{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1735 Esas <br>KARAR NO: 2024/129 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2014/504 Esas - 2021/91 Karar <br>TARİHİ:  27/01/2021<br>DAVA: Alacak<br>KARAR TARİHİ: 01/02/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,   davacı şirketin bünyesinde bulunduğu şirketler grubu ...'utı 1964 yılından beri yabana firmaların Türkiye mümessilliğini başarı ile yürüttüğü, Grup şirketlerinden ... Tic. Ltd. Şti.'nin davalı ...  (...) o zamana kadar başka bir firma tarafından üstlenilen tek yetkili satıcılığını 2005 yılında fiilen almış olduğu, 2006 yılında ise tek yetkili satıcılığı diğer bir grup şirketi olan dava dışı  ... Tic. A.Ş.'nin devraldığı. ... bu tarihten yetkili satıcılığım müvekkil ... Makineye devredildiği 2010 yılına kadar işinin gereğini itina ile yerine getirdiği, maklnaların Türkiye pazarında tanınmasını sağladığı, davalı şirkete Türkiye pazarında müşteriler temin ettiği, diğer şirketlerin mümessilliğini yaparken oluşturduğu kendi müşteri portföyünden davalı şirketin de yararlanmasını sağladığı, satışlarım artırdığı, satış ve satış sonrası hizmetlerin) kaliteli bir şekilde sunulabilmesi için yatırımlar yaptığı, ... Tic. Ltd. Şti.'ni kurduğu, davalı şirketin Türkiye'de temsilinin daha da artırılması amacıyla ...  Ltd. Şti.'nin kurulduğu ve davalı .... firmasının tek yetkili satıcılığını 2010 yılından itibaren üstlendiği, davalı ...  .'nin 14.09.2011 tarihinde davacı firma ile sözleşme ilişkisini sona erdirdiği, fesih sebebi olarak yetkili satıcılığın firmalar arasında değiştirilmiş olduğunun gösterildiği, oysa değişikliğin davalı şirketin bilgisi ve onayıyla yapıldığı, feshin o zaman yürürlükte bulunan TTK'nun 20/3. maddesindeki şekil şartlarına uymadığı, feshin haksız olduğu, fesihten sonra da davacının portföyünün kullanıldığı, bu sebeple davacının kendi portföyünden yararlanamadığı. ... tarafından oluşturulup geliştirilen ve davalı ...'nin halen yararlanmaya devam ettiği müşteri çevresi nedeniyle portföy tazminatı ödenmesi gerektiği, beyan edilmekte olup davanın kabulüne karar verilmesini; talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, TTK mn 122. maddesi uyarınca denkleştirme talep hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde geçerli olabileceği, dava dışı şirketlerin davaya dahil edilmesinin kabul edilemeyeceği davacının iddiasının aksine müvekkille aralarında tek satıcılık sözleşmesinin olmadığı, müvekkile devredilmiş bir portföyün bulunmadığı, yetki konusunda izin alınmadığı, emrivaki yapıldığı» davacının hizmetlerinin kusurlu olduğu, sipariş verilen ürünlerin gönderildiği, ancak bedellerinin ödenmediği, bu sebeple Beykoz icra Müdürlüğü nezdinde ... e. sayıyla icra takibine geçildiği beyan edilmekte olup davanın reddine karar verilmesini; talep etmiştir. Asli müdahale davasında asli müdahil vekilince davalılardan ...'a karşı her türlü talep ve alacak hakkımız saklı kalmak kaydıyla;6100 Sayılı HMK m. 65 gereği asli müdahale davasını kabulüne, müvekkil şirketin ...'ın ürünlerini Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde satış ve pazarlaması, satış sonrası hizmetlerinin ifasında edindiği müşteri çevresi için 307.984,46 Euro portföy tazminatının aynen EURO olarak ve ödeme günündeki TCMB Efektif EURO Satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası (TRY) üzerinden davalı ...'dan tahsiline, 3095 Sayılı Kanun m.4/b gereği portföy tazminatı olarak ödenecek alacak miktarına fesih tarihi olan 14.09.2012 tarihinden itibaren kamu bankalarınca 1 yıllık EURO mevduat hesabına uygulanacak en yüksek faiz oranının uygulanmasına, masraf ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini; talep etmiştir. Asli müdahil vekili tarafından verilen 18/09/2018 tarihli dilekçesi ile; asılsız ve mesnetsiz iddialar dolayısıyla ilgililerine müvekkilin şikayet, dava ve tazminat hakları saklı kalmak kaydıyla asli müdahale taleplerinden ve dolayısıyla davadan feragat edilmekle, asli müdahale davasının feragat nedeniyle reddine dair karar vermek gerekmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 27/01/2021 tarih 2014/504 Esas - 2021/91 Karar sayılı kararında;\"Esas dava, taraflar arasındaki yetkili satıcılık sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedildiğinden bahisle denkleştirme/portföy tazminatı istemine ilişkindir. Taraflar arasında yazılı bir tek satıcılık sözleşmesi bulunmamaktadır. Bundan başka davalı şirket ile olan tek satıcılık ilişkisi davacı şirketten önce asli müdahil ... A.