{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/163 Esas<br>KARAR NO: 2024/235 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: TEKİRDAĞ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2023/620 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİHİ: 11/12/2023 (Ara Karar)<br>DAVA: İHTİYATİ TEDBİR<br>KARAR TARİHİ: 08/02/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesi ile; davalı ... Anonim Şirketi'nin A, B, C grubu paysahiplerinden oluştuğunu, davacı ... \"A grubu\" ...'ın \"C grubu\" hisseye sahip kurucu hissedarı olduğunu, davacı ...'inin ise hem A hem de C grubu paya sahip hissedar olduğunu, davacıların hisse toplamının %66,6 olduğunu, davacıların dışında şirkette sadece B grubu hissedar davalı ...'un yer aldığını, kendisinin hisse miktarının ise %33,3 olduğunu, davalı şirketin esas sözleşmesinde yer alan yönetim kurulunun A, B, C gruplarından oluşması ve seçiminin de oybirliği ile yapılması zorunluluğu  ve 8. maddesinde yer alan  esas sözleşmenin değiştirilebilmesi için oybirliği gereği davalı şirketin, pay sahiplerinin, davalı şirketin binlerce çalışanının, iş ortaklarının, kamunun menfaatlerini son derece ciddi düzeyde etkiler, hatta artık maalesef somut zararlar da doğurur hale geldiğini,  maddelerde her koşulda %100 nisap arandığını, bu nisabın sağlanamaması halinde ne yönetim kurulunu seçmek, ne de esas sözleşme değişikliği yapmanın mümkün olamadığını, başkaca ve fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla, davanın kabulü ile;  kötü niyetli, hukuka aykırı, zarar verici, kasdi eylemleri ile davalı şirketin ekonomik anlamda kritik noktaya gelmesine sebep olan; genel kurullara kasten katılmayıp ve/veya katılıp haksız gerekçelerle yönetim kurulunu bir biçimde seçtirmeyerek, seçilmesini geçiktirerek organ boşluğu oluşmasına sebep olan davalı ...'un B grubu paylarına, işbu dava süresince davalı şirketin zararının artmaması, yüzlerce çalışanının, kamunun menfaatlerinin korunması, davacıların pay değerinin azalmasına engel olunması, B grubu payların yönetim kurulunda temsilinin sağlanması için 16 Ekim 2023'te yapılacak olağan genel kurul da dikkate alınarak, tedbiren ve tensiben yönetim kayyımı atanmasına, davalı ... Anonim  Şirketi'nin  TTK'nun 531. maddesi gereğince feshine; bunun mümkün olmaması halinde şirketin amacını gerçekleştirmesi doğrultusunda yıllardır hiçbir faaliyette asla bulunmayan, aksine buna engel olup basiretli davranmayan, şirketi ihmali ve kasti davranışlarıyla zarara uğratan, şirketi ısrarla durdurup, batırmaya çalışan,  şirketin, yüzlerce çalışanın, kamunun yüksek düzeydeki menfaatlerini asla önemsemeyerek işbu davanın açılmasına sebep olan B grubu hisse sahibi ...'un paylarının, karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin hesaplanıp kendisine ödenerek davalı şirketten çıkartılmasına veya  davalı .. tarafından kötü niyetle kullanılan, şirketin menfaatlerine hizmet etmeyen esas sözleşmenin 12. maddesinin iptaline ya da mahkemece duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İlk Derece Mahkemesi'nin 26/10/2023 tarih ve 2023/620 Esas sayılı ara kararında; \"1-)Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin KISMEN KABULÜ İLE KISMEN REDDİNE, Davacı vekilinin  davalı ...'un B grubu paylarına tedbiren yönetim kayyımı atanması talebinin REDDİNE, 2-)Davacı vekilinin ve davalı şirket vekilinin davalı şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanması talebinin KABULÜ ile, Çorlu Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasında kayıtlı davalı ... Anonim Şirketi'ne yönetim kayyımı olarak ... T.C. Kimlik numaralı ..., ... T.C. Kimlik numaralı ..., ... T.C. Kimlik numaralı ...'in atanmasına, Dava konusu olan şirketi davada temsil etmesi ve ayrıca kayyım olarak şirketi yönetmesi ve işlerini yürütmesi için atanmasına, şirketin yönetiminin ve işlerinin yürütülmesinin kayyım tarafından yapılmasına, Yönetim kayyımları olarak atanan kişilerin şirket ortakları olduğundan ücret takdirine yer olmadığına, Kayyımın göreve başlamasından sonra atama kararının ve şirketin temsile dair yetkili olan kişilerinin yetkilerinin kaldırılmasının Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilmesine, İhtaratın kayyımlara ara kararın tebliği suretiyle yapılmasına, 3-) Çorlu Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı davalı ... Anonim Şirketi'ne denetim ve onay kayyımı olarak bilirkişi listesinden resen seçilen, ... T.C. Kimlik numaralı ... (Mali Müşavir), ... T.C. Kimlik numaralı ... (Mali Müşavir/Bağımsız Denetçi), ... T.C. Kimlik numaralı ...'ın ( Sosyal Güvenlik Hukuku Alanında Uzman ) atanmasına, Davalı şirketin müdürlerinin şirketle ilgili her türlü karar ve tasarruf işlemlerinin (şirket malvarlığı üzerinde tasarruf etme, şirkete ait banka hesaplarından para çekme, kambiyo evrakı düzenleme ve şirket adına harcama yapma dahil her türlü işleminin) geçerliliğinin Mahkememizce atanan kayyımın onayına bağlanmasına, Kayyımların denetim ve onay görevini yaparken, ortakların hak ve menfaatini ve şirketin menfaatlerini gözetmesine, Kayyımların yetkisinin Mahkememizin kararı ile başladığının belirtilmesine, Kayyımlara emek ve mesaisine karşılık olmak üzere ayrı ayrı aylık olmak üzere 20.000,00'er TL ücret takdirine, Kayyımların Türk Medeni Kanunu'nun denetim kayyımı hususunda düzenlenen düzenlemeler kapsamında bağlı olduğunun kayyıma ihtarına, İhtaratın kayyımlara ara kararın tebliği suretiyle yapılmasına, Kayyım atama kararının ticaret sicilinde tescil ve ilanına, tescil ve ilan masraflarının davacı tarafından karşılanmasına, \" karar verilmiştir. Denetim kayyım heyeti dosyaya sunduğu 03/11/2023 havale tarihli dilekçesi ile; Mahkemenin vermiş olduğu kararda yönetim kayyım heyetinin iş ve işlemlerini onaylamaları halinde yönetim kayyım heyetinin üzerinde onay makamı olarak yönetim icra etmiş olacaklarını, onayladıkları iş