{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2024/184 - 2024/187<br>                      T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2024/184 <br>KARAR NO\t: 2024/187<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                                   K A R A R <br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 25/10/2023<br>NUMARASI\t\t: 2023/196 E.  -  2023/447 K.<br><br>DAVACI\t:<br>VEKİLİ\t<br>DAVALI\t:<br>DAVANIN KONUSU\t: 5846 sayılı Kanundan Kaynaklı Revize Mimari Proje Bedeli Alacağı<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 25/10/2023 Tarih ve 2023/196 Esas - 2023/447 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili ve davalı arasında 23/12/2011 tarihinde, ... Projesi İnşaatı için proje hizmetleri sözleşmesi imzalandığını, inşa edilecek AVM-ofis kompleksi için müvekkilinden tasarım projesi çizilmesinin istendiğini, müvekkili tarafından sözleşmenin 3. maddesinde tanımlanan aşamalara göre proje/tasarım hizmetlerinin yapıldığını, inşa edilen binanın özgün ve estetik değeri haiz güzel sanat eseri niteliğinde bulunduğunu, daha sonra davalı tarafça 12/04/2016 tarihinde ... isimli bir mimara çizdirilen projenin belediyeye sunularak onaylatılmaya çalışıldığını, belediyenin ... isimli kişiye hazırlatılan projeyi, hem proje müellifinin yani müvekkilinin imzasını taşımadığı, hem de emsal azaltımını yerine getirmediği gerekçesiyle reddini müteakip, davalı tarafından 19/08/2016 tarihinde tadilat projesinin çizimi için müvekkiline vekaletname verildiğini, müvekkiline sözleşme kapsamı dışında ayrıca vekaletname verilerek tadilat projesi hazırlatıldığını, tadilat projesine karşılık müvekkiline ödenmesi gereken alacağının ise ödenmediğini ileri sürerek, alacağın tespitine ve davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine, HMK 107. madde gereğince bu alacağa karşılık alacak miktarı belirli hale geldikten sonra artırma hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL'nin işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekili, davacının iddiasının, taraflar arasında görülen Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/38 Esas sayılı dosyası ile yargılama konusu olup, anılan dosyanın derdest bulunduğunu, bu dosya ile birleştirilmesini talep ettiklerini, davacı tarafın usul ve yasaya uygun bir proje hazırlamak ve mevzuata uygunsuzluk varsa bilabedel revizyon ile bunu gidermekle mükellef olduğunu, davacıya mevzuata uygun olarak bir proje hazırlaması için ücret ödendiğini, davacı tarafça mevzuata uygun proje hazırlanmadığı için projenin iptal edildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece eldeki davada davacının 25/08/2016 tarihinde ... Belediyesine ve davalıya sunduğu tadilat proje bedelinden kaynaklı alacak isteminde bulunduğu, Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/208 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirildiği anlaşılan Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/359 Esas sayılı dava dosyasında ise söz konusu davanın 15/04/2016 tarihli olduğu da dikkate alındığında, 15/04/2016 tarihinden önceki vakıalara ilişkin olarak alacak isteminde bulunulduğu, dava konusu yapılan maddi vakıalar farklı olduğundan, davalı yanın ileri sürdüğü derdestlik itirazının yerinde olmadığı, 6100 sayılı HMK m.107 hükmüne göre talep sonucunun belirlenmesinin imkânsız olmasıının, davacının talep sonucunu hiçbir şekilde belirleyemediği hâllerde söz konusu olabileceği, davacının kendisinde eksik olan uzmanlık nedeniyle talep sonucunu tam olarak belirleyemeyebileceği, alacak miktarı hakkında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmasının, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmeyeceği, objektif kıstaslara göre talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasının gerektiği, aksi halde davacının belirsiz alacak davası açmış olmasında hukuki yararın bulunmadığı, hukuki yarar dava şartı eksikliğinin sonradan tamamlanamayacağı, somut olayda ise taraflar arasında 23/12/2011 tarihinde akdedilen sözleşme uyarınca davacının mimari proje hazırlayarak davalı namına ... Belediyesine teslim ettiği ve Belediyece önce yapı ruhsatı verildiği, akabinde ise söz konusu ruhsatın sehven yapılan emsal alan hesabı nedeniyle iptal edildiği, davacının limited şirket niteliğini haiz tacir olup, mimarlık faaliyeti ile iştigal ettiğinden, 6102 sayılı TTK m.18/2 