{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">       <br>T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t: 2020/769 <br>KARAR NO\t: 2024/214<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 24/12/2019<br>NUMARASI\t: 2018/1188 Esas  2019/1468 Karar <br>DAVA\t\t: MENFİ TESPİT <br>KARAR TARİHİ          : 25/01/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ: 25/01/2024 <br> <br>İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1188 Esas ve 2019/1468 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili, dava dilekçesinde; \"Davalı ... ile müvekkil, motosiklet kulübünden 3 4 senendir tanışır. 2017 Ocak ayı gibi müvekkilimi aramış kendisinin araç almak istediğini, yardımcı olmasını istemiştir. Müvekkil bu durum karşısında ... plakalı ve gene ... plaka araçları davalıya satmak için almıştır. Bu satış amacı ile; ... tarafından 23.012017 tarihinde 40.000TL,27.01.2017 tarihinde 5.000TL 02.02.2017 tarihinde 10.000TL,  17.02.2017 tarihinde 35.000TL, olmak üzere  toplam 90 000 TL ... tarafından parça parça müvekkile davacı adına gönderilmiştir.  <br>Müvekkil, söz konusu paralara karşılık olarak davalıya 18.08.2017 vadeli 30.000TLlik senedi vermiştir. Bu senede karşılık müvekkilin annesi dava dışı ..., davacı ...’e 25.04.2018 tarihinde ... plakalı aracın devri için vekâletname vermiştir. Davalı ... bu vekâletname ile ... aracı satmıştır. Bu aracın satış bedeli 35000 TLdir. Davalı bu satışla ilgili olarak dava dışı ...’a herhangi bir ödeme yapmamıştır. Gene müvekkile ait ... plakalı aracı 26.05.2018 100 000 TL bedelle gene dava dışı ...’a devredilmiş, onun tarafından ..., bu satış işleminde müvekkil dava dışı melis vekili olarak işlem yapmıştır, satılmıştır. Toplamda müvekkil davacıya 135.000 TL’lik araç satmıştır. Bunun ile ilgili olarak evraklar ektedir.<br> Davacı önce senedini vereceğini söylemiş, fakat daha sonra araçlardan zarar ettiği bahane ederek müvekkil aleyhine icra takibi başlatmıştır. Söz konusu araçların kayıtları incelendiğinde satışların varlığı ve gerçek olduğu ortaya çıkacaktır. <br>Satışa şahit olan, ..., ..., ..., ..., ...’dir. Araçları kendi isteği ile eşi üstüne alan davalının, sanki kendisinin ayrıca alacağı varmış gibi, takibe koyması kötü niyetlidir. Yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda müvekkilin davalıya borçlu değil alacaklı olduğu anlaşılacaktır. <br>Müvekkil davalının isteği üzerine teminat senedi vermiştir. Verilen teminat senedi, bedelsiz kalmasına rağmen davalı tarafından işleme konulmuştur. Araç devirleri incelendiğinden müvekkilin davalıdan alacaklı olduğu anlaşılacaktır.<br>Müvekkil anlaştıkları bedel karşısında gerekli araçların devrini yapmıştır. Bu senet Karşılığında ... plakalı araç müvekkilin annesi tarafından davalıya vekâlet verilerek devir edilmiştir. Bu devir ile ilgili olarak davalı, müvekkil annesi ...’ a herhangi bir ödemede bulunmamıştır. <br>Açıkladığımız nedenlerle senet bedelsiz kalmıştır. Bunun kabul edilmemesi durumunda, davalının dava dışı ...’dan aldığı aracın bedelini ödemesi gerekir. Müvekkilin 18.08.2018 vadeli 30.000TL bedelli senede borçlu olmadığının tespiti ile İzmir 11. İcra dairesi 2017/11172 E. Takibin iptali,  davalı alacaklıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi hususunda mahkemenize başvurma zaruretimiz hasıl olmuştur. <br>Yukarıda açıkladığımız nedenlerle, icra kefilliğinin geçerli olmadığından hicetle davanın kabulüne, Müvekkilin 18.08.2018 vadeli 30.000TL bedelli senede borçlu olmadığının tespiti ile İzmir 11. İcra dairesi 2017/11172 E. Takibin iptali,   davalı alacaklıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini...\" şeklinde beyanda bulunarak davanın kabulünü talep etmiştir.<br>Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın reddini talep etmiştir.<br>Dava; davacı tarafından, davacının 18/08/2018 vadeli 30.000,00-TL bedelli senede borçlu olmadığının tespiti ile İzmir 15. İcra Müd nün 2017/11172 esas sayılı takibin iptali amacıyla açılmış basit yargılamaya tabi davadır.<br>İzmir 15. İcra Müdürlüğünün 2017/11172 sayılı takip dosyası UYAP üzerinden getirtilip incelenmiştir. <br>Antalya 11. Noterliğinin, 18. Noterliğinin belgeleri getirtilmiştir.