ve işlemleri dönüp denetleme gibi bir durumla karşı karşıya kalınacağını, ifa ettikleri görevin onay makamına dönüşmüş olacağını, bu durumun aynı zamanda yönetim kayyım heyeti ile yetki karmaşası yaratacağını, denetim onay kayyımı olarak yönetim kayyım heyetinin yaptığı iş ve işlemlerin onay sürecinin tarafından yapılmasına ilişkin ara karardan ek bir karar alınarak yönetim kayyım heyetinin aldığı kararlar, yaptığı iş ve işlemlerin denetlenmesi konusunda denetim kayyımlığı olarak görevlerinin devamına karar verilmesini talep etmişlerdir. İlk Derece Mahkemesi'nin 03/11/2023 tarih ve 2023/620 Esas sayılı ara kararında; \"1-) Denetim kayyım heyetinin 03/11/2023 havale tarihli dilekçesindeki taleplerinin KABULÜ ile, Mahkememizin 26/10/2023 tarihli ara kararının 3 nolu bendinin:\"Çorlu Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı davalı ... Anonim Şirketi'ne denetim kayyımı olarak bilirkişi listesinden resen seçilen, ... T.C. Kimlik numaralı ... (Mali Müşavir), ... T.C. Kimlik numaralı ... (Mali Müşavir/Bağımsız Denetçi), ... T.C. Kimlik numaralı ...'ın ( Sosyal Güvenlik Hukuku Alanında Uzman ) atanmasına, Davalı şirketin müdürlerinin şirketle ilgili her türlü karar ve tasarruf işlemlerinin (şirket malvarlığı üzerinde tasarruf etme, şirkete ait banka hesaplarından para çekme, kambiyo evrakı düzenleme ve şirket adına harcama yapma dahil her türlü işleminin) geçerliliğinin Mahkememizce atanan kayyımın denetimine bağlanmasına, Kayyımların denetim görevini yaparken, ortakların hak ve menfaatini ve şirketin menfaatlerini gözetmesine, Kayyımların yetkisinin Mahkememizin kararı ile başladığının belirtilmesine, Kayyımlara emek ve mesaisine karşılık olmak üzere   ayrı ayrı aylık olmak üzere 20.000,00'er TL ücret takdirine, Kayyımların Türk Medeni Kanunu'nun denetim kayyımı hususunda düzenlenen düzenlemeler kapsamında bağlı olduğunun kayyıma ihtarına, İhtaratın kayyımlara ara kararın tebliği suretiyle yapılmasına, Kayyım atama kararının ticaret sicilinde tescil ve ilanına, tescil ve ilan masraflarının davacı tarafından karşılanmasına, \" şeklinde düzeltilmesine, karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı ... vekili tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmuştur. Davalı ... vekili 10/11/2023 tarihli itiraz dilekçesi ile; davacılar ..., ... ve ...'in yönetim kayyımı olarak atanmasına yönelik tedbir kararının kaldırılmasını, yeni ve ortaklar dışından seçilecek tarafsız bir kayyım heyetinin oluşturulmasını, yönetim kayyımı ve denetim kayyım heyetinin görevlerinin yasaya, ana sözleşmeye uygun ve şirketin pay sahipleri ve alacaklıların haklarını koruyacak şekilde ayrıntılı olarak belirlenmesini, kayyım heyetinin 01.11.2023 tarihli 1 sayılı kararı ile ... A.Ş.’nin  01.11.2023 tarihli 2023/1 nolu iç yönergesinin kaldırılmasını, verilecek kararların Ticaret Sicil Müdürlüğüne tescil ve ilanına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili 09/11/2023 havale tarihli tavzih dilekçesi ile; Mahkemenin kayyım kararının gerekçesine ilişkin olarak  genel itibarı ile  bir itirazı bulunmadığını, ancak Mahkemenin, denetim kayyımlarının talebi üzerine ihdas edilen 03.11.2023 ara kararında yer alan  hususların, ara karar gerekçesi ile uyum içerisinde olmadığı ve uygulamada farklı duraksamalara neden olabileceğini, iç yönerge ile  gerekse de 03.11.2023 tarihli ara karar gerekçesi ile sabit olduğu üzere, şirketin müdürlerinin işlemlerinin sadece \"yönetim kayyımının\" onayına bağlı olduğunu ve ayrıca yönetim kayyımlarının ve  şirket müdürlerinin işlemlerinin herhangi bir biçimde denetim kayyımlarının onayına bağlı olmadığını, uygulamada duraksama yaratmayacak şekilde kararın Mahkemenin 03.11.2023 tarihli ara kararındaki gerekçelerine de uygun şekilde tavzihi ile ilanına karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi'nin 13/11/2023 tarih ve 2023/620 Esas sayılı ara kararında; \"1-)Davalı şirket vekili tarafından dosyaya sunulan 09/11/2023 havale tarihli dilekçesindeki taleplerinin KABULÜ ile, Mahkememizin 26/10/2023 tarihli ara kararının 2 ve 3 nolu ara kararı ile ve Mahkememizin 03/11/2023 tarihli ara kararının :\" 2-) Davacı vekilinin ve davalı şirket vekilinin davalı şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanması talebinin KABULÜ ile, Çorlu Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı davalı ... Ticaret Anonim Şirketi'ne yönetim kayyımı olarak ... T.C. Kimlik numaralı ..., ... T.C. Kimlik numaralı ..., ... T.C. Kimlik numaralı ...'in atanmasına, bu kişilerden herhangi ikisinin şirket unvanı altına atacakları imzalar ile şirketi en geniş şekilde temsil ve ilzama yetkili kılınmasına, Dava konusu olan şirketi davada temsil etmesi ve ayrıca kayyım olarak şirketi yönetmesi ve işlerini yürütmesi için atanmasına, şirketin yönetiminin ve işlerinin yürütülmesinin yönetim kayyımı tarafından yapılmasına, Yönetim kayyımları olarak atanan kişilerin şirket ortakları olduğundan ücret takdirine yer olmadığına, Kayyımın göreve başlamasından sonra atama kararının ve şirketin temsile dair yetkili olan kişilerinin yetkilerinin kaldırılmasının Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilmesine, Kayyımın Türk Medeni Kanunu'nun yönetim kayyımı hususunda düzenlenen düzenlemeler kapsamında bağlı olduğunun kayyıma ihtarına, İhtaratın kayyımlara ara kararın tebliği suretiyle yapılmasına, Kayyımlarının görevinin işbu ara kararın Ticaret Sicil Gazetesinde ilanından itibaren başlamasına, 3-) Çorlu Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı davalı ... Anonim Şirketi'ne denetim kayyımı olarak bilirkişi listesinden resen seçilen, ... T.C. Kimlik numaralı ... (Mali Müşavir), ... T.C. Kimlik numaralı ... (Mali Müşavir/Bağımsız Denetçi), ... T.C. Kimlik numaralı ...'