{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1710 Esas <br>KARAR NO: 2024/126 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2020/488 Esas - 2021/372 Karar<br>TARİHİ: 22/04/2021<br>DAVA: Menfi Tespit - Teminat Mektubun İadesi<br>KARAR TARİHİ: 01/02/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,  taraflara arasında 15.01.2012 tarihli LPG Satım Sözleşmesi ve 06.01.2017 tarihli LPG İkmal Sözleşmesi akdedildiğini,  taraflar arasındaki sözleşmenin süresi 31.12.2017 tarihinde sona erdikten sonra, sözleşmeyi devam ettirme iradelerine istinaden sözleşmenin uzadığını, ancak son dönemde  taraflar arasında fiilen ürün alışverişi bulunmadığını, taraflar arasındaki mevcut ticari ilişki fiilen sona erdiğini, ticari ilişkiler kapsamında müvekkilinin davalıya herhangi bir borcunun bulunmadığının tespiti ile davalı tarafa verilen ... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 02.09.2013 tarihli, ... numaralı, 500.000 TL bedelli ve ... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 19.04.2018 tarihli, ... numaralı, 1.000.000 TL bedelli kesin teminat mektuplarının paraya çevrilmesinin önlenmesi adına ihtiyati tedbir kararlarının verilerek, teminat mektuplarının davacı şirkete iadesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesi ne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle,  davacının iddia ettiğinin aksine taraflar arasında akdedilen sözleşmeler ayakta olup, sözleşmeler ayakta iken borcun bulunmadığı gerekçesi ile teminatların iadesinin talep edilemeyeceği, açıklanan nedenlerle davacının davasının erken açıldığı gerekçesi ile reddine karar verilmesi gerektiğini, Davacı ile dava dışı ...  A.Ş. arasında akdedilen 27.02.2020 Tarihli Fesih Protokolü'nün 1.3. maddesinde davacı tarafından 3630 ton karşılığı  399.300,00 USD kar mahrumiyeti borcu bulunduğu açıkça kabul ve ikrar edilmiş olup, söz konusu alacağın 210.000,00 USD'lik kısmı dava dışı ... A.Ş. tarafından müvekkili şirkete temlik edildiğini, açıklanan nedenlerle davacının müvekkil nezdinde bir borcunun bulunmadığı iddiası gerçeği yansıtmadığını, ihtiyati tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, davacının usul ve yasaya aykırı haksız davasının esastan reddine, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 22/04/2021 tarih 2020/488 Esas - 2021/372 Karar sayılı kararında; \"Taraflarca gösterilen delliller toplanmış, Kocaeli Ticaret Odası Cevabi yazısı celp edimiştir.Tüm dosya ve deliller birlikte değerlendirildiğinde açılan dava, sözleşmeye bağlı menfi tespit ile kesin teminat mektuplarının iadesi istemine ilişkindir. Taraflar arasında 15.01.2012 tarihli \"LPG Satım Sözleşmesi\" ve 06.01.2017 tarihli \"LPG İkmal Anlaşması\" imzalanmış olup davacı tarafından sözleşmeden kaynaklı borçların teminat olarak ... Bankasına ait 02.09.2013 tarihli ... numaralı 500.000 TL bedelli ve yine ... Bankasına ait 19.04.2018 tarihli ... numaralı 1.000.000,00 TL bedelli kesin teminat mektuplarının verildiği, LPG İkmal Anlaşması'nın 3. Madde'de \"işbu sözleşme 1.1.2017-31.12.2017 arasında geçerli olacaktır. Sözleşmenin sona ereceği tarihten en geç 30 gün öncesine kadar taraflar yazılı olarak itiraz etmediği takdirde bu sözleşme otomatik olarak 1'er yıl daha uzar\" hükmünü ihtiva etmekte olup dosyaya sunulu deliller kapsamında tarafların sözleşmeyi sona erdirme veya fesih yönünde irade bildiriminde veya itirazda bulunmadıkları, sözleşmenin 1'er yıl uzamış olduğu ve geçerli olduğu, davacı tarafça borcun olmaması nedeniyle kesin teminat mektuplarının iadesinin talep edildiği fakat sözleşmelerin ayakta olması nedeniyle