{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1642 Esas <br>KARAR NO: 2024/121 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2019/273 Esas - 2021/344 Karar<br>TARİHİ: 15/04/2021<br>DAVA: İtirazın İptali (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 01/02/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili bankanın Çemberlitaş Şubesi ile kredi borçlusu Birkim Dış Tic. Ltd. Şti ve diğer borçlular arasında akdedilen Genel Kredi Sözleşmesi gereğince ... Dış Tic. Ltd. Şti. lehine nakit döviz kredisi tesis edildiğini ve kullandırıldığını, davalı diğer borçlular ... İnş. Malz. Enerji Müm. San. ve Ltd. Şti., ...ve ...'ın iş bu kredinin müşterek borçlusu ve müteselsil kefili olduğunu, borçluların vadesinde borçlarını ödememeleri üzerine kredi hesapları kat edildiğini ve 08/12/2017 tarihi itibari ile 6.441.749,32 TL (1.418.450,11 Euro) borcun ödenmesi için İstanbul ... Noterliği'nin 08/12/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı hesap kat ihtarnamesinin keşide edildiğini ve borçlulara tebliğ edildiğini, ihtarnamede belirtilen süre ve sonrasında alacaklarının ödenmediğini, davacı bankanın borcun tahsili için borçlular hakkında İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/489 D. İş sayılı dosyasından 17/05/2018 tarihinde ihtiyati haciz kararı alındığını ve kararın süresinde uygulanarak, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız takiplerde haciz yolu ile tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ve asıl kredi borçlusu için gerçek satış limitini aşan kısımdan sorumlu olmak üzere icra takibine geçildiğini, buna rağmen davalı borçluların haksız ve kötü niyetli olarak sırf icra takibini durdurmak ve alacaklarının tahsilini geciktirmek için borca, faize ve ferilerine itiraz ettiklerini, davalı borçluların İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına vaki itirazlarının müvekkili bankaya 13/05/2019 tarihinde tebliğ edildiğini ve huzurdaki davanın yasal süresi içinde açıldığını, banka defter ve belgelerindeki kayıtların kesin delil niteliğinde olduğunu, borçluların faize itirazının taraflar arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesi karşısında yerinde olmadığını, TBK'nun 88 ve 120. maddesinde yer alan akdi ve temerrüt faizi ile ilgili sınırlamaların ticari işler bakımından uygulanmadığından, borçluların bu yöndeki itirazının da yerinde olmadığını, bu nedenle davalı borçluların İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından açılan icra takibinden, borca, faize ve ferilerine yönelik yaptıkları haksız ve yasal dayanaktan yoksun itirazlarının iptali ile takibin davamını, davalı borçluların %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmelerini, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının dava dilekçesi ve ekine sunduğu evraklardan ve derkenardan anlaşılacağı üzere davacının itirazları 13.05.2019 tarihinde tebliğ aldığını, bu nedenle 13.05.2019 tebliğ tarihinden önce 03.04.2019 tarihinde sonlandırılan arabuluculuk tutanağının kanuna aykırı yok hükmünde olduğunu, kanun ile öngörülen dava şartının yerine yetirilmesi işlemi olamayacağının açık olduğunu, davanın basit bir alacak davası olmadığını, davanın basiretli tacir sıfatı ile hareket etmesi gereken kusursuz sorumluluk ilkesine tabi bankanın açmış olduğu itirazın iptali davası olduğunu, ihtiyati haciz dosyasına sunulan sözleşme irdelendiğinde, sözleşmenin her bir sayfasının imzalı olmadığını, sadece 4-5 sayfa evrak sunulduğunu, ekspertiz raporlarının 2015 tarihli olduğunu, sunulan ihtarname ile Genel Kredi