ın ( Sosyal Güvenlik Hukuku Alanında Uzman ) atanmasına, Davalı şirkete atanan yönetim kayyımlarının şirketle ilgili her türlü karar ve tasarruf işlemlerinin denetim kayyımının denetime tabi tutulmasına, Kayyımların denetim görevini yaparken, ortakların  ve şirketin  haklarını, menfaatlerini gözetmesine, Kayyımların yetkisinin Mahkememizin kararı ile başladığının belirtilmesine, Denetim kayyımlarına emek ve mesaisine karşılık olmak üzere  ayrı ayrı aylık olmak üzere 20.000,00'er TL ücret takdirine, Kayyımların Türk Medeni Kanunu'nun denetim kayyımı hususunda düzenlenen düzenlemeler kapsamında bağlı olduğunun kayyıma ihtarına, İhtaratın kayyımlara ara kararın tebliği suretiyle yapılmasına, Kayyım atama kararının ticaret sicilinde tescil ve ilanına, tescil ve ilan masraflarının davacı tarafından karşılanmasına\" şeklinde düzeltilmesine, karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı ... vekili tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmuştur. Davalı ... vekili 27/11/2023 tarihli itiraz dilekçesi ile; davacılar ..., ... ve ...’in yönetim kayyımı olarak atanmasına yönelik tedbir kararının kaldırılmasını, yeni ve ortaklar dışından seçilecek tarafsız bir yönetim kayyım heyetinin oluşturulmasını, yönetim kayyımı ve  denetim kayyım heyetinin görevlerinin yasaya, ana sözleşmeye uygun ve şirketin, pay sahipleri ve alacaklıların haklarını koruyacak şekilde ayrıntılı olarak belirlenmesini, yönetim tasarruflarının uygunluğunun denetim ve izin yetkisinin denetim kayyım heyetine verilmesini, kayyım heyetinin 15.11.2023 tarih sayılı kararıyla ... A.Ş.’nin 15.11.2023 tarihli ... nolu iç yönergesi ile önceki itirazlarında yer alan 01.11.2023 tarih ve 1 sayılı iç yönergelerin  kaldırılmasını, verilecek kararların Ticaret Sicil Müdürlüğüne tescil ve ilanına karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi'nin 11/12/2023 tarihli 2023/620 Esas sayılı ara kararında; Davalı ... vekilinin kayyım atanmasına yönelik 26/10/2023, 03/11/2023 ve 13/11/2023 tarihli ara kararlarına yapmış olduğu itirazlarının REDDİNE, karar verilmiş ve verilen ara karara karşı davalı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili istinaf dilekçesi ile; davalı ... San. Tic. A.Ş. ( ... A.Ş.) ve müvekkili aleyhinde açılan davada, davalı şirketin feshinin, bunun mümkün olmaması halinde davalı müvekkilinim şirketten çıkarılmasının, şirket ana sözleşmesinin 12. maddesinin iptalinin yada duruma uygun düşen diğer çözüm yollarına karar verilmesinin talep edildiğini, davacıların 10.10.2023 tarihli dilekçe ile müvekkilinin davalı şirketteki B grubu paylarına yönetim kayyımı atanmasını tedbiren talep ettiklerini, davalı şirket adına, davalı vekili tarafından sunulan 17.10.2023 tarihli dilekçe ile, 30.06.2022 tarihli genel kurulda seçilen yönetim kurulu ile 12.12.2022 tarihli yönetim kurulu kararı ile başkan, başkan yardımcısı ve yönetim kurulu üyesi olarak belirlenen ..., ..., ...’in görevde olduğuna dair ara karar kurulmasını, bu talebin kabul edilmemesi halinde müvekkiline ait B grubu hisselere yönetim kayyımı atanmasını, bu talep kabul edilmiyorsa şirketin yönetimsiz olduğu düşünülüyorsa şirkete ... ve ...’ın yönetim kayyımı olarak atanmasını talep ettiğini; Yerel Mahkemece davalı şirketin talebi üzerine, davacılar ..., ..., ...’in davalı ... A.Ş'ne yönetim kayyımı olarak atanması yönünde tedbir niteliğinde arka arkaya üç ayrı karar verildiğini, 26.10.2023 tarihli karar ile; ... A.Ş.’ye yönetim kayyımı olarak ..., ..., ...’in atanmasına, yönetim kayyımlarının davalı şirketi davada temsil etmesi, şirketi yönetmesi, işlerini yürütmesi için atanmasına, denetim ve onay kayyımı olarak ... (Mali Müşavir), ... (Mali Müşavir/Bağımsız Denetçi), ... ( Sosyal Güvenlik Uzmanı)'ın atanmasına, davalı şirket müdürlerinin şirket ile ilgili her türlü karar ve tasarruf işlemlerinin geçerliliğinin Mahkemece atanan kayyımların onayına bağlanmasına karar verildiğini; 03.11.2023 tarihinde yeni bir karar ile: 26.10.2023 tarihli ara kararın üç nolu bendi ile atanan denetim ve onay kayyımlarının “onay” görevi kaldırılarak denetim kayyımı olarak atanmalarına karar verildiğini, 13.11.2023 tarihli ara kararı ile de; ... A.Ş.’ne ..., ..., ...’in yönetim kayyımı olarak atanmasına, bu kişilerin herhangi ikisinin şirket unvanı altında atacakları imzalar ile şirketi en geniş şekilde temsil ve ilzamına yetkili kılınmasına, davalı şirketi davada temsil etmesi ve ayrıca kayyım olarak şirketi yönetmesi ve işleri yürütmesi için atanmasına, şirketin yönetiminin ve işlerinin yürütülmesinin yönetim kayyımı tarafından yapılmasına,  denetim  kayyımı olarak ... ( Mali Müşavir), ... (Mali Müşavir/Bağımsız Denetçi), ... ( Sosyal Güvenlik Uzmanı)'ın atanmasına karar verildiğini; Bu kararlar üzerine yönetim kayyımlarınca; 01.11.2023 ve 15.11.2023 tarihli iç yönergelerin düzenlendiğini, iç yönergelere göre, yönetim kayyımlarının herhangi ikisinin şirket maksat ve mevzuuna giren hususların tamamı üzerinde sınırsız biçimde temsil ve ilzam etmesine karar verildiğini ayrıca şirket genel müdürü ve genel müdür yardımcılarına da A grubu yetki verilerek iki A grubu veya bir A grubu bir B grubunun iç yönergede sayılan işlerde şirketi temsil ve ilzamına yetkilendirildiğini, iç yönergede ayrılan işlerin ise şirketin yapabileceği her türlü tasarrufu kapsamakta olup, diledikleri gibi şirket gayrimenkulleri üzerinde tasarruf yetkisi dâhil, her türlü  kambiyo taahhüdü, borç alma verme, para transferi, demirbaş, nakil vasıtaları üzerinde tasarruf, her türlü sözleşmeyi yapma, taahhütte bulunma, sulh ve ibra yetkilerini kapsadığını, diğer bir ifade ile kayyımlar ve A grubu müdürlerin sınırsız yetkili olduğunu, iç yönerge ile genel müdür ve genel müdür yardımcısı olarak kayyım ...’ın kardeşi ...'ın ve oğlu ...'