{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2181 <br>KARAR NO: 2024/57<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23/09/2021<br>NUMARASI: 2016/485 Esas -  2021/805 Karar<br>DAVA: Haklı sebeple ortaklıktan çıkma, Ayrılma payının tahsili<br>BİRLEŞEN BAKIRKÖY 1. ATM'NİN 2017/546 ESAS SAYILI DOSYASI<br>DAVA: Tazminat <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/01/2024<br>Asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine ilişkin verilen kararın her iki tarafça istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Asıl davada davacı vekili; davalı şirketin 1997 yılında kurulduğunu, müvekkilinin 1998 yılı Mayıs ayında şirket hissedarı olduğunu, müvekkilinin davalı şirkette %40 payının bulunduğunu, şirketin diğer ortaklarının davalı ... ve kardeşi davalı ... olduğunu, davalı şirketin yurt içi ve yurt dışındaki müşterileri için endüstriyel ekmek ve kek tavaları üretimi yaptığını, davalı şirkette imal edilen tavaların davalı ...'ın hissedarı ve müdürü olduğu dava dışı ...Ltd. Şti'de fason olarak kaplandığını ve ihraç edildiğini, davalı şirketin kuruluş tarihinden bugüne kadar ortaklarına kar dağıtımı yapmadığını, kazanılan tüm paranın yatırıma ayrıldığını, son 10 yılda şirket öz kaynakları ile yapılan yatırımın 3 milyon Euro'nun üzerinde olduğunu, şirketin sektörel bazda büyümesi ve ciddi bir özkaynak yeterliliğine erişmesinin yapılan makine ekipman yatırımları paralelinde nitelikli eleman ve ... gibi kurumsal yönetim bilgisayar programlarına yapılan yatırımların müvekkilin şirketin ortaklığından ve şirket müdürlüğünde uzaklaştırılması sürecinin başlangıcı olduğunu, davalılardan ...'ın müvekkilini kendisine rakip olarak görmeye başladığını, müvekkilin şirketten yasal olarak kıdem tazminatı talep etmek hakkı bulunan ...'e tazminatını ödemesinin diğer ortak tarafından ciddi bir problem olarak gündeme getirildiğini, davalı ...'ın müvekkilini davalı şirketten dışlamak ve tek yetkili olarak yönettiği diğer şirketi ...Ltd. Şti. ile fiili olarak birleştirmek isteğinde olduğunu, davalı şirketin diğer iki hissedarı olan iki kardeşin müvekkile karşı bir kısmı TCK anlamında suç teşkil eden ortaklık ilişkisini çekilmez hale getiren eylemleri olduğunu, bu koşullar altında ve mevcut şirket yapısı içerisinde müvekkilinin ekonomik varlığını sürdüremeyeceğini, şirket kayıtlarının müvekkiline incelettirilmediğini, şirket çalışanlarına müvekkile karşı tavır almaları için baskı yapıldığını, diğer ortakların kişisel ve keyfi harcamalarının şirket tarafından karşılanarak gider olarak defterlerine kaydedildiğini, müvekkilinin mevcut ortaklık yapısı içerisinde kalmasına maddi ve manevi olanak kalmadığından çıkmasına izin verilmesini talep etme zorunluluğunun doğduğunu belirterek müvekkilinin şirketten çıkması yönünde hüküm tesis edilmesine, davalı şirketin iştirakinin değeri de dikkate alınarak şirketin gerçek değerinin tespiti ile esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma payının hesaplanmasına ve şimdilik 10.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davacı şirket vekili; birleşen davanın davalısının şirketin hurda satışlarını yansıtmayıp, hurdaların satışından elde edilen gelirlerini uhdesine geçirdiğini, davalının şirketin muhatabı olduğu teminat mektubunun vadesini kaçırarak müvekkili şirketin zararına neden olduğunu, muhasebe işlemleri ile şirketin kasasından 100.000-TL nakit çıkışı yapılmasına rağmen, gerçekte bu paranın şirkete iade edilmediğini, davalının sattığı şirket aracının bedelini şirkete aktarmadığını, davalının müdür olduğu dönemde şirket çalışanı ...'e şirkette çalışmaya devam ettiği halde kıdem tazminatı ödediğini, davalının yanlış yatırımlardan dolayı şirketi zarara uğrattığını, davalı ...’ün müdür sıfatıyla sorumlu olduğunu belirterek şimdilik 10.000-TL maddi zararın, HMK’nın 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak tazmin edilmesine, davalı yüzünden müvekkili şirketin uğradığı ticari itibar kaybı da dahil olmak üzere müvekkilin 10.000 TL manevi zararının tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>ISLAH: Asıl davada davacı vekili; 12/07/2021 tarihli dilekçe ile davalı ...Ltd. Şti. yönünden dava değerinin 6.465.610,48-TL'ye yükseltilmesine, asıl davanın ıslah edilen bedel üzerinden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davacı şirket vekili; 17/03/2021 tarihli ıslah dilekçesinde, maddi tazminat talep miktarını ıslah ederek toplam 1.065.257,64-TL’nin