{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/2230 <br>KARAR NO: 2024/35<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ: 14.06.2023<br>NUMARASI: 2022/504 Esas - 2023/586 Karar<br>DAVA: Menfi Tespit <br>Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın açılmamış sayılmasına dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin kozmetik ürünler üretimi konusunda faaliyet gösteren bir firma olduğunu, davalının davacı şirketin hissedarı olup yönetim kurulu başkanının oğlu olduğunu, davacının ortaklığının kökenin emek ve paraya dayanmadığını, davalının müvekkili şirketten alacağı bulunduğu iddiasıyla B.çekmece ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından icra takibi yaptığını, icra takibinin yasal bir belgeye dayanmadığını, cari hesaplardaki fiktif alacağa dayandığını, şirket hesaplarında dönem dönem görülebilecek alacakların reel alacak olmayıp fiktif alacak olduğunu, davalının ...'in tüm muhalefetine rağmen bizzat kendisinin yaptığı faturasız satışlardan elde edilen çeklerin muhasebeleştirilmeye çalışılmasından kaynaklandığını, davalının şirkette bizzat yönetici olarak faaliyet gösterdiği dönemlerde vergi mevzuatına aykırı şekilde faturasız mal sattığını, belgeler düzenlediğini, mallar teslim ettiğini, bunlara karşılık çekler alıp haricen tahsilatlarda bulunduğunu, mali polisçe yapılan baskında gerek davalının gerekse sabık muhasebe müdürünün şirket yetkililerine söylemeden haricen kayıtlarının tespit edildiğini, bu nedenle yüksek cezalar ödemek zorunda kalındığını, açık satışlardan elde ettiği gelirle de müvekkili şirketten kaçırarak lüks taşınmazlar, araçlar edindiğini, şirketi çok büyük zarara uğrattığını, yönetici sıfatı ile bu zarardan sorumlu olduğunu, davalının müvekkili şirketin son genel kurul kararlarının iptali için Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/752 Esas sayılı davayı ve zamanında bizzat kendi imzasıyla yaptığı hisse satışının iptali için Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/712 esas sayılı dosyasından dava açtığını, davaların reddedildiğini, takibin durdurulmasını, takibe konu olan borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle;  müvekkilinin davacı şirkette % 21.75 hissesine isabet eden pay sahibi olduğunu, müvekkilinin aile içi anlaşmazlıklar nedeniyle şirketten uzaklaştırıldığını, müvekkilinin davacı şirketten 127.410,38 TL alacağı bulunduğunu, davacı şirketin hiçbir ödeme yapmadan alacağı kapattığını, 2015 yılında yapılan genel kurulda bu alacağın şirket kayıtlarında ve mali tablolarda göründüğünü, hisselerine usulsüzce el konulmaya çalışıldığını, müvekkilinin fiktif işlemler yapmış olduğu, şirketi zarara uğrattığı hususlarının gerçeğe aykırı olduğunu, tüm işlemlerin babası ve yönetim kurulu başkanı olan ...'in bilgisi ve onayı ile yapıldığını, müvekkilinin alacağının gerçek alacak olup davanın reddine ve % 20 kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...HMK'nun 150/6.maddesinde; \"İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilemeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi halde dava açılmamış sayılır.\" hükmü gereğince, davanın iki defa yenilendikten sonra 3. kez takipsiz bırakılması halinde açılmamış sayılmasına karar verileceği açıklanmıştır.Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin (veya vekilinin) dilekçe ile başvurması üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, oturum, gün, saat ve yerini bildiren çağrı kağıdı ile birlikte taraflara tebliğ olunur (md. 150/4). İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar sürenin dolduğu gün itibariyle açılmamış sayılır ve mahkemece bu hususta kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır (md. 150/5). Dosyası işlemden kaldırılmış olan bir dava ancak iki kez yenilenebilir. İkinci yenilemeden sonra davanın tekrar (üçüncü defa) takipsiz