Ş. tarafından yürütülüp 24/03/2011 tarihli temlikname ile davalı ile yetkili satıcılık ilişkisinden kaynaklı tüm hak ve alacakların davacı şirkete temlik edildiğinin kararlaştırıldığı görülmüştür.Davalı tarafça verilen cevap dilekçesi ile taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığı belirtilmiş, bundan başka feshin haklı olduğu, bu kapsamda  davacı taraftan gönderilen 24/03/2011 tarihli yazı ile, davalı şirketin iznini almaksızın, kardeş şirket kurduklarından bahisle ... ürünlerinin satışının ...’ye aktarıldığının bildirildiği, böylece davalı şirkete yetki devri konusunda emrivaki yapıldığı, davalı şirket müşterilerinden davacı şirket hakkında pek çok şikayet geldiği,  davacı taraf davranışlarının davalı tarafından beklenen özen seviyesinde olmadığı, davacı hakkında güven problemi ortaya çıkmasına yol açtığı, tek satıcının en önemli unsurlarından birinin sürümü artırma faaliyeti olduğu halde davacının Türkiye pazarındaki etkinliğini artırmadığı, davalının satış yapabilmek için bizzat çaba sarf etmek zorunda kaldığı, davacının kusurlu tutum ve davranışları ile davalı şirketin davacı tarafa olan güvenini yitirdiği, şikayetler nedeniyle müşteriler ile karşı karşıya kaldığı, bu nedenle davalı tarafça hukuki ilişkinin haklı nedenle sona erdirildiği savunulmuştur.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/11-116 esas ve 2018/1794  karar sayılı ilamında da işaret edildiği üzere; genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilinin hâlen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinde açıkça \"denkleştirme istemi\" olarak tanımlanan, doktrinde de \"müşteri tazminatı\", \"portföy tazminatı\", \"portföy akçesi\" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, fesih tarihinde yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda açıkça düzenlenmemiştir. Ancak, fesih tarihinde yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 134. maddesinde fesihten sonraki komisyon alacağı, tazminat borcu başlığı altında düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan maddenin ilk fıkrasına göre, acente ancak, sözleşmenin haksız olarak feshedilmesi veya ihbar süresine uyulmadan sözleşmenin feshi hâlinde, başlanmış işlerin tamamlanmamasından dolayı uğradığı zararın tazminini isteyebilmesi mümkündür. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise ancak, ölüm, iflas veya hacir altına alınma sebebiyle sözleşmenin sona ermesi hâllerinde acentenin münasip bir tazminat isteyebileceği hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü gibi tazminat talep edebilme hakkı hem yürürlükteki mevzuat hem de mülga mevzuatta ancak fesihte kusurlu bulunmayan acente veya haleflerine tanınmıştır. Başka deyişle, mevzuatta sözleşmenin feshine kusurlu davranışlarıyla neden olan acentenin tazminat adı altında komisyon alacağını tahsil edebileceğine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. Bundan başka, portföy/denkleştirme tazminatının hukuki mantığı, acente tarafından müvekkiline  kazandırılmış müşterilerle yapılmış yahut kısa sürede yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etseydi acentenin elde edebileceği ücret ve somut olayın özellikleri gerektiriyorsa hakkaniyet ölçüsünde bir tazminat olmasıdır. Mahkememizce açıklanan bu düzenlemeler çerçevesinde somut olayın incelenmesinde; davalı tarafça davacı şirkete gönderilen 14/09/2011 tarihli mail yazısı ile mevcut işin söz verildiği gibi sona ereceğinin bildirildiği ancak aynı mailde davacı tarafa, “desteğiniz olmadan bu pazarın oluşturulması mümkün olmayacaktı” şeklindeki açıklamalarla ve açıkça teşekkürlerinin davalı tarafça bildirildiği, yaptıkları toplantıdan sonra, ...’den ... ve ...a yapılan farklı değişiklikleri göz önüne alarak davalı şirketi Türkiye’de temsil  etmek üzere yeni bir bayi aramaya karar verdiklerini bildikleri görülmüştür. Davalı tarafça anılan mailde yapılan açıklamaların yanı sıra, cevap dilekçesinde haklı fesih savunmasına dayanak olmak üzere ayrıca davacı taraftan gönderilen 24/03/2011 tarihli yazı ile, davalı şirketin iznini almaksızın, kardeş şirket kurduklarından bahisle ... ürünlerinin satışının ...’ye aktarıldığının bildirildiği, böylece davalı şirkete yetki devri konusunda emrivaki yapıldığı, davalı şirket müşterilerinden davacı şirket hakkında pek çok şikayet geldiği,  davacı taraf davranışlarının davalı tarafından beklenen özen seviyesinde olmadığı, davacı hakkında güven problemi ortaya çıkmasına yol açtığı, tek satıcının en önemli unsurlarından birinin sürümü artırma faaliyeti olduğu halde davacının Türkiye pazarındaki etkinliğini artırmadığı, davalının satış yapabilmek için bizzat çaba sarf etmek zorunda kaldığı, davacının kusurlu tutum ve davranışları ile davalı şirketin davacı tarafa olan güvenini yitirdiği, şikayetler nedeniyle müşteriler ile karşı karşıya kaldığı iddiaları ileri sürülmüştür. Ne var ki cevap dilekçesinde de açıkça belirtildiği üzere; ... şirketinden davacı şirkete satışın aktarımı, Mart 2011 tarihinde davalı tarafa bildirildiği halde, bu gerekçeyle sözleşmenin 6 ay sonra feshinin haklı sebep teşkil etmeyeceği, arada geçen süre içinde ilişkinin sürdürülmesinin, bu değişikliğe davalı tarafça icazet verildiği anlamına geleceği Mahkememizce değerlendirilmiştir. Cevap dilekçesinde belirtilen sair sebepler yönünden de, davalı tarafça haklı sebep olarak ileri sürülen hususlara ilişkin bir ispat vasıtası sunulmadığı gibi, anılan ihlallerden sonra, varsa müşteri şikayetlerinin giderilmesi yönünden veya satışların beklenen düzeye çekilmesi veya ileri sürülen diğer sebepler yönünden, bu ihlaller nedeniyle davalı tarafça, sözleşme ilişkisinin sürdürülmek istenmemesi yönünde yapılan bir irade açıklaması iddia ve ispat olunamamakla, bunların da davalı tarafça benimsenmiş olduğu, aynı nedenle de fesih için haklı sebep olarak ileri sürülemeyeceği kanaati Mahkememizde hasıl olmuştur. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, davalı tarafça yapılan feshin haksız  fesih olduğu kanaatiyle davacının tazminat alacağı yönünden Mahkememizce raporlar alınmıştır. <br>İlk kurulun 24.02.2015 tarihli kök raporunda özetle; Dava dışı ... Tic. A.Ş. nin 2005,2006,2007, 2008, 2009,2010,2011 ve 2012 yıllarına, davacı ... Tic. Ltd.Şti. nin, 2009,2010,2011 ve 2012 yıllarına, dava dışı ... Tic Ltd. Şti. nin 2005, 2006, 2007, 2008, 2009, 2010, 2011 ve 2012 yıllarına ait defterlerinin açılış onaylarının yapıldığı, TTK gereği kapanış onayına tabi yevmiye defterlerinden ... için 2005, 2009, 2011 ve 2012 yıllarına; ... için 2009, 2010, 2011 ve 2012 yılları dışında yukarıdaki anılan yılların defterlerinin kapanış onaylarının bulunduğu, 2005 - 2011 döneminde 81 adet makinenin satıldığı, satış bedeli ile fatura bedeli arasında toplam 2.099.681,87 EURO brüt kâr elde edildiği, bu rakamdan 2005 yılı satışlarından olan brüt kâr ile % 40 oranında ortalama faaliyet gideri düşüldüğünde 1,217.209,13 EURO faaliyet kârı bulunduğu, bu kârın beşe bölünmesiyle yıllık ortalama kârın 243.441,62 EURO olarak tespit edilebildiği, buna ek olarak 2006,2007 ve 2008 yıllarında toplam 281.267,00 EUR ödemenin üçe bölünerek bulunan 93.755,66 EURO un yıllık komisyon geliri olarak 243.441,82 EURO a ilavesiyle yıllık 337.197,48 EUR tazminat alacağının hesap edilebildiği, davalının, taraflar arasındaki İlişkiyi (sözlü sözleşmeyi] haklı sebeple feshettiğine İlişkin iddiasının MK m. 6 ve HMK m, 190/f çerçevesinde İspatı gerektirdiği, davacının yapmış olduğu satışlar sebebiyle müşteri çevresini genişleten ve nihai kullanıcıya ulaşan davalının balen gelir elde etmeye devam ettiğinin kabul edilebileceği, davacının davalıdan portföy tazminat) isteyebileceğinin Sayın Mahkemece kabul edilmesi durumunda, komisyon faturalarından yıllık 93.755,66 TL EURO ve beş yıllık satışlardan yıllık olarak 243.441,82 EURO hesaplandığından, davacı tarafın davalıdan 337.197,48 EURO portföy tazminatı alacağının bulunduğunun tespit edilebildiği ifade edilmektedir şeklinde görüş bildirildiği görülmüştür.  28.12.2017 tarihli ek raporda\"4.J Dava dışı ... Tic. A.Ş.'nin ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede, şirketin 2006, 2007, 2008, 2009 ve 2010 yıllarında sırası ile esas faaliyetlerinden 99.638,59 TL 1.179.762,93 TL, 1.149.344,71 Tl, 469.444,56 TL, 513.804,99 TL, kâr elde ettiği görülmüş olup 5 yıllık ortalama faaliyet kârı (3.411.995,78/5 =) 682.399,15 TL olarak bulunmuştur. Dava dışı ... Tic. Ltd. Şti.'nin ticari defterleri Üzerinde yapılan incelemelerden, şirketin 2007, 2008,2009, 2010 ve 2011 yıllarında sırası ile esas faaliyetlerinden 560.119,89 TL, 71.924,04 TL, 123.587,11 TL, 231.168,47 TL, 474.362,04 TL kâr elde ettiği görülmüş olup S yıllık ortalama faaliyet kân (1.461.161,55/ 5=) 292.232Ş1 TL olarak bulunmuştur. Davacı ... Tic. Ltd. Şti.'nin ticari defterleri üzerinde yapılan incelemelerden, şirketin 2010, 2011 ve 2012 yıllarında sırası İle 513.804,99 TL, 1.347.333,92 TL, 998.288J1 TL tutarında esas faaliyet kân elde ettiğinin görüldüğü, 3 yıllık ortalama faaliyet kârının (2.859.427,12 / 3 953.142,37 TL olarak bulunmuştur. 5.J Bu durumda yukarıda 4. Madde de yapılan değerlendirmelere göre, Sûyın Mahkemece faaliyet kârı baz alınarak portföy tazminatının hesaplanması görüşünün benimsenmesi durumunda davacının ([682.399,15+ 292.232,31+ 953.142,37])/3= ) 642.591,27 TL tutarında portföy tazminatı isteyebileceği söylenebilecektir şeklinde görüş bildirildiği görülmüştür. 26/08/2019 tarihli bilirkişi heyet raporu ile özetle; 14.09.2011 tarihinde feshedilen tek satıcılık sözleşmesinin irdelenmesi İçin 6762 sayılı TTK nın mı yoksa 6102 sayılı TTK nın mı uygulanacağı hususunun önem arzettlği, konula ilgili Yargıtay kararları da gözetilerek uyuşmazlığa 6762 sayılı TTK nın uygulanması gerektiği, 6762 sayılı TTK döneminde Yargıtay kararlarıyla portföy tazminatının düzenlendiği ve bu kararlar doğrultusunda 6102 sayılı TTK ya ilave edildiği, bu İtibarla huzurdaki davanın süresi içinde açılmış olduğu, potföy tazminat) konusu, 6762 sayılı TTK da olmamakla birlikte 1996 yılında açılan bir davayla gündeme geldiği ve Yargıtay 11. HD nin kararlarında mahrum kalınan sigorta komisyonları için hakkaniyetli bir tazminat ödenmesi gerektiğinin belirtildiği, bu tazminatın 2007 yılında Sigorta Kanununda düzenlendiği, tek satıcı olan bayiler/ distribütörler için Yargıtay'ın 2000 yılındaki bir kararıyla gündeme geldiği, buna göre, tek satıcılık sözleşmesinin tek satıcının kusuruna dayanmayan bir sebeple feshedilmesi, tek satıcının müşteri çevresini genişletmesi, müşteri portföyünün sağlayıcıya devredilmesi ve sağlayıcının bu portföyden önemli menfaatler temin etmesi ve tazminat ödemesinin hakkaniyete