ın seçildiğini, Mahkemece  iç yönergelerin ticaret siciline gönderilerek tescil ve ilan olunduğunu; Mahkemenin bu üç ayrı tedbir kararına ve kayyımlarca düzenlenen iç yönergeler ve iç yönergelerdeki şirketin temsil ve ilzamına ilişkin itirazlarının istinaf konusu karar ile reddedildiğini, tedbir kararları ve itirazın reddi kararının haksız gerekçelerle usul ve esas açısından yerinde olmadığı gibi hukuka da aykırı olduğunu, itiraz konusu ara (tedbir) karar ile davacıların, davalı şirkete yönetim kayyımı atanmalarının esas ve yargılama usulü yönünden son derece hatalı olduğunu, yasa ve hukukun temel ilkelerine aykırı olduğunu, bir davada taraf olanın aynı davada karşı tarafın temsilcisi olamayacağını, kayyım kararının bu temel kurala aykırı olduğunu, davalı şirketin feshi, bunun kabul edilmemesi halinde davalı müvekkilinin şirketten çıkarılması ve davalı şirket ana sözleşmenin 12. maddesinin iptalinin talep edildiği davada davacılarla davalı şirket tüzel kişiliği ve davalı müvekkili arasında somut çıkar çatışması bulunduğunu, temsilci ile temsil olunan şirket arasında menfaat çatışması bulunması halinde temsilcinin temsil olunanı temsil edemeyeceğini, somut menfaat çatışmasına rağmen Mahkemece davacıların şirkete kayyım atanmalarının davadaki tüm işlemleri hükümsüz kılacağını; Yönetim kayyımı atanmasının davalı şirket tarafından talep edildiğini, yönetim kurulu bulunmadığı gerekçesiyle davalı şirketin talepleri doğrultusunda davacılar yönetim kayyımı olarak atanmış ise de, yönetim organından fiili ehliyetinden yoksun davalı şirketin bu talebinin hukuken hüküm ifade etmeyeceğini, kayyım kararının bu nedenle de yasaya aykırı olduğunu, istinaf konusu karar ile yönetim kayyımlarına en geniş şekilde temsil ve ilzam yetkisi verilmesinin, şirketi yönetmesinin, davada temsil etmesi yetkilerinin verilmesinin kayyım müessesine ve yasaya aykırı olduğunu, kayyım atanması kararında kayyımların görev ve yükümlülüklerinin ayrıntılı olarak düzenlenmesi gerektiğini ancak kararda yönetim ve denetim kayyımlarının görev ve sorumluluklarının düzenlenmediğini; Denetim kayyımlarına, yönetim kayyımlarının kararlarını ve tasarruflarını denetleme yetkisi verilmiş ise de, bu görevin pratikte sonuç ifade etmesinin mümkün olmadığını, bunun sonucunun denetim kayyımların görevlerinin TTK madde 379 maddesindeki denetçi görevi ile sınırlı kalarak işlevsiz hale geldiğini, yönetim kayyımlarınca düzenlenen ve ticaret siciline tescil edilen iç yönergeye göre davacıların kayyım sıfatı ile hiçbir sınırlama tabi olmaksızın şirket varlıkları üzerinde tasarruf dahil, şirket adına her türlü tasarrufta bulanabilecekleri gibi, şirket genel müdürü ve yardımcısının da aynı yetkilere sahip olacağını, bu durumun yasaya aykırılık teşkil ettiğini, bir davada taraf olanın, aynı davada karşı tarafın temsilcisi olamayacağını, istinaf konusu tedbir kararı ile davacılar ..., ... ve ...'in davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atandıklarını; Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesinin bu kararı sonucu ..., ... ve ...'in davanın hem davacısı, hem de feshini talep ettikleri davalı ... A.Ş.’nin temsilcisi olduklarını, davada davacı taraf sıfatı ile davalı taraf tüzel kişiliğin temsilcisi sıfatının aynı kişilerde toplandığını, aynı davada taraflardan birinin diğerinin yasal veya iradi temsilcisi, vekili, şahidi ve bilirkişisi olamayacağını, karşı tarafın davasına müdahil olarak katılamayacağını, istinaf konusu tedbir kararının bu kurala aykırı olduğunu, davalı ... A.Ş.'nin 17.10.2023 tarihli dilekçe ile kendisine davacıların yönetim kayyımı atanmasını talep ettiğini, Mahkemece bu talebin kabul edilerek davacıların davalı ... A.Ş.'ne davacıların yönetim kayyımı olarak atanması sonucu menfaat çatışmasının ötesinde ..., ... ve ... hem davacı, hem de davada davalı taraf olan ... A.Ş.’nin şirketin yasal temsilcisi olması (davacı ve aynı zamanda davalının yasal temsilcisi) gibi usul hukuku açısından kabulü mümkün olmayan bir sonuç ortaya çıktığını; Davacı yönetim kayyımları ile davalı taraflar arasında somut menfaat çatışması bulunduğunu, davacıların davadaki taleplerinin; davalı şirketin feshi, bunun mümkün olmaması halinde müvekkilinin şirketten çıkarılması, davalı şirket ana sözleşmesinin 12. maddesinin iptali, müvekkile ait hisselere yönetim kayyımı atanması olduğunu, davacıların bu taleplerinin davacılar ile davalı şirket ve müvekkili arasında somut menfaat çatışmasının açık kanıtı olduğunu, davalı anonim şirketin mevcut ortaklarından bağımsız bir tüzel kişilik, pay sahiplerinden ayrı  bağımsız bir birim olduğunu, bu nedenle şirketin feshini talep eden davacılarla davalı şirketin menfaatlerinin de farklı olduğunu, davacıların şirketteki payları itibariyle %66,66 pay ile çoğunluğu oluşturmalarının menfaat çatışmasını ortadan kaldırmayacağını, bunun gibi, davadaki talepler itibariyle davacılar ile müvekkili arasında da somut menfaat çatışması olduğunun tartışmasız olduğunu; Müvekkilinin 1/3 hissesine sahip olduğu davalı şirketin feshinin talep edilmesinin, müvekkilinin şirketten çıkarılmasının istenmesinin, müvekkiline ait B grubu paylara yönetim kurulunda temsil imtiyazı tanıyan şirket ana sözleşmesinin 12. maddesinin iptali talebinin somut menfaat çatışmaları olduğunu, davacıların davalı şirkete yönetim kayyımı atanmaları sonucunda, soyut bir varlık olan davalı şirket iradesinin yönetim kayyımı olan davacılar tarafından oluşturulacağını, bunun sonucu olarak davacılar iradesinin aynı zamanda diğer davalı ... A.Ş.’nin iradesi olacağını, davacılar ile davalı şirket iradesinin birleşerek aynı olacağını, davacıların kendi kendileri ile davalı olacağını, bu durumun usul hükümleri açısından kabul edilemez bir hal olduğunu, davadaki usulü işlemler ve maddi hukuk açısından sadece davalı şirketi değil, müvekkilinin haklarını da olumsuz etkileyeceğini; “...Hiç kimsenin kendi davasının hakimi olamayacağı (...) evrensel Hukuk kuralı nedeniyle bu davada şirketi davalı yönetim kurulu üyelerinin temsili mümkün olmadığı ...” (A.