{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1652 <br>KARAR NO: 2023/1485<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 12/03/2020<br>NUMARASI: 2014/1073 Esas -  2020/234 Karar<br>DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/12/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ <br>DAVA: Davacı vekillerince dava dilekçesinde özetle;  davalı şirket ile 08/06/2010 tarihli bayilik sözleşmesi ve sözleşmenin ayrılmaz eki olan genel esaslar ve şartlar konulu sözleşmenin imzalandığını ve bayilik sözleşmesinin 1/1.3 maddesine göre anlaşmanın 08/06/2010 tarihinde başlayıp, 08/06/2015 tarihinde bittiğini, sözleşmenin 1/1.3 maddesi gereğince davalının temin edeceği her nevi benzin, motorin, madeni yağ, gresler, hidrolik fren yağı ve antifriz satacağı ve ayrıca 13/07/2010 tarihinde otogaz bayilik anlaşması imzalandığını, sürenin 5 yıl olduğunu, bitiş tarihinin 13/07/2015 tarihi olduğunu,bu anlaşmaya göre davalı şirketin otogaz satacağını, bayilik sözleşmesinin icra edileceği taşınmazın ... ili, ... İlçesi, ... mahallesinde bulunan ... Ada ... parselinde kayıtlı taşınmaz olduğunu, bu taşınmaz üzerinde davalı şirket lehine 15 yıllık süre ile irtifak hakkı tesis edildiğini, irtifak hakkının bitiş tarihinin 02/04/2018 olduğunu, müvekkili ile davalı şirketin imzalamış olduğu bayilik sözleşmesinin icra edileceği taşınmaza ilişkin Antalya 2 Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/930 E, 2011/1871 Karar sayılı ilamı ile kiracı olan .... Ltd Şti ve ... A.Ş aleyhine tahliye kararı verildiğini, bu davada müvekkili şirketin taraf olmadığını, verilen tahliye kararının ile Antalya ... İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı dosyasında  icra takibi başlattığını,  dava konusu taşınmaza  02/03/2012, 29/06/2012, 03/08/2012 tarihlerinde hacze gelindiğini, söz konusu yeri tahliye etmemek için tüm hukuki müdahaleleri yapmasına rağmen 13/02/2013 tarihinde taşınmazı icra yoluyla tahliye ettiğini, davalı şirketin Beyoğlu ... Noterliğince düzenlenen 19/12/2013 tarih ve ... numaralı belge ile 08/06/2010 tarihli bayi sözleşmesinin fesih edildiğini, sonuç olarak 13/02/2013 tarihli ile 08/06/2015 tarihleri arasında dava konusu petrol istasyonu davanın kusurlu ve özensiz davranışları ve davalının haksız fesih nedeniyle çalıştırmadığını, dolayısıyla kar kaybının olduğunu bildirerek; belirsiz alacak olarak 100.000 TL'nin taşınmazın tahliye tarihi olan 13/02/2013 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte ve ayrıca 100.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekillerince cevap dilekçesinde özetle ; davacı ile müvekkili şirket arasında imzalanan 08/06/2010 tarihli Bayilik Sözleşmesi uyarınca  ... İli, ... İlçesi, ... Mah. ... Ada, ... parselde kayıtlı istasyon arazisinde Gazi Bulvarı ... amblem ve markası  altında bayii olarak faaliyet göstermekte iken istasyon arazisi maliki ... önceki işletmeci ... ve intifa hakkı sahibi  ... A.Ş.  aleyhine açılan davada verilen karar uyarınca tahliye işlemi gerçekleştiğini ve bayilik faaliyetinin devam edemez hale geldiğini  bu nedenle davacının müvekkili şirkete malik tarafından cebren tahliye edildiğini ve bu tahliye işleminden dolayı şu ana kadar istasyonu işletemediklerinden ötürü haklı nedenle sözleşmeyi feshettiklerini ve uğradıkları kazanç kaybının talep edildiği yönündeki davacı iddialarının asılsız olduğunu, sözleşme hükümlerinden görüleceği üzeri muhatabın herhangi bir nedenle istasyonun zilyetliğini kaybetmesi halinde  müvekkil şirketin söz konusu sözleşmeleri derhal fesih hakkı bulunduğu gibi, sözleşmede yazılı olan 1.000.000 USD cezai şart tutarını talep etme hakkı mevcut iken müvekkili şirket dışında kaynaklanan nedenlerle icra ve ifa edilemez hale gelen bayilik sözleşmesini müvekkili şirket haklı nedenle feshettiğini, ayrıca bayilerin lisanslarının verildiği EPDK'nun resmi internet sitesinde de sorgulandığında görüleceği üzeri iş bu davaya konu taşınmaz üzerine başkaca bayi atanmamış olduğunu, davacının