Sözleşmesini ilişkilendirecek hiçbir emare olmadığını, 21. sayfada önceki tüm kredi borçlarını da kapsar şekilde 2.000.000 Euro olduğunu, 22. sayfada müteselsil kefaletin 2.300.000 Euro olduğunu, 23. sayfada 27.02.2017 tarihinde müteselsil kefilden yine 2.300.000 Euro kefalet alındığını, kredi sözleşmesinin numarası olmadığını, sadece müşteri numarasının yazılı olduğu sabit olduğunu, bu tespitlere göre, ne kefillerin ne de asıl borçlunun kredi sözleşmesinde imzalı olmayan sayfalarındaki maddelerden sorumlu tutulamayacağını, sözleşmede herhangi bir limit artırımı olmadığı halde asıl borçtan fazla kefalet miktarı olduğunu, sözleşmenin aslı ile feri kefalet ilişkisinin birbiriyle çeliştiğinden kabul edilemeyeceğini, ödeme planının bulunmadığını, bu nedenlerle öncelikle dava şartı yokluğundan usulden davanın reddini, mahkeme aksi kanaatte ise, itirazın iptaline konu alacağını hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde ispatlayamamasından dolayı ve ödendiğinden haksız ve mesnedsiz olan davanın reddi ile kötü niyetli olan davacı banka hakkında asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkumiyetini, yargılama harç ve masrafları ile vekalet ücretinin de davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 15/04/2021 tarih  2019/273 Esas - 2021/344 Karar sayılı kararında; \"Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkememizin 11/10/2019 tarihli celsesi, 4 nolu ara kararı gereğince, dosyamızda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği,bilirkişinin 15/01/2020 tarihli raporunda özetle; Davacı banka ile dava dışı kredi lehtarı ... Tic. Ltd. Şti. arasında Genel Kredi Sözleşmeleri imzalandığını, davalı kefillerinde iş bu sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzalamış olduklarını, anılan sözleşmeye istinaden davacı banka tarafından dava dışı kredi lehtarı adına kredi hesapları açıldığını ve bu hesaplar üzerinden nakit kredilerin kullandırılmış olduğunu, kredi borçlarının öngörülen süre içinde ödenmemesi nedeniyle, davacı bankanın davalılar aleyhinde takip ve dava hakkının bulunduğuna kanaat edildiğini, davalı kefilin sözleşmede gösterilen kefalet limitlerinin 2.300.000,00 Euro (10.490.530,00TL) olduğunu, temerrüt tarihi itibariyle hesaplanan nakdi kredi asıl borcun tutarının 5.293.978,76 TL'sinin kefalet limitlerinden daha düşük seviyede olması nedeniyle, davalı kefillerin hesaplanan borcun tamamından müteselsilen sorumlu olduklarının düşünülebileceğini, davacı bankanın takip tarihi itibariyle hesaplanan alacaklarının talep edilen toplam; 7.740.068,32TL olduğunu, hesaplanan ve talep edilmesi gereken alacağın toplamının ise 6.188.772,87TL olduğunu, raporun benimsenmesi halinde, fazlaya ilişkin 1.551.295,45TL talebin reddi durumunda, takip tarihinden başlamak üzere 5.293.978,76TL asıl alacak tutarı tamamen ödeninceye kadar yıllık %34,29 oranında temerrüt faizi ve bunun %5 gider vergisi ile birlikte istenilebileceği tespit edilmiştir. Mahkememizin 06/02/2020 tarihli celsesi, 3 nolu ara kararı gereğince, dosyamızda ek bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişinin 27/01/2021 tarihli ek raporunda özetle; Davalı kefilin sözleşmede gösterilen kefalet limitlerinin 2.300.000,00 Euro olduğunu, temerrüt tarihi itibariyle hesaplanan nakdi kredi asıl tutarının 5.293.978,76TL'sinin kefalet limitlerinden daha düşük seviyede olması nedeniyle davalı kefillerin hesaplanan borcun tamamından müteselsilen sorumlu olduklarının düşünülebileceğini, davacı bankanın takip tarihi itibariyle hesaplanan alacaklarının; -Davacı bankanın ticari defter