sorumluluğu doğuran fiilin işlendiği tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte birleşen dava davalısından tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP: Asıl davada davalılar vekili; davanın sadece şirket tüzel kişiliğine yöneltilebileceğini, şirket tüzel kişiliği dışındaki ortakların davada pasif husumetlerinin bulunmadığını, davacının kendi kasti ve ağır kusurlu davranışları ile ortaklıktan çıkmasının mümkün olmadığını, ortaklıktan çıkmanın haklı nedenlere dayandırılması gerektiğini, davacının şirketin kurulmasında en ufak bir katkısının bulunmadığını, davacının ...Ltd.'ye tecrübesiz olarak işe alındığını, hisse devir sözleşmesi ile davacı ...'e işinde motive olması, firmayı kendi işi gibi sahiplenmesi için 500.000-TL nominal sermayeli şirketin 50.000-TL'lik kısmının bedelsiz olarak devredildiğini, şirketin muhasebecisi ... işten ayrılmadığı halde davacı ... tarafından şirketten usulsüz paralar çekilerek kıdem tazminatı ödemesi yapıldığını, davacı ...'in şirkete ses kayıt cihazı yerleştirerek, telefonları dinlediğini, yüksek değerli hammadde hurdalarını şirket hesaplarına yansıtmayarak zimmetine geçirdiğini, kasadan çıkış yaptığı 100.000-TL'yi zimmetine geçirip, aynı bedelli çek varmış gibi muhasebe kayıtlarında aktarma yaptığını, şirkette yönetici olduğu dönemde de şahsi hobileri ile uğraştığını, iş yerinden arandığında kendisine ulaşılmadığını, davacının her türlü ihtiyacını şirket üzerinden karşıladığını, davacının yatırım adı altında şirketi zarara uğrattığını, Silivri CBS'nin 2016/2244 sayılı soruşturma dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davalı ... vekili; davanın soyut asılsız ve dayanaksız olduğunu, davaya konu dönemde müvekkili ile birlikte ...'ın da şirket müdürü olarak görev yaptığını,  halihazırda ...'ın şirketin tek müdürü olduğunu, adı geçen kişinin Silivri C.Başsavcılığı'nın 2016/2244 sayılı soruşturma dosyası kapsamında 03/04/2017 tarihinde verdiği beyanında finansal ve yatırımsal konularda kendisinin, üretim konusunda ise müvekkilinin yetkili olduğunun itiraf edildiğini, müvekkili tarafından davalı şirkete karşı Bakırköy 7. ATM'nin 2016/485 Esas sayılı dosyası ile ortaklıktan çıkma davası açıldıktan sonra intikam duygusu ile huzurdaki davanın açıldığını ileri sürerek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; asıl dosyada davacı ...'ün 16/05/2005 tarihinden 24/11/2015 tarihine kadar davalı şirketin müdürlük görevinde yer aldığı, dava dışı ...Ltd. Şti.nin ana sözleşmesinin 06/05/1999 tarihinde İstanbul Ticaret Siciline tescil edildiği, bu şirkette davalı ... ve ...'in hissedar olduğu, ayrıca İTO kayıtlarına göre ...Ltd Şti'nin yetkilileri arasında davalı ...'ın münferiden müdür sıfatıyla yer aldığı, dava dışı ...Ltd. Şti. ile davalı ...Ltd Şti'nin iştigal konusunun birbirleriyle örtüştüğü, bilirkişi incelemesiyle tespit edildiği üzere muhasebe hareketlerinde şirket aktifini azaltan bir hareketin tespit edilmediği, bu nedenle yapılan işlemin davacı tarafın zimmetine para geçirdiği anlamına gelmeyeceği, davacının iddiaları doğrultusunda davalı şirketin dava dışı ...Ltd Şti arasında kâr transferi olabileceği konusunda yaptırılan incelemede şirketlerin iştigal konularının birbirleriyle örtüştüğü, davalı şirket ile davacı şirket arasında ticari ilişkinin var olduğu, davalı şirketin 2015 yılından sonra özellikle davadışı şirkete satışlarının düzenli olarak arttığı, hurda gelirleriyle ilgili olarak davalı şirketin 31.12.2012-31.03.2018 yılları gelir tablolarında hurda gelirlerinin takip edildiği “Faaliyetlerle İlgili Diğer Olağan Gelir ve Karlar” hesap tutarlarının bilirkişi tarafından incelendiği, net satışların içerisinde faaliyetlerle ilgili diğer olağan gelir ve kârlar tutarının oranının 2012 yılından itibaren düzenli olarak arttığı, davacı tarafça davalı şirketin ... Bankası Mimaroba Şubesindeki ... hesap numaralı hesabına ait hareketler incelendiğinde noter satışı tarihi olan 20.05.2014 tarihindeki banka hareketlerinde davacı tarafından yatırılan araç bedelleri ile ilgili bir harekete rastlanmadığı, davacının faal olarak davalı şirkette mevcut durumda çalışamadığı, davacı ortağın diğer ortaklara ve şirket müdürüne güveninin kalmadığı, davacı ...'