bunun mümkün olmadığı, bu kapsamda verilen Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2016/13042 Esas - 2017/88 Karar sayılı ilamında \"Taraflar arasında 17.08.2009 tarihli bayilik sözleşmesi bulunmaktadır. Sözleşme 5 yıllık olup 17.08.2014 tarihinde sona erecektir. İİK 72. Md. Göre açılan menfi tespit davası ise 31.07.2014 tarihinde açılmıştır. İptali ve iadesi talep edilen mektubu sözleşmeden doğacak olan borçların teminatı olarak verilmiş olup sözleşmenin dava tarihinde yürürlükte olduğu ve akdi ilişkinin devam ettiği anlaşıldığından teminatın iadesi ve iptali talep edilemez. Bu durumda mahkemece erken açılan davanın reddi gerekirken...\" Hükmüne yer verilmiştir. İş bu davada da sözleşmeler yürürlükte ve geçerli olduğundan verilen 2 adet kesin teminat mektubunun iadesi talep edilemeyecek olup erken açılan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, erken açılan davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda, davalı vekili tarafından katılma yoluyla istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, Görülen davanın yazılı yargılama usulüne tabi bir dava olduğunu; mahkemece ön inceleme duruşmasında davanın reddine karar verilmesinin usul, yasa ve hakkaniyete uygun olmadığını; mahkemenin ön inceleme duruşmasında işin esasına girip hüküm tesis ederek, tahkikat duruşmasını ve sözlü yargılama safhasını göz ardı ettiğini; mahkeme tarafından dilekçelerde bildirilen ancak dosyaya ibraz edilmeyen delillerle ilgili açıklama yapmak ve dosyaya sunmak üzere herhangi bir süre verilmediğini; ön inceleme duruşmasında davanın erken açıldığından bahisle davanın reddine karar verildiğini fakat, bu hususla ilgili taraflarına yazılı bir açıklama yapmak üzere herhangi bir süre verilmediğini; davanın erken açılmasının söz konusu olmadığını,  Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında  15.01.2012 tarihli ''LPG Satış Sözleşmesi '' ve  06.01.2017 tarihli 1'er  yıllık \"LPG İkmal Anlaşması\" imzalandığını; müvekkili şirketin, anılan sözleşme kapsamında davalı tarafa 3 adet teminat mektubu sunduğunu; sunulan teminat mektuplarından ... Bankası Kurumsal Şubesi'ne ait 13.09.2018 tarihli TMDZ 18-108131 numaralı 1.000.000 TL bedelli teminat mektubu ilgili bankaya ibraz edilerek haksız olarak paraya çevrildiği için, dava konusu 2 adet teminat mektubunun paraya çevrilmesinin önlenmesi amacıyla bu davanın açıldığını,  Dava dilekçesinde de beyan ettikleri üzere, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 15.01.2012  tarihinden bu yana sıvılaştırılmış petrol gazları(LPG)  ikmali hususunda ticari ilişkinin söz konusu olduğunu, bu ticari ilişkiler kapsamında 15.01.2012 ve  06.01.2017 tarihli 1'er  yıllık \"LPG İkmal Anlaşması\" ve ''LPG Satış Sözleşmesi'' düzenlendiğini; LPG alımına dair bu anlaşmalar incelendiğinde şu hususların görülmekte olduğunu, Müvekkili şirketin davalı şirketten herhangi bir asgari mal alım taahhüdü bulunmadığını; taraflar arasında sözleşme hükümlerine göre cezai şart belirlenmesi yapılmadığını, Taraflar arasındaki sözleşmenin esasen bağlayıcı nitelik taşımadığını; bu sözleşmelerde yalnızca; müvekkili şirketin talebi halinde satış yapılmasının öngörüldüğünü; satış durumunda  ikmal yapılacak yer ile ilgili düzenleme yapıldığını; yani satış olması halinde hangi şartlara göre hareket edileceğini düzenleyen çerçeve bir anlaşmanın söz konusu olduğunu; müvekilinin mal almak istememesi halinde bu sözleşmenin bir anlamının bulunmadığını; müvekkili davalı şirketten mal almak istemediğinden taraflar arasında ticari bir ilişkinin kalmadığını; ticari ilişki sona erdiğinden ve  