{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO 2020/1706 Esas<br>KARAR NO\t: 2024/110<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN\t        <br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 09/07/2019<br>NUMARASI: 2018/1328 Esas, 2019/697 Karar<br>DAVA: TAZMİNAT (Rücuen Tazminat)<br>KARAR TARİHİ: 25/01/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:  Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı ... müvekkili idare ile davalı şirkete karşı İstanbul Anadolu 6. İş Mahkemesinin 2016/686 Esas sayılı dosyası ile işçilik alacaklarının tahsili talepli dava açtığını, Mahkemenin kesinleşen 2016/686 Esas 2017/31 Karar sayılı kararı ile, davanın, her iki davalı da müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak üzere kısmen kabulüne karar verildiğini, davalı şirketin, müvekkili idarenin müteahhidi olduğunu, sayaç okuma görevi yapan dava dışı ... işvereni olduğunu, müvekkili idare ile dava dışı ... arasında akdedilmiş bir sözleşmenin bulunmadığını, asıl işverenin davalı şirket olduğunu, ilama bağlanan alacak için dava dışı ... tarafından İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan takipte müvekkili idare tarafından toplamda 34.431,88 TL ödendiğini, bu ödemenin faizi ile birlikte rücuen tahsili amacıyla işbu davanın açıldığını belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla ödenen 34.431,88 TL'nin ödeme tarihinden itibaren (33.985,19 TL'ye 14/11/2017 ve 446,69 TL'ye 08/01/2018 tarihinden itibaren) avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davetiye tebliğine rağmen davalı tarafından davaya cevap verilmemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince; davacının dayanak yaptığı Yüklenicinin Çalıştırdığı Personel, Çalışanların Hakları ve Çalışma Şartları başlığı altında Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 38. maddesinde, fiili işçilik alacaklarının yükleniciye ait olduğunun düzenlendiği, fiili işçilik alacakları dışındaki iş akitlerinin feshedilmesi sebebiyle doğan dava konusu tazminat alacaklarından tümüyle yüklenici alt işverenin sorumlu olacağına ilişkin bir düzenlemenin ise bulunmadığı, buna göre, işçinin haklarına ilişkin  ödeme sorumluluğu açık bir hükümle kararlaştırılmayan diğer işçi alacaklarının (ihbar, kıdem tazminatı vb alacak) 1/2'si olan 18.305,40 TL'nin talep edilebileceği, bu alacağın ise 18.082,06 TL'sinin 14/11/2017 tarihinden; 223,35 TL'sinin 08/01/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilinin, iş davasında işçinin alacaklarından sorumlu tutulmasının, işçi çalıştırmış olmasından değil, 4857 sayılı İş Kanununun 2/6 maddesi gereği olduğunu, bu sorumluluğun, yüklenici şirketlere karşı bir sorumluluk olmadığını, müvekkili idare ile davalı şirket arasında yapılan Hizmet İşleri Tip Sözleşmesinin atıf yaptığı Genel Şartnamenin 38. maddesinde, yüklenicinin çalıştırdığı personel ile ilgili yükümlülüklerinin ayrıntılı bir şekilde açıklandığını, ayrıca Şartnamenin ikinci bölüm 6/3 maddesinde \"Yüklenici bu şartnamede öngörülen yükümlülük ve yasakları ihlal ederek idareye veya üçüncü kişilere verdiği zararlardan dolayı bizzat sorumludur.\" düzenlemesinin mevcut olduğunu, sözleşmenin bir bütün olarak incelenmesi halinde ihale edilen işle ilgili tüm yükümlülüklerin yüklenici firma üzerinde bırakıldığının görüleceğini, davalı yüklenici, ihale kapsamında işçilerin ücretlerini de kapsar şekilde müvekkili idareden hak edişleri aldığından işçilerin ücretlerinin ödenmemesinden birebir sorumlu olduğunu, aksi halde işçi tarafından müvekkili idareden ikinci bir defa daha ücret tahsilatı yapılmış olacağını, öte yandan hukuki sorumluluk davalı yüklenicide olması sebebiyle rücu hakkının yarı yarıya sınırlanmasının hukuken düşünülemeyeceğini, kamu kurumlarında alt işveren işçisi olarak çalışanların, kıdem tazminatlarından son kamu kuruluşunun sorumlu olduğuna ilişkin yasal düzenlemenin, işçinin seçimlik hakkını ortadan kaldırmayacağı gibi davalı asıl işverenin rücü hakkını da ortadan kaldırmayacağını belirterek ilk  derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.  <br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, hizmet alım sözleşmesi kapsamında davacı tarafından dava dışı işçiye ödenen işçilik alacağının rücuen tazmini istemine ilişkindir.Taraflar arasında hizmet alım sözleşmesi bulunduğu ve  davalı yüklenici şirketin ihale konusu işlerin yapılmasında çalıştırdığı dava dışı işçinin işçilik alacağının davacı tarafından ödendiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davacının, işçiyi çalıştıran davalı yükleniciden ödediği bedelin tamamını talep etme hakkının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. İstanbul Anadolu 16. İş Mahkemesinin 2016/686 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, davacı ... tarafından davalılar ... ve ... Tic. AŞ'ye karşı açılan davada Mahkemenin 2017/31 Karar sayılı kararı uyarınca, davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak üzere davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kabulüne karar verilen alacak kalemlerinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin alacağı, ücret alacağı, hafta tatili ücret alacağı, bayram ve genel tatil ücret alacağı ile yemek ücreti alacağına ilişkin olduğu, fazla mesai ücret alacağı talebinin ise reddine karar verildiği, kararın Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 2017/37708 Esas 2017/18780 Karar sayılı kararı ile onandığı anlaşılmıştır.  