ün şirketten çıkmaya ilişkin haklı nedeninin bulunduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, 6.465.610,48-TL çıkma payının davalı şirketten tahsili ile davacıya ödenmesine, çıkma payı olan ve dava dilekçesinde belirttiği 10.000-TL bakımından karar tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, diğer davalılar bakımından açılan davanın ise ortaklıktan çıkma davalarında yalnızca şirket tüzel kişiliğinin davalı olabileceği, şirket ortaklarına husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle şirket ortakları aleyhine açılan ortaklıktan çıkma davasının davalı ... ve ... yönünden pasif husumet yokluğundan reddine, birleşen dava yönünden dava dışı çalışan ...'in işten çıkmamasına rağmen kıdem tazminatının ödenmesinin davalı şirketi sadece erken kıdem tazminatı ödenmesinden kaynaklı olarak paranın zaman değeri anlamında zarara uğratacağı, başkaca maddi bir zarara uğratmayacağı, her durumda dava dışı çalışının kıdem tazminatının ödeneceği, birleşen dosyada davacı şirket tarafından müdürlük görevi yapan ...'ün şirket zararına sebebiyet verdiğini öne sürülmekte ise de yapılan genel kurulda bu konuda bir oylamaya gidilmediği, davalı şirketçe zarara dair iddiaların ispatlanamamış olduğu, itibar edilen bilirkişi raporunda bu hususların izaha muhtaç olduğunun açıkça belirtildiği, manevi tazminatın yasal şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ: 1-Asıl davada davacı birleşen davada davalı ... vekili; ıslah ile artırılan kısma avans faizi işletilmemesinin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına aykırı olduğunu, ıslah dilekçesinde sadece miktar belirtilmiş olması halinde de bu miktar yönünden dava dilekçesindeki faiz talebinin geçerli olacağını, çıkma payının hüküm tarihine en yakın değerler üzerinden belirlenmesi gerektiğini, hüküm tarihinden 3 yıl önce yapılan değerlemelerle karar verilemeyeceğini, özellikle gayrimenkul ve döviz üzerinden hesaplanması gereken malvarlıklarının bu süreçte büyük miktarda yükseldiğini, bu hususun yargılama sırasında ileri sürülmesine rağmen mahkemece dikkate alınmadığını, şirketin taşınmazına 2016 yılındaki fiyatları ile değer biçildiğini, 5 yıl önceki şartlara dayalı olarak yapılan değerlendirme ile karar verilmesinin doğru olmadığını, kalıplar olmaksızın davalı şirketin üretim yapmasının ve makinelerin çalışmasının mümkün olmadığını, kalıpların tek sefer için kullanılacağına dair tespitlerin hatalı olduğunu, çünkü aynı müşterilerin yeniden sipariş verebileceğini, miktar olarak 1000 adetten fazla olan kalıpların özelliklerine göre gruplandırılması, her farklık grubun sayımının yapılması, ortalama bir fiyata göre farklı kalıpların değerlemesinin yapılması gerekirken kalıp değerlerinin hukuka aykırı olarak hesaplanmadığını, davalı şirketin müvekkilinin şirketten uzaklaştırılmasından sonra 1.000.000-TL'nin üzerinde stok bildirimi yaptığını, stoktaki mamul ve üretim bandındaki yarı mamul malların fiziki olarak sayılmaksızın kayıtlar üzerinden değer belirlenmesinin hatalı olduğunu, ayrıca makine değerlerinin güncel kur üzerinden güncellenmesi gerektiğini, bunun dışında davalı şirket tarafından kullanılan lisanslı bilgisayar yazılımlarının bedellerinin şirket aktifleri içerisinde değerlendirilmemesinin doğru olmadığını, iki adet ... programı ve powermill programı ile çoklu kullanıcısı ... programı ve hali hazırda kullanılmakta olan diğer lisanslı yazılımların değerlerinin şirket aktifleri içerisinde belirtilmemesinin hatalı olduğunu, davalı şirketin imalat hattında bulunan kompanzasyon panosu, harmonik akım filtrelerinin bulunduğu panoların gerçek değerinin altındaki değerlerle rapora yansıtıldığını, ayrıca karar tarihinden 3 yıl önce yapılan değerlendirmelerle hüküm verilmesinin doğru olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2-Asıl davada davalı birleşen davada davacı şirket vekili; müvekkilinin iddialarını büyük oranda doğrulayan ve birleşen dava yönünden davalının kusurunu ortaya koyan dört adet bilirkişi raporuna rağmen mahkemece bu tespitler dikkate alınmadan, yeni bir rapor alınmayarak karar verilmesinin doğru olmadığını, kararın gerekçesinde birleşen davanın reddi ile ilgili herhangi bir açıklama yapılmadığını, bilirkişi raporundaki tespitlerin niçin hükme esas alınmadığının belirtilmediğini, davacının ortaklıktan çıkma talebi ile ilgili herhangi bir karar verilmeden doğrudan çıkma payının ödenmesine karar verildiğini, ayrılma akçesinin ancak TTK m.642'de gösterilen ek şartların gerçekleşmesi ile muaccel olacağını, mahkemece hükümde çıkma alacağının ne zaman muaccel olacağının gösterilmediğini, TTK'nın 612/2 maddesi gereğince şirketin kendi paylarının en fazla % 20'sini iktisap