{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1968 <br>KARAR NO: 2023/1458<br>KARAR TARİHİ: 21/12/2023<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 25/06/2020<br>NUMARASI: 2017/293 Esas -  2020/286 Karar<br>DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/12/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirketin mimarlık alanında faaliyet gösterdiğini, kurucu ortaklarının %50 şer hisse ile ... ve davalı Mimar ... olduğunu, İBB için hazırlanan ... projesi ve kesin projesi işini davacı şirketin üstlendiğini, Radyo TV projelerinin hazırlanması işinin iki aşamalı olarak planlandığını, ilk aşamanın avan ve kesin proje olduğunu, ikinci aşamanın ise uygulama projesi işi olduğunu, avan ve kesin projenin tesliminden sonra ,  devam niteliğindeki uygulama projesi işinin hazırlandığını, işin büyük bir bölümünün ve uygulama projesinin bir kısmının müvekkili şirketçe tamamlandığını, davalı şirket ortağının, müvekkili mimarlık şirketine özgü tüm mimari çizim teknik bilgilerine ve şirket bünyesinde hazırlanan projelerin maliyet oluşumuna ilişkin bilgilere sahip olduğunu, hal böyle iken şirkette davalıdan kaynaklı ihtilaf çıktığını, davalının şirkete gitmemeye başladığını, ardından davalının İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/290 E sayılı dosyası ile ortaklığın feshi talepli dava açtığını, davalının amacının ... projesi ve kesin projesi işinin devamındaki uygulama projesini tek başına yürütmek olduğunu,davalının şirket bünyesinde sahip olduğu proje bilgilerinin ticari sır niteliğinde olduğunu belirterek; Davalı ... un TTK 613 maddesinde açıklanan şirket sırrı niteliğindeki proje bilgilerini 3.kişilere karşı kullanması veya ifşa etmesi sonucu  bağlılık yükümlülüğüne aykırı davrandığını, davalının müvekkili şirket bünyesinde tamamlanması gereken bir projenin son aşamasını kendisinin hazırlayarak, bu doğrultuda bakanlık ile sözleşme akdedip, mesleki kontrolörlük  işini aldığını , bu doğrultuda müvekkili şirketi büyük ölçüde maddi zarara uğrattığını, Yine TTK 613/2 maddesi uyarınca uygulama projesini bizzat kendisi alarak davacı şirketi zarara uğratacak şekilde özel menfaat sağladığını , şirket amacına zarar veren işlemler yaptığını, davalının yaptığı bu eylem ve işlemin TTK 54 maddesinde açıklanan \" dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması\" amacına da aykırı olduğunu,  TTK 55/1-d ve 55/1-e de açıklanan özel nitelikteki  haksız rekabet eylemlerini oluşturduğunu belirterek; fazlaya dair haklarının saklı kalması kaydıyla , davalı tarafın haksız rekabete yol açan ve sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı fiilleri nedeniyle müvekkili şirket nezdinde doğan maddi zararlarına karşılık olarak şimdilik 10.000 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 23/06/2020 tarihli artırım dilekçesi ile bilirkişi raporunda belirlenen 3.476.636,00 TL davalı kazancından davalının %50 şirket ortaklığı nisbetinde ( davacının ortaklıktan çıkmasına karar verildiği gözetilerek) indirim yapılarak belirsiz alacak olarak açtıkları davanın değerini 1.728.318,00 TL artırarak, toplam 1.738.318,00 TL şirket zararının dava tarihinden itibaren ticari faiziyle tahsiline  karar verilmesini istemiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının dava dilekçesinde ileri sürülen sebeplerin gerçek olmadığını ve müvekkilin asıl beklentisinin uygulama projesini tek başına almak olduğunu, davacının müvekkilin ortaklığı ve olaylar hakkındaki açıklamaları ile müvekkilin müellifi olduğu Çamlıca projesi hakkındaki beyanlarının gerçegi yansıtmadığını, söz konusu projenin tüm müelliflik haklarının müvekkiline ait olduğunu, müvekkilinin Çamlıca projesine ilişkin haklarını davacı şirkete sermaye olarak koymadığını, davacı şirkete karsı bu hususta bir taahhüt altına girmediğini, davacı şirketin diğer ortağı ...