{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. KONYA BAM   6. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  6. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: <br>KARAR NO\t: <br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA  ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 25/01/2023<br>NUMARASI\t\t: Esas  Karar<br><br>İSTİNAF EDEN DAVACI\t: <br>VEKİLLERİ\t: Av.... & Av....-<br><br>İSTİNAF EDEN DAVALI\t: ... - T.C Kimlik No: ...<br>VEKİLLERİ\t: Av. ... & Av. ...<br>DAVA\t\t: Alacak<br><br>İSTİNAF KARARININ<br>KARAR TARİHİ\t: 31/01/2024<br>YAZIM  TARİHİ\t: 01/02/2024<br>Davacı tarafından davalı aleyhine Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan alacak davasında 25/01/2023 tarihinde tesis edilen davanın reddine ilişkin karara karşı, tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde;<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının davacı şirkette 1992/33.000 paya sahip olduğunu, davacı şirketin tek yöneticisinin davalının babası olan ... olduğunu, taraflar arasında şirket ihtilafından doğan çok sayıda davalar bulunduğunu, davacı şirket aile şirketi niteliğinde olup aile içi sorunların şirket işlerine de yansıdığını, şirket çalışanlarından birisinin davacı şirketin yöneticisi olan ...'a davalı ...'ın uzun zamandır şirket paralarını zimmetine geçirdiğini, bunların kaydının bulunmadığını söylediğini, davacı şirketin davalının şirkete ait paralardan aylık ortalama 15.000-20.000 TL.'yi zimmetine geçirip iade etmediğini öğrendiğini, zimmete geçen paranın yıllar içinde en az 1.500.000 TL.'den fazla olduğunu beyan ederek, fazlaya ait hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 600.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. <br>CEVAP:  Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle zamanaşımı itirazında bulunduğunu, belirsiz alacak davası açılamayacağını, dava miktar ve  değeri itibariyle tanık dinlenilmesinin mümkün olmadığı HMK'nın 200 vd. maddeleri gereği sabit olup tanık dinletme taleplerinin reddi gerektiğini, davacının kötü niyetli olarak davayı açması nedeniyle Avukatlık Kanunu'nun 169. ve HMK'nın 329. maddesi gereğince davalı ile müvekkili arasındaki vekalet sözleşmesi gereğince kararlaştırılan bedelin de davalı tarafa yükletilmesini, davanın zamanaşımı, hukuki yarar yokluğu ve belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağı nazara alınarak usulden reddine, aksi halde haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; \"...Davalı taraf zamanaşımı itirazında bulunmuş ise de;  6102 s. TTK'nin 560. maddesi gereğince, \"sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır.\" Davacı tarafın, davalıya isnat edilen eylemin süreklilik arz ettiğini ve 13/01/2021 tarihine kadar devam ettiğini iddia etmesi karşısında, eylemin son bulduğu tarihten itibaren 6102 s. TTK'nin 560. maddesinde yer alan zamanaşımı sürelerinin geçmediği sonucuna varılmış ve davalı tarafın zamanaşımı itirazının reddine karar vermek gerekmiştir. <br>Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin dosyamızda mevcut suretleri ile Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün cevabi yazılarından, dava dışı ...'ın 29/12/2014 tarihinden itibaren 20 yıl süreyle davacı şirketin münferit yetkili temsilcisi olduğu, kendisinden başka yönetici ve temsilci bulunmadığı, davalının da yönetici ve temsilci sıfatına hiç sahip olmadığı anlaşılmıştır. <br>Davacı taraf, bu davanın belirsiz alacak davası olduğunu iddia etmiş ise de;  şirketin temsil ve idaresinde davalının hiçbir görevi bulunmayıp, davacı şirket yönetiminin varsa davalıya isnat edilen zararları gerek iç denetim, gerekse özel denetim suretiyle tespit etme imkanları bulunmaktadır. Bu nedenle dava tarihi itibariyle varsa zararın miktarının bilinemediğinden veya bilinemeyeceğinden söz edilemeyeceğinden, davanın belirsiz alacak davası değil, kısmı dava olduğu sonucuna varılmış, davacı tarafın aksi yöndeki iddiaları kabul edilmemiştir. <br>Dosya kapsamına uygun görülerek hükme esas alınan bilirkişinin 13/12/2022 tarihli raporuna göre; davacı şirketin ticari defter ve belgelerinin usulüne uygun olarak tutulduğu, ticari defterlerin kayıtlarının kendi içinde birbirini teyit ettiği, 2012 - 2013 - 2014 - 2015 2016 - 2017 - 2018 - 2019 - 2020 - 2021 ticari defterlerinde yapılan incelemede davalı ... adına bir ödeme ya da tahsilat veya bir alacak ya da borç kaydına rastlanmadığı, iddia edilen 2005 yılı kaydı yönünden saklama süresinin sona ermesi nedeniyle 2005 yılına ait ticari defterlerin bulunmadığı ve incelenemediği bildirilmiştir. <br>Davacı taraf, davalının şirket paralarını usulsüz olarak zimmetine geçirdiği konusunda tanık dinletmek istemiş ise de;<br> 6102 s. TTK'nin 64/1-2. maddesine göre, \"(1) (Değişik: 26/6/2012-6335/8 md.) Her tacir, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her hesap dönemi içinde elde edilen neticeleri, bu Kanuna göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Defterler, üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. İşletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişmesi defterlerden izlenebilmelidir.<br>(2) Tacir, işletmesiyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklamakla yükümlüdür...\"<br>Yukarıda açıklandığı gibi davacı şirketin tek yöneticisi 2014 yılından beri davalının babası olan ... olup, davacı şirketin ticari defter ve belgelerinin tutulması sorumluluğu ...'a aittir. Yine şirketler tarafından 6102 s. TTK'nin 64. maddesinde açıklandığı üzere, ticari işletme ile ilgili bütün iktisadi ve mali durumun alacak ve borç ilişkilerinin kaydedilmesi ve ticari işletme ile ilgili her türlü belgenin yasal süresi boyunca saklanması zorunludur. Şirketin gelirleri ve giderleri ile yapılan harcamaların ve ödemelerin tespiti, ticari defterler, banka ve kasa kayıtları ile mümkündür. <br>Davacı taraf iddiasını ispat edecek herhangi bir banka kaydına dayanmadığı gibi, davalı hakkında savcılığa herhangi bir suç duyurusunda da bulunmamış, ticari defterlerin dışında tanık deliline de dayanmıştır. <br>Ticari şirketlerin bütün iktisadi ve mali işlemlerini ticari defterlerine kaydetmeleri zorunlu olup, bu yazılı belgelerin (ticari defterlerin ve belgelerin) aksinin ancak yazılı delille mümkün olması karşısında iddia haksız fiile dayalı olsa dahi tanık dinlenmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmış, davacı tarafın tanık dinletme talebi kabul edilmemiştir. <br>Davacı taraf, yemin deliline de dayanmış ise de; 6100 s. HMK'nin 226/1-c maddesine göre, \"Yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar\" yemine konu olamayacağından, davacı tarafın davalıya yemin teklif etme isteği kabul edilmemiştir. <br>Davacı şirket, iddialarını ispat edemediğinden davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar davalı taraf Avukatlık Kanunu'nun 169. ve 6100 s. HMK'nin 329. maddesi gereğince, davanın kötü niyetli olarak açıldığı iddiasıyla davacı tarafın davanın reddi dışında ayrıca, davalının müvekkili ile yaptığı vekalet sözleşmesi gereğince vekalet ücretine de mahkum edilmesini istemiş ise de;  4721 s. MK'nin 3/1. maddesi gereğince iyiniyet karine olarak mevcut olup, davanın reddi tek başına kötü niyeti göstermeye yetmeyeceğinden, davalı tarafın bu yöndeki fer'i talebi de reddedilmiş ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur....\" gerekçesiyle davanın reddine, davalının fer'i nitelikteki 6100 s. HMK'nin 329. maddesi gereğince davalı ile vekili arasında kararlaştırılan vekalet ücreti talebinin reddine karar verilmiştir.  <br> İSTİNAF SEBEPLERİ:  Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ticari şirket ve tacir olup davalının ise haksız fiilin faili olduğunu, yerel mahkemenin, davanın  belirsiz alacak davası olmayıp kısmi dava olduğunun kabulü usul ve yasaya aykırı olduğundan istinaf yoluyla kaldırılması gerektiğini, ilk derece mahkemesince müvekkilinin ticari defterlerinde davalının verdiği zararların gözükmesi gerektiğine ilişkin kabul ve uygulamasının da usul ve yasaya uygun olmadığını, davanın, özü itibariyle şirket ortağının haksız fiil suretiyle zimmetine geçirdiği paralarla ilgili olduğunu, haksız fiilin her türü davalarda tanık dinlenebileceğinin yargıda şaşmaz bir uygulama olduğunu, zararın varsa defterlerinde göstermemişsin denilerek tanık dinletme taleplerinin reddedilemeyeceğini, yemin deliline dayanıp dayanmadıkları sorulmadan ve davalının bir itirazı dahi olmadan, yemin yoluyla davalının vicdanına teslim edecekleri  davada yemin delilinden mahrum bırakılmalarının usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla davanın reddine ilişkin kararın kaldırılmasını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalının zimmetine geçirdiği 600.