edeceğinden davacının % 40 pay sahibi olduğu dikkate alındığında TTK m.642'deki şartların gerçekleşmediğini, ayrılma için haklı nedenlerin bulunmadığını, gerek asıl gerekse birleşen davada davacının kusurlu davranışlarının ispatlanmasına, kararda bu hususların bir kısmının kabul edilmesine rağmen davacının müvekkili şirketten çıkmasına karar verilmesinin doğru olmadığını, davacının iş ve sosyal güvenlik mevzuatın aykırı olarak bir çalışanı işten ayırıp, kıdem tazminatı ödendikten sonra tekrar başlattığını, bu hususun kararda da açıkça belirtildiğini, davacının kayıt dışı hurda gelirleri ve bu gelirlerin kullanılmasına ilişkin fiillerinin mahkemece davacının kusuru olarak değerlendirilmediğini, müvekkili şirkette ortaklığın çekilmez hale gelmesine yol açan tüm fiillerin tamamının davacı tarafından gerçekleştirilmesine ve diğer ortaklara izafe edilen herhangi bir hukuka aykırı davranış bulunmamasına rağmen davacının ortaklıktan çıkmasına karar verilmesinin doğru olmadığını, müvekkili şirket ile dava dışı ...Ltd Şti arasındaki satışların düzenli olarak arttığından bahsedilmiş ise de herhangi bir kâr transferinden bahsedilmediğini, bilirkişi raporunda müvekkili şirketin malvarlığını azaltmadığının açıkça belirtildiğini, kâr transferi iddiasının ispatlanamadığını, ayrıca ayrılma akçesinin hatalı olarak hesaplandığını, marka değeri adı altında 2.728.864,99-TL tutarında bir miktar hesaplanmış ise de ... markasının davalı şirkete değil dava dışı ...Ltd Şti'ne ait olduğunu, bu husus dikkate alınmayarak yanlış bir şekilde marka değeri hesaplaması yapıldığını, pazarlama giderlerinin marka değeri olarak esas alınmasının doğru olmadığını, kıdem tazminatı yükünün de şirketin değerinden indirilmesi gerektiğini, kıdem ve ihbar tazminarı ile yıllık izin ücretlerinin toplamının 1.351.899,64-TL olduğunu, müvekkili şirketin taşınmaz üzerinde bulunan ipoteklerin taşınmazın değerine etkisi incelenmediğinden taşınmazın değerinin olduğundan yüksek çıktığını, binaların akitflere girdiği yıl olan 2008-2016 yılları dahil 9 yıl üzerinden % 22,5 oranında amortisman ayrılması gerekirken % 7 oranında ayrılmasının taşınmazın değerini yükselttiğini, davacının görev yaptığı dönemde müvekkili şirkette kullanılmak üzere yaptığı, ancak kullanılmayan ve çalışmayan bu nedenle hurdaya ayrılan makine nedeniyle 150.000-TL masraf yapıldığını, daha sonra bu makinenin yerine 125.000-Euro ödeyerek başka makine aldığını, kullanılmayan bu makinenin de hurda olarak durduğunu, bahsi geçen makinenin yapımı için davacının 61.000-TL işçilik ücreti ödediğini, ancak gereksiz yere yapılan bu harcamalarla ilgili bilirkişi raporlarında hiç bir değerlendirme yapılmadığını, davacının erken ödenen kıdem tazminatı nedeniyle müvekkilini faiz zararına uğrattığını, ayrıca kıdem tazminatının kurumlar vergisi kapsamında gider olarak gösterilmediğini, ortaklar hesabından ödendiğini, müvekkili şirketin bu nedenle de zarara uğradığını, müvekkili şirketin mali kayıtlarının incelenmesinde kasa bakiyesinin 100.000-TL kısmının kasa hesabından alınan çekler hesabına virman edildiğini, muhasebe sorumlusu ... ile birlikte bu işlemi aynı bedelli çek varmış gibi göstererek muhasebe kayıtlarına kayden aktarma yaptığını, bu şekilde müvekkilinin kasasından 100.000-TL uhdesine geçirdiğini, böylelikle şirketi zarara uğrattığını, müvekkillinin portföyünde bulunmayan çek varmış gibi kayıt oluşturulduğunu, müvekkili şirketin bu nedenle kasasında halen 100.000-TL açık bulunmakta olup, sorumlusunun ise davacı olduğunu, davacının şirketin o dönemdeki muhasebecisi ile iş birliği içerisinde üretimden çıkan fire ve hurda niteliğindeki değerli metal parçaları satıp bundan elde edilen gelirleri düzenli olarak şirkete aktarmak yerine zimmetine geçirdiğini, normal dışı kabul edilen aktarılmayan hurda gelirlerinin 435.136,46-TL olduğunu, Büyükçekmece 7. ASLCM'nin 2010/210 Esas sayılı dosyasında ifade veren ı...'nın davacının hurda bedellerini elden aldığı yönünde beyanda bulunduğunu, davacının bu parayı elden alarak kayıt dışı tuttuğunu, ancak kararda ve bilirkişi raporlarında bu hususların hiç birinden bahsedilmediğini, dava dışı Teknodrom isimli firmadan robotik pres besleme sistemi satın alındığını, kötü ifa riskine karşı alınan 42.500-Euro bedelli teminat mektubunun süresinde paraya çevrilmeyerek şirketin zarara uğratıldığını, robotların kurulumunun başka bir firmaya yaptırılması nedeniyle 57.241,80-TL ödeme yapıldığını, 16.909,69-TL sarf