{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br><br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2021/1915 <br>KARAR NO\t: 2024/164<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                K A R A R <br><br><br>BAŞKAN \t\t: ... \t     ...<br>ÜYE\t\t: ...       ...<br>ÜYE\t\t: ...\t     ...<br>KATİP\t\t: ... \t     ...<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t                          : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK <br>\t\t  MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 19/11/2019<br>NUMARASI\t\t: 2018/59 E.  -  2019/491 K.<br><br>DAVACILAR\t:<br>DAVACILAR VEKİLİ\t:<br>DAVALI\t<br>DAVANIN KONUSU\t: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 19/11/2019 Tarih ve 2018/59 Esas - 2019/491 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacılar ile davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacılar vekili, müvekkillerinin birlikte \"...\" markalarının maliki olduğunu, müvekkili ...firmasının Kolombiya’nın en büyük moda perakendecileri arasında yer aldığını ve 22 yıldır \"...\" markası ile moda sektöründe faaliyet gösterdiğini, dünya çapında ABD dâhil olmak üzere pek çok ülkede 25. sınıf başta olmak üzere 03, 09 ve 18. sınıfta yer alan moda ürünleri ile 35. sınıfta yer alan hizmetler için markalarının tescilli olduğunu, davalı tarafın müvekkiline ait markayı 14.04.2016 tarihinde ve 2016/33920 sayısı ile 25, 35 ve 41. sınıf eşya ve hizmetler için tescil ettirdiğini, müvekkilinin \"...\" markası üzerinde hak sahibi olduğunu, müvekkili şirketin Türkiye tedarikçileri tarafından müvekkili Şirkete 27.08.2014 – 16.02.2016 tarihleri aralığında kesilen bir kısım faturaların, ithalat belgelerinin, beyannamelerin, e-posta yazışmalarının bilgilerine dosya kapsamında yer verdiklerini, tamamı 14.04.2016 başvuru tarihli dava konusu markadan önceki tarihli olan bu dokümanların müvekkilinin \"...\" markası üzerinde davalıdan daha önce hak sahibi olduğunu, markayı davalıdan önce kullanmaya başladığını, gerçek, üstün ve öncelikli hak sahibinin müvekkili olduğunu gösterdiğini, müvekkili şirketin ayrıca 6/4 ve 6/5 maddeleri kapsamında tanınmış marka olduğunu, dava konusu markanın bu nedenle de hükümsüzlüğünün gerektiğini, müvekkiline ait \"...\" markasının 25.sınıf emtia bakımından tanınmış marka olduğunun \"... Endüstri ve Ticaret Üst Kurulu\" tarafından  kabul edildiğini, 6769 s. SMK 6/6 maddesi gereğince de markanın hükümsüzlüğünün gerektiğini, kötü niyetin varlığının başlı başına bir hükümsüzlük gerekçesi olduğunu, davalı ...’in müvekkili şirket ile aynı sektörde faaliyet gösterdiği gibi müvekkili şirketin markalarını da bildiğini, müvekkilinin markasının son derece özgün ve orijinal olduğunu, davalı yanın tesadüfen böyle bir ibare tercih etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ileri sürerek, dava konusu 2016/33920 kod numaralı ... ibareli markanın tescilli olduğu tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekili,  davacı yanın Türkiye’de herhangi bir markasının bulunmadığını, marka başvurusu dahi yapmadığını, müvekkilinin 1998 yılından itibaren Ankara’da tekstil sektöründe \"... ...\" ismiyle faaliyetlerinin bulunduğunu, \"www...com\" adresinden satış gerçekleştirdiğini, davacının ülkemizde tescil edilmemiş olan markasının dünyaca tanınmış marka sınıfına sokarak haksız davasını meşrulaştırma amacı taşıdığını, davacı markasının tanınmış olduğu yönündeki iddianın yersiz olduğunu, söz konusu markanın Türkiye’de faaliyet gösteren hiçbir mağazası bulunmadığı gibi bahse konu markayla satılan hiçbir ürününün de bulunmadığını, davacının dosyaya sunduğu görseller ile müvekkilinin markasının görsel olarak hiçbir benzerlik taşımadığını, müvekkilinin \"F\" ibaresini tercih etmesinin \"...