lisansının EPDK tarafından 30/04/2014 tarihinde iptal edildiğini bildirerek: davanın reddine, yargılama gideri vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ... taraflar arasında 08/06/2010 başlangıç 08/06/2015 bitiş tarihli Bayilik Sözleşmesinin akdedildiği, sözleşmeye konu akaryakıt bayiinin ... ili, ... İlçesi, ... mahallesinde bulunan ... Ada ... parselinde kayıtlı taşınmazda kurulduğu ve anılan taşınmazda davalı şirket lehine 02/04/2018 tarihine kadar geçerli olmak üzere irtifak hakkı tesis edildiği, Antalya 2. Sulh Hukuk Hukuk Mahkemesi'nin 2010/930 Esas sayılı dosyasından, anılan taşınmazda kiracı olan dava dışı ... Ltd. Şti. hakkında 23/12/2011 tarihli tahliye kararı gereği icra marifeti ile 13/02/2013 tarihinde tahliyenin gerçekleştirildiği, sözleşmenin 08/06/2013 tarihinde feshedildiği ve davacının sözleşme süresinden önce davalının kusurlu davranışı nedeniyle feshedildiğinden bahisle kazanç kaybı ve manevi zararının davalıdan tahsilini talep eder olduğu, davalının ise taraf olmadıkları bir dava dosyasının neticesinden dolayı sorumlu tutulamayacaklarından bahisle davanın reddi gerektiğini savunduğu görülmüş, mahkememizce konusunda uzman mali müşavir bilirkişi vasıtası ile davacı tarafın ticari defterleri üzerinde, faaliyetin sürdüğü 2013 ile 2014 yıllarındaki satış ve karı dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde, davacının bir günlük karının 558,03 TL olduğu hesap edilmiş olmakla, taraflar arasında  sözleşmenin 5 yıllığına ve 08/06/2015 tarihine kadar geçerli olmak üzere akdedildiği, davaya konu bayiliğin işletildiği yerin icra marifeti ile 13/02/2013 tarihinde tahliye edildiği, dolayısı ile sözleşme konusu işin 845 gün önceden bitirildiği, davacının iddialarının dolayısı ile sözleşmenin süresinden önce feshinin ve zararının tamamen davalının kusurundan kaynaklandığının kabulü halinde dahi davacının anılan sözleşmenin bitimi tarihine kadar başkaca bir iş ile iştigal etmeksizin ve kazanç sahibi olmaksızın boş durmasının makul ve yerinde olmadığı, somut olayda davacıdan zararını en düşük seviyede tutmak için gerekli bir takım önlemleri almasının bekleneceği, dolayısı ile davacının zararı davalının kusuru ile doğmuş ise de, somut olaydaki tüm şatlar değerlendirildiğinde, zararını azaltmak adına imkanı olduğu halde, zararı azaltma külfetini yerine getirmeyen davacının zararının artmasına sebep olduğu, mahkememizce davacının sözleşmenin feshinden itibaren bir yıl süre ile yeni bir faaliyette bulunup kazanç ve kar elde etmemesinin makul ve hayatın olağan akışına uygun olduğu kanaatine ulaşılmakla, davacının bu süre zarfından uğrayacağı kazanç kaybının 203.681,83 TL olduğu, davacının bu süreyi ve bu miktarı aşan kazanç kaybı taleplerinin ise kaynağı dürüstlük kuralı olan külfet yükümlülüğü ikame  edilmediğinden yerinde olmadığı, davacının iş yerine defalarca haciz gelmesinin ve iş yerinden icra işlemi ile çıkartılmalarının manevi olarak kendilerinde zarara sebebiyet verdiğinden bahisle manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de, manevi tazminatın ceza niteliğinde olmadığı, miktarının amacına göre belirleneceği, husumet konusunun manevi etkilerini bertaraf etmek adına hükmedilebileceği, takdir hakkı kullanılırken objektif ölçülerin ve kusura sebebiyet verdiği iddia olunan tarafın kusur durumunun da göz önünde bulundurulması gerektiği anlaşılmakla, mahkememizce davacının manevi tazminat taleplerinin haklı ve yerinde olmadığına\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekillerince istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin, davanın kısmen kabulüne karar vermesinde lehine olan kısım için bir diyeceğinin olmadığını, ancak davanın reddedilen kısmının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, çünkü mahkemece kabul edilen maddi tazminat değeri, davacı şirketin sözleşmenin davalı şirketin kusurlu davranışı nedeniyle sona ermesinden kaynaklanan zararını karşılamaktan uzak olduğunu, bunun temel nedeni ise karara esas alınan