Ş. Ortaklığa Yönetim Kayyımı Atanması Prof Dr. E. Çamoğlu- İstanbul Barosu Dergisi Cilt 91 Sayı 5)  doktrin ve uygulamada da kabul edildiğini, davacıların davalı şirkete yönetim kayyımı atanmaları ve bunun sonucu olarak davada davalı şirketi temsil etmelerinin adil yargılanma hakkına da aykırı olduğunu; Davada, tarafların eşit koşullar altında dinlenmesinin gerekli olduğunu, silahların eşitliği ilkesi gereği olan taraflar arasında dengenin sağlanması ve bu dengenin yargılamanın her aşamasında korunması gerektiğini, davacıların kayyım olarak atanmasının bu dengeyi ortadan kaldırdığını, hakkaniyetin de bir gereği olarak güvence altına alınan bu ilkelere aykırı kayyım kararının, davacıları avantajlı, davalıları dezavantajlı konuma getirdiğini, bu şekilde menfaat çatışması içinde yapılacak yargılamanın hükümsüzlük sonucunu doğuracağını, şirketin feshi davasında davalı tüzel kişiliğin haklarının korunmasının davacılara emanet edildiğini, her ne kadar davacıların, davalı şirketin pay sahibi olsa da, yukarıda değinildiği gibi, pay sahiplerinden ayrı bir birim olan davalı anonim şirketin menfaatleri ve davacıların menfaatlerinin birbirinden ayrı olduğunu, davalı şirkette müvekkilin de %33,33 payı olduğunu, ancak itiraz konusu tedbir kayyım atanması kararında Yerel Mahkeme tüm bunları, haklar dengesini göz ardı ettiğini, davalı şirketin bağımsız bir birim olduğu dikkate alınmadan, davalı şirketin hak ve menfaati ile davacıların hak ve menfaatlerinin eşit olduğu kabulünden yola çıkarak karar verdiğini, bunun anonim şirketlerin yapısına ve hukukuna aykırı olduğunu, müşterek hareket eden davacının çoğunluk karşısında azınlıkta kalan müvekkilinin  haklarının yok kabul edilmesi olduğunu, davacıların kayyım atanması ile davada ortaya çıkan menfaat çatışmasının davalı şirketin ve müvekkilinin haklarının ihlaline ve zarar görmelerine neden olacağını; Davacıların yönetim kayyımı olarak atanmalarının bu davadaki yargılama süreci dışında müvekkilinin pay sahipliğinden kaynaklanan haklarına da zarar vereceğini, şirketteki menfaat dengeleri, özellikle ana sözleşme ile ortaklar arasında temin edilmesi amaçlanan denge ve eşitliğin bozulacağını ve telafisi son derece güç zararlar doğacağını, davacılar ile davalı müvekkili arasında sadece mevcut dava yönünden değil, 2019 yılından bu yana devam eden davalar, menfaat çatışması ve yasal husumet bulunduğunu, müvekkilinin yönetim kurulunda temsil imtiyazı bulunan B grubu hisselerin sahibi olduğunu, davacıların yasa ve ana sözleşmeye aykırı karar ve tutumları sonucu müvekkilinin bu imtiyaz hakkı 2019 yılından bu yana engellenmekte olup müvekkilinin yönetim kurulunda temsil edilemediğini, davacıların hukuka aykırı işlem ve kararlarına karşı, müvekkilince açılan davalar sonucu, davacıların aldıkları bu kararların hükümsüzlüğüne karar verildiğini, bu kararların kısaca; a)Davacılardan ... ve ...’nun diğer davacı ...’in davalı şirket yönetim kuruluna atanması yönünde aldıkları “yönetim kurulu kararları” ve bu kararların “butlanının tespitine” dair verilen: - 23.05.2019 tarih ve 2019/12-13-14 sayılı yönetim kurulu kararları, Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesinin  2021/1183 E. 2022/166 K. sayılı kararı ile, - 06.01.2021 tarih ve  2021/1  sayılı yönetim kurulu kararı, Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/330 E. 2023/201 K. sayılı kararı ile, -23.11.2021 tarih 2021/12 sayılı yönetim kurulu kararı Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/330 Esas, 2023/201 K. sayılı kararı ile yönetim kuruluna atama kararlarının batıl olduğunun tespitine karar verildiğini; b)Davacı ...’ın kardeşi ...’ın genel müdür, oğlu ...’ın genel müdür yardımcısı atanması yönünde davacılar (... ve ... ve ...) tarafından alınan 24.11.2021 tarih ve  2021/14 sayılı yönetim kurulu kararının batıl olduğunun yine Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/330 Esas, 2023/201 K. sayılı kararı ile tespit edildiğini, itiraz konusu tedbir kararı ile davacıların davalı şirkete kayyım olarak atandıktan sonra düzenledikleri iç yönerge ile A grubu sınırsız yetki ile ...’ı genel müdür, ...’ı genel müdür yardımcısı olarak atadıklarını; c) Bunun yanında; davacıların 30.06.2022 tarihli olağanüstü genel kurulda oy çokluğu ile kendilerini yönetim kuruluna seçtiklerini, müvekkilinin B grubu adına önerdiği adaya ret oyu verdiklerini, genel kurulun bu kararının yoklukla malul olduğuna Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/742 E., 2023/202 K sayılı kararı ile hükmedildiğini, bu seçimden sonra davacıların yönetim kurulu sıfatı ile aldıkları 10.10.2022 tarih ve 2022/10 sayılı şirketin temsil ve ilzamı ile yönetim kurulu görev bölümü kararının batıl olduğunun Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 21.11.2022 tarih ve  2023/156 Esas sayılı kararı ile tespit edildiğini; Yukarıda değinilen yönetim kurulu seçimi ve yönetim kurulu görev bölümü şirket temsili kararlarının  uygulanmasının Asliye Ticaret Mahkemesi'nce tedbiren geri bırakıldığını, tedbir kararlarının itiraz nedeniyle istinaf aşamasından da geçtiğini, karşı yanın itiraz ve istinaf taleplerinin reddedildiğini, açılan davalarda, davacıların aldıkları kararların butlan ve yok hükmünde olduğunun tespit edildiğini, hukuken ölü doğmuş, hükümsüz kararlar olduğunu, bu kararların davacıların müvekkilinin haklarını engellemeye yönelik amaç ve kastının kanıtını oluşturduğunu, bunun ötesinde kararların hükümsüzlüğü mahkeme kararları ile tespit edilmiş olmasına rağmen, davacıların hukuka aykırı işlemlerde ısrar ettiklerini de gösterdiğini; Yukarıda değinilen dava dosyalarının taraflar arasındaki husumet ve menfaat çatışmasını kanıtladığını, davacıların söz konusu davalarda verilen karar nedeniyle elde edemedikleri hukuka ve dürüstlük kurallarına aykırı olarak şirkete tümü ile hakim olma ve müvekkilini şirketten dışlama amaçlarına kayyım kararı ile ulaşarak elde