bırakılması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir (md. 150/6). Davacının 11/01/2023 tarihli duruşmayı takip etmeyerek dosyayı 1. Kez takipsiz bıraktığı, bir önceki celse usulüne uygun duruşma gününün tebilğ edilmesine rağmen 2. Kez duruşmayı takipsiz bıraktığı... \" gerekçesiyle, davanın 11/01/2023 tarihinde 1. kez, 14/06/2023 tarihinde 2. kez takipsiz bırakıldığı anlaşılmakla HMK m.150 uyarınca davanın açılmamış sayılmasına, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dava dosyası incelendiğinde, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.04.2023 tarihli celsesinde davacı vekilinin çekilme ve mazeret dilekçesi sunduğundan bahisle yeni bir duruşma günü atandığını ve duruşma gün ve saatinin davacıya tebliğine karar verildiğini, bunun üzerine hazırlanan tebligat zarfından anlaşıldığı üzere müvekkiline duruşma zaptı tebliğ edilmediği gibi eksik yapılan tebligat da müvekkilinin e-tebligat adresi olmasına rağmen normal tebligat şekilinde yapıldığını, bilindiği üzere, bir gerçek kişi veya tüzel kişinin e-tebligat adresinin mevcut olması halinde PTT yolu ile normal tebligat yapılmasının mümkün olmadığını, bunun aksine davranılması tebligatı usulsüz kılacağını,  Kayseri BAM 6. Hukuk Dairesi, 28.02.2023 tarihli ve 2023/128 E., 2023/314 K. sayılı kararının da bu yönde olduğunu, Dolayısı ile müvekkiline eski vekilinin vekillikten çekilme dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği gibi duruşma günü de usulüne uygun bildirilmediğini, müvekkiline  yapılan tebligatın yok hükmünde olduğunu, yok hükmünde bir işlemin hukuk düzeni nezdinde sonuç doğurması beklenemeyeceğini, dolayısı ile söz konusu tebligat müvekkiline  hiç yapıladığını, müvekkilinin vekilinin vekillikten çekildiğini ve duruşma gününü hiç öğrenmemiş bir halde olduğunu, duruşma günü kendisine usulüne uygun bildirilmeyen davacının duruşmaya katılım sağlaması aksi halde HMK 150'nin uygulama alanı olacağı da kabul edilemez olduğunu, zira HMK'nın 150. maddesinin uygulanması için öncelikle taraflar usulüne uygun olarak duruşmaya davet edilmiş olması gerektiğini, dolayısı ile  mahkeme kararı öncelikle bu nedenle usul ve yasaya aykırı olduğunu, Tüm bu beyanları sabit olmakla birlikte, tebliğ zarfı dosyaya henüz taranmadığından taraflarınca görüntülenememekle birlikte, PTT kayıtlarında tebliğin daimi işyeri çalışanına yapıldığına ilişkin kayıt bulunduğunu, ancak söz konusu tebliğin kime yapıldığı belli olmadığı gibi, bu kişinin müvekkili şirket çalışanı olup olmadığı belli olmadığı gibi, bu kişinin salt müvekkili şirket çalışanı olması da yeterli olmayacağını, söz konusu tebliğin  şirket yetkililerinin mahallinde olmamaları nedeniyle şirket yetkilisinden sonra gelen tebligatı almaya yetkili kimsenin yada evrak müdürünün olup olmadığı araştırılarak buna göre yapılması gerektiğini, normal bordrolu çalışana yapılan tebligat usulsüz sayılacağını, mahkemenin o halde bu hususu da araştırması gerektiğini, Tüm bunlara ek olarak, yukarıdaki iddiaları sabit olmakla birlikte, bir an için istinaf Dairesinin aksine kanaat getireceği faraziyesinde ise; bilindiği üzere kanun koyucunun, tarafların (işlemden kaldırılan dosya yönünden) yargılama faaliyetinin devamını isteme hakkı noktasında sınır çizdiğini, HMK'nın 50/6 hükmü, davanın yenilenme sayısını düzenleyerek, yenilenmiş davanın ancak bir kez daha takipsiz bırakılabileceğini, aksi hâlde davanın açılmamış sayılacağını hüküm altına aldığını, buna göre yazılı yargılama usulünde davanın, taraflarca azami olarak iki kez takipsiz bırakılabileceğini, ikinci yenileme üzerine davanın üçüncü kez takipsiz bırakılmasının, davanın açılmamış sayılmasına neden olacağını,  mahkemenin davanın ikinci kez takip edilmemesine karşılık dosyanın işlemden kaldırılması kararı yerine doğrudan davanın açılmamış sayılmasına karar vermesinin, emredici hüküm olan HMK m. 150/6’ya aykırılık teşkil edeceğini, bu