uygun olması koşulları arandığı, bu koşullardan ilki olan feshin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı değerlendirildiğinde taraflar arasında belirsiz süreli tek satıcılık sözleşmesi bulunması sebebiyle sözleşmenin olağan veya olağanüstü fesih yollarıyla feshedilebileceği, davalın gönderdiği elektronik postada davacıya sözleşmenin fesholunacağına ilişkin bir süre verilmediği, bu sebeple feshin derhal gerçekleştiği, ancak haklı sebebin davalı tarafından kanıtlanması gerektiği, dosya kapsamında haklı bir fesih sebebi görülemediği, potföy tazminatı yönünden İlk şartın gerçekleşmiş olduğu, dosyaya sunulu belgelerden davalının mallarının Türkiye'de tanıtım ve pazarlamasını yapma hususunda davacının üzerine düşeni yaptığından portföy tazminatının tu ikinci koşulunun da gerçeklemiş olduğu, müşteri çevresinin sağlayıcıya devredilmesi ve sağlayıcının bu müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmesi anlamında üçüncü koşulun da gerçekleşmiş olduğu, zira davacının sözleşme devam etseydi kazanabileceği ücretleri  kazanamadığı, bununla birlikte, raporun Mali Mevzuat ve Değerlendirme bölümünde tespit olunduğu üzere şirketin son beş yıllık faaliyet kârının bulunmamasının sağlayıcıdan aldığı yıllık komisyon ve diğer ödemelerinden kâr oluşturmadığı, bu sebeple de portföy tazminatı alacağının oluşmadığı bu sebeple hakkaniyet denetimi yapılamayacağı, yapılan mali incelemede gruba dahil işletmelerde bir faaliyet kârının tespit edilemediği, briit kâr ya da net kârın portföy tazminatı hesabına dahil edilemeyeceği, bu sebeplerle portföy tazminatı talep edilebilmesi için gerekli diğer koşullar sağlansa da faaliyet kârı bulunmadığından portföy tazminatı talep edilemeyeceği beyan edilmektedir şeklinde görüş bildirildiği görülmüştür. Anılan raporlara itirazlar üzerine Mahkememizce yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak 07/09/2020 tarihli bilirkişi raporu alınmıştır. Alınan bu son raporla önceki raporlar değerlendirilmiş olmakla ve yapılan tespitler dosya kapsamına, delil durumuna, yerleşmiş içtihatlara  uygun, denetime elverişli bulunmakla Mahkememizce de hükme esas alınmış, hakkaniyet prensipleri gözetilerek ve tespit edilen ortalama net kar  üst sınır hesabı dikkate alınarak davacının 120.000 TL denkleştirme alacağına ilişkin davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. \"gerekçesi ile, Asli müdahale davasının feragat nedeniyle reddine, Esas davanın kısmen kabulü ile, 120.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, aşan istemin reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda, davalı vekili tarafından katılma yoluyla istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, hükme esas alından bilirkişi raporundaki portföy tazminatı hesabının hatalı olup bilirkişi raporuna karşı yaptıkları itirazlar değerlendirilmeksizin ve rapordaki hatalar giderilmeksizin karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,  Portföy tazminatı hesabında bizzat acente aracılığıyla yapılan ya da yapılacak sözleşmeler için ödenen ücretler ve acentelik faaliyetinden kazanılan kazançların esas alınması gerekirken 2. ve 3. bilirkişi heyeti raporlarında hatalı olarak şirketin acentelik ilişkisini de aşar şekilde şirketin tüm faaliyetleri ile ilgili tuttuğu ticari kayıtlarının esas alındığını ve buna istinaden portföy tazminatı alacağı hesaplanmaya çalışıldığını, Mahkemenin gerekçeli kararına dayanak yaptığı 07.09.2020 tarihli Bilirkişi Raporunda tazminat hesabının nasıl yapılması gerektiğinin  belirtildiğini, ancak buna rağmen kendi içinde çelişkili olacak şekilde hesaplama kısmında acentenin acentelik faaliyetleri nedeniyle elde ettiği alacakların, tuttuğu kayıtlar dikkate alınmaksızın bunu aşar şekilde şirketlerin tüm faaliyetleri ile ilgili tuttuğu ticari kayıtların esas alınarak dönem net kar ve zararının hesaplandığını; bu şekilde yapılan hesaplama ile acentenin kaybının toplamı 1.828.705,13 TL olarak hesaplandığını; şirketin tüm faaliyetleri esas alınarak yapılan hesaplamanın eksik olup kabul edilmesinin mümkün olmadığını, Yargıtay kararlarında da şirketin genel karlılık durumuna bakılarak yapılan hesaplamanın hatalı olduğunun belirtildiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 01.03.2017 tarih, 2015/13003 E. Ve 2017/1215 K. Sayılı kararında, \"...Somut olayda, davacı acentenin sözleşmenin sona ermesinde bir kusurunun olmaması sebebiyle denkleştirme talebinde bulunabileceği, istenebilecek tazminat miktarının TTK m. 122/2 uyarınca son beş yılda alınan yıllık komisyon ve varsa diğer ödemelerin ortalamasını aşmayacağı, mahkemece, gerektiğinde mevcut bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak, bu sınırı aşmayacak şekilde, davacı tarafın tazminat isteminin değerlendirilmesi gerekirken, davacı şirketin kârlılık durumunun olmaması, diğer bir anlatımla son beş yılda zarar ettiği gerekçesiyle tazminat isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bu sebeple davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.