malzemesi  için ödendiğini, davacının araç satış bedellerini de zimmetine geçirdiğini, muhasebe kayıtlarında araç satış bedellerinin şirket kasasına aktarıldığına dair herhangi bir kayıt bulunmadığını, 2019 da alınan bilirkişi raporunda davacı tarafından bu nedenle şirketin 16.000-TL zarara uğratıldığının tespit edildiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Asıl dava TTK'nın 638. maddesi uyarınca haklı sebeplerle ortaklıktan çıkmaya izin, sermaye payının ödenmesi; birleşen dava ise 6102 sayılı TTK.'nın 644. maddesi yollamasıyla 555. maddesi uyarınca; açılan limited şirket yöneticisinin hukuki sorumluluğuna ilişkin tazminat davasıdır. Asıl davada davacı vekili; şirket ortaklarından davalı ...'ın, ortağı olduğu dava dışı şirkete kâr transferi yaptığını, şirketle ilgili kendisine bilgi verilmediğini, davalı ...'ın eylemleri nedeniyle bu koşullar altında ve mevcut şirket yapısı içerisinde ekonomik varlığını sürdüremeyeceğini belirterek limited şirket ortaklığından haklı nedenle çıkmaya izin verilmesini ve ayrılma akçesinin ödenmesini talep etmiştir. Limited şirkette ortaklıktan çıkma TTK 638. madde düzenlenmiş olup, haklı sebeplerin varlığı halinde her ortak şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açma hakkına sahiptir. Kanunda haklı sebepler tanımlanmamış ve tahdidi olarak sayılmamış olmasına rağmen yerleşmiş yargı kararları ve öğretide kabul edildiği üzere ortakların davranışı şirketin faaliyetini engelleyecek veya zarara uğratacak mahiyette olup yahut karşılıklı güvenin sarsılmış ve ortaklık ilişkisinin çekilmez bir duruma gelmiş olması durumunda haklı sebeplerin var olduğunun kabulü gerekir. Somut olayda; asıl davada davalı taraf, davacının şirket ortaklığından ayrılmak için haklı nedenin bulunmadığını, kusurlu davranışları ile haklı sebebin oluşmasına neden olan ortağın haklı nedene dayanmasının mümkün olmadığını ileri sürmektedir. Ancak tarafların bir birbirlerine karşılıklı ithamları ve eylemleri nedeniyle haklarında açılan bir çok soruşturma dosyası ile devam eden hukuk ve ceza davalarının bulunduğu anlaşılmakta olup dosyadaki delillere göre ortaklar arasında aynı amaç için birlikte sermaye koyup emek vererek çalışma, dayanışma ve karşılıklı güven ortamının kalmadığı, karşılıklı güven ilişkisinin sarsıldığı, bu aşamada ortaklık ilişkisinin çekilmez hale geldiğinin sabit olduğu anlaşıldığından asıl davada davacının şirket ortaklığından ayrılma koşullarının oluştuğunun kabulü gerekir. TTK'nın 641. maddede ortağın şirketten ayrılması halinde esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteme hakkına haiz olduğu düzenlenmiş olup Kanunun gerekçesinde gerçek değerin en azından bilanço değerini ifade ettiği belirtilmiştir. Emsal Yargıtay kararları doğrultusunda ayrılma akçesi, şirket öz varlığının hüküm tarihine en yakın tarihteki rayiç değeri üzerinden hesaplanması gerekmektedir. Somut olayda taşınmaz dışındaki şirkete ait varlıklar 31/03/2018 tarihi itibariyle, şirkete ait taşınmazın değerinin ise davanın açıldığı 2016 tarihine göre belirlendiği, mahkemece asıl davanın bu değer üzerinden kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Kararın verildiği tarihe kadar geçen zaman sürecinde bahsi geçen raporların güncelliğini kaybettiği anlaşıldığından şirket öz varlığının değerinin hüküm tarihine en yakın tarihteki rayiç değer üzerinden belirlenmemesi  doğru olmamıştır. Bunun dışında davalı şirket tarafından kullanılan lisanslı bilgisayar yazılımlarının bedellerinin şirket aktifleri içerisinde değerlendirilmemesinin doğru olmadığını, iki adet ... ve powermill programı ile ... ve hali hazırda kullanılmakta olan diğer lisanslı yazılımların değerlerinin şirket aktifleri içerisinde belirtilmemesi diğer bir istinaf nedenleri ileri sürülmüştür. Kök bilirkişi raporunda bu hususla ilgili \"...maddi olmayan duran varlıklar başlığı altında inceleme yapılmış, bilirkişi heyetince davacı şirketin yüksek teknoloji gerektiren işleri sebebiyle lisanslı olarak kullanmak zorunda olduğu, ..., ..., ... gibi bilgisayar yazılım /programlarının da lisans ücretlerinin bilirkişi heyetince araştırılması ve hesaplanması, bu yazılım üzerinde gerekli verilerin mali bilirkişilerce incelenmesi, yazılımdaki kayıtlarla (üretim v.s.) defter kayıtlarının birbirlerini teyid edip etmediklerinin denetlenmesi, aynı işlemin muhasebe amaçlı kullanılan bilgisayar yazılımında gerçekleştirilmesi ve defterler ile yazılım kayıtlarının birbirini teyid edip etmediklerinin belirlenmesi...