<br>Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı, kambiyo senedinin, teminat senedi olduğunu iddia etmiş, bunu yazılı delille ispatlayamamıştır. Ayrıca bedelsizlik iddiasıyla menfi tespit davası açmakla, kendi lehine ileri sürdüğü vakıayı, ispat yükü de kendisindedir. Davacı, hem temel ilişkiyi hem de temel ilişkideki bir nedenle senedin bedelsiz kaldığını ispat etmesi gerekmekte olup, somut olayda senedin, teminat senedi olduğunu belirtmiş, yazılı belge ile ispatlayamamış, ayrıca senedin bedelsiz kaldığını belirtmiş, gerek teorideki, gerek Yargıtay içtihatlarındaki uygulamada, senedin, bedelsiz kaldığını iddia eden davacı tarafın, bu hususu ispat etmesi gerekmekte olup, ispat yükü davacı taraf üzerinde olup, hem temel ilişkiyi, hem de temel ilişkideki bir nedenle senedin bedelsiz kaldığını ispat ile yükümlü olup, davacı, senedin teminat senedi mahiyetinde olduğunu, hem de mal (iki adet araç) bedeli karşılığında düzenlendiğini söylemek suretiyle senedi talil etmiş olup, yazılı delil ile ispat etmesi gerekirken, davasını ispatlayamadığı...'' gerekçesi ile; Davanın REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.  <br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, menfi tespit davasında ispat yükünün davalı alacaklıda olduğunu ve davalının alacağını yazılı delil ile ispatlaması gerektiğini, müvekkili ile müvekkilinin annesine ait araçların satışı ile ilgili olarak davalı ve davalının eşi dava dışı ...'e teminat olarak 30.000.00.TL'lık senedi verdiğini, araç satışının gerçekleşmesine ve borcun sona ermesine rağmen teminat olarak verilen ve bedelsiz kalan senedin  iade edilmediğini, ilk derece mahkemesi tarafından yeterli inceleme yapılmadığını ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br> Dava, kambiyo senedine mahsus haciz yolu ile takibe dayanak senedin teminat senedi olduğu ve bedelsiz kaldığı iddiasına dayalı menfi tespit istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>''...Hem 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nda hem de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nda kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (6102 sayılı TTK m. 778, 818, 6762 sayılı TTK m. 690, 730).<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 776. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde bono veya emre yazılı senedin kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini içermesi gerektiği, 777. maddesinde de bu unsuru içermeyen bir senedin bono sayılmayacağı hükme bağlanmıştır. Bir kambiyo senedi olan bono üzerine bedel, faiz, protestodan muafiyet ve yetki şartı gibi kayıtların konulması kabul edilmekte ise de, illetten mücerretlik veya muayyenlik niteliklerini ortadan kaldıran kayıtların bono üzerine konulması onun kambiyo niteliğini ortadan kaldırır.<br>Bu çerçevede belirlilik (muayyenlik) kambiyo senetlerinin temel unsurlarından biridir. Tedavül kabiliyeti de dikkate alındığında, bononun bütün unsurlarının açık, net, yoruma elverişli olmayacak biçimde belirgin olması gerekir. Poliçe ve bono keşidesi \"şart kabul etmeyen\" bir işlemdir (Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, 2. B., Ankara 1997, s. 451).<br>Hukuk Genel Kurulunun 11.04.2018 tarihli ve 2017/19-819 E., 2018/771 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere, 6762 sayılı TTK'nın 688. maddesinde belirtilen şekli koşulların yanında taraflar bononun ihdas nedeni (malen/nakden ya da teminat kaydı ile alındığını), uyuşmazlık durumunda aralarındaki anlaşmaya göre yetkili olacak mahkeme, faiz gibi bononun geçerliliğine etki etmeyecek ihtiyari unsurları belirleyerek senede ekleyebilirler. Sıralanan şekil şartlarından da anlaşıldığı üzere, kambiyo senetleri temel hukukî ilişkiden bağımsız bir nitelik taşır ve soyut bir borç ikrarı içerir. Bu nedenle de bono düzenlenirken temel ilişkinin kaynağına yönelik “bedelin malen-nakden ya da teminat olarak alındığına” ilişkin ibarelerin senede yazılması zorunlu değildir. Taraflar bu ibareleri ticaret hayatındaki olası bir uyuşmazlık durumunda ispat hukukunda karşılaşabilecekleri zorlukları daha kolay aşmak amacıyla ihtiyari olarak kayıt altına almaktadırlar. Yoksa elbette ki bu kayıtlar bağımsız borç ikrarı içeren senetlerin niteliğine etki etmez.<br>Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi ticari senet (kambiyo senedi) alacağı da prensip olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren veya elindeki kambiyo senedini devreden ve bu senedi alan herkes, bütün bu hukukî işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Senedi alan şahsın, bu senede sahip olup olmayacağı, yani senette mündemiç hakkı iktisap edip etmeyeceği bu gayeye bakılarak tespit olunur. Dolayısıyla söz konusu gaye, bir kambiyo senedinde (kıymetli evrakta) mündemiç hakkın husulü (doğumu) veya devri açısından hukukî sebebi teşkil eder. Senet bu gaye yönünden “ifa amacıyla”, daha açık bir ifadesiyle “mevcut bir borcu ifa için”  veya “mevcut borcun yerine kaim olmak üzere” verilmiş olabilir. Senedin teminat amacıyla veya başka bir maksatla verilmesi (mesela kredi sağlamak, hibe vs.) de mümkündür (Öztan, s. 376).<br>Bir “teminat bonosu”ndan söz edilebilmesi için, ya bonoyu düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile bonoyu vermiş olması gerekir. Öğretide verilen örneklerde, örneğin bir müteahhidin inşaatı zamanında bitirememesi durumunda ödemek zorunda kalacağı cezai şart karşılığında verdiği bono bir teminat bonosu olduğu gibi, satın alınıp, bedeli ödenmekle birlikte tapuda henüz devri yapılmadığı için satın alan kişinin adına tescil edilemeyen bir taşınmazın bedeline ilişkin olarak düzenlenip alıcıya verilen ve devir gerçekleştikten sonra karşılıksız kalacağı öngörülen bir bono da bu niteliktedir. Aynı şekilde, kiracının, kiralanana vereceği muhtemel zararların teminatı olarak kiralayana verdiği bono da bu anlamda bir teminat bonosudur (Türk, A.: Kambiyo Senedi Borçlusu Tarafından Açılan Bedelsizliğe ve Hükümsüzlüğe Dayalı Menfi Tespit Davalarının Gösterdiği Özellikler, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2005, Cilt 7, s. 329, 330). <br>Bir borç ilişkisi gereği taraflardan biri lehine bir para alacağı doğacağı kesin ise ve bu sözleşmede doğacak alacakların tahsili için bir kambiyo senedi verileceği öngörülmüş ise bu kambiyo senedinin teknik anlamda teminat gayesiyle değil, ifa uğruna (ifa amacıyla) verildiğinin kabulü gerekir. Çoğu hâlde, alacaklı, temel ilişkiden doğan alacağının ifası uğruna, kambiyo senedine dayalı alacağın takibi daha kolay olduğu için (İİK m. 167 vd.) ya da senedi iskonto ettirerek vadeden önce alacağına kavuşmak olanağını elde etmek için borçludan bir kambiyo senedi vermesini ister. Bu senet ifa uğruna, temel borcun ifasını teminen düzenlenmiş olduğundan, alacaklı öncelikle bu senede dayanarak icra takibi yapmak isteyecektir. Teminat senedi verilmesi durumunda ise, ya temel ilişkide bir alacağın doğup doğmadığı kesin değildir, ya da senedi düzenleyen kişinin borcu, paradan başka bir edimdir (Türk, s. 328-329).<br>Senedin teminat senedi olup olmadığı yargılama sonucunda belli olacaktır; sonuçta bu senede dayalı kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz (Ülgen, H./ Helvacı, M./ Kendigelen, A./Kaya, A.: Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 2015, s. 148).<br>Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 E., 2018/563 K. sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 E., 2020/129 K. sayılı kararlarında da benimsendiği üzere bonoda teminat kaydı var ise de neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu kayıt bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. <br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2010 tarihli ve 2010/19-67 E., 2010/99 K.;  28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 E., 2018/563 K.; 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 E., 2020/129 K. ile 15.09.2020 tarihli ve 2017/12-269 E., 2020/591 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge (İİK’nın 169/a maddesinde öngörülen) ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir.<br>Senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan ve ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Örneğin \"hisse devrinin teminatıdır\", \"...ile imzalanan sözleşmenin teminatıdır\", “eseri ... tarihinde tamamlayamamam hâlinde ödeyeceğim”, “inşaat bitiminde ödenecektir\" şeklindeki kayıtlar. Bononun teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılan bu gibi hâllerde bono kayıtsız (koşulsuz) borç vaadi içermediği için hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; düzenleyen tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Bu hâlde 6102sayılı TTK’nın 687. maddesinin 1. fıkrası uyarınca senet metninden anlaşılan (hükümsüzlük) def'i vardır. Bu def'i mutlak def'i olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Bu durumda kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibin İİK’nın 170/a maddesi gereğince iptaline karar verilmesi gerekir.