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br> Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın, kendi ticari defter ve kayıtları itibariyle hiçbir alacağı bulunmadığı (hiçbir hakkı olmadığı) halde dava açtığını, tüm usul ve yasa hükümlerini hiçe sayacak şekilde istinaf talebinde bulunduğunu, bu itibarla ... ile tarafları arasında kararlaştırılan vekalet ücretinin davacıdan tahsil edilmesi gerektiğini, müvekkille AAÜT üzerinden anlaşılmış olup bu miktarın davacıdan tahsili gerektiğini, ancak yerel mahkeme kararında MK 3/1 maddesi gereği iyi niyet karine olarak mevcut olduğundan bu yöndeki taleplerinin reddedildiğini, oysa davacıda bulunan ticari defter ve kayıtlar itibariyle gayet açık şekilde müvekkilin herhangi bir şekilde davacıyı zarara uğratmadığı sabit olup bu yönde bir tutanak dahi olmadığı halde sırf namus, onur ve şerefi sorgulayıcı mahiyette dava açılmasının kötüniyetin göstergesi olduğunu beyanla davacının istinaf talebinin esastan reddine, yerel mahkemece verilen hükmün kısmen ortadan kaldırılmasına ve davacı hakkında HMK'nın 329 maddesi hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>Dava; haksız fiile dayalı alacak istemine ilişkindir.<br>İstinaf incelemesi; Kamu düzenini ilgilendiren konularda resen, diğer yönlerden HMK'nın 355.maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. <br>Davacının istinaf başvuru talebinin incelenmesinde; davacının; şirket ortağı olan davalının şirketin paralarını zimmete geçirdiğini belirterek uğradığı zararın tazminini talep etmiş ise de; davacının davalının şirketin paralarını aldığını ispat edemediği, bu konuda herhangi bir soruşturma dosyasının bulunmadığı, davanın belirsiz alacak veya kısmi dava olmasının sonuca etkili olmadığı,  6100 s. HMK'nin 226/1-c maddesine gereğince yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıaların yemine konu olamayacağı, bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacının istinaf başvuru talebinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddi gerekmiştir.<br>Davalının istinaf başvuru talebinin incelenmesinde; <br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.04.2021 tarih 2017/1-1228 Esas 2021/443 Karar sayılı ilamında \"...13.  Maddi hukuk alanında genel bir hukuk normu (ilkesi) olan dürüstlük kuralı medeni usul hukukunda da geçerli olup, tarafların yargılama faaliyeti sırasında dürüstlük temel kuralına uygun davranması gerekir. Sırf başkasının haklarını zedeleme ve bozma amacı güden davranışların hukuk düzenince korunması mümkün değildir. Adil bir yargılama yapılarak maddi gerçeğe ulaşılabilmesi ancak yargılamada bu temel kuralın korunması ile mümkündür. Hukuk düzeninin tanıdığı bir hak veya yetkinin amacına aykırı olarak kullanılması dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı gibi yargının haksız, hileli, dürüstlüğe aykırı işlemler yapılarak bundan bir sonuç elde edilmesine aracı yapılması da düşünülemez. Bu kapsamda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 29. maddesinde dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü kanun hükmü hâline getirilerek; yargılama sırasında tarafların dürüstlük kuralına uygun davranmak zorunda oldukları ve davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlü bulundukları düzenleme altına alınmıştır.  <br>14.  Tarafların gerek dava hakkını, gerekse iddia ve savunma hakkını ve yine bunlarla bağlantılı olarak sahip oldukları usule ilişkin yetkilerini dürüstlük kuralına uygun olarak kullanmaları gerekmektedir. Kanunda bu yükümlülüğe aykırı davranılması çeşitli yaptırımlara bağlanmış ve kötüniyetli kişileri caydırıcı olması bakımından bir takım hükümlere yer verilmiştir. HMK’nın kötüniyetle hâkimin reddine ilişkin 42/4. maddesi, kötüniyetli ıslaha ilişkin 182. maddesi, dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle yargılama giderinden sorumluluğu ilişkin 327. maddesi bu hükümlerden olduğu gibi kötüniyetle veya haksız dava açılmasının sonuçlarının düzenlendiği uyuşmazlık konusu 329. maddesi de bu düzenlemelerden biridir. Bu hükümde kötüniyetli davalı veya hiçbir hakkı bulunmamasına rağmen dava açan taraf için yaptırım öngörülmüştür. <br>15.  