bilirkişi raporunun hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, davaya konu maddi tazminatın değeri de dava dosyası kapsamında alınan ilk bilirkişi raporuna istinaden ıslah yoluyla talep edildiğini, talep edilen tazminat afaki ve gerçeklerden uzak bir değer olmadığını, ancak mahkemece tarafından bu raporun hükme neden esas alınmadığı konusunda hiçbir gerekçe bulunmadığını, kaldı ki mahkemece tarafından, dava dosyası kapsamında alınan bilirkişi raporları içerisindeki en düşük tazminat değeri hükme konu edildiğini, üç farklı bilirkişi raporundan yalnızca hükme konu edilen raporda 1 yıllık kazanç kaybından bahsedilmiş olup diğer raporlarda böylesine bir kanaat beyan edilmediğini, ancak karara esas alınan 06.03.2019 tarihli bilirkişi raporunda kanuna aykırı biçimde hukuki değerlendirmelerde bulunulduğunu, yasaya aykırı olarak düzenlenmiş 06.03.2019 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak tazminat talebimizin mahrumiyetimiz miktarınca değil de 1 yıllık süre ile sınırlı olarak hükme bağlanması hukuka aykırı olduğunu, müvekkilin dürüstlük kuralına aykırı davrandığını söyleyebilmek mümkün olmadığını, çünkü müvekkil şirket, davalı tarafından sözleşmenin feshedilmesi ile birlikte çok büyük bir maddi kayba uğramış, birçok icra takibine muhatap olmuş ve ekonomik olarak bir çıkmazın, krizin içerisine girmiştir. Hal böyle iken müvekkil şirketin 1 yıl içerisinde zararı azaltması ve hatta kazanç kaybını tamamen ortadan kaldırabilecek şekilde yeni bir akaryakıt istasyonu edinmesi mümkün olmadığını, dolayısıyla dürüstlük kuralının yerel mahkemece isabetsiz olarak yorumlandığı ve bu yorumun kaynağı olan 06.03.2019 tarihli bilirkişi raporunun da yasaya uygun olmadığını, bu yüzden mahkemece kararı talebi doğrultusunda kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, yine manevi tazminat talebinin de kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekillerince istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Taraflar arasında kira ilişkisi kurulduğundan bahisle yorum yapılmışsa da, taraflar arasında kira sözleşmesinin olmadığını, bayilik sözleşmesi akdedilmiş ve bayilik ilişkisi kurulduğunu, kira sözleşmesi davalı şirket ile intifa hakkı sahibi ... A.Ş. arasında akdedildiğini, istasyonun fiili zilyetliği davacıda olduğunu, davalı Şirketin hiçbir zaman intifa hakkı sahibi olmadığını, başlangıçta sadece davalı Şirket değil, davacı da aralarındaki sözleşme süresinin sonuna kadar istasyonda kalma ve işletme amacı ve inancıyla hareket ettiğini, yatırımlarını ona göre yaptığını, nitekim de davacı mal sahibi ile anlaşabilmiş olsaydı, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi, süre sonuna kadar devam etmiş olacağını, dolayısıyla, davalı şirketin, davacı nezdinde yarattığı başka herhangi bir inanç ve düşünce de olmadığını, gizli başka bir saikle de hareket etmediğini, dosyada bu yolda bir delil olmamasına rağmen, bilirkişilerin bunu varsaymaları da kabul edilemediğini, davalı şirket, istasyonun tahliyesi davasının tarafı olmamış, istasyonun tahliye sürecinde herhangi bir fiili de bulunmadığını, istasyonun tahliyesi için açılan davada davacı, intifa hakkı sahibi ve davacıdan evvelki işletici taraf olduğunu, mahkemece itiraz ve savunmalarımız değerlendirilmeden eksik inceleme ile hukuka ve yasaya aykırı karar verildiğinden, işbu dilekçemizle istinaf yoluna müracaatla, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, bayilik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle kar kaybı zararı tahsili ile manevi tazminat talebine ilişkindir. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, sözleşmenin feshinin haklı nedene dayanıp dayanmadığı, davacının maddi ve manevi zarar taleplerinin yerinde olup olmadığı noktasındadır. Taraflar arasında 08/06/2010 tarihli Akaryakıt Bayilik Sözleşmesi ve 13/07/2010 tarihli Otogaz Bayilik Sözleşmesi imzalandığı hususu ihtilafsızdır. Sözleşmede sürenin 08/06/2010 tarihinde başlar (Başlangıç Tarihi) ve 08.06.2015 tarihine (Bitiş tarihi) kadar devam edeceği düzenlenmiştir. 