\" gerektiğinden bahsedilmiştir. Davacı bu hususu bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde de dile getirdiği halde bu hususta inceleme yapılmaması yerinde görülmemiştir. Bunun dışında davacı tarafından miktar olarak 1000 adetten fazla olan kalıpların özelliklerine göre gruplandırılması, her farklı grubun sayımının yapılması, ortalama bir fiyata göre farklı kalıpların değerlemesinin yapılması gerekirken kalıp değerlerinin hukuka aykırı olarak hesaplanmadığını ileri sürmekte ise de kalıpların dosya kg ağırlık olarak bildirildiği, ancak davacı tarafından hangi kalıptan kaç adet bulunduğuna ilişkin bir sayı belirtilmediği gibi bu hususta delil de ibraz edilmediği dikkate alındığında davacının bu itiraz nedeni yerinde görülmemiştir. Davalı şirketin müvekkilinin şirketten uzaklaştırılmasından sonra 1.000.000-TL'nin üzerinde stok bildirimi yaptığını, stoktaki mamul ve üretim bandındaki yarı mamul malların fiziki olarak sayılmaksızın kayıtlar üzerinden değer belirlenmesinin hatalı olduğunu, davalı şirketin imalat hattında bulunan kompanzasyon panosu, harmonik akım filtrelerinin bulunduğu panoların gerçek değerinin altındaki değerlerle rapora yansıtıldığını ileri sürmüş ise de bilirkişi tespitlerin aksine dosyaya bir delil ibraz edilmemiştir. Bu nedenle davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. TTK'nın 612/2 maddesi gereğince şirketin kendi paylarının en fazla % 20'sini iktisap edebileceğinden davacının % 40 pay sahibi olduğu dikkate alındığında çıkma kararı verilemeyeceği davalı şirket vekili tarafından istinaf nedeni olarak ileri sürülmekte ise de şirketin ayrılan ortağın paylarını devretme veya esas sermayenin azaltılması yoluna gitmesi mümkün olup anılan düzenleme ortaklıktan çıkma kararı verilmesine engel teşkil etmemektedir. Ayrıca ayrılma akçesi hesaplanırken marka değeri adı altında 2.728.864,99-TL tutar hesaplanması ile ilgili olarak; ... markasının davalı şirkete değil dava dışı ...Ltd Şti'ye ait olduğu, bu nedenler marka değeri adı altında bir hesaplama yapılamayacağı ileri sürülmekte ise de bilirkişi heyetince bu hususa ek raporlarda açıklık getirilmiş olup bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere şirketin tescilli markası olmamasına rağmen piyasada oluşmuş bir işletme/marka değeri bulunduğu dikkate alındığında davalının itirazları yerinde görülmemiştir. İleri de ödenmesi muhtemel kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti yükünün de şirketin değerinden indirilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de dava konusu şirketin tasfiye halinde olmadığı, faal olarak ticari hayatına devam ettiği dikkate alındığında henüz yapılmayan bir ödemenin dikkate alınması mümkün görülmemiştir. Buna karşılık şirkete ait taşınmaz üzerinde ipotek bulunduğu dikkate alındığında, bu hususun taşınmazın değerine etki edip etmediği hususunun incelenmesi gerekmektedir. Bilirkişilerce ipotek konusu borcun şirket kayıtlarında yer alması gereken bir borç olması gerektiğinden yola çıkılarak ipoteğin şirkete ait taşınmazın değerini etkilemeyeceği belirtilmiş ise de bahsi geçen ipotek borcunun şirket bilanço ve kayıtlarında yer alıp almadığı, şirketin pasifine girip girmediği hususunda inceleme yapılmamıştır. Taşınmazın üzerinde ipotek bulunmasının taşınmazda değer düşüklüğü yaratacağı açık ise de ipotek konusu borcun şirket kayıtlarında ve bilançoda yer alması halinde her halükarda şirketin değerini olumsuz yönde etkileyeceğinden ve bu husus şirketin değeri belirlenirken dikkate alınacağından ayrıca ipoteğin taşınmazda meydana getirdiği değer düşüklüğünü araştırmaya gerek kalmayacaktır. Bu nedenle bahsi geçen ipotek borcunun şirket bilanço ve kayıtlarında yer alıp almadığı, şirketin pasifine girip girmediği hususunun araştırılıp taşınmazın değerinin bunun sonucuna göre belirlenmesi gerekmektedir. Birleşen davada davacı şirket; birleşen davanın davalısı ...'ün; şirketin hurda satışlarını kayıtlara yansıtmayıp, hurdaların satışından elde edilen gelirlerini uhdesine geçirdiğini, şirketin muhatabı olduğu teminat mektubunun vadesini kaçırarak müvekkili şirketin zararına neden olduğunu, muhasebe işlemleri ile şirketin kasasından 100.000-TL nakit çıkışı yapılmasına rağmen, gerçekte bu paranın şirkete iade edilmediğini, şirketin satılan aracının bedelini şirkete aktarmadığını, müdür olduğu dönemde şirket çalışanı ...'e şirkette çalışmaya devam ettiği halde kıdem tazminatı ödediğini, yanlış yatırımlardan dolayı şirketi zarara uğrattığını belirterek şirketin uğradığı zararın tazminini talep etmiştir. Ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde 26/06/2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile şirketi münferit imza ile temsil etmek üzere davalı ... ile diğer ortak ...'ın şirkete müdür olarak atandıkları, 24/11/2015 tarihli kararla davalı ... 'ün müdürlük yetkisinin kaldırılmasına, diğer ortak ...'ın müdürlük sıfatının devamına karar verildiği anlaşılmaktadır. Hurda satışlarından kaynaklı zarar iddiası yönünden: davalı ...'ün hurda satışlarının kendisi tarafından yapıldığına dair bir itirazı bulunmamakla birlikte buradan elde edilen bedellerin işçilere elden yapılan maaş ve mesai ücretlerinde, diğer kayıt dışı faturasız işlemlerde kullanıldığını, diğer ortakların da bu durumdan haberdar olduğunu savunmaktadır. 2011 yılında hurda satışının faturalandırılmadığı, faturalanan hurda satışlarının şirkete alınan alınan sac miktarının 2012 yılında % 1,44'ünü, 2013 yılında % 5,91'ini, 2014 yılında % 8,13'ünü, 2015 yılında % 13,31'ini oluşturmakta iken davalı ...'ün görevden ayrılmasından sonra 2016 yılında % 58,63'ye, 2017 yılında % 48,42'ye, 2018 yılında ise % 41,13'e yükseldiği tespit edilmiştir. Sac bedellerinin harici olarak şirketle ilgili ödemelerde kullanıldığını ispat yükü davalı ...'ün üzerinde olduğu da dikkate alınarak ...'ün görevden ayrıldığı tarihten önceki dönem ile sonraki dönem arasında davacı şirket kayıtlarındaki hurda satışlarındaki değişimlerin ve şirkete alınan sac ile satılan hurda miktarı oranındaki dönemsel farklılıklarının üzerinde durulması gerekirken bu hususta değerlendirme yapılmadan zararın ispatlanamadığının kabulü doğru olmamıştır. Davalının sattığı şirket aracının bedelini şirkete aktarmadığı iddiası yönünden: Davalı ...'in şirket aracını 16.000-TL karşılığında sattığı, 20/05/2014 tarihli yevmiye kaydı ile bu hususu deftere kaydettiği, ancak bedelin şirket kasasına ödenmediği anlaşılmaktadır. Davalı araç satış bedelinin iki parça halinde şirketin banka hesabına havale edildiğini ileri sürmekte ise de şirkete ait banka ekstrelerinde böyle bir ödemeye rastlanmadığı, davalının ödemeye ilişkin başkaca bir kayıt da sunmadığı anlaşıldığından bu bedel yönünden davalının sorumlu olduğunun kabulü gerekirken davalının araç satış bedelinden sorumlu tutulmaması yerinde görülmemiştir. Teminat mektubunun süresinde nakde çevrilmemesi yönünden: Dava dışı ... A.Ş. isimli firmadan satın alınan robotik pres besleme sistemi nedeniyle adı geçen firmadan 01/10/2015 tarihine kadar geçerli 42.500-Euro bedelli teminat mektubu alındığı, adı geçen firmanın nakliye ve montajı üstlendiği, ancak adı geçen firmanın kurulumu gerçekleştirmemesi nedeniyle davalı şirket tarafından 2016 yılında kurulumun başka bir firmaya yaptırıldığı ve kurulum ile sarfedilen teknik malzemeler nedeniyle toplamda 74.150,68-TL ödeme yaptığı, bahsi geçen makinenin tedariki sürecinde satıcı firma ile davalı ... muhatap olduğu anlaşılmaktadır. 09/02/2015 tarihli sözleşmede 16-18 haftalık teslim süresi öngörülmüştür. Dava dışı satıcı firma tarafından 12/05/2015 tarihli, 152.000-Euro bedelli fatura düzenlenmiştir. 152.000-Euro olan makine bedelinin ödendiği tespit edilmiştir. Bahsi geçen firmanın iflas erteleme sürecine girdiği de dikkate alındığında dava dışı firmanın montaj edimini süresinde yerine getirmemesine rağmen teminat mektubunun nakde çevrilmesi yoluna gidilmemiştir. Ancak davacı şirkette davalı ...'ün yönetim görevi boyunca diğer ortak ...'ın münferit yetkili müdür olarak görev yaptığı, harici olarak yapılan iş bölümüne göre mali ve finans işlerinden ...'ın sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Bahsi geçen makinenin alımı ile ilgili satıcı tarafla ... tarafından iletişime geçilmiş ise de şirketi temsile yetkili ortak ... tarafından teminat mektubunun nakde çevrilmesi için bankaya müracaat etmesinde bir engel bulunmamaktadır. Bu durumda teminat mektubunun nakde çevrilmemesi nedeniyle oluşan şirket zararından davalı ...'ün sorumlu tutulmayacağının kabul gerekir. Muhasebe işlemleri ile şirketin kasasından 100.000-TL nakit çıkışı yapılarak şirketin zarara uğratıldığı iddiası yönünden: bilirkişi incelemesinde 2013 yılında şirket aktifinden çıkışı yapılan ve kasa bakiyesini 100.000-TL azaltan işlemle birlikte çekler hesabında bakiyenin artması ve sonrasında 100.000-TL tutarlı düşüş gerçekleşmemesi nedeniyle bahsi geçen muhasebe işlemlerinin davalı ...'