ın bu kadar büyük bir projede çalışma ve ... soyadından yararlanma fırsatını kaçırmak istemediğini,  müvekkilinin adından faydalanarak Çamlıca projesinden kendine pay çıkarmaya çalıştığını, Davacı ... Mimarlık şirketinin ... uygulama projesine ilişkin iddia ettiği gibi hiçbir hakkı bulunmadığını, Davacının bu davayı açmaktaki yegâne amacının müvekkiline asılsız ithamlarda bulunmak suretiyle prestijli projeden kendine pay çıkarmak olduğunu, davacı delilleri arasında yer alan uzman raporunun kabul edilemeyeceğini,  Müvekkili ... un yarışmaya sunduğu mimari eserin tek başına sahibi olduğunu,eser üzerindeki her türlü hak ve kullanma yetkisinin müvekkiline ait olduğunu, müvekkilinin Çamlıca projesine ilişkin tüm müellif haklarının sahibi olup bu husustaki tüm manevi ve mali hakların da müvekkiline ait olduğunu,müvekkilin haksız rekabet teşkil eder bir davranış veya faaliyeti bulunmadığını, davacının haksız rekabete ilişkin iddialarını ispat etmekle yükümlü olduğunu, belirterek mesnetsiz iddialara dayanan davanın reddi ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Somut olayda; Davacı, haksız rekabete ilişkin iddiasını TTK m. 55'te örnekseme yoluyla sayılan haksız rekabet hallerinden olan üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etme ile iş şartlarına uymama hallerine de dayandırmıştır. avacı, mimarlık sektöründe, aralarında bağlantı nedeniyle bir yapıya ilişkin avan, kesin ve uygulama projelerinin tek bir kişi ya da şirket tarafından hazırlandığını, dolayısıyla bir projeye ilişkin bütün aşamaların aynı kişi tarafından yürütülmesinin mimarlık alanında genel bir mesleki uygulama olduğunu; Davalının ise uygulama projesini şirketten ayrı olarak düzenlemesinin bu mesleki uygulamaya aykırılık teşkil edeceğini, aynı zamanda üretim ve iş sırlarının hukuka aykırı ifşa edilmesi sonucunu doğuracağım, bu sebeple haksız rekabete neden olacağını ifade etmiştir. Kanunun ifadesinden anlaşılacağı üzere, TTK m, 55/1-d kapsamında haksız rekabetin gerçekleşmesi için aranan iki unsur, üretim veya iş sırrının mevcut olması ve sırrın veya sırların hukuka aykırı ifşa olmasıdır. Üretim veya iş sırrının ifşası, sır’teşkil eden kritiğin üçüncü kişilere bildirilmesi ya da aktarılması veya kamuya açıklanması şeklinde ortaya çıkabilir. Hukuka aykırılıktan söz edebilmek için ise, ya sözleşmeden ya da kanundan doğan bir sır saklama yükümlülüğünün mevcut olması ve bu yükümlülüğe aykırı olarak bilgilerin ifşa edilmiş olması gerekmektedir. Davaya konu olayda ise, ... Mimarlık tarafından düzenlenen avan ve kesin projelerinin devamı niteliğindeki uygulama projeleri Davalı tarafından düzenlenmiş olup, herhangi bir iş ve üretim sırrının ifşası söz konusu değildir. Bu bulgunun ışığında. Davaya konu olay bakımından, haksız rekabetin özel bir hali olan iş ve üretim sırlarının ifşasının düzenlendiği TTK 55/1-d maddesinin uygulanamayacağı, ihlal bulunmadığı anlaşılmıştır. Davalı, uygulama projesinin şirketten ayrı olarak düzenlenmesinin mimarlık mesleğindeki mesleki uygulamaya aykırılık teşkil ettiğini de ileri sürmektedir. Rakiplerin de uymakla yükümlü olduğu kurallar kanunda veya sözleşmede düzenlenmiş olabileceği gibi, belli bir meslek dalında veya bölgede geçerli olan örf ve adet kuralları da olabilir. Bununla birlikte, bir kuralın örf ve adet hukukuna dahil olabilmesi için davranış tarzının sürekli uygulanması ve aynı zamanda doğan geleneğe uymanın zorunlu olduğu kanısının (opinio necessitatis) oluşması gerekir. Ancak, bu projelerin aynı kişi ya da şirketler tarafından yapılması yönünde sürekli bir mesleki uygulama bulunmamaktadır. Başka bir deyişle, rakiplerin de uymakla yükümlü olduğu iş hayatına ilişkin bir kuralın varlığı söz konusu değildir. Yapılan izahat çerçevesinde, iş şartlarına aykırılığın da bulunmadığı anlaşılmıştır. TTK'nun 55/1-e maddesinde öngörülen özel haksız rekabet hali iş şartlarına uymama