ve kayıtlarında gözüken alacağı yönünden; toplam alacağın talep edilen 7.740.068,32 TL olduğunu, hesaplanan ve talep edilmesi gereken alacağın ise toplam 6.191.175,54 TL olduğunu, -Davacı bankanın hesap kat tarihindeki Euro'nun güncel karşılığı alacağı yönünden; toplam alacağın talep edilen 7.740.068,32 TL olduğunu, hesaplanan ve talep edilmesi gereken alacağın ise toplam 7.302.539,43 TL olduğunu, Raporun mahkemece benimsenmesi halinde, fazlaya ilişkin 437.528,89 TL'nin reddi durumunda, takip tarihinden başlamak üzere 6.244.343,40TL asıl alacak tutarı tamamen ödeninceye kadar yıllık %34,38 oranında temerrüt faizi ve bunun %5 gider vergisi ile birlikte istenilebileceği tespit edilmiştir. Dava, genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırılan kredilerin kat'ı sonrası açılan icra takibine itirazın iptali davasıdır. GKS'mesi, ihtar, ihtarın tebliğine ilişkin evraklar,  ticari defterler, ticaret sicil kaydı ve tüm dosya içeriği ile bilirkişi raporu hep birlikte değerlendirildiğine; TBK’nun 589 ve 590. maddesine göre; “Kefil her durumda, kefalet sözleşmesinde belirtilen azami miktara kadar sorumludur. Kefilin/lerin sözleşmede gösterilen azami kefalet limiti aşılmamak üzere, temerrüt tarihine kadar işlemiş olan akdi faiz ve ferilerinden dolayı da ayrıca sorumludurlar. 26 Kasım 2013 tarihinde yürürlükte bulunan, 6102 sayılı TTK'nun 7. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde: “Ancak, kefil ve kefillere, tahahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez. hükmüne yer verilmiştir. TTK yasa tasarısının 7. maddesinin 1. fıkrasına eklenen 2. cümle ilgili olarak kanunlaşma sürecinde verilen önerge ve kanunun gerekçesinde kefile alacağın ve borcun yerine getirilmediğinin ihbarı gerektiği, ihbar edilmeden asıl borçlunun temerrüdü yönünden kefillerden temerrüt faizi istenemeyeceği belirtilmiştir. Eklenen bu fıkra 6762 sayılı Eski TTK'nunda bulunmayan yeni bir hükümdür. 6102 sayılı TTK'nun yürürlükte olduğu dönem içerisindeki kefillere yönelik alacağın tahsili yönündeki hukuki işlemlerde bu hükmün uygulanması gerekir. Buna göre asıl borçlunun borcunu ödemediği müteselsil kefile ihbar edilmedikçe asıl borçlunun temerrüdü nedeniyle oluşan temerrüt faizinden müteselsil kefil sorumlu tutulamaz. Ancak kefil kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumlu olacağından kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer'ilerinden sınırsız olarak sorumlu tutulabilir. Kefalet sözleşmesi 6098 sayılı yeni TBK’nu yürürlüğe girdikten sonra tanzim edilmiştir. Davalı kefil açısından kefalet limitlerinin sözleşmede açıkça gösterilmiş olduğu ve TBK.’nun 582. 583. ve 584 m. öngörülen kefalet sözleşmesinin yazılı yapılması, kefaletin türü, sorumlu olunacak azami kefalet limiti, kefaletin tarihi ve yasada şartların bizzat kefillerin kendi el yazıları ile yazılmış olduğu kefalette bulunduğu, tüm bunlara göre geçerli bir kefalet akdinin kurulmuş olduğu, TBK'nun 598/3. maddesindeki 10 yıllık sürenin henüz dolmadığı anlaşılmıştır. Sözleşme limiti ile kefalet limitinin farklı olduğu ileri sürülmüş ise de bunun kefaletin geçerliliğine bir etkisi bulunmadığı gibi verilen kredide temerrüt nedeniyle GKS miktarını aşan sorumluluk doğabilmekle GKS miktarını aşan kefalet alınması da işin gereğine uygundur. Taraflar arasında akdedilen sözleşmeler yasal değişiklik tarihi 28.03.2013'den sonra akdedilmiş olması nedeniyle, davalı kefil ...'in eş muvafakati belgesi vermiş olduğu görülmüştür. GKS gereğince düzenlenen hesap kat ihtarı, dava dışı kredi lehdarı açısından bila tebliğ iade edilmiş ise de İİK 68/b maddesi gereğince  kredi lehdarı açısından tebliğ edilmiş sayılması gerektiği, bu nedenle kefile başvuru için TBK 586. Madde gereğince \"ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması\" koşullarının da gerçekleştiği; 11.12.2017 tarihi itibariyle davalılar ... ve ...'e tebliğ edilmiş olup, verilen 1 günlük sürenin sonu olan 13.12.2017 tarihi itibariyle bu iki davalının temerrüde düştüğü anlaşılmıştır. Davalı ... açısından hesap kat ihtarı tebliği bila tebliğ iade edilse de asıl kredi borçlusunun kusur ve temerrüdünden kefalet limitine kadar sorumlu olduğu anlaşılmıştır. GKS'de temerrüt faizi açısından \"bankaca tespit edilmiş en yüksek faiz oranı\" kıstas alınmış ise de bu oranın bankanın TCBMB'na bildirdiği en yüksek faiz mi yoksa fiilen uygulanan en yüksek faiz mi olduğu konusunda açıklık barındırmasa da; Genel kredi sözleşmelerinde temerrüt faizi oranın belirleme yetkisinin bankanın keyfine bırakılmasında doktrinde eskiden beri çok kuvvetli bir şekilde ileri sürülen görüşleri \"Ticari Kredilerde Temerrüt Faizi oranının Sözleşme Eliyle Bankaların inisiyatifine Bırakılması Sorunu\" ( Barış Bahçeci - http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2017-128-1632) isimli makaleden aynen aktarmak gerekir ise: \"Öğretide özellikle ekonomik özgürlükleri sınırlandıran sözleşmelerin sözleşme ile taahhütte bulunan kişinin ekonomik özgürlüğünü yok etmesi veya ağır şekilde kısıtlaması halinde ahlaka aykırı kabul edildiği dikkat çekmektedir. Konumuzla ilgisi nedeniyle ...’in genel kredi sözleşmelerinde yer verilen kurallarla, bankalara faiz oranlarını tek taraflı artırma yetkisi hakkındaki görüşlerini burada özellikle zikretmek gerekmektedir. Yazara göre bu hükümler, bankaya tek yanlı olarak, diledikleri kadar artırma yetkisi vererek, banka müşterisi sanayici ve tüccarın iktisadi varlığının yok olması tehlikesi yaratacak biçimde mutlak surette bankaların keyfine bağlı tutmakta, tüccar ve sanayicileri bankaların vesayetine sokmakta ve iktisadi faaliyet hürriyetinin kullanılmasını felce uğratan bir nitelik taşımaktadır. Bu hükümler, BK md 19 ve 20 gereğince hem kişilik haklarına hem de ahlaka aykırı olduğundan batıldır. Eren daha dar bir çerçevede, sözleşmenin taraflarından birinin hukuki veya fiili tekel durumunda bulunması halinde, güçlü ve üstün durumunu kullanarak edimler arasında büyük oransızlığa sebep olmasının gabin dışında bir olgu sayılarak ahlaka aykırı olarak nitelendirilmesi gerektiği görüşündedir. ..., ise “Türk hukukunda banka kredi sözleşmelerinde bankalara sözleşmede yer alan faiz oranlarını sonradan herhangi bir sınıra bağlı olmaksızın tek taraflı olarak istedikleri kadar artırma” yetkilerinin tanınmasının ahlaka aykırı olduğu BK md 19 ve 20 gereğince hükümsüz sayılması gerektiğini belirtmektedir. Ticari kredi ilişkisinin doğumunda öncelikle bir temel ve çerçeve sözleşmesi olan genel kredi sözleşmesi (GKS) yapılmaktadır. GKS ile kredi kuruluşu kredi limiti çerçevesinde belirli bir miktara kadar nakdi veya gayrı bir nakdi bir kredi sağlama borcu altına girmektedir. GKS Borçlar Kanunu md 306 vd’da düzenlenen karz sözleşmesi niteliği taşır (Canaris, Bankvertragsrecht, Rn. 1206). Yüksek Yargıtay kararlarında da bu görüş savunulmaktadır.\" Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun  2017/19-1650 esas, 2019/507 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere de \"Ne var ki Yargıtay uygulamasında bankaların Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’na bildirdikleri ancak müşterilerine uygulamadıkları akdi faizlerin temerrüt faizinin tespitinde esas alınmayacağı kabul edilmekte...