08/06/2010 tarihinde taraflar arasında akdedilen Bayilik Sözleşmesinin 11. maddesinde “İhlal ve Fesih başlığında; 11.1.... işbu maddede düzenlenen Bayilik Sözleşmesi'nin ve ayrılmaz işbu ek Genel Esaslar ve Şartlar Hükümleri'nin ihlali veya kararlaştırılan edimin ifa edilmemesi dolayısıyla Bayi'ye karşı sahip olabileceği tüm kanuni hukuk yolları saklı kalmak kaydıyla ..., Bayilik Sözleşmesi ve işbu Genel Şartlar ve Esaslar Hükümleri doğrultusunda yazılı fesih bildirimi düzenleyerek tüm  sözleşmeleri derhal feshedebileceği gibi fesihle birlikte cezai şart ve sair tazminat talep edebileceği gibi edimin ifası ile birlikte cezai şart ve sair tazminatları talebinde de bulunabilir. Bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla, ... tarafından sözleşmenin feshi için ihlal sayılabilecek durumlar şunlardır; 11.1.6 Eğer Bayi, herhangi bir nedenle İstasyon'un zilyetlik hakkını kaybederse...\" Sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olan ekinin 11.4 maddesinde ise; \"Ayrıca, ..., \"BAYİ\"nin “...”'den başka kaynaklardan petrol ürünlerini temin ettiğinin saptanması ya da işbu Bayilik Sözleşmesi'nin BAYİ tarafından haksız olarak feshi ya da ifa edilmemesi ya da ifasının kusurlu olarak imkansız hale getirilmesi halinde ödeme günündeki T.C. Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak 1.000.000-USD (Bir milyon Amerikan Doları) karşılığı Türk Lirası cezai şarta hak kazanarak \"BAYİ\"nin verdiği teminat mektupları ve sair teminatların da derhal tahsil etmek veya alacaklarından mahsup etmek, yaptırımlarından herhangi birini, birkaçını veya hepsini \"BAYİ\"ye uygulamak hakkına veya hem bunları uygulayıp hem de \"BAYİ\"den akdin ifasına devam edilmesini talep etmeye yetkilidir. Başka kaynaklardan petrol ürünleri temini ve/veya akdin feshi halinde BAYİ vadeli ve vadesiz bütün borçlarının fesih tarihi itibariyle muaccel olacağını,bütün teminatların paraya çevrileceğini ve borçları için her türlü takiplerin yapılabileceğini kabul eder.\" şekilde düzenlenmenin yer aldığı görülmüştür. Dava  konusu  akaryakıt  istasyonunun  bulunduğu ... İli, ... İlçesi, ... Mah. Ada:... (Eski Ada No: ...), Parsel:1 sayılı taşınmazda  ...,  ..., ..., ... hissedar olarak malik olduğu görülmüştür.Taşınmazın tapuda kayıtlı  takyidat bilgilerine göre her bir paya dair; 02.04.2003 tarih ... yev. no. ile, 15 yıl süre ile ... A.Ş. lehine intifa hakkı tesis edildiği, 02.04.2003 tarih ... yev. no.lu intifa hakkının  ... A.Ş. Lehine  23.08.2006 ... yev. no. ile devredildiği anlaşılmıştır. Dava konusu edilen taşınmazın 1/4 hissedarlarından olan ... tarafından, davalılar; 1-Dava dışı .... Ltd. Şti., 2-... A.Ş.- ... A.Ş., 3-... A.Ş. olan, 18.11.2005 tarihinde açılan \"Kiralananın Tahliyesi\" konulu süregelen yargılama neticesinde Antalya 2. Sulh Hukuk Mahkemesi 2010/930 E., 2011/1871 K., 23.12.2011 T. Karanında:\" ..Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu ..., ..., ... Mh. ... ada ... no.lu parselde kayıtlı bulunan gayrimenkulün davacı tarafından davalıya kiralandığı, davacının daha sonra 3. şahsa intifa hakkını devrettiği, davalının 09.05.2005 tarihinde tahliye taahhüdünde bulunduğu ancak kiralananı tahliye etmediği, davaya konu yerin mülkiyetinin davacıya ait olduğu kira sözleşmesinin davacı ve davalı arasında imzalandığı, tahliye taahhüdü konusunda herhangi bir itirazın bulunmadığı, davacının Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 18/10/2007 tarih, 2007/10492 esas, 2007/10876 karar sayılı ilanı içeriği de dikkate alındığında dava açma yasal hakkının bulunduğu, davalının tahliye taahhüdünde bulunduğu ve bu taahhüdün geçerli olduğu, taahhüt tarihinin 20/08/2005 olup taahhütnamenin düzenleme tarihinin 09/05/2003 tarihi olduğu, davalının davaya konu yeri tahliye etmemesi üzerine bu taahhüde dayanılarak 16/09/2005 tarihinde takibe geçildiği, yasal süre içerisinde takip başlatıldığa anlaşıldığından davanın kabulüne ve Tahliyesine...”