\" denildiğini, Bilirkişi raporundaki üst sınır hesaplamasının da hatalı olmasına rağmen mahkemece itirazlarının değerlendirilmeksizin hatalı hesaplama esas alınarak karar verildiğini,  TTK m.122/II uyarınca denkleştirme, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamayacağını; kanunun açık hükmü gereği, üst sınırın tespitinde acenteye yapılan komisyon ve diğer ödemelerin birlikte dikkate alındığını; acentenin komisyon dışında, ürünlerin nakliyesi, muhafazası, bakımı, bedellerinin tahsili ve diğer organizasyon görevleri karşılığı aldığı ücretlerin de hesaplamada dikkate alındığını; tespit edilecek rakamın üst sınır olması nedeniyle bütün ödemelerin hesaplamaya dâhil edilmesinin hakkaniyete de uygun olduğunu, Maddede açıkça \"acentenin aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemeler\"in toplamının esas alınacağı belirtilmişken 07.09.2020 tarihli bilirkişi raporunda üst sınır hesaplamasında şirketlerin son 5 yılın dönem net karlarının ortalamasının dikkate alındığını; bu hali ile üst sınır hesabının kanuna ve ilgili mevzuata uygun yapılmadığının açık olduğunu, Dönem net karı hesaplamasında ise şirketin tüm faaliyetleri esas alınmakta; genel olarak öncelikle net satışlar tespit edilmekte; belirlenen net satış miktarından satışların maliyeti, faaliyet giderleri, diğer faaliyet olağan gider ve zararları, finansman giderleri, olağan dışı gider ve zararlar şeklindeki kalemler düşüldükten sonra dönem net karı ve zararı tespit edilmekte olduğunu; bu şekilde yapılan hesaplamanın TTK mad. 122/2'de belirtilen  \"acentenin aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemeler\"in toplamı şeklinde yapılacak hesaplama ile bir ilgisi olmadığının açıkça ortada olduğunu; hatta sadece acentenin aldığı komisyon ve ödemeler toplamı dikkate alınması gerekirken haksız yere kazançtan satışların maliyeti, faaliyet giderleri, diğer faaliyet olağan gider ve zararları, finansman giderleri, olağan dışı gider ve zararların düşülmesi ile üst sınır hesabı yapılması yapılan hesaplamanın hatalı olduğunu açıkça göstermekte olduğunu; halbuki üst sınır hesabında acentenin her türlü gelirinin hesaplamaya dahil edilmesi gerektiğini ve brüt gelirin esas alınması gerektiğini; üst sınırın acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılmasının hakkaniyete uygun olacağını,Yapılan bu eksik ve hatalı hesaplama ile son 5 yılın dönem net karlarının ortalamasının 129.878,28 TL bulunmuş olup rapordaki hesaplama yönteminin ve tespit edilen rakamın kabul edilmesinin mümkün olmadığını, Hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığını; raporda şirketlerin ticari defterleri üzerinde yapılan incelemelere ilişkin hesaplama tablosunun ayrıntılı olarak rapora dahil edilmediğini, nasıl hesaplandığı anlaşılmayacak şekilde özet olarak tek kalem halinde dönem net kar veya zararının toplu rakam olarak belirtildiğini, tüm bunlara rağmen Mahkemece rapora karşı yaptıkları itirazlar değerlendirilmeksizin raporun hükme esas alınarak karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olup kararın müvekkilleri lehine kaldırılması gerekli olduğunu, Mahkemenin üst sınır hesabına ilişkin gerekçesinin kendi içinde de çelişkili olduğunu; mahkemenin gerekçeli kararında açıkça 07.09.2020 tarihli bilirkişi raporunu denetime elverişli bulmakla hükme esas aldığını belirtip rapordaki üst sınır hesabını dikkate alarak 120.000 TL yönünden kısmen kabul kararı vermişse de; kesinlikle raporu kabul anlamına gelmemekle birlikte; raporda tespit edilen rakam 129.878,28 TL olmasına rağmen mahkemenin kararında 120.000 TL'ye hükmetmesinin çelişkili olup bunun gerekçesinin de açıklanmadığını, Bunun dışında ikinci bir hususun da, Mahkeme gerekçeli kararında, davalı tarafça fesih ihtarının gönderildiği tarihte (14.09.2011) yürürlükte olan 6762 sayılı Kanunun uygulanacağını belirttikten sonra ilgili Kanunda üst süre sınırı düzenlemesi olmamasına rağmen üst süre sınırı hesabı yapılmasının da çelişkili olduğunu,  mahkemenin kararının bu yönden de hukuka aykırı olup kararın müvekkili aleyhine olan kısımlarının kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini,  Mahkeme dosyasında mevcut olan 23.02.2015 tarihli birinci bilirkişi raporunda acentelik faaliyeti sırasında elde edilen kazançlar ile komisyon alacakları hesaplanarak portföy tazminatının tespit edilmiş olup yapılan hesaplama yönteminin mevzuata ve Yargıtay kararlarına uygun olduğunu,  23.02.2015 tarihli bilirkişi raporunda nihai bulunan portföy tazminatı, şirketin acentelik faaliyeti sırasında yaptığı makine satışlarının geliri ve komisyon ücretleri hesaplanarak yapıldığını,  23.02.2015 tarihli Bilirkişi Raporunda acentelik faaliyetleri sırasında 2006 yılından itibaren 79 adet makine satışının yapıldığı, bu satışlardan toplam 2.028.681,87 Euro kar elde edildiği; bulunan bu kardan ortalama olarak %40 faaliyet gideri düşerek net kazancı 1.217.209,13 Euro bulunduğunu ve bu rakamın 5 yıllık ortalamasının 243.441,82 Euro olarak tespit edildiğini, raporda ayrıca davalının komisyon ödemesi ile yaptığı fatura ve ödemelerin toplanarak 281.267 Euro