ettiklerini, objektif ve tarafsızlığı gerektiren kayyımlık görevine,  hukuka, dürüstlüğe  aykırı tutumları sabit olan ve bunda ısrar eden davacıların, davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanmasının kabul edilebilir bir yönü bulunmadığını, kayyımlığın kamu görevi olduğunu, tarafsız ve bağımsız olması gerektiğini; Kamu görevinin gerektirdiği sorumluluk ve yükümlüklerin olduğunu, tarafsızlık ve objektiflik yanında hukuka uygun ve dürüst kurallarına uymanın en temel olmazsa olmaz koşullarından olduğunu, yukarıda değinildiği gibi davacıların mahkeme kararları ile sabit olan hukuka aykırı tutumlarının, kayyım olarak atanmalarına başlı başına engel olduğunu, bunun ötesinde, davacılar ile davalı müvekkili arasında, davalı şirketin yönetimine ilişkin çatışmanın olduğu, çeşitli davalara konu olduğu ve bu davalarda davacıların haksız bulunduğu dikkate alındığında, davacıların davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanması ve davalı şirketi en geniş şekilde temsil ve ilzam yetkisi verilmesinin müvekkilinin haklarının yok sayılmasının ötesinde Mahkemenin kendi kendisi ile de çelişmesi olduğunu, davalı şirket yönetimine ilişkin hukuka aykırı pek çok karar alan davacıların kamu görevi niteliğindeki kayyımlık görevine atanmalarının kabul edilebilir bir durum olmadığını; Tüm bunlar dikkate alındığında davacı yönetim kayyımlarının görevlerini tarafsızlıkla ve objektif olarak yerine getirmelerinin, müvekkilin de haklarını gözeteceklerini varsaymanın mümkün olmadığını, davalı ... A.Ş.'nin kendisine yönetim kayyımı atanmasını talep edemeyeceğini, bunun gibi yönetim organından yoksun olduğu gerekçesi ile kayyım atanmasını talep eden davalı şirketin kayyımları belirlemesinin, davacıların kayyım olarak  atanmalarını istemesinin kendi kendisi ile çelişmesi olduğunu, bu talebin hukuken geçerli olmadığını, TMK'ya göre fiili ehliyetine sahip olmayan gerçek ve tüzel kişilerin usul hükümlerine göre dava ehliyetinden de yoksun olduklarını, tüzel kişilerin haklarını organları aracılığıyla kullandıklarını, anonim şirketlerde yönetim kurulu aracılığıyla haklarını kullandıklarını ve şirketi dışarıya karşı temsil ve ilzam ettiklerini, tüzel kişilerin iradesinin de organları aracılığı ile oluşturulup açıklandığını; Kayyım talebi ve Mahkemenin bu talebi kabulünün şirketin yönetim organından yoksun kalması gerekçesine dayandığını, diğer bir ifade ile fiil ehliyetinin bulunmaması olduğunu, bu durumda davalı anonim şirketin dava ehliyetinin varlığından söz edilemeyeceğini, dolayısıyla davada kayyım talebinde bulunmasına olanak olmadığını, yönetim kurulundan yoksun davalı şirketin bu aşamada davaya katılmasına, talepte bulunmasına olanak olmadığı gibi kayyım atanması yönünde şirket iradesinin oluşturulması ve açıklanmasının mümkün olmadığını, bu konudaki itirazlarında Yerel Mahkeme tarafından  davalı şirketin avukata vekaletnameyi önceden verdiği gerekçesi ile reddedildiğini, ancak vekil müvekkili temsil yetkisine sahip ise de, onun yerine geçip müvekkili adına irade oluşturamayacağını, avukatın davalı şirket adına kayyım atanması konusunda karar alamayacağını ve irade oluşturamayacağını, noterde düzenlenen vekaletnamenin ispat aracı olduğunu, her dava veya hukuki işlem için vekil eden ile vekil arasında ayrı bir temsil iradesinin oluşmasının zorunlu olduğunu; İtiraz konusu yönetim kayyımı atanması yönündeki ara kararın bu açıdan da yerinde olmadığını, Yerel mahkeme tarafından itirazın reddinin, şirketin yasal organından yoksun kalması ve boşluğun başka yolla giderilememiş olması gerekçesine dayandırıldığını ancak organ boşluğunun oluşmasının davacıların tutum ve davranışlarından kaynaklandığının, organ boşluğunun giderilmesinin yine davacılar tarafından engellendiğinin göz ardı edildiğini, bunun sonucu olarak davacıların kendi kusurlarına, hukuka aykırı işlemlerine dayanarak kayyım sıfatı ile şirketin yönetimini elde tutmaya ve müvekkilini şirketten dışlamaya devam ettiklerini, yasaya göre tüzel kişiliğin gerekli organlardan yoksun kaldığını ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa yönetim kayyumu atanabileceğini, yukarıda değinildiği gibi davalı şirketin yönetim organından yoksun kalmasının davacıların 30.06.2022 tarihli genel kurulda aldıkları yok hükmündeki karar olduğunu, bu karara karşı açılan davada verilen  tedbir kararına rağmen fiili durum yaratarak yönetim kurulu gibi şirket adına işlem yaptıklarını, bunun yanında davalı şirketin 2023 yılı Mart ayı sonuna kadar yapılması gereken  2022 yılı olağan genel kurulunun yapılmadığını, bu olağan toplantı yapılmadan davacıların 14.09.2023 tarihinde genel kurulu sınırlı gündem ile olağanüstü toplantıya çağırmış ise de,  genel kurul çağrısının yasal sürede ve usule uygun olarak yapılmadığını ve genel kurulun toplanamadığını, bu nedenle müvekkilinin Datça ...Noterliği’nin 06.09.2023 tarih ve ... y. nolu ihtarnamesi ile 2022 yılı olağan genel kurulun toplanmasını talep ettiğini, yönetim kurulu seçiminin de gündemde yer aldığı 2022 yılı olağan toplantısı için genel kurulu 23.10.2023 tarihinde toplantıya çağrılmış ise de, bu toplantı beklenmeden davacıların 27.09.2023 tarihinde, davalı şirketin feshi, müvekkilinin şirketten çıkarılması ve  müvekkiline ait B grubu paylara kayyım atanması talebiyle bu davayı açtıklarını, akabinde davalı şirket adına verilen dilekçeyle davacıların şirkete yönetim kayyımı olarak atanmasının talep edildiğini; Davacıların buradaki kötü niyetinin açık olduğunu, uzun yıllar hukuksuz işlemlerle müvekkilini şirketten uzak tutan, haklarını engelleyen davacıların amaçlarına bu yolla ulaşmak istediklerini, bu durumda davacıların  yönetim kurulu oluşturulmadığı gerekçesi ile şirketin feshi talebinin ve davalı şirket aracılığıyla kayyım atanması taleplerinin yerinde olmadığının açık olduğunu, gerek genel kurul çağrısı gerekse açılan davanın