\" kelimesinden kaynaklandığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir. <br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, her ne kadar davalı  “F” ibaresini “...” markasına atfen kullandığını öne sürmüş ise de tescil edilmek istenilen emtialar ile doğrudan bir ilgisi bulunmayan ve anılan emtialarda yaygın bir kullanımı da olmayan “...” şeklindeki sözcük unsurunu markasında neden kullanma ihtiyacı duyduğunu ve buna bağlı olarak neden bir bütün halinde “...” ibaresini tescil ettirdiğini makul gerekçelerle izah edemediği, dvacının ülkemizde “...” markası ile doğrudan ticari bir faaliyetinin hali hazırda bulunmadığı değerlendirilmekte ise de ülkemizdeki tedarikçilerden hammadde temin etmesi, Orta ve Güney Amerika başta olmak üzere Avrupa’da da bazı ülkelerde ticari faaliyetlerinin bulunmasının, davacının bölgesel bir ticari faaliyetin ötesinde, farklı kıta ve ülkelerde de tekstil sektöründe faaliyetlerinin bulunduğunu ortaya koyduğu, davalının anılan ibareyi birebir aynı şekilde tescil ettirmiş olmasının ileride bu marka ile ülkemizde faaliyet gösterme ihtimali bulunan davacının olası faaliyetlerin engellenmesi sonucunu doğuracağı, her ne kadar markalarda ülkesellik prensibi mevcut ise de yaratılmış bir kombinasyonu haiz “...” şeklindeki bir markanın birebir aynısının neden tescil başvurusuna konu edildiğinin makul gerekçelerle ortaya konulmamış olmasının TMK 2. maddesi ile bağdaşmadığı, davacı yanın, dava konusu markanın başvuru tarihinden daha önceki bir tarihte ülkemizde anılan ibareyi ticari etki yaratacak şekilde kullandığı ispatlanamamış ise de, söz konusu markanın 20 yıla yakın süredir başta menşe ülkesi olmak üzere pek çok ülke ofisinde (ABD ve EUIPO dahil) tescillerinin varlığı karşısında, davalının bir şekilde davacıya ait markalardan haberdar olduğu, günümüzde hemen herkesin aklına bir fikir ya da ticari bir marka yaratımı geldiğinde, böyle bir fikir ya da markanın olup olmadığını rahatlıkla google arama motoru üzerinden araştırmasının mümkün olduğu, bu günkü teknik imkanlarla davacı markasından haberdar olabilecek durumda olduğu “studio f” ibaresi ile yapılan basit bir araştırmada dahi internet arama mortorlarında 0,42 saniyede 1.880.000.000 yaklaşık sonuca ulaşıldığı ve ilk sayfalarda çıkan sonuçlarının tamamının davacı markasına ilişkin olduğu, davalının, davacı markası ile hiç karşılaşmadığını ve anılan ibareyi bilinçli olarak tercih etmediğini iddia etmesinin mümkün olmadığı, davacı ile aynı sektörde faaliyet gösteren davalının, kendi adına tescilli markanın kötü niyetli olarak tescil edildiği, kötü niyetli tescil durumunda başvurunun kül halinde hükümsüzlüğünün gerekeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, 2016/33920 sayılı markanın tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.<br><br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkilinin 1998 yılında Ankara'da tekstil sektöründe faaliyetine başladığını, şu an için ise \"... ...\" ismiyle Türkiye'de pek çok şehirde mağazalarıyla ayrıca \"www...com\" adresinden ve ortak pazar alanı sağlayan sanal satış sitelerinde yapılan online satışlarla tüm dünyada faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin bu alanda faaliyetini 2-3 yıldır değil, uzun bir süre içerisinde yaptığını, müvekkilinin dava konusunu oluşturan markasının engelleme markası, spekülasyon markası ya da hileli marka olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, davacı yanın farklı ülkelerde kullandığını iddia ettiği markası açısından Türkiye' de herhangi bir tescil durumunun söz konusu olmadığını, dava tarihi itibariyle de tescil yönünden herhangi bir başvurusunun bulunmadığını, müvekkilinin kötü niyet olarak değerlendirilebilecek hiçbir hareketi olmadığını ileri sürerek, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>\tDavacılar vekili katılma yoluyla sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde,  müvekkili şirketin Türkiye tedarikçileri tarafından müvekkili Şirkete 27.08.2014 – 16.02.2016 tarihleri aralığında kesilen ve \"...\" markasını içeren bir kısım faturaların, ithalat belgelerinin, beyannamelerin, e-posta yazışmalarının bilgilerine dosya kapsamında yer verdiklerini, tamamı 14.04.2016 başvuru tarihli dava konusu markadan önceki tarihli olan bu dokümanların müvekkilinin \"...\" markası üzerinde davalıdan daha önce hak sahibi olduğunu, markayı davalıdan önce Türkiye'de kullanmaya başladığını, gerçek, üstün ve öncelikli hak sahibinin müvekkili olduğunu gösterdiğini, ayrıca davacı markasının SMK'nın 6/4 ve 6/5. Maddeleri anlamında tanınmış marka olduğunu, defilelerinin youtube platformunda yoğun izlendiğini ileri sürerek, Yerel Mahkeme kararının <br>gerekçesinde 6769 sayılı kanunun 6/3, 6/4 6/5, 6/6 maddesinin koşullarının oluşmadığına <br>dair tespit ve gerekçe hatalı olmakla kararın gerekçesinin sadece bu yönüyle düzeltilmesini, davanın kabulü gerekçeleri arasına koşulları oluşan <br>belirtilen maddelerin de eklenmesini talep etmiştir.