koşullarınında oluşmadığı sabit bulunmuştur. Bununla birlikte Davacı,  TTK'nın 54 maddesininde ihlal edildiğini ileri sürmüş olup; yasa  hükmünde \"dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması\" denilmek suretiyle, haksız rekabetin varlığından söz edebilmek için dürüstlük kuralına aykırı davranış yeterli görülmüştür. Dürüstlük kuralına aykırılık ise ya davranışlarla ya da ticari uygulamalarla olur. Davranışlar ve ticari uygulamalar iş etiğine, doğruluğa, dürüstlüğe aykırı olduğu gibi, ters, aldatıcı, yanıltıcı, kandırıcı davranışlarla gerçekleşmelidir. Davalı, avan ve kesin projelerinin düzenlenmesinin ardından müdürlükten istifa ederek müdürler için öngörülen rekabet yasağını bertaraf etmiş, sonrasında yeni bir mimarlık ofisi açarak uygulama projesini bu ofis bünyesinde hazırlayarak idareye teslim etmiştir. Bu şekilde işi alamayan Davacı ... Mimarlık şirketini zarara uğratmıştır. Davaya konu olaya ilişkin açıklanan hususlar düşünüldüğünde, Davalının, TTK m. 54 uyarınca dürüstlük kuralına riayet etmeyerek kötü niyetle hareket ettiği ortağı olduğu şirketi zarara  uğrattığı sabit bulunmuştur. (...) Rekabet yasağı yükümlülüğü bakımından; TTK m.613 gereğince Limited şirketlerde ortakların, şirkete karşı sadakatle yükümlü oldukları, şirket sırlarını korumakla yükümlü oldukları ve fakat prensip olarak rekabet yasağına tâbi olmadıkları görülmektedir. TTK m.613. Rekabet yasağı esas itibariyle limited şirket müdürleri bakımından geçerlidir; ancak ortaklar hakkında da rekabet yasağı getiren hükümlerin şirket ana sözleşmesine konulması mümkündür. Buna karşılık limited şirket ortakları prensip olarak şirket sırlarını korumakla yükümlü olup, şirketin çıkarlarını zedeleyici davranışlardan kaçınmak zorundadırlar. Ortakların bağlılık yükümlülü­ğünün geri kalan ortakların tümünün yazılı olarak onay vermeleri şartı ile kaldırılabilmesi de mümkündür. Rekabet yasağı ise doğrudan müdürler bakımından TTK m.626’da öngörülmüştür. Hüküm çerçevesinde, Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya diğer tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse, müdürler şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamazlar. Davalının bu eylemi gerçekleştirdiği sırada şirkette müdür olmadığı, limited şirketlerde şirket sözleşmesi ile öngörülmediği takdirde müdür dışındaki ortaklar  bakımından rekabet yasağının söz konusu olmadığı ve ... Mimarlık Şirketinin ortaklık sözleşmesinde bu yönde farklı bir düzenleme bulunmadığı görülmüştür. Davalı ...’un adı geçen ihaleyi aldığı dönemde davacı şirkette müdür sıfatı bulunmadığı, Limited şirket ortağının prensip itibariyle rekabet yasağının bulunmaması karşısında, davalının rekabet yasağına aykırı davrandığı iddiasının sabit olmadığı tespit edilmiştir. Sadakat yükümlülüğü bakımından ise; TTK m.613/ 7 de açıkça ortakların şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunamayacakları düzenlenmiştir. Limited şirket, güçlü kişisel öğelerin ağır bastığı bir sermaye şirketidir. Hatta İsviçre kanun koyucusu limited şirketi, modem öğretide pek taraftar bulmamakla birlikte, bir anlamda sınırlı sorumlu bir kollektif şirket telakki etmektedir (Pulaşlı, Şirketler Hukuku, 2015, s.779). Bu yönüyle, şirketlerin unsurlarından biri olan ve ortak bir amacın elde edilebilmesi için çalışmak anlamına gelen affectio societatis unsurunun, limited şirketlerde diğer sermaye şirketlerine oranla daha belirgin olduğu belirtilmelidir. Bu bağlamda, kişisel öğenin öne çıktığı limited şirketlerde, sınırını rekabet yasağının teşkil ettiği bir bağlılık yükümü bulunmaktadır. Bu yükümün öngörüldüğü TTK m. 613/2 hükmü uyarınca ortaklar, şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunamazlar. Özellikle kendilerine özel menfaatler sağlayan şirketin amacına zarar veren iş ve işlemleri yapamazlar. Kanunun gerekçesinde de belirtildiği üzere, bağlılık