Dava dışı işçi ..., ... ve ... Tic. AŞ'ye karşı İş Mahkemesi ilamına dayalı İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 17.076,00 TL asıl alacak ve 21.086,74 TL faiz olmak üzere toplam 38.162,74 TL'nin tahsili amacıyla ilamlı icra takibi başlattığı, ... tarafından 14/11/2017 tarihinde 33.985,19 TL ve 08/01/2018 tarihinde 443,30 TL'nin icra dosyasına yatırıldığı, akabinde ise dava dışı işçiye ödemenin yapıldığı anlaşılmıştır. Bilirkişi tarafından sunulan bila tarihli raporda; çalışanların tüm haklarının ödeme yükümlülüğüne ilişkin sözleşme ile diğer şartname ve belgelerde açık bir hükmün bulunmadığı, buna göre dava dışı işçiye yapılan ödeme sebebiyle davacı ve davalının yarı yarıya sorumlu olacağı, Genel Şartnamenin 38. maddesinde, fiili işçilik alacaklarının yükleniciye ait olduğunun düzenlendiği, fiili işçilik alacakları dışındaki iş akitlerinin feshedilmesi sebebiyle doğan dava konusu tazminat alacaklarından tümüyle  yüklenici alt işverenin sorumlu olacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, Yargıtayın yorumunun da bu yönde olduğu, buna göre talep edilebilecek miktarın 18.305,40 TL olduğu bildirilmiştir. Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş yüklenici tarafından yerine getirilecektir. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu yoktur. İşveren ile yüklenicinin İş Kanununa göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmasına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir (Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2017/2497 Esas 2020/2808 Karar sayılı ilamı). \"...4857 sayılı İş Kanununun 2/6. maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” hükmü bulunmaktadır. Dava konusu olayda da davacı Belediye ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu’ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müseselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup, sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir. Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen, “Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir. İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir...\" (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2015/7554 Esas, 2015/32409 Karar sayılı ilamı).Somut olayda taraflar arasında hizmet alım sözleşmesi imzalandığı sabit olup uyuşmazlığın çözümünde öncelikle taraflar arasındaki sözleşme ve sözleşme ekleri ile yasal mevzuat nazara alınarak bir sonuca gidilmesi gerekir. Davalı şirket ile dava dışı ... Tic. Ltd. Şti.'nin ortak girişim şeklinde davacı ... ile hizmet alım sözleşmesi imzaladığı, kesinleşen İş Mahkemesi kararı ve bu dosya kapsamında alınan rapordan da anlaşılacağı üzere, dava dışı işçi ...'in, yüklenici şirketler nezdinde sayaç okuma ve faturalandırma işinde çalıştığı, iş akdinin ise, son işvereni olarak görünen davalı şirket tarafından sonlandırıldığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamında yer alan hizmet alım sözleşmesi ve bu sözleşmenin atıf yaptığı Hizmet İşleri Genel Şartnamesinde, davalı yüklenici şirketin ihale konusu işlerin yapılmasında çalıştırdığı işçilerin, iş akitlerinden doğacak tazminattan hangi tarafın ne oranda sorumlu olduğu konusunda bir düzenlemenin bulunmadığı görülmektedir. Buna göre tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümlerinin kendilerini bağladığı, sözleşme ile şartname ve eklerinde aksinin kararlaştırılmadığı anlaşılmakla dava dışı işçiye karşı müteselsilen borçlu konumunda olmaları sebebiyle TBK'nun 167. maddesi uyarınca davacı tarafından dava dışı işçiye ödenen bedelden tarafların eşit paylarla sorumlu olduklarını kabul etmek gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/13-19 Esas 2015/1743 Karar sayılı ilamı). Bu nedenle Mahkemece tesis edilen karar isabetli olup davacı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere,1-İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1328 Esas, 2019/697 Karar ve 09/07/2019 tarihli kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 353/1b-1 bendi gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,  Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 362/1-a bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.25/01/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"023aebda74985202","SID":"387480deaa749815"}}