müvekkili şirketin borcu bulunmadığından teminat mektuplarının  iadesinin gerektiğinin açıkça ortada olduğunu, Gerekçeli kararda her ne kadar davanın süresinden önce açıldığı için reddine karar verildiği ifade edilse de, mahkemenin yapmış olduğu değerlendirmenin hatalı olduğunu; taraflar arasında fiilen devam eden bir ticari ilişki söz konusu olmadığı gibi, müvekkil şirketin davalıya herhangi bir borcunun da bulunmadığını;  davalının müvekkilini, sözleşmeler kapsamında teslim edilen teminat mektuplarını bozmakla tehdit etmesi üzerine, müvekkili tarafından davalıya sözleşmenin feshedildiği ve mektupların iadesinin talep edildiği Kocaeli ... Noterliği'nin 02.09.2020 tarihli ... numaralı ihtarnamesi gönderildiğini; fesih ve mektup iadesi konulu ihtarnameye dava dilekçelerinde yer verilmiş olup, dosyada da mevcut olduğunu; davalı tarafın, buna rağmen sözleşme kapsamında kendisine teslim edilen teminat mektuplarından ... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi'ne ait 13/09/2018 tarihli ... numaralı 1.000.000,00-TL bedelli kesin teminat mektubunu 10/09/2020 tarihinde ilgili bankaya ibraz ederek haksız olarak müvekkili şirketten 1.000.000,00-TL tahsil ettiğini; yani, davalı taraf, haksız olarak müvekkili şirketin teminat mektubunu bankaya ibraz ettiğinden ve taraflar arasındaki sözleşme sona erdiğinden davaya konu iki adet teminat mektubunun bankaya ibrazının önüne geçmek ve müvekkilin sözleşme kapsamında davalıya borçlu olmadığının tespiti açısından görülen davanın ikame edildiğini,  Davalının müvekkile ait teminat mektubunu paraya çevirmesi eylemi sözleşmenin davalı tarafça feshedildiği anlamına geldiğinden davalının davanın süresinden önce açıldığı yönündeki gerekçeye itibar edilmemesi gerektiğini; bu nedenle kararın kaldırılmasına karar verilmesini, akabinde yeniden yargılama yapılarak iki tarafın da ticari defterlerinin ve kayıtlarının incelenmesini ve sözleşme kapsamında müvekkilin davalıya borçlu olup olmadığının tespitinin yapılmasını talep ettiklerini,  Son olarak kabul etmemekle birlikte davanın reddi kararının doğru olduğu bir an için kabul edilse dahi, hükmedilen vekalet ücretinin nispi değil maktu olması gerektiğini, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin, \"Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret\" başlıklı 7. Maddesinde; \"Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur.\" şeklinde hüküm tesis edildiğini; bu hükümden dosyada verilen kararda maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin açıkça anlaşılmakta olduğunu, Konu ile ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 12.02.2014 tarihli,  esas: 2013/385 karar: 2014/100 sayılı kararının da emsal nitelikte olduğunu, da; \"...Bu nedenle mahkemece, davanın erken açılmış olması nedeniyle davanın reddine yani hukuki nitelikçe davacının dava tarihi itibari ile görülmekte olan davayı açmasında hukuki yararı bulunmadığından, dava şartlarındaki eksiklik nedeniyle davanın reddine karar verilmesi; dava şartı eksikliği nedeniyle davanın usulden reddine ilişkin bu karar nedeniyle hükmedilecek vekalet ücretinin tayininin de bu özelliğe uygun olması gerekir.Şu hale göre tarifenin açıklanan 7/2.maddesi hükmü gereğince; konusu para veya para ile değerlendirilmesi mümkün bulunan bir şey olan davanın dava şartlarından birinin bulunmaması (noksan olması) nedeniyle usulden reddine ilişkin kararda, vekalet ücreti nispi tarifeye göre takdir edilir; ancak, bu nispi vekalet ücretinin miktarı, maktu vekalet ücretini geçemez. Mahkemece, maktu vekalet ücretine hükmetmiş olması usul ve yasaya uygundur...