ün uhdesine para geçirdiği anlamına gelmeyeceği tespit edilmiştir. Yine şirket muhasebecisinin ortaklara gönderdiği e-postada bu işlemin bir ödeme veya tahsilat işlemine ait olmadığı belirtilmiştir. Suç duyusu üzerine yapılan soruşturmada bu konu ile ilgili davalı ... hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Bu durumda kaydi olarak yapılan işlem nedeniyle şirketin uğradığı zarar bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Davalının müdür olduğu dönemde şirket çalışanı ...'e şirkette çalışmaya devam ettiği halde kıdem tazminatı ödediği iddiası yönünden: davacı şirket çalışanlarından ...'e şirketin ...'ün ortaklara borçlar cari hesabından toplamda 37.123,86-TL ödeme yapıldığı, kıdem tazminatı ödemesinin yapıldığı Kasım 2013 döneminden sonra da ...'in şirkette çalışmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Ancak işçinin kıdem tazminatını alarak işten ayrılması esas olup, bahsi geçen ödemenin işçinin daha sonra işte ayrılsa dahi hesaplanacak kıdem tazminatından düşülebileceği dikkate alındığında erken ödenen kıdem tazminatı nedeniyle davacı şirketin zarara uğradığının kabulü mümkün görülmemiştir. Davalının yanlış yatırımlardan dolayı şirketi zarara uğrattığı iddiası yönünden: davacının görev yaptığı dönemde müvekkili şirkette kullanılmak üzere yaptığı, ancak kullanılmayan ve çalışmayan, bu nedenle hurdaya ayrılan makine nedeniyle 150.000-TL masraf yapıldığını, daha sonra davacının bu makinenin yerine 125.000-Euro ödeyerek başka makine aldığını, kullanılmayan bu makinenin de hurda olarak durduğunu, bahsi geçen makinenin yapımı için davacının 61.000-TL işçilik ücreti ödediğini, ancak gereksiz yere yapılan bu harcamalarla ilgili hiç bir değerlendirme yapılmadığını ileri sürmekte ise de bahsi geçen makinelerin satın alınmasına veya üretilmesine karşı çıkılmadığı gibi makinelerin atıl durumda olmasından ya da iş kazasına neden olmasından davalı ...'ün hatalı imal ya da ayıplı mal alımı nedeniyle kusuru bulunduğuna ilişkin bir delil de ibraz edilmemiştir.Sonuç olarak; asıl davada şirketin lisanslı olarak kullanmak zorunda olduğu, ..., ..., ... gibi bilgisayar yazılım programlarının lisans ücretlerinin belirlenmesi için heyete yazılım konusunda uzman bilirkişi eklenmesi, bu hususta kök bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde inceleme yapılması, şirkete ait taşınmazda yer alan ipotek borcunun şirket bilanço ve kayıtlarında yer alıp almadığı, şirketin pasifine girip girmediği hususu araştırılarak şirketin pasifinde görünmemesi ve bilançolarda yer almaması halinde taşınmazın değerine etkisinin belirlenmesi, ayrıca şirket öz varlığının değerinin hüküm tarihine en yakın tarihteki rayiç değeri üzerinden hesaplanması gerekirken eksik araştırma ile karar verilmesi doğru olmamıştır. Kabule göre de; davacı ıslah ile artırılan kısım yönünden faiz talep edilmemiş ise de dava dilekçesinde faiz talebinin ıslah için artırılan kısım yönünden de geçerli olduğunun gözden kaçırılması hatalı olmuştur. Yine, mahkemece ortalıktan çıkmaya izin talebi ile ilgili karar verilmeden doğrudan sermaye payının ödenmesine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Birleşen davada ise ...'ün görevden ayrıldığı tarihten önceki dönem ile sonraki dönem arasındaki hurda satış miktarları ve oranları arasındaki farklar üzerinde durularak davalının hurda satışı nedeniyle şirketi zarara uğratıp uğratmadığının değerlendirilmesi, şirket hesabına yansıtılmayan araç satış bedeli nedeniyle ...'ün sorumlu olduğunun gözetilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle; uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca kaldırılarak, davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulüne; Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/09/2021 Tarih 2016/485 Esas - 2021/805 Karar sayılı hükmün HMK.'nın 353(1)a-6 gereği KALDIRILMASINA; \"Davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE\" İstinaf yoluna başvuran taraflar tarafından yatırılan peşin istinaf karar harcının (Asıl davada davacı - birleşen davada davalı 59,30-TL, Asıl davada davalı - birleşen davada davacı ... 110.476,3‬0‬-TL) istek halinde kendilerine iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 353(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere   oy birliği ile karar verildi. 08/01/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f59e2726c5ebcf5b","SID":"3bd946898f6cbc55"}}