iyi niyetten yoksun olduğunu, şirket ana sözleşmesinin 12. maddesine göre seçimin yapılacağı ilk toplantıda yönetim kurulu seçilememesi halinde, bir ay sonra ikinci toplantının yapılacağını, bu toplantıda da yönetim kurulu seçimi için aynı nisap aranacağını ancak davacıların 23.10.2023 tarihli ve bu toplantıda yönetim kurulu seçilememesi halinde bir ay sonra yapılması gereken ikinci genel kurul toplantısını beklemeden şirketin feshi talebinde bulunarak yapılacak toplantıları kötü niyetle sonuçsuz bıraktıklarını, bu nedenle kayyım atanması kararının da TMK’nın 427/4 md hükmüne bu yönü ile aykırı olduğunu, ancak bu durumun Yerel Mahkemece  göz ardı edildiğini; Yerel Mahkemenin davacılara yönetim kayyımı ataması ve şirketi en geniş şekilde  temsil ve ilzam yetkisi vermesiyle davacıların davalı şirketin fiili yönetim kurulunu oluşturduklarını, itirazlarının reddi kararında müvekkilinin yönetim kurulunda görev almak istemediği, davacıların şirketi uzun süredir yönettikleri gerekçesine yer verilmiş ise de, bu gerekçenin yerinde olmadığını, davacılar fiili durum yaratarak şirketi 2019 dan bu yana yönetmişlerse de, davacıların bu yönetiminin hukuki temelden yoksun olduğunu, bu nedenle bu durumun bir hak sağlamayacağını, aksine hukuki dayanağının, temeli olmadan şirketi yönetmelerinin kayyım atanmalarına engel teşkil edeceğini, önceden olduğu gibi kayyım olarak da hukuka aykırı yollara başvurabileceklerini gösterdiğini, itirazlarının, müvekkilinin yönetim kayyımları arasında yer almaması değil atanan kayyımların tarafsız ve bağımsız olmayıp, şirketin diğer ortağı olan müvekkili ile olan husumetler ve ihtilaflar olduğunu, kayyımların uzun süredir müvekkilinin haklarını engellemeleri bunun Mahkemenin kendi kararları ile sabit olması ve müvekkilinin çıkarılmasının dava konusu yapılmış olmasına rağmen atanması olduğunu; Müvekkilinin tüm genel kurullara katıldığını, ana sözleşmeden kaynaklanan temsil hakkı gereğinin de B grubu hisseleri adına yönetim kuruluna aday önerdiğini, ancak davacıların ana sözleşmenin 12. maddesi ve TTK 360 maddesine aykırı olarak müvekkilinin önerdiği adayı seçmediklerini, gerek ana sözleşmenin 12. maddesi ve gerekse yasa gereği, yönetim kurulunda pay sahibinin bizzat yer alma yükümlülüğü mevcut olmayıp, hisselerini temsil edecek dışarıdan bir aday önerebileceğini, ana sözleşmede buna açık olarak onay verildiğini, yönetim kayyımlarınca hazırlanan ve ticaret siciline tescil edilen iç yönerge ile, yönetim kayyımlarının kayyım olarak değil yönetim kurulu gibi hareket ettiklerini gösterdiğini, ticaret siciline tescil edilen iç yönergeye göre, kayyımların TMK’nun 462 – 463 maddeleri gereği vesayet makamının iznine tabi olan tasarruflar da dahil olmak üzere, çift imza( iki kayyımın imzası ile) şirket ile ilgili her türlü tasarrufta bulunabileceklerini, buna şirketin taşınmazlarının satışı, taşınmazlar üzerinde her türlü sınırlandırıcı ayni hak tesisi, sınırsız borçlanma, kambiyo taahhüdünde bulunmanın da dahil olduğunu, hatta bu yetkilerin kayyımların atadıkları şirket genel müdürü ve genel müdür yardımcısı tarafından da kullanılabileceğini, bu iç yönergenin yasaya aykırı olmasının ötesinde yönetim kayyımlarının iyi niyetten uzak olduklarının ve kayyımlık görevlerini hukuka uygun olarak yerine getirmeyeceklerinin açık kanıtı olduğunu; Bu yöndeki itirazlarının Mahkemece kayyımların TMK hükümlerine göre işlem yapabilecekleri gerekçesi ile kabul görmediğini ancak TMK hükümlerine aykırı yetkileri içeren söz konusu iç yönergelerin ticaret siciline tescil ve ilanı için Çorlu Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne mahkemece gönderildiğini, bunun şirkete ve işlem tarafı olan 3. kişilere vereceği zararın açık olduğunu, ticaret sicil kayıtlarına güvenerek işlem yapan 3. kişilerce çıkacak sorunların yaratacağı zararın çözümünün mümkün olamayacağını, mahkemenin ek ara kararları ile denetim kayyımlarının işlevsiz hale getirildiğini; Denetim kayyımlarının görevinin TTK’ndeki denetim hükümleri kapsamında denetlemek değil, şirket adına yapılacak  uygulama ve işlemlerin şirketin amacına, şirketin ve ortakların  menfaatine uygun olup olmadığını denetlemek olduğunu, yönetim kayyımlarınca yapılacak her türlü tasarrufun amaca uygunluğunun denetlenmesi ve uygun bulunuyor ise izin verilmesi olduğunu, böyle bir görev ve yetki olmadan yapılacak denetimin  TTK’daki   denetim hükümleri kapsamında olacağını, bunun kayyımlık müessesi ile bağdaşmasının mümkün olmadığını, yönetim kayyımların şirket adına sınırsız tasarruf ve temsil yetkisine sahip oldukları düzenlemesini içeren iç yönerge hazırlamaları ve bunun ticaret siciline tescil ve ilanı denetim kayyımlarının işlevsiz kaldığının açık kanıtını oluşturduğunu, itirazlarının reddi kararlarının bu nedenlerle de yerinde olmadığını beyanla 10.11.2023 ve 27.11.2023 tarihli tedbire itiraz dilekçelerindeki itirazları da dikkate alınarak; istinaf taleplerinin kabulünü, kayyım atanmasına yönelik 26.10.2023, 03.11.2023, 13.11.2023 tarihli ara kararlarına yaptıkları itirazın reddine ilişkin Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi’nin  11.12.2023 tarih ve 2023/620 E. sayılı  kararının kaldırılmasını, kayyım atanmasına yönelik 26.10.2023, 03.11.2023 ve 13.11.2023 tarihli tedbir/ara kararlarına yaptıkları itirazların kabulünü, davacılar ..., ... ve ...’in yönetim kayyımı olarak atanmasına yönelik tedbir kararının kaldırılmasını, yeni ve ortaklar dışından seçilecek tarafsız bir yönetim kayyım heyetinin oluşturulmasını, yönetim kayyımı ve  denetim kayyım heyetinin görevlerinin yasa, ana sözleşmeye uygun ve şirketin, pay  sahipleri ve alacaklıların haklarını koruyacak şekilde ayrıntılı olarak belirlenmesini, yönetim kayyımlarının tasarruflarının uygunluğunun denetim ve izin yetkisinin, denetim kayyım heyetine verilmesini, kayyım heyetince düzenlenen 01.11.2023 tarih ve 2023/1 sayılı, 15.11.2023 tarihli 2023/2  sayılı ... A.