\" denilerek davanın erken açılması nedeniyle usulden reddedilmesi halinde maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini hüküm altına aldığını; kararın bu yönüyle de kaldırılmasını talep ettiklerini, İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve re'sen gözetilecek diğer nedenlerle; mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, aksi kanaat hasıl olursa yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine tevdiine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.  Davalı vekilinin katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; Usul ve yasaya aykırı olarak verilmiş olan İhtiyati Tedbir kararının, hükümle birlikte kaldırılması gerekirken, bu yönde bir karar verilmemiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, İlk derece Mahkemesinin 17.09.2020 tarihli ara kararıyla, \"Taraflar arasında imzalanan sözleşme ve teminat olarak verilen teminat mektupları gözetilerek HMK 389 Md. Kapsamında gecikmesiz de bir sakıncanın veya ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hali mevcut olup açılan menfi tespit davasına esas olmak üzere %40  (600.000,00 TL) teminat alınarak davaya konu 2 adet teminat mektubunun (... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 02.09.2013 tarihli, ... numaralı, 500.000 TL bedelli ve ... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 19.04.2018 tarihli, ... numaralı, 1.000.000 TL bedelli), nakde çevrilmesinin durdurulmasına\" karar verilmiş olup bu tedbir kararının taraflarına tebliğ edilmediğini,  Yukarıdaki açıklamaları doğrultusunda davacının iddialarının hukuki ve maddi dayanaktan yoksun olduğunu; dolayısıyla ihtiyati tedbire ilişkin hiçbir şart gerçekleşmediğini; ilk derece mahkemesince de kurulan hüküm doğrultusunda davacı tarafın haklılığını yaklaşık olarak dahi ispat edemediğinin açıkça ortada olduğunu, HMK'nın 390/3. maddesi  \"...Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır...\" şeklinde düzenlenmiş olup, davacı tarafın iş bu davada, davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat edemediğini,  İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 2020/1372E. 2020/960 K. sayılı emsal kararında  \"...Banka teminat mektubu, bizzat lehtarın veya üçüncü bir kişinin verdiği kontrgaranti karşılığında bankanın muhataba karşı, belli bir paranın, muhatabın ilk yazılı talebi üzerine ödemesi hakkındaki taahhüdüdür. Buna göre, lehtarın muhataba olan borçlarının yerine getirilmemesi halinde bankanın bağımsız olarak yüklendiği bir borçtur. Bankanın bu borcu, üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliğinde olup üçüncü kişinin (lehtarın) borcunu yerine getirmemesi halinde, hatta yerine getirilmediğinin muhatap tarafından beyan edilmesi halinde, salt bu soyut beyan üzerine mektup bedelinin ödenmesi yükümlülüğünü doğurur. Bu nedenle de bankanın borcunun, lehtarın muhatap ile olan borç ilişkisinden bağımsız ve asli bir niteliğinin olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte, muhatapla lehtar arasındaki uyuşmazlıkta, teminat mektubunun banka tarafından ödenmesinin durdurulması konusunda ihtiyati tedbir talep edilebilir. Böyle bir talep halinde mahkemece, HMK'nın 391/3. maddesi uyarınca yaklaşık ispatın aranması gerekir. Ancak, teminat mektubunun açıklanan bu özelliği nedeniyle, burada aranacak yaklaşık ispat, seviyesi yükseltilmiş bir yaklaşık ispat olmalıdır (Müjgan TUNÇ YÜCEL, \"Banka Teminat Mektuplarının İhtiyati Tedbire Konu Olması Üzerine Medeni Usul Hukuku Bakış Açısından Bir İnceleme\", Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C:8, S: 107-108, Temmuz- Ağustos 2013, s.9-18).Somut olayda tedbir talep eden tarafından davalıya karşı sözleşmede yükümlendiği edimlerini tam ve eksiksiz yerine getirilip getirilmediği, bu surette teminat mektuplarının karşılıksız kalıp kalmadığı yargılama sonucu belirlenebileceğinden ve davacının bu iddiaları yönünden yaklaşık ispatın dosyada mevcut delil durumuna göre gerçekleşmediği anlaşılmakla, ilk derece mahkemesinin tedbirin kabulüne ilişkin kararında ve itirazın reddi kararında isabet bulunmamaktadır...