<br><br><br>GEREKÇE\t: 1- Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı tarafça sunulan delillerin davacıların dava konusu ibare üzerinde SMK'nın 6/3.maddesi anlamında gerçek hak sahipliği iddiasını ispatlamak bakımından yeterli olmadığı, zira, SMK'nın 6/3. maddesinde düzenlenen \"gerçek hak sahipliği\" ilkesi uyarınca, davacının önceye dayalı hak sahipliğine dayanabilmesi için, marka tescilinden önce tescil kapsamında bulunan mal ve hizmetler bakımından, markanın yerelden daha geniş coğrafyada ve ciddi surette markasal kullanılması, bu kullanımla markaya konu işarete belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandırılması gerekmekte olup, önceye dayalı kullanımların, marka başvurusuna karşı çıkılan tarafın kullanımlarından önce olması gerektiği, mahkemece alınan bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere davacı tarafın sunduğu faturalar, e-mail yazışmaları, ticaret yaptıkları şirketler tarafından verilen beyannameler, ithalat hacmini gösteren belgeler ve diğer delillerin \"...\" ibaresinin markasal kullanımlarını göstermediği ve SMK'nın 6/3. maddesinde aranan nitelik ve yoğunlukta bulunmadığı, davacının yurt içinde tescilli ticaret unvanı ya da başkaca sınai mülkiyet hakkı bulunmadığından SMK'nın 6/6.maddesine dayalı iddianın yerinde olmadığı, davacının markanın SMK'nın 6/4 ve 6/5.maddesine göre tanınmış olduğunun ispatlanamadığı anlaşılmakla davacı vekilinin tüm istinaf itirazlarının reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. <br>\t2- Davalı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine gelince;  davalı gerçek kişiye ait  2016/33920 sayılı \"...\" ibareli marka 25,35 ve 41.sınıflarda 27/02/2017 tarihinde tescil edilmiştir. Mahkemece dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş olup, uyuşmazlık, davalı şirket başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.<br>\tİlk derece mahkemesinin davalı şirketin başvurusunun kötü niyetli olduğuna ilişkin gerekçesi; \"Davalının dava konusu markadaki “F” ibaresini, adına tescilli dava dışı “...” markasına atfen kullandığını öne sürdüğü ancak tescil edilmek istenilen emtialar ile doğrudan bir ilgisi bulunmayan ve anılan emtialarda yaygın bir kullanımı da olmayan “...” şeklindeki sözcük unsurunu markasında neden kullanma ihtiyacı duyduğunu ve buna bağlı olarak neden bir bütün halinde “...” ibaresini tescil ettirdiğini makul gerekçelerle izah edemediği, davacının bölgesel bir ticari faaliyetin ötesinde, farklı kıta ve ülkelerde de tekstil sektöründe faaliyetlerinin bulunduğu, davalının anılan ibareyi birebir aynı şekilde tescil ettirmiş olmasının ileride bu marka ile ülkemizde faaliyet gösterme ihtimali bulunan davacının olası faaliyetlerin engellenmesi sonucunu doğuracağı, davalının, davacı markası ile hiç karşılaşmadığını ve anılan ibareyi bilinçli olarak tercih etmediğini iddia etmesinin mümkün olmadığı, dolayısıyla davacı ile aynı sektörde faaliyet gösteren davalının dava konusu marka tescilinin kötü niyetli olduğu\" yönündedir.<br>\tNe var ki davalı başvurusunun, davacı markaları ile iltibasa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük nedeni oluşturmaz. Zira ATAD 27.06.2013 tarihli, C-320/12 sayılı kararında da belirtildiği gibi \"Başvuru sahibinin başvurusu yapılan markayla karıştırılması olası bir markanın yurt dışında üçüncü bir kişi tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekliliği hususu, tek başına başvuru sahibinin, ilgili hüküm kapsamında kötü niyetle hareket ettiği sonucuna varılması için yeterli değildir.\" Yine,  \"İnceleme konusu işaretlerin aynı olması, diğer faktörlerden hiçbirisi mevcut değilken, kötü niyetin varlığını ortaya çıkarmaz.\" (Adalet Divanı Genel Mahkemesi, 01.02.2012 tarihli, T-291/09 sayılı kararı). C-529/07 sayılı ATAD kararında da \"Başvuru sahibinin, bir markanın aynısını veya benzerini, aynı veya benzer mal ve/veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi\" gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir. Yargıtay HGK.'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Marka Hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla davalının başvurusunun davacı markalarıyla iltibas oluşturma ihtimalinin varlığının kabulü halinde dahi, ayrıca tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuruda bulunduğunun da ispatı gerekir. Kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir.<br>\tNitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin benzer bir uyuşmazlığa ilişkin 30/09/2019 Tarih ve 2018/4604 E., 2019/5986 K. Sayılı kararında da bu husus; \"...Marka hukukunda tescilin ülkeselliği ilkesi hakim olup markaya konu ibarenin yurt dışında herhangi bir ülkede farklı kişiler adına tescilli olması, aynı ibarenin ülkemizde de bir başkası adına tesciline hukuki engel oluşturmamaktadır.(Ü. Tekinalp, FMH, 2012, s.48-p3, s.431-p.8) Her ne kadar Anayasamızın 90. maddesinden hareketle Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. maddesi ve                                                                               TRİPS Sözleşmesi’nin 16. maddesi uyarınca Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış markaların ülkemizde tescilli olmasalar dahi  korunmaları ve başkaları adına ilgili mal ve hizmetlerde tesciline engel oluşturmaları mümkün ise de somut olayda, davacının yurt dışındaki tescilli markalarının, davalının marka başvuru tarihinden önce ülkemizde de ilgili sektörde tanınmışlığı ispatlanamamıştır. Bir markanın yurt dışında bir çok ülkede tescilli ve tanınmış marka olması, o markanın ülkemizde de doğrudan tanınmış marka olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, tek başına, anılan markanın ülke içinde bir başkası adına tescil edilmiş olması da kötü niyetli olduğu anlamına da gelmez. Bir markanın tanınmışlığı olgusu sabit bir statü olmayıp, her bir davada somut olayın özelliğine göre dosyaya sunulan deliller ve yurt içindeki ilgili mal ve hizmet sektörü itibariyle değerlendirme yapılmalıdır. Öte yandan Kanun'un tanınmış markanın başkalarınca izinsiz tesciline bağlanan sonuçlar ile kötü niyetle marka tesciline bağlanan sonuçların birbirinden farklı olduğu da dikkate alınmalıdır.\" biçiminde vurgulanmıştır.<br>\tAçıklanan nedenlerle somut olayda mahkemece, yurt dışında herhangi bir ülkede farklı kişiler adına tescilli bir markanın ülkemizde de bir başkası adına tesciline hukuki engel bulunmadığı, davacının yurt dışındaki tescilli markalarının, davalının marka başvuru tarihinden önce ülkemizde de ilgili sektörde tanınmışlığının ispat edilemediği ve tek başına, yurt dışında tescilli bir markanın, ülke içinde bir başkası adına tescil edilmek istenmesinin kötü niyetin varlığının kabulü için yeterli bulunmadığı, başkaca da bir kötü niyet halinin varlığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davalı gerçek kişinin kötü niyetli olduğu değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.<br>\tBu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle kabulü doğru olmadığından ve HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse \"düzelterek yeniden esas hakkında\" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,\t<br>\t2-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 19/11/2019 gün ve 2018/59 Esas - 2019/491 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Davanın REDDİNE,<br>\t4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 35,90-TL’nin düşümü ile kalan 391,7‬0-TL bakiye karar ve ilam harcının davacılardan alınarak Hazineye irad kaydına, <br>\t5-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak anılan davalıya verilmesine,<br>\t6-Davacılar tarafından ilk derece mahkemesinde ve istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin davacılar uhdesinde bırakılmasına,  <br>\t7-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 162,10-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan yargılama giderinin davacılardan alınarak anılan davalıya verilmesine,<br>\t8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333),<br>\t9-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiğinden, Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60'ar TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacılar tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 59,30'ar TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile kalan 368,3‬0-TL bakiye harcın davacılardan ayrı ayrı tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t10-Davalı ... tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 59,30-TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde anılan davalıya iadesine,<br>\t11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 26/01/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br>\t<br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 29/01/2024<br><br>Başkan<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Katip<br>...<br> <br><br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6d5be15a184c1fa2","SID":"931674528a8f4162"}}