hükmü uyarınca basiretli bir iş adamı gibi hareket etme külfeti altında bulunduğu, taraflar arasında akdedilen 23/12/2011 tarihli sözleşmenin 5. maddesinin \"Revizyonlar\" başlığı altında 3. fıkrasında, revizyon bedelinin ne şekilde hesaplanacağının belirli hale getirildiği, buna göre değişiklik yapılan alanın toplam alanına göre bu sözleşme bedelindeki değere uygun olarak eşit birim m2 fiyatı üzerinden hesaplama yapılacağının kayıt altına alındığı, davacı yanın iddialarına göre gerek iptal edilen mimari projeyi, gerekse tadilat projesini davacının hazırladığı, tüm gereklilikleri yerine getirdiği, davacı yanın gerek iptal edilen mimari proje üzerinde, gerekse tadilat projesi üzerinde tam hakimiyetinin bulunduğu, daha önce davalı ile 23/12/2011 tarihli sözleşme akdeden, bu sözleşme uyarınca mimari proje tanzim eden, tanzim edilen mimari proje üzerinde revizyon yapılması gerektiği hallerde, hangi durumlarda ek ücret talep edilmeyeceği, hangi durumlarda ek ücret talep edileceği ve bu ek ücretin ne şekilde belirleneceği hakkında sözleşmeye hükümler koyan ve basiretli tacir olarak davranma külfeti altında bulunan davacının, dava konusu mimari tadilat projesinden kaynaklı olarak, talep edebileceği alacak miktarını objektif kıstaslara göre belirleyebileceği halde bu yola tevessül etmeyerek, eldeki davayı belirsiz alacak davası olarak açmasında hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.  <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, taraflar arasında ilk olarak 23.12.2011 tarihinde ... Projesi inşaatı için proje hizmetleri sözleşmesinin imzalandığını, bu projenin ... Belediyesi tarafından yapı ruhsatına bağlanarak 26.08.2014 tarihinde onaylandığını, daha sonra ... Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından, emsal hesabında Belediye tarafından yapılan hatadan dolayı emsal azaltılması gerektiğinden bahisle yapı ruhsatının iptaline karar verildiğini, davalının proje müellifi olan müvekkiline değil, ... isimli başka bir mimara vekaletname vererek tadilat projesini çizdirdiğini, ... Belediyesinin bu projeyi hem proje müellifinin/yani müvekkilinin imzasını taşımadığı, hem de emsal azaltımını yerine getirmediği gerekçesiyle reddettiğini, bunun üzerine davalı şirket tarafından 19.08.2016 tarihinde mimari tadilat projesinin çizimi için müvekkiline yeni vekaletname verildiğini, müvekkili tarafından çizilmiş projenin 25.08.2016 tarihinde ... Belediye Başkanlığına sunulduğunu, hal böyle iken davalı şirket tarafından müvekkiline, çizdiği mimari tadilat projesine ilişkin ödemenin yapılmadığını, taraflar arasında söz konusu mimari tadilat projesinin çizimine ilişkin yeni bir sözleşmenin imzalanmadığından ya da bedele ilişkin bir belirleme yapılmadığından, müvekkilinin emek ve mesaisine karşılık alacağının tespiti ve davalıdan tahsili istemiyle işbu belirsiz alacak davasının ikame edildiğini, dava konusu olan tadilat projesinin taraflar arasında imzalanan 23.12.2011 tarihli sözleşme kapsamında bir iş olmadığını, mahkemece taraflar arasında imzalanan 2011 tarihli sözleşmenin 5. maddesine dayanılarak, sözleşme tarihinden 5 yıl sonra 2016 yılında, sırf mimari tadilat projesi çizimine özel olarak verilen yeni bir vekaletname ile müvekkil tarafından meydana getirilen mimari tadilat projesi çiziminin fiyatlandırılmasının yapılabileceğinin beklenmesinin dürüstlük kuralına aykırılık oluşturduğunu, 2011 yılında imzalanan sözleşmede revizyon başlığı altındaki düzenlemenin, makul sürede meydana getirilebilecek olan, genel proje yapısına etkisi olmayan küçük çaplı değişiklikleri kapsadığını, dava konusu tadilat projesi çizilmesi talebinin ve bu iş için yeni bir vekaletname verilmesi sonucunda, müvekkil tarafından çizilen dava konusu tadilat projesinin, 2011 tarihli sözleşmedeki revizyon kapsamında yer almasının ve oradaki bedellere göre müvekkilinin alacağının tespitinin mümkün olmadığını, bir an için ilgili sözleşmenin geçerli ve somut olaya uygulanabilir olduğu düşünüldüğünde dahi sözleşmede “bu sözleşme bedelindeki değere uygun olarak“ ibaresi ile muğlak bir uygunluktan bahsedildiğini, her iki tarafça kabul edilebilir uygunluk durumunun ve miktarının taraflarca belirlenemediğine, dava öncesi dava şartı arabuluculukta da anlaşmaya varılamadığında göre, söz konusu bedelin ancak yargılama neticesinde bilirkişi marifetiyle belirlenebileceğini, aksine bir durumda dahi davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilemeyeceğini, ikame edilen bir davanın tek başına belirsiz alacak davası şartları taşımadığı halde, belirsiz alacak davası olarak açıldığından bahisle davacının hukuki yararının bulunmadığı iddiasında bulunulmasının hatalı olduğunu, Hukuk Genel Kurulunun 2016/1166 E.