yükümlülüğü ile ilgili olarak \"çıkarlarını zedeleyecek davranışlar\" ibaresine yer verilmesi sebebiyle, bu yükümlülüğün geniş bir uygulama kapsamı bulunmaktadır. Dolayısıyla, avan ve kesin projelerin üzerine bina edilerek hazırlanan ve nitelik itibariyle bunlardan daha karlı olan uygulama projesi düzenlenmesi işinin, davalı  ... tarafından davacı ... Mimarlık'tan ayrı olarak yapılması, şirketin çıkarlarını zedeleyecek niteliktedir. Sonuç olarak; avan ve kesin projenin hazırlandığı dönemde şirketin ortağı olan davalının, bu işin devamı niteliğindeki uygulama projesini ayrı açtığı mimarlık ofisi bünyesinde tamamladığı; bu suretle ... Mimarlık Şirketinin işveren idareden hak ettiği işi alamayıp büyük bir zarara uğradığı; davalı  ... un TTK m. 613/2 hükmündeki bağlılık, özen ve sadakat yükümlülüklerine aykırı davrandığı anlaşılmıştır. TTK 613 maddesine aykırı davaranan limited şirket ortağı için aykırılığın müeyyidesi yasa koyucu ve doktrin tarafından  dört ayrı şekilde açıklanmıştır. Bunlar; haklı nedenle şirket ortaklığından çıkarma, şirketin feshini isteme, 3.kişiden menfaat elde edilmiş ise işi şirket yapmış gibi şirketin uğradığı zararın tazmini dir. Davacı şirket uğradığı zararın tazminini istemiştir.07/07/2015 tarihinde başlayan ve 25/02/2017 tarihinde sona eren uygulama projesi işinde; dava tarihi itibariyle Borçlar Kanunu genel hükümleri gereğince haksız fiilin vukuundan itibaren 2-10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından davalının zamanaşımı itirazı reddedilmiştir. 25/12/2019 tarihli 3. bilirkişi raporu ile davalı ... un uygulama projesi işini yapması sonucu kendi defterlerine göre  gelir vergisi ve damga vergisi düşüldükten sonra net 3.476.636,00.-TL kazanç elde ettiği belirlenmiştir. Davacı şirket işi yapmış olsaydı bu kazancı elde edecekti. Bu şekilde doğan zararı davacı şirket işi yapmış gibi tazminat olarak isteyebilecektir. Ancak davanın devamı sırasında davalı ... şirket ortaklığından payı ödenerek ayrıldığı için %50 ortaklık payı hissesininde dikkate alınması gerekecektir. Davacı şirket vekili de bu gerekçeyle %50 paya isabet eden  1.738.318,00 TL üzerinden artırım istemiştir. Mahkememizce davacı şirketin  1.738.318,00 TL zararının tazminine; Davacı şirket vekili dava dilekçesinde belirsiz alacak olarak istediği 10.000 TL tazminat için faiz isteminde bulunmamıştır. Tazminat miktarını belirleyen  bilirkişi raporundan sonra verdiği artırım dilekçesinde tazminata faiz yürütülmesini  istemiştir. İsteminin faiz yönünden davanın ıslahı olduğunu bildirmemiş, kısaca ıslah beyanında bulunmamıştır. Bu nedenle HMK 107 gereğince belirsiz alacak olarak açılan davada faiz yönünden dava ıslah edilmediğinden davacının artırım dilekçesiyle istediği faiz talebi reddedine, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirketler hukukunda ortaklar ile şirket arasındaki ilişkinin an sözleşme ile kurulduğunu, ortağın şirkete karşı olan yükümlülükleri sözleşmesel olduğunu, davalının davacı şirkete karşı bağlılık özen sadakat yükümülüğünün olmamasının nedeninin davalının şirket ortağı olması olup, mahkemenini gerekçeli kararda belirtilen haksız fiil nitelendirmesinin hatalı olduğunu, davanın belirsiz alacak davası olduğunu, mahkemece faiz talebinin reddettiğini, belirsiz alacak davasında zamanaşımı süresi alacağın tamamı için davanın açıldığı tarihten itibaren kesildiğini, yine temerrüd sebebiyle faiz talebinin de davanını açıldığı tarihten itibaren istenebildiğini, alacağın geri kalan kısmının talep edilebilmesi için ise davalının iznine veya ıslah yoluna başvurulasına gerek bulunmadığını, dava açılış tarihi itibariyle taraflarınca Ulaştırma Bakanlığı tarafından davalıya herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı yapılmışsa hangi tarihte yapıldığının bilinmediğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve alacağa ticari faiz işletilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece davalının projeden kaynaklı hakkedişi ½ oranlama yapılmak suretiyle davacı şirketin hakkı sayılmış, projeye dair giderlere ilişkin değerlendirme yapılıp salt kâr (faaliyet kârı) hesaplanmaksızın karar verildiğini, TTK md. 613 ve 553'e aykırı davranılmadığı savunmamızı tekrarla bir an için sadakat yükümlülüğüne aykırı davranıldığı kabul edilse dahi davalı taarfça proje çizimi, statik, telekomünikasyon, altyapı, peyzaj, mimari maket ile ilgili olarak yapılan masraflar tutarı 2.917.849,72 TL olduğunu, tüm gider kalemleri ise faturalı olup nitekim bu giderlere proje sözleşme karar pulu ve damga ödemesi, proje sözleşme teminat mektubu ödemesi (2016 - 2018), proje sözleşme süresince ofis genel giderlerin ( 6 ay: 06.2016 - 12.2016 ) dahil olmadığını, bu giderler toplamının 424.206,21 TL olup davalının toplam giderinin 3.342.055,93 TL olduğunu, bilirkişilerce mali inceleme yapılırken bu hususun da dikkate alınması ve faaliyet kârı hesaplanarak hakedişten gelir vergisi ve damga vergisi düşülen bedel olan 3.476.636,00 tl den faaliyet gideri olan 3.342.055,93  tl düşülmek suretiyle 134.580,07 TL faaliyet karı elde edildiği mali değerlendirmesi yapılması gerekirken bilirkişi raporlarına ve buna yönelik itirazlarımıza itibar edilmeksizin, mahkemece elde edilen tüm gelirin kâr kalemi sayılması sonucu tazminat miktarı açısından hukuka aykırı karar verildiğini, kârın gelirlerden giderlerin çıkarılması sonucu tespit edilmesi gerektiği teknik bir konu bile olmadığını, haksız rekabet, sadakat ve sır saklama yükümlülüklerine aykırılık iddialarına ilişkin bilirkişilerce aykırılık bulunmadığı tespitine rağmen tazminata hükmedildiğini, davacının haksız rekabete dair iddiaları dayanaktan yoksun ve sonuçsuz kaldığını, aynı mahkemede görülen ortaklıktan çıkma ve tazminat davaları arasında bağ kurulmamış; bağlılık yükümlülüğünü doğrudan etkileyen \"haklı nedenle ortaklıktan çıkma sebepleri\" tazminat davasında göz ardı edilerek davacının kusurlu davranışına rağmen tazminata hükmedildiğini, bu süreçte haklı nedenle çıkma ve fesih davası İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinde devam ederken yine aynı mahkemece görülen ve davacısının ... mimarlık A.Ş. olduğu tazminat davası 20.10.2016 tarihinde açıldığını, iki davada aynı mahkemede aynı heyet önünde görülmüş ancak her ne hikmetse 23.11.2017 tarihinde davalının haklı nedenle şirket ortaklığından çıkmasına karar veren mahkeme üstelik bu dava kesinleşip maddi gerçek konusunda bir kesin hüküm haline gelmişken 17.7.2020 tarihinde tam tersi yönde davalı aleyhine bağlılık yükümlülüğünün ihlalini gerekçe göstererek tazminata hükmettiğini, TTK gereği şirket çıkarlarına aykırı davranmadan kaynaklı şirket menfaati, davalının fikri mülkiyetten kaynaklı kişisel hakkından üstün tutulduğunu, mahkemece çalışma özgürlüğü ile bağlılık yükümlülüğü arasındaki sınır tayin edilememiş; davalının çalışma özgürlüğü ile, mimarlık mesleği ve eser sahipliği şeklinde elinde bulundurduğu kişisel hak artık hükmü kalmayan bağlılık yükümlülüğü gerekçe gösterilerek ihlal edildiğini, İBB tarafından davacı şirkete avan/kesin proje yaptırıldığı ve buna ilişkin belirli bir bedel ödendiği dava konusu eserin mali hakları belediyeye devredildiğini, davalıya bunun dışında yapılan ödeme ise davalı kendi emek ve sermayesi karşılığı ve yine davalının fikri mülkiyetinden kaynaklı hakkediş ödemesi olduğunu, TTK md. 613/2, 553'e göre tazminata hükmedilebilmesinin temel koşulunun \"kusur\" olduğunu, davalıya yüklenebilecek bir kusur olmaması karşısında tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, mahkemece fikri mülkiyetten kaynaklı haklar yönünden değerlendirmede bulunmaksızın TTK hükümlerince eksik ve hatalı karar verildiğini, nitekim bilirkişilerce yapılan değerlendirmede de davacının eser sahibi