bulunduğunu  ve yıllık ortalamasının 93.755,66 Euro tespit edildiğini; neticeten acentelik faaliyeti neticesinde satışlardan elde edilen net kazanç ile komisyon ödemelerin ortalaması toplanarak portföy tazminatı alacağının 337.197,48 Euro tespit edildiğini, Mahkemenin son alınan bilirkişi raporunu hükme esas alarak verdiği kararın  hukuka aykırı olup Mahkemenin kararının kaldırılarak acentelik faaliyeti esas alınarak yapılan hesaplamanın mevzuata ve Yargıtay kararlarına uygun olup 23.02.2015 tarihli bilirkişi raporundaki portföy hesabı dikkate alınarak davalarının kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, Dava dilekçesinde yabancı para biriminden tazminat talep edilmesine rağmen Türk Lirası üzerinden karar verilmesinin taleple bağlılık ilkesine aykırı olup hukuka aykırı olduğunu, acentelik faaliyeti sırasında yapılan satışların EURO, komisyon ödemeleri EURO para biriminden olduğundan dava dilekçesindeki ve daha sonra müddeabihin arttırılması dilekçesinde taleplerinin EURO para birimi üzerinden tazminata hükmedilmesi yönünde olmasına rağmen Mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda TL para birimi üzerinden hesaplamalar yapıldığını,  taraflarınca rapora bu yönden de itiraz edilmiş olmasına rağmen itirazlarının değerlendirilmediğini ve Mahkemenin kararında da Türk Lirası üzerinden kısmen kabul kararı verildiğini, 6100 Sayılı HMK'nın “Taleple Bağlılık İlkesi” başlıklı 26. Maddesine aykırı davranıldığını, kararın bu yönden de müvekkilleri lehine kaldırılması gerektiğini, Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin  11.6.2020 tarih, 2020/2040 E.  Ve 2020/1865 K. Sayılı kararında; \"...Mahkemece, 26/03/2015 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı tarafın temyizi ile Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 18/02/2019 tarihli ve 2016/5883 esas 2019/1590 karar sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma ilamına uyulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 6100 Sayılı HMK'nın “Taleple Bağlılık İlkesi” başlıklı 26. maddesi şöyledir: “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” Dosyanın incelenmesinde; davacı ... vekilinin adı geçen davacı bakımından maddi tazminat talebinin Türk Lirası para birimi cinsinden yapıldığı, yargılama aşamalarında da adı geçen davacının talebi hususunda herhangi bir değişiklik yapılmamasına karşın mahkemece maddi tazminatın döviz (Euro) cinsinden hüküm tesis ettiği anlaşılmakta olup,  yukarıdaki kanuni düzenleme nazara alındığında mahkemece taleple bağlılık ilkesine aykırı olacak şekilde kendiliğinden yabancı para birimi üzerinden hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir\", denildiğini; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 11.6.2014 tarih ve 2013/15866 E. Ve 2014/18695 K. Sayılı kararında;  \"...O halde mahkemece, spor kompleksinin toplam değerinin 1.000.000.00.Euro olarak kabulü ile alanında uzman bilirkişi heyetinden gerekirse yeniden keşif yapılarak satış sözleşmesinin düzenlenme tarihi olan 01.08.2005 tarihinden davacının spor kompleksi ile bağlantısının kesildiği Temmuz 2009 tarihine kadar amortisman (yıpranma değeri) oranı/bedeli belirlenerek, bu bedelin davacının spor kompleksindeki ¼ hissesine düşen 250.000.00.Euro bedelden tenzili sağlanarak bakiyesinin davacının yabancı para birimi yönünden talepte bulunduğu da dikkate alınarak yabancı para birimi üzerinden tahsiline karar verilmesi gerekirken az yukarıda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.\" şeklinde karar verilmiş olup, Euro para biriminden talepte bulunulmasına rağmen Türk Lirası üzerinden karar verilmesinin kanuna aykırı olduğunun ortada olduğunu,  Dava dilekçesindeki talebin yabancı para birimi üzerinden olduğundan hükmedilecek faizin de  devlet bankalarının EURO para birimi ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden işleyecek faizi olması gerektiğini; Mahkemenin Türk Lirası üzerinden karar vererek dava tarihinden itibaren avans faizine hükmetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Asli müdahale davasında müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin de kanuna aykırı olduğunu, mahkemenin kararının 6 no.lu bendinde \"Davalı ...  davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine uyarınca 76.146,35 TL nispi vekalet ücretinin asli müdahil ....A.Ş'den alınarak davalıya verilmesine\" denerek sadece davalı ... lehine vekalet ücretine hükmedildiğini; asli müdahale davasında davalı konumunda olan müvekkilinin hükme dahil edilmediğini; asli müdahale davasında davacının, görülmekte olan ilk davanın konusu üzerinde kısmen veya tamamen hak iddiasında bulunan kişi; davalının ise ilk davanın davacısı ve davalısı olup bunlar arasında şeklî mecburi dava arkadaşlığının söz konusu olduğunu, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2. Maddesinde; \"Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur.\" düzenlemesi bulunduğunu, bu nedenle hükmün bu kısmının da düzeltilerek \"....nispi vekalet ücretinin aslı müdahil ... A.Ş.den alınarak ... ve ....Tic.Ltd.