kuralın istisnası basit yargılama usulüne tabi davalar bakımından kendini gösterdiğini, HMK'da basit yargılama usulüne tabi davaların 316.maddede gösterildiğini, Somut olaya konu uyuşmazlığın bunlardan biri olmamakla, yargılamanın yazılı yargılama usulüne tabi olduğu da ilk derece mahkemenin 21.10.2016 tarihli tensip zaptında da \"Davanın niteliğine göre 6100 sayılı kanunun 118 vd maddelerine göre, davanın yazılı yargılama usulüne göre görülmesine\" denilmek sureti ile dile getirildiğini, dolayısı  mahkemenin sadece 1 kez dosya yenilenmişken bu şekilde bir karar vermesi de usul ve yasaya aykırı olmakla bozma nedeni olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar  verilmesini talep etmiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava,  İİK'nın 72. maddesi uyarınca, çeke dayalı takibe karşı açılmış bir menfi tespit davasıdır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama soncunda davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Eldeki davanın açılış tarihi 21.10.2016 tarihidir. İlk derece mahkemesince 11.01.2023 tarihli duruşmanın takip edilmeyerek dosyanın 1. Kez işlemden kaldırıldığı, davanın yenilenmesinden sonra  14.06.2023 tarihli duruşmanın da takipsiz bırakılarak 2. Kez takipsiz bırakıldığı, bu nedenle HMK 150 ve 320/4 maddeleri uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Davanın açılış tarihine göre yazılı yargılama usulüne tabi olduğu anlaşılmaktadır  (28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı kanunun 58. maddesiyle değişik TTK'nın 4/2. maddesi uyarınca dava değerine ilişkin parasal sınır 500.000,00 TL ye çıkarılmış olup, dava açılış tarihi itibariyle dava yazılı yargılama usulüne tabidir.). Kaldı ki mahkemece de 21.10.2016 tarihli ilk tensip tutanağının 1 nolu ara kararı ile isabetli olarak davanın yazılı yargılama usulüne tabi olduğu belirtilerek yazılı yargılama  usulü uygulanmak suretiyle yargılama yapılacağına karar verilmiştir. Yargılama sürecinde 11.01.2023  tarihli oturuma davacı vekilinin katılmaması ve mazeretinin yerinde görülmemesi nedeniyle HMK'nın 150. maddesi uyarınca davanın yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verildiği, 21.02.2023 tarihli dilekçe ile davacı vekilinin yenileme talebinde bulunduğu, mahkemece yenileme talebi üzerine 22.03.2022 tarihli yenileme tensip tutanağı ile davanın kaldığı yerden devamı ile  duruşmanın  12.04.2023 tarihine bırakıldığı, 12.04.2023 tarihli duruşmada davacı vekilinin mazeret ve vekillikten çekilme dilekçesi verdiği belirtilerek, davacı şirkete vekilinin çekilme dilekçesinin tebliği ile duruşmanın 14.06.2023 tarihine talik edildiği, 14.06.2023 tarihli duruşmaya davacı tarafın katılmaması nedeniyle 2. Kez takipsiz bırakılan davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. İstinaf incelemesi açısından davadaki temel sorun, yazılı yargılama usulüne tabi olarak görülmekte olan davanın, sonradan yürürlüğe giren kanun değişikliği nedeniyle, karar tarihi itibariyle basit yargılama usulüne dönüşüp dönüşmediği noktasındadır. Bu soruya olumlu yanıt verilmesi halinde, yani davanın basit yargılama usulüne kendiliğinden dönüştüğü kabul edilirse ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının doğru olduğu sonucuna varılacaktır. Çünkü,  dava iki kez takipsiz bırakılmıştır. Bu soruya olumsuz yanıt verilmesi halinde,  davanın yazılı yargılama usulüne tabi olmaya devam etmesi nedeniyle HMK'nın 320/4. maddesi uygulanamayacağından ve 150/6. maddenin uygulanması gerektiğinden, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğu sonucuna varılacaktır. Çünkü, yazılı yargılama usulünde davanın açılmamış sayılmasına karar verilebilmesi için dosyanın ikinci kez takipsiz bırakılması yeterli olmayıp, ikinci yenilemeden sonra (üçüncü kez) takipsiz bırakılması gerekir. Usul kanunlarında yapılan değişiklikler, davada o tarihe kadar tamamlanmış olan