\"dir, gerekçeleriyle sözleşmenin bu hükmü ile temerrüt faizinin belirlenmesinde baz alınacak faizin TCMB'na bildirilen en yüksek faiz değil, fiilen uygulanan en yüksek faiz olduğu sonucuna varılmıştır. Teknik ayrıntısı yukarıda özetlenmeye çalışıldığı ve  bilirkişi raporunda tam detayı olduğu üzere bilirkişi tarafından hesap kat tarihinde, takip tarihinde ve hukuki menfaatin tespiti açısından  dava tarihinde asıl alacak ve temerrüt tarihi ve temerrüt faiz oranına göre fer'ileri hesaplanmıştır. Yapılan hesaplamada DEK kredide kat tarihindeki kur üzerinden yapılan hesaplamaya itibar edilmesi gerektiği, muhasebesel nedenlerle bankanın DEK kredileri kullanım tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'ye çevirerek deftere işlemesinin borç miktarına etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Her ne kadar alacağın ipotek ile teminat altına alındığı itirazı ileri sürülmüş ise de, ipoteğin kefalet borçlarını kapsamadığı anlaşılmıştır. GKS'nin tüm sayfalarında imza bulunmadığı itirazı ileri sürülmüş ise de; -metin içerik, anlam ve devam eden maddeler ile başlıkları bakımından mantıksal sıralama ( silsile ) ve bütünlük taşıması koşuluyla- sözleşme metninin birden çok sayfadan oluşması halinde her sayfanın imzalanması zorunlu  olmayıp, son sayfasının imzalanması yeterli olup, somut olayımızda da bu koşular sağlandığındın bu savunmanın yerinde olmadığı anlaşılmıştır. İcra inkar tazminatı yönünden;dava konusu alacağının önceden belirlenebilirlik, bilinebilirlik, hesap edilebilirlik  vasfı ve dolayısıyla likit alacak niteliği taşıdığı, bu haliyle İİK'nın 67. maddesindeki koşullar gerçekleştiği görülmekle, davacının icra inkar tazminatı kabulü ile, alacağın % 20'si oranında icra inkar tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Tüm bu nedenlerle, teknik hesaplama ayrıntısı bilirkişi raporunda anlaşıldığı üzere sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, \"1-Davanın kısmen kabulü ile davalıların İstanbul ... İcra Dairesinin ...  sayılı takip dosyasındaki itirazlarının; 6.244.343,40 TL asıl alacak, 1.007.805,74TL işlemiş temerrüt faizi 50.390,29 TL BSMV olmak üzere toplamda 7.032.539,43 TL üzerinden itirazın iptaline, İşleyecek faiz oranına itirazın ise \"asıl alacak üzerinden takip tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek % 34,38 sözleşmesel yıllık  temerrüt faizi ile\" şeklinde iptali ile Takibin bu şekilde ödeme emrindeki kayıt ve şartlarda devamına, 2-7.032.539,43TL'nin % 20'si olan 1.406.507,88 TL tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 3-Fazlaya ilişkin 437.528,89 TL'lik istemin reddine, 4-Kötü niyet ispatlanamadığından davalı tarafın tazminat talebinin reddine,\" karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, mahkemece yapılan yargılama neticesinde takipte yer alan asıl alacak tutarı ve davalı borçluların sorumlulukları bakımından usul ve yasaya uygun olarak karar verildiğini; ancak temerrüt faiz oranı ve temerrüt faiz alacağı bakımından yapılan tespit ve değerlendirmelerle oluşturulan karara taraflarınca itiraz edilmesi zorunluluğunun hasıl olduğunu; Ticari nitelikli kredi yönünden, kredi sözlemesinde yer alan düzenlemelerin aksine, yorum yoluyla yapılan tespit ve temerrüt faiz oranı hesaplamasının hatalı olduğunu, Dosyada karara esas alınan raporda, bilirkişi temerrüdün oluştuğu tarihte emsal kredilere uygulanan akdi faiz oranının %22,92 olduğunu ve bu oranın temerrüt faizine ilişkin sözleşme hükümleri gereği %50 