olduğu mali ve manevi haklara tek başına haiz olduğu tespitinde bulunulduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE :Dava, limited şirket ortağının bağlılık yükümlülüğüne aykırı davranışı ve haksız rekabet nedeniyle elde edilen gelirin şirkete ödenmesi davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalının eylemlerinin bağlılık yükümlülüğüne aykırılık ve haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı noktasındadır.Davacı şirket, 25.06.2013 tarihinde ... ile davalı ... tarafından %50'şer hisseli olarak kurulmuştur. Davacı tarafça, avan ve kesin projesini davacının hazırladığı işin uygulama projesinin davalı tarafından alınarak tek başına yapılmasının TTK'nın 613/2. Maddesindeki bağlılık yükümlülüğüne ve haksız rekabet hükümlerine aykırılık teşkil ettiği iddiası ile davalının elde ettiği gelirin şirkete ödenmesine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 613/1. maddesine göre, ortaklar, şirket sırlarını korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülük şirket sözleşmesi veya genel kurul kararıyla kaldırılamaz. Anılan maddenin ikinci fıkrasına göre ise, ortaklar, şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunamazlar. Özellikle, kendilerine özel bir menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren işlemler yapamazlar. Şirket sözleşmesiyle, ortakların, şirketle rekabet eden işlem ve davranışlardan kaçınmak zorunda oldukları öngörülebilir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Etüd ve Projeler Daire Başkanlığı Üstyapı Projeler Müdürlüğü ile davacı ... Limited Şirketi arasında ... Danışmanlık Hizmeti Alımıma ait Bakırköy .... Noterliği'nin 02.09.2013 tarih,... YN'lu sözleşme imzalanmıştır. Sözleşmeye göre yapılacak iş, yarışma kazanan projenin ana başlıkta avan/kesin projelerinin hazırlanması, ilave olarak statik, telekomünikasyon, elektrik, mekanik,yangın stratejisi, dikey taşımacılık, yapı sağlığı, iksa, zemin etüdü ve sondajı, jeofizik, deprem ve rüzgar etüdleri, ulaşım, altyapı peyzaj, güvenlik, cephe mühendisliği, cephe aydınlatma, akustik, maliyet ve fiyat, mekan aydınlatma projeleri hazırlanması, ağaç rölöve işleri ve araştırma raporları düzenlenmesi işidir.Davacı ile İBB arasında düzenlenen sözleşme kapsamında yapılan avan/kesin projelerin idareye teslimi ile müelliflik hakları sözleşmeye göre idareye devredilmiştir.Anılan sözleşme gereği davacı tarafından üstlenilen işin ifa edildiği ve karşılığında hakedişin alındığı hususu ihtilaflı değildir.Davalının 02/06/2015 tarihinde davacı şirketin müdürlüğünden istifa ettiği ve bundan sonra davacı şirketten ayrı mimarlık ofisi açtığı da ihtilaf konusu değildir.Ayrıca davalı tarafından, 08/06/2015 tarihinde şirketin feshi ve ortaklıktan çıkma davası açılmış olup, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/11/2017 Tarih ve 2015/590 E. - 2017/948 K. Sayılı kararı ile; \"Davalı ... Ticaret Ltd şirketinin diğer ortağının davacı ortak ... un şirketle bağını kestiği, şirkete girişini engellediği, şirket hesaplarına ulaşımını kapattığı tüm dosya kapsamı ile sabit bulunmuştur.Haklı nedenin böylece oluştuğu dava ... un ortaklıktan çıkma talebinde bulunabileciği anlaşılmıştır.Davacı çıkma ile birlikte hissesine karşılık ayrılma akçesini de istemiştir Alınan bilirkişi raporu bu nedenle yeterli bulunmuş178.506,83 TL ayrılma akçesinin davalı şirketten tahsiline\" karar verilmiştir. Bu karara karşı istinaf yoluna başvurulmuş ise de istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ve karar 09/04/2019 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı tarafından, davalının uygulama projesine ilişkin işi almasının şirket sırlarını koruma yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği, davalının söz konusu işi almamış olması halinde bu işin davacı şirket tarafından alınarak idare ile sözleşme imzalanacağı, projenin tamamlanmasının