\" gerekçesi ile ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verildiğini,  burada aranacak yaklaşık ispatın, seviyesi yükseltilmiş bir yaklaşık ispat olması gerektiğini; somut olayda davacının  iddiaları yönünden yaklaşık ispatın gerçekleşemediğinin sabit olduğunu; işbu sebeple, ihtiyati tedbir kararın kaldırılması gerektiğini,  Haksız ve kötü niyetli olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi, usul ve yasaya aykırı olarak tesis edilen ve hükümle birlikte kaldırılmayan ihtiyati tedbir kararının da kaldırılması gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve resen dikkate alınacak nedenlerle; müvekkili şirket aleyhindeki, ihtiyati tedbir kararının hukuka aykırı olması nedeniyle istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, davacının haksız istinaf başvurusunun esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının  taraflar arasındaki 15/01/2012 tarihli LPG Satım Sözleşmesi ve 06/01/2017 tarihli LPG İkmal Sözleşmesi nedeniyle davalıya herhangi bir borcu bulunmadığının tespiti ile, sona eren sözleşmeler kapsamında davalıya verilmiş olan ... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 02/09/2013 tarihli, ... numaralı, 500.000 TL bedelli ve ... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 19/04/2018 tarihli, ... numaralı, 1.000.000 TL bedelli  teminat mektuplarının davacıya iadesi istemine ilişkindir. Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmelerin dava tarihi itibariyle sona ermeyip ayakta olduğu, teminat mektuplarının iadesinin talep edilemeyeceği gerekçesi ile erken açılan davanın reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, yazılı yargılama usulüne tabi davada  usule uyulmaksızın ön inceleme celsesinde hüküm verildiği, sözleşmeler sona ermiş olmasına ve davalının sözleşmeler kapsamında kendisine verilen teminat mektuplarından birini dava tarihinden önce paraya çevirmiş olmasının da bu durumu göstermesine rağmen, eksik inceleme ile sözleşmelerin ayakta olduğundan bahisle erken açılan davanın reddine karar verildiği, kabul anlamına gelmemek kaydıyla erken açılan davanın reddine karar verilmesine rağmen maktu değil, nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin de yanlış olduğu yönündedir. Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi, mahkemece hükümden önce, teminat mektuplarının paraya çevrilememesine yönelik olarak verilen ihtiyati tedbir kararının hükümle birlikte kaldırılmamasının hatalı olduğu yönündedir. Eldeki dava, yazılı yargılama usulüne tabi olup, bu usule tabi davalarda; 6100 Sayılı HMK'nun 140/ fıkrası uyarınca mahkeme, tarafların anlaşamadıkları hususları tutanakla tespit eder, tarafların tutanak altına imzalarını alır ve  tahkikatı bu tutanağı esas alarak yürütür. Yazılı usulde tahkikatın nasıl yürütüleceği  HMK'nun 143 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. HMK'nun 184/1 fıkrası uyarınca; hakim tarafların iddia ve savunmaları ile toplanan delilleri inceledikten sonra duruşmada hazır bulunanlara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapmaları için söz vermek, bu açıklamalardan