fazlasının %34,38 olduğunu tespit ettiğini; kararda da tarafı olmadıkları “başka bir bankanın” (... Bankası AŞ.) kredi sözleşmesinden hareketle oluşturulan YHGK na ve Bankaların keyfi hareket ettiği yönünde görüşleri bulunan doktrin açıklamalarına atıf yapmak suretiyle, “fiilen uygulanması gereken faiz oranının esas alınması” gerektiğine karar verildiğini ve bilirkişi tarafından tespit edilen %34,38 temerrüt faiz oranı üzerinden -Müvekkili Banka tarafından dosyada yer alan kök ve ek raporlara itiraz edilmiş olmasına rağmen- yapılan hesaplamanın gerekçeli kararda esas alındığını, Taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesi dikkate alınmaksızın yapılan değerlendirme ve hesabın hatalı olup oluşturulan gerekçeli kararın da usul ve yasa aykırı olduğunu; karara esas alınan bilirkişi raporunda özet halinde yer verdiği kararlar kapsamında incelemede bulunduğunu; mahkemece de kararda atıf yapılan YHGK kapsamında yorum yapıldığını; kararın taraflar arasında imzalanan kredi sözleşmesine yada olaya uygulanabilirliğinin bulunmadığını; her bankanın düzenlemiş olduğu kredi sözleşmesinin farklı olduğunu; kararda yer alan yorumun hatalı olduğunu, sözleşmede “…temerrüt faizi, akdi faizin %50 fazlası olarak hesap edilecektir…” şeklinde ne bir ifade ne bu yönde bir düzenleme yada atıf bulunmadığını, Dava konusu alacağın Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklanmakta olduğunu ve Kredi sözleşmesinin 9. Ve 10. Maddesinde faize ilişkin düzenlemelerin bulunduğunu,  Temerrüt faizi başlıklı 10.maddesinde, “…temerrüt tarihinde bankaca tesbit edilmiş en yüksek kredi faiz oranının yıllık %50 (yüzde elli) fazlası olarak hesaplanacak oranda temerrüt faizini ödeyecektir…” ifadesinin yer aldığını, Yine Kredi Faizi başlıklı (Faiz oranı) 9.maddesinde de “…bankanın işbu sözleşme ve eki olan kredi özel şartları uyarınca açtığı veya açacağı kredilerin niteliğine ve para cinsine göre, banka tarafından TCMB’ye bildirilen oranları geçmemek ve müşteri önceden bilgilendirilmek sureti ile müşteriye kullandırılan krediye uygulanan faiz oranları artırılabilir ya da azaltılabilir…” ifadesinin yer aldığını, Dava dilekçeleri ekinde yer alan, müvekkili Banka tarafından sunulan TCMB’ye bildirilen faiz oranları genelgelerine göre Türk Parası ticari kredilerde uygulanan en yüksek akdi faiz oranının %32  olduğunu ve bu oranın %50 fazlası şeklinde işleyecek temerrüt faiz oranının ise %48 olduğunu; Müvekkili Banka tarafından hakkaniyete uygun olarak %48 temerrüt faizi talep edildiğini; bu oranı geçmediğini, Sözleşmede “…temerrüt faizi, akdi faizin %50 fazlası olarak hesap edilecektir…” şeklinde ne bir ifade ne bu yönde bir düzenleme yada atıf bulunmadığını; Yargıtay'ın kararda sözleşmede düzenleme olmaması halinde, hakkaniyete uygun olarak hesaplama yapılmasını ifade etmekte olduğunu; olayda müvekkili banka ile davalı borçlular arasında imza edilmiş temerrüt faizinin nasıl hesap edileceğine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı kredi sözleşmesi bulunduğunu; yapılan yorumun sözleşmeye, Yargıtay emsal kararlarına, TTK'na, usul ve yasaya aykırı olduğunu; akdi faizin %50'si üzerinden hesap yapılarak GKS hükmünün yorumlanmasının doğru olmadığını; mahkemece yapılan yorum ve hesaplamasının kabul edilebilmesi için GKS de bu yönde açıkça düzenleme yer alması gerekeceğini; müvekkili Banka tarafından takibe konu edilen kredinin TİCARİ nitelikte olduğunu ve TTK’nun 8. Maddesi  kapsamında “Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir” sözleşmenin her iki tarafının da tacir niteliğine sahip