Şti.'ne verilmesine\" olarak karar verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek, yerel mahkeme kararınınm müvekkili şirket lehine  kaldırılmasına yeniden yargılama yapılarak ve gerekirse alanında uzman bilirkişi heyetinden rapor alınarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne, 337.197,48 Euro portföy tazminatının davalının haksız fesih tarihinden itibaren mevduata uygulana en yüksek mevduat faizi ile birlikte ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle, müvekkili şirket tarafından yapılan fesihin haklı ve geçerli olduğunu, her ne  kadar yerel Mahkemece \" İhlaller nedeniyle davalı tarafça, sözleşme ilişkisinin sürdürülmek istenmemesi yönünde yapılan bir irade açıklaması iddia ve ispat olunamamakla, bunların da davalı tarafça benimsenmiş olduğu, aynı nedenle de fesih için haklı sebep olarak ileri sürülemeyeceği kanaati Mahkememizde hasıl olmuştur.\" denilmiş ise de, TTK madde 122/3 “Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz”  hükmünü içerdiğini, Bilirkişi raporunda  29.07.2011'de davacı tarafından ödenmesi gereken 55.000 Euro tutarındaki fatura karşılığı ödenemediği kanıtlanamayan iddialar olarak ifade edilmişse de taraflarınca dile getirilen miktarın 55.000 Euro değil 90.000 Euro olduğunu,  bunun 55.000.Euro miktarında olan kısmı için  fatura dava dışı  .... Ltd. Şti.'ne ait olduğunu ve bu fatura alacağı için ise Tuzla İcra Dairesinde ... Esas sayılı dosyası ile 22.12.2012 tarihinde takip başlatıldığını ve bu dosya Tuzla Adliyesinin kapanması ve yeni Adliyenin açılması ile İstanbul Anadolu .... İcra Dairesi'ne  aynı esas numarası ile geldiğini ve itiraza uğrayan dosyaya ilişkin taraflarınca açılan itirazın iptal davasının lehe sonuçlanarak kesinleştiğini ve icra emri ile takibe devam edilerek borcun tahsil edildiğini,  Tüm bu beyanlarının dosyada esas sayısı dosya numarası ve icra müdürlüklerinin ve ticaret mahkemelerinin esasları ve isimleri mevcut iken ve kesinleşmiş mahkeme kararı olmasına ve tanıklarıyla delilleriyle haklı fesih olduğunu ispat etmiş olmalarına rağmen, yerel mahkemenin haklı fesih olamayacağını dile getirmesinin hukuka aykırılık oluşturduğunu; dosya kapsamında bilgi ve belge mevcut olmasına rağmen iddialarını ispatlayacak bilgi ve belge sunulmadığının ileri sürülmüş olup, bu durumun taraflarınca anlaşılamadığını; hükmün eksik inceleme ile kurulduğunu,  Dosya kapsamında toplanan bilgi ve belgelerde; davacı taraf beyanlarında (gerekçeli kararda da yer almaktadır) Grup şirketlerinden.... Ltd. Şti.'nin davalı ... .'nin (...) o zamana kadar başka bir firma tarafından üstlenilen tek yetkili satıcılığını 2005 yılında fiilen almış olduğu, 2006 yılında ise tek yetkili satıcılığı diğer bir grup şirketi olan dava dışı ... Tic. A.Ş.'nin devraldığı ...'nin bu tarihten yetkili satıcılığın müvekkili ...ye devredildiği 2010 yılına kadar işinin gereğini itina ile yerine getirdiğinin belirtilmekte olduğunu, davacının beyan ve tazminatı kabul anlamına gelmemek kaydıyla: 2006-2010 döneminde yetkili satıcılığın ... MAKİNA’da olduğunun tartışmasız olduğunu; bu dönemde yetkili satıcı olduğunu iddia eden ve davaya asli müdahil olarak katılan ...'nın, söz konusu tazminatın kendilerine ait olduğunu beyan ederek davaya asli müdahil olarak iştirak ettiğini ancak sonrasında davadan feragat ettiğini,  Bu durumda; 2006-2010 yılları arasında hak sahibi olduğunu iddia eden ve davacı tarafından da kabul edilen ... açmış olduğu davasından feragat etmiş olduğundan, 2006-2010 dönemine ait  artık ortada hukuken geçerli talep edilebileceğini ve koşulları oluşmuş bir portföy tazminatından bahsedilemeyeceğini; davacı ...'un sadece 2010-2011 döneminde olduğunu; bu kadar kısa bir süre için de portföy tazminatından bahsedilemeyeceğini; çünkü portföy tazminatının koşullarının oluşmadığını, Davacının, ...’nın davaya asli müdahil olarak iştirak etmesini istinaf dilekçelerinde kabul ettiğini ve kendilerine de avukatlık ücreti talep ettiğini; bu beyanın dahi ...nın dosya kapsamında talepte bulunduğu ve kendi dönemine ait tazminattan feragat ettiğini kabul anlamına gelmekte olup, artık ortada davacı yönünden usul yasa ve içtihatlara uygun portföy tazminatının yasal koşullarının oluşmadığının açıkça ortada olduğunu, Fesihten sonra devam edegelen bir portföy olmadığını; ayrıca denkleştirme hesabında sözleşmenin sona ermesinden sonra yapılan satışların değil, aksine ... ile çalışılan 2005-2011 yılı arası yapılan satışlar ve faturaların incelenerek hesaplama yapıldığını, diğer bir deyişle doktrinde kabul edildiği üzere, denkleştirme talebinin temel çıkış noktası olan sözleşmenin sona ermesinden sonra tek satıcı veya acentenin kazandırdığı müşterilere satış yapılıp yapılmadığının hiç incelenmediğini; incelenmiş olursa, fesihten sonra devam edegelen bir portföyün olmadığı Denkleştirme Tazminat talebi ve dikkate alınan  kök rapordaki hesabın yasal dayanaktan ve temelden yoksun olduğunun açıkça görüleceğini, Denkleştirme tazminatının, acentelik sözleşmesinin sona erdiği anda gerçekleşmeyeceğini; aksine gelecekte