usul işlemlerini etkilememek kaydıyla, derhal uygulanır. Öğretide bu ilke \"geçmişe etkili olmama\", \"kazanılmış ve beklenen hakları etkilememe\" veya \"derhal uygulanma\" ilkesi olarak adlandırılmaktadır. Bu kavramlar, usul değişikliklerinin derdest davalara da uygulanacağı, ancak, tamamlanmış işlemleri etkilemeyeceği ilkesini vurgulamaktadır (Ali Cem BUDAK/ Varol KARAASLAN, Medenî Usul Hukuku, Ankara 2017, s.13). Bu ilke uyarınca bir dava, dava konusu olan olayın meydana geldiği değil, davanın açıldığı tarihteki usul hükümlerine tabidir.Yargılama başladıktan sonra usul hükümlerinde değişiklik olursa, o noktadan itibaren kural olarak yeni (değişen) usul hükümleri uygulanır. Bu ilke, yukarıda değinilen derhal uygulanırlık ilkesi olup, bu ilkenin istisnası ise kanun değişikliği anına kadar tamamlanmış usul işlemleridir. Yani, kanun değişikliğinden önce tamamlanmış olan usul işlemleri veya yargılama kesitleri geçerliliğini koruyacak, yeni kanun tamamlanmış usul işlemlerine ve yargılama kesitlerine uygulanmayacaktır. Yani, tamamlanmış usul işlemleri, usul kanunundaki değişiklikten etkilenmeyecektir (Hakan PEKCANITEZ/ Muhammet ÖZEKES/ Mine AKKAN/ Hülya TAŞ KORKMAZ, (Pekcanıtez), Medenî Usûl Hukuku- Pekcanıtez Usûl, C:I, 15. Basım, İstanbul 2017, s.46-48). Usul kanunlarında yapılan değişikliklerin tamamlanmış usul işlemlerini etkilemeyeceği ilkesi, mülga 1086 sayılı HUMK'nun 578. maddesinde \"İşbu kanun müktesep hakları ihlal etmemek şartiyle makabline şamildir.\" şeklinde; 6100 sayılı HMK'nın 448. maddesinde ise, \"Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.\" şeklinde ifade edilmiştir. Usul kanunlarındaki değişikliklerin, tamamlanmış usul işlemlerine etki etmeyeceğine dair bu ilke, adil yargılanma hakkının bir unsuru olan hukuki güvenlik ilkesi'yle doğrudan ilgilidir. Hukuki güvenlik ilkesi, Anayasa Mahkemesinin 2018/103 E- 2019/4 K. Sayılı,  14.03.2019 tarihli kararında şöyle ifade edilmiştir: \"...15. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön koşulları arasında hukuki güvenlik ilkesi bulunmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuki güvenlik, kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturur. 'Kanunların geriye yürümezliği ilkesi' uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması, hukukun genel ilkelerindendir.16. Kanunların geriye yürümesi, getirilen yeni kuralın eski kural döneminde tamamlanmış ve hukuki sonuçlarını doğurmuş hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanmasıdır. Yeni kuralın eski kural yürürlükte iken başlamakla beraber henüz sonuçlanmamış hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanması ise kanunların geriye yürümesi olarak  nitelendirilemez.\" (Karar, 14.03.2019 tarihli, 30714 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır). Yukarıdaki hukuki açıklamalar ışığında somut olayda bir sonuca varılabilmesi için, usul kanunu değişikliğinden önce, davanın yazılı yargılama usulüne tabi olarak yürütülmesi sonucunu doğuracak şekilde tamamlanmış bir usul işlemi bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekir. \"Tamamlanmış işlem\" kavramındaki \"işlem\", yargılama hukukundaki \"usul işlemi\" kavramını ifade eder.  Usul işlemi, yargılamaya katılanlar (taraflar ve mahkeme) tarafından yapılan ve yargılamayı başlatan, sürdüren ve sona erdiren işlemlerdir. Usul işlemleri, davanın taraflarınca veya mahkemece yapılır. Mahkemece yapılan usul işlemlerine mahkeme usul işlemleri; taraflarca yapılan usul işlemlerine taraf usul işlemleri denir. Mahkeme usul işlemleri, davanın yürütülmesi ve sonuçlandırılması için hâkim tarafından yapılan işlemler ve verilen kararlardır. Mahkemece tensip tutanağının düzenlenmesi, tarafların duruşmaya davet edilmesi, keşif gününün belirlenmesi, ara kararları ve hüküm verilmesi mahkeme usul işlemlerine örnek olarak gösterilebilir (Pekcanıtez Usul (Erdönmez), s.433-448.). Tamamlanmış işlem kavramı, her zaman münferit usul işlemlerini değil, aynı zamanda yargılamadaki usul kesitlerini (dilekçelerin teatisi, ön inceleme, tahkikat, sözlü yargılama, kanun yolu kesitlerini) de ifade eder. Yargıtay HGK'nun 2011/13-701 E- 2012/6 K. Sayılı, 18.01.2012 tarihli kararında da bu husus, \"...Hemen belirtilmelidir ki, dava, dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla (veya hükümle) sonuçlanıncaya kadar devam eden çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasındaki her usul işlemi, ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bir davayı bütün olarak değerlendirip, bu konuda yeni kanunun etkili olup olmayacağı söylenemez. Yargılama sırasında yapılan bir usul işlemi ve kesiti tamamlanmış ise, artık yeni kanun o usul işlemi hakkında etkili olmayacak, dolayısıyla da uygulanmayacaktır.\" şeklinde ifade edilmiştir. Nitekim, kanun koyucu, HMK'nın geçici 3. maddesinde, kanun yolları açısından usul kesiti teorisini esas alarak kanun yolu kesitinin bir bütün olarak hangi kanuna tabi olacağını belirlemiştir (BUDAK/ KARAASLAN, a.g.e., s.14). Tamamlanmış işlem kavramının her somut olayda, hukuki güvenlik ilkesi de gözetilerek, mahkemece belirlenmesi gerekir. Somut olayda davanın açılması üzerine ilk derece mahkemesince yazılı yargılama usulüne göre tensip tutanağı düzenlenmiş, tahkikatı yazılı yargılama usulüne göre başlatmış ve yürütmüştür. Davanın tahkikat aşamasının (tahkikata ilişkin usul kesitinin) yazılı yargılama usulüne göre yürütülmesine karar verilmiştir. Tahkikatın yazılı yargılama usulüne göre yürütülmesine dair mahkemenin usul işlemi, niteliği itibariyle tamamlanmış işlem'dir.  Mahkeme, yazılı yargılama usulüne göre yapılmasına karar verdiği tahkikat kesitini, tamamlanmış işlem niteliğindeki ara kararı uyarınca, yazılı yargılama usulüne göre tamamlamalıdır. Tahkikat aşamasında yürürlüğe giren yeni usul kanunu gerekçe gösterilerek, tahkikat aşamasında davanın basit usule döndüğünden söz edilemez. Kaldı ki kabule göre de ilk derece mahkemesince,  22.07.2020 tarihli, 7251 sayılı Kanun'un ile  6102 sy TTK 'nın basit yargılama usulüne ilişkin 4. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle davanın basit yargılama usulüne döndüğüne dair bir ara kararı da oluşturulmamış, hatta dosyanın ikinci  kez takipsiz bırakıldığı 14.06.2023 tarihli celsede,  basit usule ilişkin 320/4. maddesinden hiç bahsedilmeden doğrudan yazılı usule ilişkin 150. madde uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Bu uygulama, usul hukukunun temel ilkelerinden olan sürpriz karar verme yasağı'na da aykırı olmuştur.Yukarıda safahatı özetlendiği üzere, davanın açılış tarihi itibariyle yazılı yargılama usulüne tabi olduğu, bu hususun mahkemece düzenlenen tensip tutanağının 1 nolu ara kararı ile de belirlendiği ve karar altına alındığı, davanın yazılı yargılama usulüne tabi olup, HMK'nın 150/6 maddesi uyarınca iki kez yenilenebileceği gözetildiğinde, ilk derce mahkemesince, 14.06.2023 tarihli duruşmasında davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi isabetsiz olmuştur.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.5 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda,  ilk derece mahkemesinin davanın açılmamış sayılmasına dair istinafa konu kararı usul ve yasaya aykırı bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-HMK'nın 353/1.a.5. maddesi uyarınca, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, 4-Yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Kararın, ilk derece mahkemesince taraf vekillerine çıkarılacak davetiyelerle tebliğine dair; HMK'nın 353/1.a.5.maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 24.01.2024  tarihinde,  oy birliğiyle ve kesin olarak  karar verildi.<br>KANUN YOLU:  HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0a1fe4ba46d2af2c","SID":"908d443a1b0ca7ed"}}