olduğunu ve sözleşme serbestisi ilkesi kapsamında sözleşmenin karşılıklı olarak imzalandığını, Karara esas alınan bilirkişi raporunda sürekli sözleşme serbestliği kapsamında bankaların faiz oranlarını kaynak maliyeti ve piyasa koşulları içinde serbestçe tayin ve tespit etme yetkisine dikkat çekmekte, diğer tüm konularda sözleşme hükümleriyle birlikte tespitler yapmakta ancak sonuçta sözleşme serbestliğini ve TTK düzenlemelerine dikkat etmeksizin hatalı tespitte bulunmakta olduğunu, TTK'nun 8/1 maddesi uyarınca ticari işlerde faiz oranının serbestçe belirleneceğini; somut olayda uyuşmazlığın ticari nitelikteki kredi sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle 6098 sayılı TBK'nun 88. ve 120. maddelerinin uygulanamayacağını; ticari işlere ilişkin düzenlemelerin bulunduğu 6102 sayılı TTK’nın 8/1. maddesinde; ticari işlerde faiz oranının serbestçe belirleneceği, 9/1. maddesinde; ticari işlerde kanuni, anapara ile temerrüt faizi hakkında ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağının hükme bağlanmış olup bu maddede gönderme yapılan ilgili mevzuatın 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun olduğunu; Türk Ticaret Kanunu ve 3095 sayılı Kanun’da ticari işlerde akdi faizi yada banka yönünden temerrüt faizini sınırlayacak bir hüküm bulunmadığını, Bankamız sözleşmesine göre inceleme yapılan Yüksek Mahkeme kararlarının da bu yönde olduğunu, “…Kredi sözleşmesinin temerrüt faizine ilişkin 10.maddesine göre de temerrüt faiz oranının bankaca tespit edilen en yüksek kredi faiz oranının yıllık %50 fazlası olarak uygulanması gerekirken, akdi faiz oranının %50 fazlasını temerrüt faiz oranı kabul ederek hesap yapan bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması isabetsizdir…” (Y.12.HD. 01.10.2018 T., 2017/7233 E, 2018/ 8986 K.) (Y.12.HD. 24.03.2016 T., 2016/3732 E, 2016/8734 K.) tüm bu açıklamaları doğrultusunda temerrüt faiz oranı bakımından söz konusu kararın kaldırılması gerektiğini, İleri sürerek, ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu temerrüt faiz oranının belirlenmesine ilişkin usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılarak, itirazın iptali ile davanın bu yönleriyle de kabulüne karar verilmesini, masraf ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine ve ayrıca tehiri icra taleplerinin de kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; genel kredi ve kefalet sözleşmesine dayalı kredi alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince hüküm altına alınan işlemiş temerrüt faizi tutarı ile tespit edilen temerrüt faizi oranı yönünden istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı ile davalı dışı kredi lehdarı ... Ticaret Ltd Şti arasında imzalanan 2.000.000,00-Euro limitli 27/02/2017 tarihli sözleşmeye, davalıların müteselsil kefil sıfatıyla imza attıkları, sözleşme kapsamında dava dışı şirkete 01/03/2017 tarihinde 29/12/2017 vadeli yıllık %6,30 akdi faizli 1.377.000,00-Euro tutarlı ile dövize endeksli spot kredi (DEK) kullandırıldığı, kredi vadesi henüz dolmadan hesabın 08/12/2017 tarihinde kat edildiği anlaşılmıştır. Genel kredi sözleşmesinin II/4.1 maddesinde, döviz cinsinden kredinin yasal mevzuat izin verdiği sürece TPKK ve ilgili mevzuat uyarınca belirlenen kişilere TL olarak ödenmek veya kredi kullanıcısı adına döviz olarak yurt dışına transfer edilmek veya mevzuatta öngörülen durumlarda yurt içinde döviz olarak ödeme yapılmak suretiyle kullandırılacağının, ancak riskin döviz olarak takip edileceğinin, kredi ana para ve faiz ödemelerinin, komisyon, vergi ve diğer masraflarının