davalı tarafından engellendiği hususları ileri sürülmüştür. Ancak, davalının proje yarışmasında 3. Seçildiği projesinin idare tarafından kabul edildikten sonra ortağı olduğu şirket ile idare arasında avan ve kesin projeye ilişkin sözleşme imzalanması sonucu bu aşamada da davalının çalışmış olması ve en nihayetinde  sözleşme kapsamında yapılan avan/kesin projelerin idareye teslimi ile müelliflik hakları sözleşmeye göre idareye devredilmiş olması karşısında, davalının II. Etaba ilişkin uygulama projesini yapmış olmasının şirket sırlarının açıklanması olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.Limited şirketin bağlılık yükümü 613/2 maddesinin gerekçesinde, \"bağlılık yükümü ile ilgili olarak “çıkarlarını zedeleyecek davranışlar” ibaresine yer verilmesinin sebebi yüküme geniş bir kapsam kazandırmaktır. Bu ibare dolayısıyle, inter alia, şirkete karşı, onu engelleyecek, kötüleyecek, güç duruma düşürecek, gelişmesini köstekleyecek, yatırımlarına etki yapacak her çeşit davranış kapsamdadır. Tasarı, ortağın kendisine özel menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren davranışlarını bağlılık yükümünü ihlâl eden ayrı bir kategori olarak kabul etmiştir. Bağlılık yükümünün sınırı rekabet yasağıdır. Sınırlı sorumluluk ilkesiyle, ortaklık haklarının sermayeye bağlanmış olması limited şirkette ortağın kanunen rekabet yasağı altına konulmasını, kural olarak haklı gösteremez. Bu sebeple şirket sözleşmesinde öngörülmemişse ortağa yönelik rekabet yasağı yoktur. Sözleşmede açık hüküm bulunmuyorsa bağlılık yükümünden hareketle yasağa varılamaz. Burada “özel menfaat sağlanması” ile “şirketin amacına zarar verilmesi” birbirini tamamlayan şartlardır.\" şeklinde açıklanmıştır.İlk derece mahkemesinin de kabulünde olduğu gibi limited şirket ortaklarının, ana sözleşmede aksine düzenleme olmadıkça şirkete karşı rekabet yasağı söz konusu değildir. Davacı şirketin de ana sözleşmesinde ortağın rekabet yasağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu halde davalı ortağın şirket ile aynı faaliyet alanında ve ona rakip olarak iş yapmasına bir engel bulunmamaktadır. TTK'nın 613/2. Maddesinde geçen “özel menfaat sağlanması” ile “şirketin amacına zarar verilmesi” birbirini tamamlayan şartlar olup bunlar bağlılık yükümünü  ihlâl eden ayrı bir kategori olarak kabul edilmiştir. Bu yükümün sınırı da madde gerekçesinde rekabet yasağı olarak belirtilmiş ve sözleşmede açık hüküm bulunmuyorsa bağlılık yükümünden hareketle yasağa varılamayacağı belirtilmiştir. Buna göre, rekabet yasağının söz konusu olmadığı durumlarda ortağın şirketle rekabet etmesi bağlılık yükümüne aykırılık teşkil etmez. Aksi halde, ortağın rekabet yasağı bulunmadığı durumda bağlılık yükümü ile fiili olarak rekabet yasağı söz konusu olacak olup, bu durum Kanunun amacına aykırıdır. Bu kapsamda, işin ilk etabına ilişkin olarak yapılan avan/kesin projelerin idareye teslimi ile müelliflik hakları sözleşmeye göre idareye devredildikten sonra, davalı tarafça II. Etabına ilişkin uygulama projesi işinin alınması TTK'nın 613/2. Maddesi anlamında bağlılık yükümünün ihlali ve TTK'nın 54/1-d maddesine göre üretim ve iş sırlarının ifşa edildiği sonucunu doğurmaz. Bilirkişi raporunda, davalının, rekabet yasağına takılmamak için kötüniyetle şirket müdürlüğünden istifa ederek yeni bir mimarlık ofisi açılmış olması şirketi zarara uğratabilecek nitelikte olup bağlılık yükümünü ihlal ettiği ifade edilmiş ise de, davalı şirket müdürlüğünden 02/06/2015 tarihli noter ihtarı ile istifa etmiş ve bu istifası şirketin 05/06/2015 tarihli genel kurul kararı ile kabul edilmiştir. Davalı tarafça 08/06/2015 tarihinde fesih ve ortaklıktan çıkma davası açıldığı da nazara alındığında taraflar arasındaki güven ilişkisi zaten bozulmuş durumda olup,  İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/11/2017 Tarih ve 2015/590 E. - 