sonra, yine HMK'nun 184/2 ve 146 maddeleri uyarınca, tarafların sunduğu delillerle davanın muhakeme ve hüküm için yeterinde aydınlatıldığına, araştırılacak başka husus kalmadığına kanaat getirirse tahkikatı bitirilmesine karar verdiğini taraflara tefhim etmek zorundadır. HMK'nun 186 maddesi uyarınca, tefhimden sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçilebilir, ancak taraflardan birinin talep ederse sözlü yargılama iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. İlk derece mahkemesinin, 22/04/2021 tarihli ön inceleme celsesinde, tarafları sulhe teşvik ettikten sonra, sulhten sonuç alınamadığını tutanağa geçirdiği ve taraflar arasındaki uyuşamazlığı, \" Taraflar arasındaki \"LPG Satım ve İkmal\" sözleşmeleri uyarınca davacının borcu bulunup bulunmadığı, kesin teminat mektuplarının davacıya iadesinin mümkün olup olmadığı, sözleşmelerin geçerli olup olmadığı, feshedilip edilmediği,\" şeklinde tespit ederek vekillerin imzasını aldığı, akabinde taraf vekillerinden beyanlarını sorduğu, davacı vekilinin; dava dilekçelerini aynen tekrar ettiklerini, delillerini ibraz ettiklerini, davacının borcu olmadığına dair defter incelemesi talep ettiklerini, sözleşmelerin sona erdiğini, beyan ettiği; davalı vekilinin; cevap dilekçelerini aynen tekrar ettiklerini,  delillerini ibraz ettiklerini,  davacının dava dışı ...'e olan borçlarının bir kısmının davalı tarafından temlik alındığını, bu temlik nedeniyle davacıdan alacakları bulunduğunu, ihtiyati tedbire itiraz ettiklerini, sözleşmelerin halen geçerli olduğunu, davanın reddini talep ettiklerini, beyan ettiği, mahkemenin bu beyanları aldıktan sonra, taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklamalarını sormadan, tahkikatın bittiğini bildirmeden, sözlü yargılama aşamasına hiç icra etmeden, dosyanın incelendiğini, araştırılacak başka bir husus kalmadığını tutanağa geçirterek, açık yargılamaya son verildiğini  bildirdiği ve istinafa konu kararı tefhim ettiği, tarafların tahkikatın tümü hakkında açıklamada bulunma, tahkikatın bittiğinden haberdar edilme, sözlü yargılama aşamasında beyanda bulunma haklarının kullanılamaz kılınmasının, 6100 Sayılı HMK’nun 27 inci maddesinde düzenlenen ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36 ıncı maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 ıncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan  hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil ettiği açık olup, davacı yanın bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur (bkz.  Yargıtay  11 Hukuk Dairesi'nin 2019/964 esas, 2020/4130 karar sayılı, 15/10/2020 tarihli,  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/3-115 esas,  2022/28  karar sayılı  20/01/2022 tarihli ilamları).Davacı tarafından, 15/01/2012 tarihli  LPG Satım Sözleşmesi ile 06/01/2017 tarihli LPG İkmal Sözleşmesi kapsamında davalıya üç adet teminat mektubu verildiği, bunlardan dava konusu olmayan teminat mektubunun dava tarihinden önce nakde çevrildiği, taraflar arasında anılan sözleşmeler kapsamında bir ticari faaliyet kalmadığı, yine bu sözleşmeler nedeniyle davacının davalıya borcu da bulunmadığı, buna rağmen dava konusu iki teminat mektubunun haksız olarak davacı uhdesinde tutulduğu, sözleşmelerin sona ermesi nedeniyle ihtarname ile mektupların iadelerinin talep edildiği iddia olunmuş  sözleşmeler ve ihtarname dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulmuş; davalı tarafından ise sözleşmelerin halen ayakta olduğu, dava dışı ... A.Ş'nin davacıdan olan başka bir sözleşmeye dayalı alacağının 210.000,00-USD'lik kısmının davalı ... A.