok düşük ciroların olduğu, davalı tarafça davacıya verilmiş hiçbir zararın olmadığının görülmekte olduğunu; performans takip raporu incelendiğinde bu durumun açıkça görülmekte olduğunu; davalı tarafın, tıbbi tanıtım ve satış temsilciliği görevini ifa ederken hiçbir zaman satış kotasını tutturamadığını; hatta satış hedefi %20-%40'larda kalmış olmakla, bu durumda da davacının önemli bir zararından bahsedilemeyleceğini; bu nedenle de davanın reddi gerekmekte iken verilen kararın hukuka uygun olmadığını, Rekabet yasağı sözleşmesinin yapılmasında işverenin haklı bir menfaati olması koşulunun gerçekleşebilmesi için, işçinin ticari sır sayılacak bilgilere sahip olması ve öğrenebilecek durumda olmasının yeterli olmadığını; Kanunun 444. maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, söz konusu bilgilerin kullanılmasının işvereni önemli bir zarara uğratma ihtimalinin bulunması gerekeceğini; böyle bir ihtimalin var olup olmadığının ise somut olaya göre belirleneceğini; buna rağmen, genel olarak işverene ait bilgilerin kullanılmasının kazanç veya siparişlerde ciddi bir düşüşe neden olması, ilgili piyasada rekabet gücünde bir geriye dönüş yaratması, zararın kolaylıkla telafi edilmesinin mümkün olmaması durumlarında önemli bir zararın varlığının kabul edileceğinin ifade edilebileceğini, Davalı tarafın, davacı firmada sadece 8 ay gibi kısa bir zaman çalışmış olup, sonraki firmada da 6 ay gibi bir süre çalışmış olduğu dikkate alınarak, davacı tarafın önemli zararının oluşmasının imkansız olduğunu; bu durumunun da bilirkişi tarafından incelenmediğinin ortada olduğunu; bu nedenle rapora itiraz ettiklerini, Davalı tarafa sözleşmeyi, aynı anda toplu olarak 30-40 kişi tarafından imzalatılarak okuma fırsatı verilmediğini; bu durumun da bilirkişi raporunda incelenmediğini, davacı tarafın haklı çıkmak çabasıyla, sözleşme imzalandığı sırada davalı tarafın üniversite mezunu olduğu iddiasının da gerçek dışı bir iddia olduğunu; henüz mezun olmadığı sırada maddi ihtiyaçları sebebiyle çalışmak zorunda olan davalı tarafın, dava konusuna dayanak sözleşmeyi de hiç okuma fırsatı verilmeden imzalamış bulunduğunu; davacı şirket davalının da içinde bulunduğu yaklaşık 30-40 kişiyi aynı anda işe alarak, aynı anda toplu olarak acele bir şekilde sözleşme imzalattırdığını, sözleşmeden de görüleceği üzere, sözleşmenin davalının isminin bulunduğu yerin elle doldurmak üzere planlandığını, diğer tarafların da matbu bilgisayar çıktısı olarak düzenlendiğini; bu haliyle de sözleşmenin, dolayısıyla rekabet yasağı taahhüdünün geçerliliğinden bahsedilemeyeceği halde bilirkişi raporunda bu konuya değinilmediğini,  Ticari sırlara vakıf olma durumunun sözkonusu olmadığını,  Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olarak hüküm ifade edebilmesi için aranan en önemli koşullardan birinin de, işçinin işverenin müşteri çevresi veya üretim yada işle ilgili sırlarını biliyor veya bilebilecek durumda olması ve bu bilgilerin rakip işletmelerde kullanılmasının işverene önemli bir zarar verme ihtimalinin bulunması olduğunu; aksi halde işverenin korunması gereken haklı menfaatinden bahsetmenin mümkün olmadığını, 8 aylık gibi kısa bir süre çalışması bulunan davalı tarafın, davacı firmaya ait hiçbir ticari sırra vakıf olmayıp, sonraki işyerinde de 6 ay gibi kısa bir süre çalışmış olduğundan ticari sırlara vakıf olmak ve bu sırları kullanmak gibi bir durumun oluşmasının imkansız olduğunu, Çalışma ve sözleşme hürriyetinin anayasal bir hak olduğunu, sözleşmede rekabet yasağına konu edilen İstanbul Avrupa bölgesi 26 ilçeden oluşup, toplam nüfusunun da yaklaşık 10.000.000 civarında olduğunu; bu rakamların bile rekabet yasağı taahhüdünün geçersizliğine delil teşkil etmekte olduğunu; davacı firmada çalışırken sadece Gültepe, Şirintepe, Levent, Çapa ve Eminönü bölgesinde çalışan davalı taraf için, sözleşme ile bu kadar kalabalık ve geniş bir bölgede çalışmadan yasaklanmasının Anayasal hak olan Çalışma hürriyetine aykırılık teşkil etmekte olup bu rekabet yasağının geçersiz olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlığı altında düzenlenen 48. ve devamı maddelerinde herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğunun anayasal teminat altına alındığını; 818 sayılı BK'nın 19. maddesinde bir akdin mevzunun, kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunabilir denilmekle birlikte 20. maddesinde ise akdin mevzunun gayrimümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) aykırı olması halinde o akdin batıl olacağının belirtildiğini; sözleşmenin taraflarının, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu belirlemede özgür iseler de bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğunun söylenemeyeceğini; 818 Sayılı BK'nın 19, 20, 349. maddelerinde bu özgürlüğün sınırlarının çizildiğini; sözleşmede öngörülen Rekabet Yasağı'nın; ancak işçinin iktisadi geleceğinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, yer ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise geçerli olacağını,  Bu açıklamalardan sonra, davalının imzaladığı hizmet akdinin rekabet yasağına ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlaması, işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir alanı kapsaması nedeniyle yukarıda açıklanan çalışma özgürlüğüne, akit serbestisine ilişkin yasal düzenlemelere aykırı olup, bu nedenle haksız rekabete ilişkin sözleşme hükmünün batıl sayılması gerektiğini, rekabet yasağı sözleşmesi ile işçinin çalışma hakkının elinden alınamayacağını; bu husus gözetildiğinde, esasında taraflar arasında imzalanan hizmet aktinde yer alan haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin batıl olduğunun açıkça ortada olduğunu ancak bilirkişi tarafından bu konuda inceleme yapılmadığını, mahkemece de bu konuda bir belirleme yapılmadığını, Haksız rekabete ilişkin sözleşme hükmünün cezai şart bedelinin çok yüksek olduğundan batıl sayılması gerektiğini, sözleşmenin taraflarının, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu ve cezai şartın miktarını belirlemede özgür iseler de, bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğunun söylenemeyeceğini; 818 sayılı BK'nın 19, 20, 161 maddelerinde bu özgürlüğün sınırlarını çizdiğini; sözleşmede öngörülen cezai şartın borçlunun iktisaden mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek ise, adap ve ahlaka aykırı sayılarak tamamen veya kısmen iptal edilmesi gerektiğini,  davalının davacı işyerinde 8 ay süreyle çalışmış olması ve sonraki işyerinde 6 ay gibi bir süre çalışmış olması ve asgari ücretle çalışmış olması dikkate alındığında cezai şart bedelinin çok yüksek olduğunu, bu nedenle hiçbir şekilde diğer taleplerin de kabul anlamına gelmemekle birlikte, cezai şart bedelinin çok yüksek yazılmasının da, akit serbestisine ilişkin yasal düzenlemelere aykırı olup cezai şarta ilişkin sözleşme hükmünün batıl sayılması gerektiğini,İleri sürerek, istinaf taleplerinin kabulü ile yerel mahkemece verilen kararın kaldırılmasına, haksız davanın reddine, istinaf ve mahkeme masraflarının ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine dair karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının istinaf yoluyla incelenerek kaldırılmasına ve davanın talepleri doğrultusunda kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, Yerel mahkeme kararında dava konusunda haklılıklarının tespit edildiğini ancak 2020 yılında verilen Yargıtay kararlarına aykırı olarak fahiş oranda tenkis uygulanarak müvekkilinin haklılığının tabiri caiz ise elinden alındığını, karara karşı istinaf yasa yoluna başvurmalarının sebebinin neredeyse haklılıklarını ortadan kaldıracak derecede yüksek olan tenkis oranı olduğunu; yerel mahkemenin ikame ettikleri davada haklı olduğunu gerekçesinde beyan ettiğini ancak gerekçeli kararında emsal olarak aldığı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazıldığı gibi ceza-i şart miktarına %60 tenkis uygulandığını; bu hususun kabulünün mümkün olmadığını; her somut olayın ayrı değerlendirilmesi gerektiğini; davalının işi, meslekteki tecrübesi, mesleğindeki yetkinliği, aldığı maaş, müvekkili şirkette çalıştığı süre, müvekkilin ticari itibarı, müvekkilin uğradığı/uğrayabileceği zararlar vb. hususların hiç biri değerlendirilmeden sadece emsal olarak gerekçeye eklenen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesindeki tenkis oranının aynısının somut olaya uygulanmasının usul ve yasaya uygun olmadığını; aynı konuya ilişkin Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2020/1896 Esas,   2020/6750 Karar sayılı, 15/6/2020 tarihli kararında, \"Cezai şart yönünden her dosya kendi kapsamına ve delil durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğinden bu kararların eldeki davada emsal olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bozmaya uyan mahkemece %75 hakkaniyet indirimi ve mahsup sonrası tespit edilen toplam 1.228,72TL cezai şart kabul edilmiş ise de yüzde 75 oranındaki indirim hakkın özünü etkileyecek oranda fahiş olmuştur. Davalı işçinin, davacı işverene ait okulda 01.09.2013- 07.02.2014 tarihleri arasında çalıştığı, aldığı ücret miktarı ve çalıştığı süre ve işin niteliği nazara alınarak, daha uygun bir indirim yapılması gerekmektedir. bu yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.\" denildiğini, Davalının işçi konumu itibariyle işverenin müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağına sahip olduğunu; rakip firmaya geçmesi ile müvekkili şirketin o bölgedeki müşteri çevresi ile ilgili bilgiler ve şirkete ait benzeri ticari sırların rakip firmaya sızdığının ve bu şekilde rekabet sözleşmesinin ihlal edildiğinin kabulüne karar verilmişken ceza-i şart miktarına %60 oranında tenkis uygulanması müvekkilinin haklılığını tabiri caiz ise elinden aldığını, davanın talepleri doğrultusunda 27.000,00-TL üzerinden kabulü gerektiğini, İleri sürerek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın talepleri doğrultusunda tamamen kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 444 maddesi kapsamında rekabet yasağına aykırılık nedeniyle ceza koşulunun ödetilmesi istemine ilişkin olup mahkemece; iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağı kaydının geçerli olduğu, davalının rekabet yasağını ihlal ettiği, ancak sözleşmede kararlaştırılan ceza-i şartın tenkisi gerektiği gerekçeleri ile  davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, tıbbi ürün tanıtım ve satış temsilcisi olarak çalışan davalının davacı firma nezdindeki iş sözleşmesi, görev tanımı belgesi, işe giriş işten ayrılış bildirgeleri, son maaş bordrosu, ilaç tanıtımı yaptığı tıbbi alanlara ilişkin belgeler,  davacı firmadan ayrıldıktan sonra çalışmaya başladığı şirket nezdindeki görev tanımı belgesi, işe giriş bildirgesi ve tanıtımını yaptığı ürün bilgisi dosya arasında alınmış, taraf tanıklarının beyanları alınmış, dosya önce bir mali müşavir ve bir SGK uzmanı bilirkişiye tevdii edilerek rapor alınmış, raporun fahiş hatalar içeriği ve yeterli görülmediği gerekçesi ile, dosya hukukçu bilirkişiye tevdii edilerek yeni bir rapor alınmış, akabinde istinafa konu karar verilmiştir. 6098 Sayılı Kanun 444 ve 445 maddesi hükümleri, iş sözleşmesinde  rekabet yasağına aykırılık anlaşmasının geçerliliğini; işçinin fiil ehliyetinin olması, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içermemesi, hizmet ilişkisinin işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlaması ve  aynı zamanda bu bilgilerin kullanılmasının, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması koşullarına bağlamıştır. Bu koşullardan birinin eksikliği halinde rekabet yasağına aykırılık anlaşması, hakimin  hakkaniyete aykırı anlaşmalar için müdahale imkanı müstesna olmak üzere, kural olarak geçersizdir. Taraflar arasındaki sözleşmesinin 8.16 maddesi ile, davalının sözleşmenin feshinden itibaren bir yıllık süre boyunca İstanbul Avrupa Bölgesi sınırları içinde, doğrudan ve dolaylı olarak kendi hesabına veya bunların yöneticisi, acentesi, çalışanı, danışmanı veya müşaviri olarak davacının işiyle rekabet halinde olan herhangi bir iş veya faaliyet ile uğraşmayacağının, iştigal etmeyeceğinin ve ilgilenmeyeceğinin, sözleşmenin üç yıldan fazla süre yürürlükte kalması halinde, rekabet borcunun üç yıllık süre sonunda sona ereceğinin; sözleşmenin 8.18 maddesi ile, davalının rekabet yasağına aykırı davranması halinde, davacının talebi üzerine aldığı son brüt maaşının 12 katı kadar tutarında ceza ödeyeceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Davalının, davacı