2017/948 K. Sayılı kararındaki gerekçeler de nazara alındığında davalının şirketin müdürlük görevinden istifasının rekabet yasağından kurtulmak için kötüniyetle yapıldığının kabulü mümkün değildir.Bilirkişi raporunda, uygulama projesinin şirketten ayrı olarak düzenlenmesinin mimarlık mesleğindeki uygulamaya aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmüş ise de, bu projelerin aynı kişi veya şirketler tarafından yapılması yönünde sürekli bir mesleki uygulama bulunmadığı belirtilmiştir. Kaldı ki davacı tarafça, davalı tarafından uygulama projesi alınmasaydı bu işin idare tarafından kendilerine verileceği yani idare ile davacı şirketin sözleşme akdedeceği de ispatlanabilmiş değildir. Bunun gibi, projenin davacı şirket tarafından tamamlanmasının davalı tarafça engellendiği de ispatlanamamıştır. Bu durumda, TTK'nın 55/1-e maddesindeki iş şartlarına uymamak şeklindeki haksız rekabetin şartları da oluşmamıştır.TTK'nın 54/2. Maddesi, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır, şeklinde düzenlenmiştir. Davalı ile davacının rakip olarak hareket ettiklerinde kuşku bulunmamaktadır. Rakipler arasında dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırı ise de, TTK'nın 613/2 maddesine göre davalının ortağı olduğu şirket ile rekabet etmesine bir engel bulunmayıp, Kanunun cevaz verdiği bir hususun TTK 54 anlamında haksız rekabet teşkil ettiğini kabul etmek mümkün olmadığından, davalının uygulama projesi işiyle ilgili idareyle sözleşme yapması haksız rekabet olarak değerlendirilemez.Sonuç olarak davalının iddia olunan eylemi, TTK'nın 54 vd. Maddeleri ile 613. Maddesine aykırılık teşkil etmemekte olup, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.  Davacı vekilince, kararın öncelikle “haksız fiil” şeklindeki nitelendirmesinin kaldırılarak, dava konusu talebin sözleşme zamanaşımına tabi olduğunun belirtilmesini, ayrıca kararın faize ilişkin kısmının kaldırılarak, alacağın 1.734.645-TL'lik kısmına ticari faiz işletilmesine karar verilmesini talep etmiş ise de, asıl istem yönünden davacının talebi yerinde görülmediğinden bahsi geçen istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; reddedilen kısım yönünden ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine; kabul edilen kısım yönünden  ilk derece mahkemesince davalının bağlılık yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğinden bahisle davanın kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davanın REDDİNE,2-Başlangıçta peşin olarak alınan 170,78 TL harcın  ıslah/tamamlama harcı 29.515,35 TL ile birlikte işin hitamında alınması gerekli olan 269,85 TL harçtan fazla olduğu anlaşıldığından, fazla alınan 29.416,28 TL'nin karar kesinleştiğinde ve istem halinde davacı tarafa iadesine, 3-Davacı tarafın yargılama sırasında yapmış olduğu masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı  tarafından yargılama sırasında yapılan posta ve tebligat gideri 69,65 TL, bilirkişi ücreti 2.942,85 TL olmak üzere toplam 3.012,5‬0 TL'nin davacı taraftan alınarak davalıya verilmesine,5-Davalı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'nin 13/4 maddesi uyarınca 17.900,00 TL avukatlık ücretinin davacı taraftan alınarak davalıya verilmesine, 6-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacı tarafa; davalı  tarafından yatırılan ve artan delil avansının kendisine iadesine,7-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,b-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,c-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,d-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 148,60 TL, posta ve tebligat gideri 18,05 TL olmak üzere toplam 166,65‬ TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,8-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 21/12/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"61acc227154d12ac","SID":"6c390a42b6dcd068"}}