<br>Bononun teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılamadığı hâllerde borçlu bu iddiasını İİK’nın 168/5 ve 169/a maddeleri kapsamında borca itiraz olarak ileri sürebilir. Bononun sözleşmenin teminatı olarak verildiği iddiası kişisel def'i olup, 6102 sayılı TTK’nın 778/a bendinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 687. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kişisel def'iler temel ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Senedin üçüncü kişiye ciro veya teslim yolu ile devredilmesi hâlinde bu def'inin iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesi mümkün değildir.<br>Borçlunun takibe konu bononun teminat bonosu olduğu şeklindeki beyanı borca itiraz niteliğindedir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku 2. C. İstanbul 1997, s. 1715). <br>Bononun teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise İİK’nın 169/a maddesi kapsamında bononun sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır. Senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğu belirtilmiş olabilir. Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun  15.09.2020 tarihli ve 2017/12-269 E., 2020/591 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.<br>         Tüm bu açıklamalar ışığında somut olayın incelenmesinde; alacaklı tarafından borçlular aleyhine bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığı, senedin kambiyo vasfında olduğu, borçlular vekilinin icra mahkemesine başvurarak takip dayanağı senedin taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak verildiğini iddia ederek borca itiraz ettiği, alacaklı vekilinin cevap dilekçesinde “bono kredi borcunun geri ödenmesinde kullanılmak üzere verilmiştir” şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir.<br>Takibe dayanak senet 6102 sayılı TTK’nın 776. maddesi uyarınca tüm unsurları içeren kambiyo senedi niteliğini haiz bono olup, senet üzerinde teminata ilişkin bir kayıt bulunmamaktadır. Alacaklı vekilinin cevap dilekçesinde “bono kredi borcunun geri ödenmesinde kullanılmak üzere verilmiştir” şeklindeki beyanı takip konusu senedin kredi sözleşmesinin teminatı olarak verildiği anlamına gelmez. Bu açıklama söz konusu senedin borçlular tarafından bankadan alınan kredi borcuna karşılık ifa amacıyla verildiğini gösterdiğinden, alacaklı vekilinin bu beyanı tek başına teminat iddiasını ispata yeterli değildir.<br>  Takibe dayanak bononun üzerinde teminata ilişkin bir kayıt olmadığından borçluların başvurusu İİK’nın 169/a maddesi kapsamında borca itiraz olup,  dayanak belgenin hangi ilişkinin teminatı olduğunun yazılı belge ile kanıtlanması gerekir. İİK’nın 169/a maddesi uyarınca belgede takip dayanağı senede açıkça atıf yapılması zorunlu olup, açıkça atıf yapıldığının kabulü için senedin, vade ve tanzim tarihleriyle miktarlarının belirtilmesi gereklidir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.06.2021 tarih ve 2017/12-357 Esas 2021/824 Karar sayılı Kararı).<br>''...Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; dava konusu bononun teminat bonosu olduğuna dair herhangi bir ibare olmadığı gibi bononun teminat bonosu olduğuna dair herhangi yazılı bir delil de davacı tarafından ibraz edilmediği, bir kambiyo senedi olan bononun keşideci tarafından bazı unsurlarının eksik olarak düzenlenmesi ve bu eksikliklerin bonoyu elinde bulunduran kişi tarafından doldurulmasının TTK'nun 778/2-f maddesi yollamasıyla TTK'nun 680.maddesi gereğince mümkün olduğu, davacının keşideci olarak imzalayıp verdiği bononun sonradan anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasını kanuni delillerle (senet,yemin) ispatlamak zorunda olduğu, dava konusu senedin verilen borç paranın teminatı olarak verildiği şeklindeki davacı beyanları ve yine senette yazılı nakden kaydı karşısında senedin talilinden ve ispat yükünün talil nedeniyle yer değiştirmesinden söz etmenin mümkün olmadığı, davacının dava konusu senedin anlaşmaya aykırı olduğuna dair yazılı delil ibraz etmediği gibi yemin deliline de dayanmadığı gerekçesi ile, davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. <br>Karara karşı, davacı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. <br>Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir...'' (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19.01.2022 tarih ve 2020/6396 Esas 2022/398 Karar sayılı ilamı)<br>''...İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, dava konusu bonoda tarafların keşideci ve lehtar olduğu, bu nedenle senedin sebepten mücerret olduğu ilkesinin uygulanamayacağı, kural olarak menfi tespit davalarında, ispat külfetinin davalıda olduğu, davacı ile aralarında ne tür ticari ilişki olduğu, senedin hangi sebepten verildiğinin davalı tarafından kanıtlanamadığı, bu nedenle davacının iddiasının haklı görüldüğü gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının davalıya 25/07/2013 ödeme tarihli 83.000 USD bedelli bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine, Gaziantep 13. İcra Müdürlüğünün 2014/70770 esas sayılı takibin iptaline, asıl alacak miktarının % 20' si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br>Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamaya göre, kambiyo senetlerinin sebepten mücerret olduğu, borçlu olunmadığının ispat yükümlülüğü davacı borçluya ait olduğu, davacının bononun teminat bonosu olduğu yönündeki iddiasını yazılı delil ile ispatlamasının gerektiği, ancak davacının, dava konusu senedin teminat senedi olduğu ve senet nedeniyle borçlu olmadığı yönündeki iddiasını yazılı ve kesin delil ile ispatlayamadığı, bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken ispat külfeti konusunda yanılgıya düşülerek menfi tespit talebinin kabulüne ve icra takibinin iptaline karar verilmesinin doğru olmadığı, ancak bu yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılamayı gerektirmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/01/2018 tarih ve 2015/705 Esas, 2018/80 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.<br>Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir...'' (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02.12.2021 tarih ve 2020/4500 Esas 2021/6797 Karar sayılı ilamı)<br>\"...Dava, icra takibine konu bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davacı taraf, icra takibine dayanak yapılan bononun teminat senedi olduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış olup mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, bölge adliye mahkemesince de aynı gerekçeyle davacının istinafının esastan reddine karar verilmiştir. <br>Somut olaya uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 201. maddesi uyarınca senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler tanıkla ispat olunamaz. Davalı taraf, takibe dayanak bononun teminat senedi olduğunu kabul etmediğine göre davacı yan işbu bononun teminat amacıyla verildiğini yukarıda açıklandığı şekilde geçerli delillerle ispat etmek zorundadır. Bunun dışında elinde kayıtsız şartsız borç ikrarını içerir bir bono bulunan davalının ayrıca alacağının nereden kaynaklandığını açıklama mecburiyeti bulunmadığı gibi bonoda yazılı miktarda alacaklı olduğunu kanıtlama yükümlülüğü de bulunmamaktadır. O halde, davacı taraf, dava konusu bononun iddia edildiği şekilde teminat olarak verildiğini geçerli başka yazılı delillerle ispatlayamadığına göre, mahkemece davacı tarafın delil listesinde yemin deliline dayandığı hususu nazara alınıp davacıya yemin hakkı hatırlatılarak oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir...\"  (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21.04.2021 tarih ve 2020/5900 Esas 2021/3916 Karar sayılı İlamı)<br>Yukarıdaki içtihatlar ve açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle somut olaya uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 201. maddesi uyarınca senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler tanıkla ispat olunamayacağına, elinde kayıtsız şartsız borç ikrarını içerir bir bono bulunan davalının ayrıca alacağının nereden kaynaklandığını açıklama mecburiyeti bulunmadığı gibi bonoda yazılı miktarda alacaklı olduğunu kanıtlama yükümlülüğünün de bulunmamasına, davacının bononun bedelsiz olduğu, teminat senedi olduğu iddiasını geçerli yazılı delillerle ispatlayamamasına, dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanıldığı dikkate alınarak mahkemece yemin teklif hakkı hatırlatılmasına rağmen davacı vekili tarafından yemin teklif edilmeyeceğinin bildirilmesine, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/12/2019 tarih ve 2018/1188 Esas  2019/1468 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, <br>2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 427,60.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 512,32.TL harcın mahsubu ile bakiye 84,72.TL harcın davacıya iadesine, <br>3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 25/01/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1f3fbe40346d10c7","SID":"2b720c9269812e6d"}}