Ş'ye temlik edildiğinin, bu temlik nedeniyle davalının davacıdan halen alacaklı olduğu savunulmuş ve dava dışı ... A.Ş ile davacı arasındaki fesih protokolü ile temlik sözleşmesi dilekçe ekinde dosyaya sunulmuştur. Buna göre ön inceleme duruşmasında da tespit edildiği üzere uyuşmazlık; taraflar arasındaki dava konusu iki sözleşmenin sona erip ermediği, davacının bu sözleşmelerden ötürü davalıya borcu bulunup bulunmadığı, buna göre teminat mektuplarının iadesi koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarındadır. Mahkeme tespit ettiği bu uyuşmazlık çerçevesinde tahkikat yürütmekle yükümlüdür.  Sözleşmelerde teminat mektuplarına ve mektupların iadesi koşullarına ilişkin açık hüküm bulunmadığından mahkemece; hem dava konusu edilen iki teminat mektubunun hem de davadan önce nakde çevrilmiş dava konusu edilmeyen teminat mektubunun, yalnızca dava konusu iki sözleşmenin teminatı olarak mı verildiği, sözleşmelerden doğan edimlerin taraflarca yerine getirilmeye devam edilip edilmediği, diğer ifade ile dava tarihi itibariyle sözleşme ilişkisinin tarafların açık ya da zımni ortak iradeleri ile bitirilip bitilmediği,  davacının bu sözleşmelerden ötürü davalıya herhangi bir borcu bulunup bulunmadığı, davalının savunmasında ileri sürdüğü üçüncü kişiden temlik alınan alacağın dava konusu mektupların teminatı kapsamında olup olmadığı, buna göre davalının teminat mektuplarını uhdesinde tutmasının hukuki dayanağı bulunup bulunmadığı hususlarında, dosyaya mübrez teminat mektuplarının içeriği, sözleşme ve protokollerin, ihtarnamenin içeriği değerlendirilerek,  tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde uzman bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılarak, yine HMK'nun 31 maddesi ile hakime yüklenen davayı aydınlatma yükümlülüğü uyarınca, gerekli görülmesi halinde taraflara bu husularda açıklama yaptırılarak, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, tüm deliller toplanmadan, mevcut deliller de eksik değerlendirilerek, yazılı şekilde karar verilmesi yerinde olmamış, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde bulunmuştur.Davalı vekilinin katılma yolu ile ileri sürdüğü istinaf sebebi yönünden yapılan değerlendirmede, istinaf sebebinin esasa yönelik olmayıp, ihtiyati tedbir kararının hükümle kaldırılmamış olmasına yönelik olduğu ve tedbirin kaldırılması istemini içerdiği, mahkemece 17/09/2020 tarihli ihtiyati tedbir kararı ile, 600.000,00-TL teminat mukabilinde, dava konusu mektupların nakde çevrilmesinin tedbiren önlenmesine karar verildiği, kararın teminatın yatırılması üzerine infaz edildiği, dairemizce davacı yanın esasa ilişkin  bir kısım istinaf sebepleri yerinde bulunarak ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiği sonucuna ulaşılmış olması karşısında, davalı yanın tedbirin kaldırılmasına yönelik isteminin ilk derece mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle; davacı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın kaldırma kararı doğrultusunda ilk derece mahkemesine iadesine, davacının sair istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile;  İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/04/2021 tarih ve 2020/488 Esas - 2021/372 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran taraflara iadesine,3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı olması halinde avansı yatıran tarafa iadesine, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,  Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 01/02/2024 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9f080fba7667f7ea","SID":"0aecdfba8474a7e7"}}