\" şeklinde karar venildiği, ilgili Mahkeme kararının temyiz edilmediği ve 25.04.2012 tarihli \"kesinleşme şerhinde\" göre; 13.04.2012 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.Davacı ...  tarafından davalı muhatap ...'a gönderilen Antalya ... Noterliği 08.02.2013 tarih, ... no.lu ihtarname İle özetle; Benzin istasyonunun Mahkeme kararına istinaden 13.02.2013 tarihinde cebren tahliye edildiği ihtar edilmiştir.Bunun üzerine Davalı ... & ... tarafından 19/03/2013 tarihinde Beyoğlu .... Noterliği ... yevmiye nolu ihtarnamesinde, bayinin, davalı şirketten kaynaklanmayan sebeplerle zilyetliği kaybetmesi ve bayilik faaliyetini engellemesi nedeniyle sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetmiştir. Davacı da davalı muhatap ... & ... gönderilen Kozan .... Noterliği 05.08.2013 tarih, ... no.lu ihtarname ile davalı şirketin kusurlu davranışları nedeni ile taşınmazı tahliye etmek zorunda kaldığından 08.06.2010 tarihli bayilik sözleşmesini feshettiğini, bu tahliye sebebiyle mağdur olduklarını ve istasyonun fiilen işletilemez hale geldiğini, sözleşme süresinin sonuna kadar kazanç kaybını talep ettiklerini, ihtar etmiştir.Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı dağıtıcı yönünden haklı fesih nedenleri düzenlenmiş ancak bayi yönünden haklı fesih nedenlerine ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 126. maddesinde, ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklının, ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini de isteyebileceği düzenlenmiştir. Somut olayda taraflar arasında ihtilafsız olan sözleşme davalı tarafından davacının istasyonun zilyedliğini kaybetmesi nedeniyle feshedilmiş olup dava konusu istasyon üzerinde davalı  ... lehine  intifa hakkı kurulmuş olup taraflar arasındaki sözleşme tarihi öncesinde yayınlanan Rekabet Kurumu kararları gereği 18/09/2010 tarihine kadar geçerli olduğundan davacı tarafla ilgili akaryakıt istasyonunun işletilmesini 5 yıl süreyle düzenleyen Akaryakıt Bayilik Sözleşmesi yaptığı ve davacının taraf olmadığı tahliye davası sonucunda verilen tahliye kararı üzerine   davacı bayinin kendi kusurundan ileri gelmeyen bu sebebe dayalı olarak da sözleşmeyi feshetmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Buna göre davalının sözleşmeyi fesih etmesi haksız olup taraflar arasında imzalanan sözleşme 08/06/2015 tarihinde bitecek iken 13/02/2013 tarihinde tahliye nedeniyle davacı bayinin akaryakıt satışından mahrum kaldığı anlaşılmaktadır.Bilirkişi heyeti tarafından davacı tarafın ticari defterleri üzerinde, faaliyetin sürdüğü 2013 ile 2014 yıllarındaki satış ve karı dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde, davacının bir günlük karının 558,03 TL olduğu tespit edilmiş, davacı bayiinin hizmet sunduğu işletmenin de kendisine ait olmadığı, ilk derece mahkemesince bilirkişi tarafından yapılan bu hesaplama esas alınmak ve davacının  sözleşmenin feshinden itibaren bir yıl süre ile yeni bir faaliyette bulunup kazanç ve kar elde etmemesinin makul ve hayatın olağan akışına uygun olduğu kanaatine varılmak suretiyle 1 yıllık kar kaybı alacağına hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerle HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı ve davalı vekillerinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\t<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı  ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında yatırılan 3.478,37 TL istinaf karar harcından alınması gerekli olan 269,85 TL harcın mahsubu ile fazla yatırılan 3.208,52 harcın talep halinde kendisine iadesine,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 3.478,37 TL harcın, alınması gerekli olan 13.913,50 TL harçtan mahsubu ile bakiye 10.435,13 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,5-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,6-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 22/12/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9f48194c614ea72f","SID":"1288762b000b3178"}}