- 2019/576 K. sayılı, 16.5.2019 tarihli kararında da şartları bulunmamasına, başka bir anlatımla talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve kesin bir biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen, belirsiz alacak davası şeklinde açılan davanın, hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile usulden hemen reddedilmemesinin gerektiğinin, zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davasının da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davası olduğunun ve eda davalarında hukuki yararın var kabul edildiğinin belirtildiğini, Anayasa Mahkemesi’nin 2019/12190 Esas numaralı, 22.02.2022 tarihli ... başvurusunda da belirsiz alacak davasının dava şartı yokluğundan usulden reddine dair verilen kararda, kişinin Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verildiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br><br>GEREKÇE\t: Dava, 5846 sayılı FSEK'na dayalı revize mimari proje bedeli alacağının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yararın bulunmadığı gerekçesiyle usulden reddine karar verilmiştir.  <br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. <br>\tBir davanın belirsiz alacak davası olarak açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Bu belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Anılan kriterler, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacının kendisinden beklenememesi, bunun olanaksız olması ve açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir. Bir talep konusunun belirli olup olmadığının her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi daha doğru olacaktır. (Yargıtay HGK'nın 17.11.2020 tarih ve 2019/17-853 E.- 2020/907 K.)<br>\tSırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır (H. Pekcanıtez, Belirsiz Alacak Davası, Ankara 2011, s. 45; H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 448).<br>\tSomut uyuşmazlıkta da safahatı yukarıda özetlenen dava,  her ne kadar belirsiz alacak davası olarak açılmış ise de, dava dilekçesindeki açıklamalar ve dosyaya sunulan belgelerden, alacağın davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olduğu, dolayısıyla somut olayda belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı anlaşılmaktadır.  Zira gerek iptal edilen mimari projeyi, gerekse tadilat projesini hazırlayan, tüm gerekliliklerini yerine getiren, buna göre de dava konusu mimari tadilat projesinden kaynaklı olarak, talep edebileceği alacak miktarını objektif kıstaslara göre belirlemesi kendisinden beklenecek olan taraf davacıdır. İlk Derece Mahkemesince de aynı kabulden hareket edilmiş, ancak koşulları oluşmadığı halde davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yararın bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. <br>\tOysa alacak belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davasına konu edilmesi durumunda ne yapılması gerektiği hususunda; talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve kesin bir biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen, belirsiz alacak davası şeklinde açılan dava, hukukî yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile usulden hemen reddedilmemelidir. Zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davası da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davasıdır ve eda davalarında hukukî yarar var kabul edilir. Öte yandan davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmayıp, bir mahkeme kararına muhtaç ise dava açmakta hukukî yararının bulunduğu tartışmasızdır. Başka bir anlatımla alacağın belirli veya belirsiz olması, başlangıçta var olan hukukî yararı ortadan kaldırmaz. Bu durumda dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar, somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek alacak tutarı konumunda olup, kısmi davanın koşulları yoksa davacının tam eda davası açtığı kabul edilmelidir. Ancak dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek toplam alacak miktarı kadar değilse ve kısmi davanın koşulları da bulunmuyorsa, bu durumda mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre eksik harcı tamamlaması için davacıya HMK'nın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bir haftalık kesin süre verilmeli ve verilen kesin süre içinde belirtilen eksikliğin tamamlanması hâlinde davaya tam eda davası olarak devam edilmeli, aksi durumda ise davanın usulden reddine karar verilmelidir. Buna karşılık, dava dilekçesinde asgari bir tutar gösterilmiş olup bunun, alacağın belirli bir kesimi olduğu anlaşılmakla birlikte, açılan davanın belirsiz alacak davası mı; yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklık bulunmuyorsa hâkim, taleple bağlı olduğu için (HMK m. 26) öncelikle, HMK'nın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davacı tarafa bir haftalık kesin bir süre vermeli ve onun beyanı doğrultusunda açılmış olan davanın belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunu belirlemelidir. Bu da esasen hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamındadır. Davacı verilen bir haftalık kesin süre içinde davanın belirsiz alacak davası olduğunu beyan etmiş ve belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli koşullar mevcut ise, dava belirsiz alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. Belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli şartlar bulunmakla birlikte davacı açmış olduğu davanın kısmi dava olduğunu belirtmiş ise, bu hâlde mahkeme davayı, kısmi dava olarak kabul edip yargılamayı sürdürmelidir. Üçüncü bir ihtimal olarak davacı davasının belirsiz alacak davası olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda mahkemece, açılmış olan dava, kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır (Yargıtay HGK'nın 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 E.- 2019/576 K., 24.03.2022 tarih ve 2019/11-220 E.- 2022/376 K.).<br>\tHGK’nın anılan kararlarında, çeşitli ihtimallere göre nasıl işlem tesis edilmesi gerektiği açıklanmış olup, davacının davasını belirsiz alacak davası olarak nitelendirdiği, ancak belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı ihtimalde, kısmi dava koşulları bulunuyorsa, başka bir deyişle davanın kısmi dava olarak açılabilmesi mümkün ise, mahkemenin açılmış olan davayı doğrudan bir ara kararıyla kısmi dava olarak görüp karara bağlaması gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay 11. HD'nin emsal uygulaması da bu yöndedir (Yargıtay 11. HD'nin 27.12.2022 tarih ve 2021/5368 E.- 2022/9506 K., 21.06.2022 tarih ve 2021/4318 E.- 2022/5118 K., 12.05.2022 tarih ve 2020/8201 E.- 2022/3819 K. sayılı ilamları).  <br>\tO halde somut olayda kısmi dava koşullarının bulunup bulunmadığı tartışılmalıdır. Yukarıda da ifade edildiği üzere, davaya konu alacak davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olup, dava dilekçesindeki açıklamalardan, davacının alacağının bir kısmını dava ettiği anlaşılmaktadır. Alacağın belirli olduğu hallerde kısmi dava açılmasına cevaz vermeyen 6100 sayılı HMK'nın 109'uncu maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte, artık belirli olan alacaklar için de kısmi dava açılması mümkün hale geldiğine göre, somut olayda kısmi dava koşulları bulunmaktadır. Bu itibarla mahkemece davanın dava dilekçesiyle talep edilen tutar bakımından kısmi dava olarak açıldığı kabul edilip, kısmi dava olarak görülüp karara bağlanması gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru olmamıştır. <br>\tBu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar gözden kaçırılarak, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, Dairemizce davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 25/10/2023 gün ve 2023/196 Esas - 2023/447 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,<br>\t3-Taraf vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>\t4-Davacı  tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 269,85 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine,<br>\t5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>\t6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, <br>\t7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 09/02/2024 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.<br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/02/2024\t\t<br><br>Başkan<br><br><br>Üye<br><br><br>Üye<br><br><br>Katip<br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"842fd55ab759f949","SID":"5d246e97af4fe70c"}}