iş yerinde, İstanbul Avrupa Yakası Bölgesi'nde tıbbi tanıtım ve satış temsilcisi sıfatıyla bölge müdürüne bağlı olarak çalıştığı, görevinin; tanıtımını yaptığı tıbbi ürünlerin hedef kitlesini oluşturan doktorların tanınması, doktor portföyünün hazırlanması, bu doktorların askerlik, tayin görev değişikliği gibi durumlarının tespit edilmesi,  bu hususlarda bağlı bulunulan bölge müdürüne bilgi verilmesi, bölge müdürü kontrolünde ve plan dahilinde doktor ziyaretlerinin gerçekleştirilmesi, ürün tanıtımı yapılması, doktorların katılımının sağlanacağı toplantı, kongre, yemek gibi organizasyon hazırlıklarının yapılması ve gerçekleştirilmesi olduğu anlaşılmıştır. İş sözleşmesinde veya görev tanım belgesinde hangi tıbbi alanlara ilişkin ürün tanıtımı yapılacağı açıklanmış değildir. Davalının, fiil ehliyetine sahip olduğu, rekabet yasağının süre, coğrafi bölge sınırı içerdiği, davalının görev tanımı gereği, sekiz ay boyunca yanında çalıştığı davacı şirketin, satışını yaptığı tıbbi ürün gruplarının hedef kitlesini ve müşteri portföyünü oluşturan doktorların bilgilerine vakıf olduğu, rekabet yasağı kaydının bu unsurları bakımından geçersiz olduğundan bahsedilemeyeceği, yine davalının davacı şirketten ayrıldıktan bir gün sonra, davalı ile rekabet halindeki ve İstanbul Avrupa Yakası Bölgesi'nde bulunan dava dışı ilaç firmasında, tıbbi ürün tanıtım ve satış temsilcisi olarak çalışmaya başladığı, davalı tarafından, her iki firmada tanıtımını yaptığı ürünlerin farklı tıbbi alanlara ilişkin olduğu, dolayısıyla doktor portföyünün de farklı olduğu savunulmuş ise de, dava dışı ilaç firması ile davalı arasındaki sözleşme ve görev tanımı belgesinde hangi ilaç gruplarının tanıtımının yapılacağına dair sınırlandırma bulunmadığı, bu firmada fiilen başka ürünlerin tanıtımının yapılmış olmasının, davacı şirket nezdinde tanıtımı yapılmış ürünlerin ilgili olduğu tıbbi alanlarda tanıtım yapılmayacağı anlamına gelmediği, nitekim rekabet yasağı kaydının geçerli olması ve yasağın ihlal edilmiş sayılması için zararın gerçekleşmesinin değil, gerçekleşme tehlikesinin bulunmasının yeterli olduğu, mahkemece alınan ilk bilirkişi heyet raporunda uyuşmazlığa ilişkin 4857 Sayılı Kanun çerçevesinde değerlendirme yapıldığı ve takdirin mahkemeye bırakıldığı, ikinci bilirkişi raporunda TBK'da yer alan rekabet yasağı kaydına ilişkin hükümler çerçevesinde değerlendirme yapıldığı, her halde hukuki değerlendirme yapma yetkisinin mahkemeye ait olduğu, raporlardaki hukuki tespitlerin mahkemeyi bağlamayacağı, bu nedenle davalının, bilirkişi raporları arasında hukuki tespitler bakımından çelişki bulunması nedeniyle yeni bir rapor alınması gerektiği yönündeki itirazının yerinde olmadığı, mahkemece rekabet yasağı kaydının geçerli olduğuna ve yasağın ihlal edildiğine dair kabulde isabetsizlik bulunmadığı, davalının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.  6098 Sayılı Kanunun 445/2 fıkrası uyarınca hakim aşırı gördüğü rekabet yasağı kaydına müdahale edebileceği gibi, aynı Kanunun 182/son fıkrası uyarınca hakim fahiş ceza miktarını hakkaniyet ölçüsünde tenkise tabi tutabilecektir. Davalının, davacı firmada üst düzey görevinin bulunmadığı, vakıf olduğu bilgilerin yalnızca tanıtımını yaptığı tıbbi ürünlerin ilgili olduğu tıbbi alanlarda çalışan doktor porföyünden ibaret olduğu, yoksa davacı şirketin ticari sırlarına veya üretim sırlarına vakıf olmadığı, davalının yalnızca belli tıbbi alanlarla ilgili ürünlerin  müşteri portföyü bilgisine vakıf olması ve bunları kullanması halinde davacı için ortaya çıkacak zarar tehlikesinin niteliği de nazara alındığında, mahkemece ceza tutarında yapılan %60 oranındaki  indiriminin hakkaniyete uygun olduğu, davacının hakkının özünü etkiler mahiyette bulunmadığı, davacının aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬0‬-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken  737,74-TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 184,44-TL harcın mahsubu ile bakiye 553,3‬0‬-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 01/02/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a63add31ecf1129d","SID":"c945691599b7e95c"}}