HMK’nın 329. maddesi; “(1) Kötüniyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece takdir olunur. (2) Kötüniyet sahibi davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, bundan başka beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası ile mahkûm edilebilir. Bu hâllere vekil sebebiyet vermiş ise disiplin para cezası vekil hakkında uygulanır” hükmünü taşımaktadır.<br>16.  Ayrıca bu maddenin kötüniyetle istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesince (m. 351); temyiz talebinin kötüniyetle yapıldığının anlaşılması hâlinde Yargıtay’ca uygulanacağı (m. 368) hüküm altına alınmış, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 23. maddesinde de aynı hükme yer verilerek anılan madde  Tarifeye yansıtılmıştır.  <br>17.  HMK’nın 329. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kötüniyetli olan davalı ya da hiçbir hakkı olmamasına rağmen dava açan taraf, yargılama giderleri dışında diğer tarafın vekili ile aralarında kararlaştırılmış olan vekâlet ücretinin tamamı ya da bir kısmını ödemekle sorumlu tutulabilir. Burada hiçbir hakkı olmadığını bilerek dava açmak suretiyle aleyhine dava açtığı kişinin avukat tutmasına ve vekâlet ücreti ödemesine sebebiyet verme hâli söz konusudur. Ancak bu maddenin uygulanabilmesi için Hukuk Genel Kurulunun 23.03.1974 tarihli ve 1971/8-143 E., 1974/262 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere dava açan kişinin  kötüniyetli olması, yani hiçbir hakkı olmadığını bilmesi ya da durumu icabı bilmesi gerektiği hâlde sırf aleyhine dava açtığı kişiyi ızrar kastı taşıması gerekmektedir. Kendisini haklı bilerek dava açan kişinin davasının reddedilmesi hâlinde maddenin uygulanması düşünülemez. <br>18.  Bu nedenle bir tarafın kötüniyetli olduğuna kanaat getirmek için her somut olayda kişinin haklı olduğuna inanarak dava açıp açmadığı titizlikle incelenmeli ve objektif olarak açıkça hakkı olmadığını bildiği hâlde dava açan ya da yargılamayı yürüten taraf kötüniyetli kabul edilmelidir. Kişi mutlak olarak haklı olmasa da hukukun kendisine tanığı imkânlardan yararlanarak dava açmış yürütmüş ya da haklı olduğuna inanarak savunma yapmış ve yeterli delili olmadığı gibi bir sebeple iddia veya savunması yerinde bulunmamış ise kötüniyetli sayılamaz. Aksi takdirde Anayasanın kişilere tanığı hak arama özgürlüğü kapsamında dava açma ve aleyhine açılan davaya karşı savunma hakkını kullanan ve bir şekilde haksız bulanan herkes kötüniyetli kabul edilecektir ki, böyle bir sonucun hukuken kabul edilmesi mümkün değildir. <br>19. Dürüstlük kuralına aykırı olarak dava açılıp savunma hakkının kullanılması, yargılamanın yürütülerek usul işlemlerinin yapılması hâlinde bu tür davranışların adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkı çerçevesinde korunma zemini bulması mümkün olmayıp,  HMK’nın 329. maddesinin uygulama olanağı bulunmaktadır. Bu nedenlerle anılan hükmün davalı hakkında uygulanması için de davalının salt dava açılmasına sebebiyet vermiş olması yeterli olmayıp, kötüniyetli olması şarttır...\" hususunun belirtildiği, davacının davayı kötüniyetle açtığının sabit olmadığı, bu nedenle ilk derece mahkemesince davalının 6100 sayılı HMK'nın 329.maddesine dayalı talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davalının istinaf başvuru talebinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Tarafların istinaf başvuru taleplerinin  ESASTAN REDDİNE,<br>2-Alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 247,70 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,  <br>3-Alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 247,70 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,  <br>4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,  <br>5-İstinafa başvuranlar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, <br>6-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4.maddesi gereğince kararın dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına,  <br>7-Dava dosyasının temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde ilk derece mahkemesine gönderilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince; taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine  31/01/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br><br> <br>Başkan ...<br>e-imzalıdır <br><br>Üye ...<br> e-imzalıdır<br> <br>Üye ...<br>e-imzalıdır <br><br>Katip ...<br>e-imzalıdır <br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ceb2b35e15bcb1b9","SID":"c19bb10801a351ca"}}