hesaplamasının kredinin kullandırıldığı döviz cinsinden yapılacağının  kararlaştırıldığı;  sözleşmenin II/4.2 maddesinde; dövize endeksli kredi kullanması halinde, herhangi bir ihracat taahhüdü aranmaksızın, dövize endeksli olarak tahsis edilen kredinin bankanın döviz alış kuru karşılığı üzerinden Türk Lirası olarak kullandırılacağının, müşterinin riskinin TL olarak izleneceğinin, döviz ya da TL olarak geri ödenebilen kredinin döviz olarak geri ödenmesi halinde ödeme tarihindeki efektif alış  kuru karşılığı üzerinden hesaplanarak Türk Lirası karşılığının banka kayıtlarına intikal edeceğinin, bankanın krediden doğan alacağını, alacağın muaccel hale geldiği tarihteki veya dava veya takip tarihindeki TCMB döviz satış kuru karşılığı Türk Lirası olarak talep edeceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Sözleşmenin temerrüt faizi başlıklı I/10 maddesinde; temerrüdün gerçeklemesi halinde, müşterinin temerrüdün doğduğu tarihten itibaren fiili ödemeyi gerçekleştirdiği güne kadar geçecek günler içini bankaca tespit edilmiş en yüksek kredi faiz oranının yıllık %50 fazlası olarak hesaplanacak oranda temerrüt faizini ödeyeceğinin, kredinin yabancı para cinsinden belirlendiği hallerde ise, kredi alacağının muacceliyet ya da takip veya dava tarihinden bankaya ödendiği tarihe kadar geçecek süre için borcun Türk Lirası'na çevrildiği tarihte bankada Türk Lirası krediler için geçerli en yüksek kredi faiz oranının %50 fazlası oranında temerrüt faizi uygulanacağının kararlaştırıldığı görülmüştür. Dosya içeriğindeki kredi kullandırım belgeleri kapsamından davacının dava dışı kredi lehdarına, ismi dövize endeksli kredi olmakla birlikte, doğrudan döviz cinsinden kredi kullandırdığı, nitekim kat ihtarında da kredinin döviz cinsinden talep edildiği, ancak davacının takip talebinde, hesabın kat edildiği diğer ifade ile alacağın muaccel olduğu tarihteki efektif satış kuru üzerinden döviz alacağını TL cinsine çevirdiği, sözleşmenin 10 maddesinde döviz cinsinden kredilerin TL ye çevrildikleri tarihte bankanın Türk Lirası krediler için geçerli en yüksek kredi faiz oranının %50 fazlası oranında temerrüt faizi uygulanacağının kararlaştırıldığı, dolayısıyla bankanın TCMB'na bildirdiği faiz oranları esas alınarak temerrüt faizi belirlemesinin yerinde olmadığı, bankacı bilirkişi tarafından ek raporda  banka kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu  hesabın kat edildiği tarihe en yakın 13/12/2017 tarihindeki  emsal TL cinsinden kredilere uygulanan en yüksek akdi kredi faiz oranı olan yıllık %22,92  oranını yüzde elli fazlası üzerinden yıllık %34,38 temerrüt faiz oranı tespit edildiği, bu oran üzerinden temerrüt faizi hesaplandığı,  bu hesaplamanın sözleşmenin anılan maddelerine uygun olduğu, mahkemece de bu tespitler esas alınarak hüküm kurulmasına isabetsizlik bulunmadığı,  hatta bilirkişinin ek raporda kat tarihi ile temerrüt tarihi arasında, dava dışı kredi lehdarına kullandırılan döviz kredisinin yıllık akdi faiz oranı olan yıllık %6,30 oranı üzerinden akdi faiz hesaplaması gerekirken, davacı lehine yıllık %22,92 oranı üzerinden akdi faiz hesaplaması yaptığı, ancak davalılar tarafından istinaf başvurusu yapılmadığından ve davalı aleyhine istinaf değerlendirilmesi yapılmayacağından, bu hususun inceleme dışı bırakıldığı, davacının temerrüt faiz oranına ve tutarına yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬0‬-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 01/02/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"93e431628abd8cfc","SID":"1fc14c44cb6d48a3"}}