Ş.'nin iç yönergelerinin kaldırılmasını, verilecek kararların Ticaret Sicil Müdürlüğüne tescil ve ilanına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin haklı sebeple feshi, aksi halde davalı ...'a ait payın gerçek değerinin belirlenmesi ile adı geçen davalının şirket ortaklığından çıkarılması, aksi halde şirket ana sözleşmesinin 12. maddesinin iptali veya Mahkemece uygun görülecek başka bir çözüme karar verilmesi ile davalıya ait şirket payını temsilen kayyım atanmasına dair ihtiyati tedbir istemi ile açılan davada, davacıların davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanmalarına dair ara kararların kaldırılmasına ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen  26/10/2023 tarihli ara karar ile davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulü ile, davalı ...'a ait şirket payını temsilen kayyım atanması talebinin reddine, davalı şirkete davacıların yönetim kayyımı, mali müşavirler ..., ... ve ...'ın da onay ve denetim kayyımı olarak atanmalarına;  03/11/2023 tarihli ara karar ile bu kez mali müşavirler ..., ... ve ...'ın onay kayyımlıklarının kaldırılması ile yalnızca denetim kayyımı olarak atanmalarına; 13/11/2023 tarihli ara karar ile davacıların yönetim kayyımı olarak görev ve yetkilerinin kapsamının belirlenmesine, 11/12/2023 tarihli ara karar ile ise, davalı ... vekili tarafından Mahkemece verilen ara kararlara karşı sunulan itirazların reddine karar verilmiş ve itirazın reddine dair verilen ara karara karşı davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dosya kapsamından; davalı şirketin 30/06/2022 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında davacıların oy çokluğu ile alınan karar ile yönetim kurulu üyesi olarak seçildikleri, bu kararın batıl olduğunun tespiti talebi ile açılan Yerel mahkemenin 2022/742 Esas sayılı dava dosyasında Mahkemece yürütmenin durdurulmasına karar verildiği, davalı şirketin 14/09/2023 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerinin seçilemediği, dava dilekçesi ile ihtiyati tedbiren 16/10/2023 tarihinde yapılacak olan olağan genel kurul toplantısında davalı ...'un payını temsilen kayyım atanmasının talep edildiği, davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına dair herhangi bir talebin ise olmadığı, Mahkemece 16/10/2023 tarihinden önce bu taleple ilgili herhangi bir karar verilmediği, davalı şirketin 16/10/2023 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında da yönetim kurulu üyelerinin seçilemediği, bunun üzerine davalı şirket vekili tarafından sunulan 17/10/2023 tarihli dilekçe ile davacıların, davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanmalarına karar verilmesinin talep edildiği ve Mahkemece bu talep nazara alınarak itiraz konusu olan ara kararların verildiği anlaşılmaktadır. Yapılan bu tespitlere göre; davanın açıldığı tarihte davalı şirketin atanmış ve görevine devam eden bir yönetim kurulunun olmadığı açıktır. Anonim şirketlerin temsil ve yürütme organı yönetim kurulu olup, bu organa sahip olmayan şirket adına dosyaya ihtiyati tedbir talepli dilekçe sunulması da mümkün değildir. Bu noktada Mahkemece yapılacak iş, yönetim kurulu bulunmayan ve davacılar ile arasında davanın konusu itibariyle menfaat çatışması bulunan davalı şirketi temsil etmek üzere bağımsız bir temsil kayyımı atanması ve davalı şirket yönünden taraf teşkilini sağlamaktır. Mahkemece davanın, TTK'nın 530. maddesi uyarınca organ eksikliği nedeniyle açılmış bir fesih davası olmadığı, TTK'nın 531. maddesi uyarınca açılmış haklı sebeple fesih davası olduğu, TTK'nın 531. maddesinde, 530/2. maddesinde olduğu gibi taraflardan birinin istemi üzerine Mahkemece gerekli önlemlerin alınacağına dair bir düzenlemenin bulunmadığı gözetilmeksizin, davacı tarafça dava dilekçesi ile bu yönde bir ihtiyati tedbir talep edilmemiş olmasına rağmen, henüz temsilcisi bulunmayan davalı şirket vekili tarafından sunulan dilekçe nazara alınarak, talep aşılmak suretiyle, bu davanın konusunu oluşturmayan ancak davacılar ya da davalı tarafından TTK'nın 530. maddesi uyarınca açılacak bir fesih davasında veya şirketin yönetim organından yoksun olduğu iddiası ile davalı şirkete kayyım atanması talebi ile açılacak bir davada değerlendirilebilecek konular hakkında verilen kararlar usul ve yasaya aykırıdır. Açıklanan nedenlerle, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi'nin 11/12/2023 tarihli itirazın reddine dair ara kararının kaldırılmasına, itirazın kabulü ile Mahkemenin 26/10/2023, 03/11/2023 ve 13/11/2023 tarihli ara kararlarının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı ...'un istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/12/2023 tarih ve 2023/620 Esas sayılı itirazın reddine ilişkin ara kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; 2-Davalı ...'un itirazının kabulü ile; Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/10/2023, 03/11/2023 ve 13/11/2023 tarihli ara kararlarının kaldırılmasına, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN: 3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davalı ...'a iadesine, 4-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 738,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 9.000,00 TL dosya fotokopi ücreti, 582,00 TL dosyanın istinafa gidiş/dönüş masrafı olmak üzere toplam 10.320‬,00 TL yargılama giderinin davacılardan tahsili ile bu davalıya verilmesine, 5-Artan gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Dairemize fotokopisi gönderilen dava dosyası ve eklerinin ilk derece mahkemesine iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara  tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 08/02/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile  karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7b29ec957d32e295","SID":"c7d29a20302e1fc9"}}