akdedilecek ticari ilişkilerden elde edilecek gelire göre hesaplanacağını, denkleştirme talebinin, acentenin müşteri çevresi için yapılan bir ödeme anlamına geldiğini;  denkleştirme talebinin temeli olan müşteri çevresinin, yeni ve sürekli müşterilerden oluştuğunu, acentenin çabasıyla kazandırılan yeni müşteri ile müvekkili arasındaki ilişkinin süreklilik gösterirse, acentenin müşteri çevresi yarattığı kabul edileceğini; denkleştirme talep eden acentenin, yeni müşteriler kazandırdığını ve bu müşterilerin sürekli müşteriler olduğunu ispatlaması gerektiğini; diğer bir ifade ile ispat yükünün, lehine haklar çıkaran acenteye ait olduğunu; davacı tarafın ise, bu konuda hiçbir delil sunmadığı gibi, bilirkişi heyetinin kök raporunda da bu hususa hiç değinilmediğini, davacı tarafından yeni kazandırılan sürekli müşterilerin varlığı ve belgeleri ortaya konulmaksızın Denkleştirme Hesaplaması yapıldığını, denkleştirme hesabının ön şartı olan yeni ve sürekli müşterilerin varlığı hesabın ön şartı olduğundan; bu konunun hiç kaleme alınmamasının yeterli uzman gözüyle bir inceleme yapılmadığının açık bir kanıtı olup salt bu yönden dahi Bilirkişi kök raporunun hükme dayanak yapılamayacak mahiyette olduğunun açık olduğunu; bu nedenle ek raporun sonuçlarında da buna dayanılmasının hukuka aykırı sonuçlar doğmasına neden olduğunu, Portföy tazminat hesabında son beş yıllık net kar ortalamasının esas olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla,  tazminatın yasal koşullarının oluştuğu kanaati söz konusu ise; yerel mahkeme kararının kaldırılarak, tazminatın  son 5 yıllık net kar ortalaması olan 34.942,00-TL tutarın isteyebileceği görüşünün kabul edilerek hüküm kurulması gerektiği kanaatinde olduklarını, İleri sürerek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine, aksi takdirde, delillerin yeniden değerlendirilmesi ile davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesine, bu mümkün  değil ise kararın  kaldırılarak ve  dosyanın yeniden karar verilmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesine, davacının istinaf taleplerinin reddine ve yargılama gideri ile ücreti vekâletin karşı tarafa tahmiline, karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava tek satıcılık sözleşmesinden doğan portföy tazminatı istemine ilişkin olup, mahkemece asli müdahale davasının feragat nedeniyle reddine, davacının davasının kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf, davalı vekili tarafından katılma yolu ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı yan; davalının ... şirketlerinden olan dava dışı ... firması ile 2005 yılında sözlü tek satıcılık sözleşmesi yaptığını, bu şirkete yetkilendirme yazısı gönderildiğini, 2006 yılında tek satıcılık sözleşmesinin grup şirketlerinden dava dışı ...  Makina şirketine devredildiğini, davalının bu şirkete de yetkilendirme yazısı gönderdiğini, nihayet 2010 yılında tek satıcılık sözleşmesinin davacı şirkete devredildiğini, davacı şirkete de yetkilendirme yazısı gönderildiğini,  grup şirketleri arasındaki tüm bu devirlerin davalı şirkete bildirildiğini, davalının ürettiği CNC tezgahlarının Türkiye'de satışını arttıran, davalıya Türkiye pazarında müşteri portföyü oluşturan, satış sonrası servis hizmeti vermek üzere ayrı bir şirket kuran ve yatırımlar yapan davacının da aralarında olduğu grup şirketlerinin ve 2010 ila 2011 yılları arası davacının sözleşmeden doğan yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiklerini, buna rağmen davalının 14/09/2011 tarihli e-mail ile sözleşmeyi haksız şekilde sona erdirdiğini ve ... Şirketleri eski çalışanları tarafından kurulan ... firmasına yetkili satıcılık verdiğini, ancak davacının ve davacıdan önceki grup şirketlerinin oluşturduğu müşteri portföyünden faydalanmaya devam ettiğini ileri sürerek, haksız feshedilen sözleşme nedeniyle şimdilik 130.000,00-Euro portföy tazminatının tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile bu tutarı  337.197,48 Euro'ya çıkarmıştır. Davalı yan; taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olmadığını, davacının kendisinden önceki yetkili satıcıların dönemindeki faaliyetler için portföy tazminatı isteyemeyeceğini, davacının  sözleşmenin Türkiye'de davalının makinelerini davacı aracılığı ile satın alan müşterilerden gelen şikayetler bulunması, davacının müşterilerden tahsil ettiği fatura bedellerini davalıya ödememesi gibi sebeplerle haklı olarak feshedildiğini, davalının Türkiye'de davacıdan önce de müşteri portföyü bulunduğunu,  sözleşmenin sona ermesinden sonra davacının portföye kattığı müşterilerle ilişkiye devam edilmediğini, önemli herhangi bir menfaat elde edilmediğini, portföy tazminatı koşullarının oluşmadığını savunmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, tanıklar dinlenmiş, taraf defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış üç ayrı bilirkişi heyetinden kök ve ek raporlar alınarak, istinafa konu hüküm tesis edilmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, mahkemece hükme esas alınan son bilirkişi raporundaki hesaplamanın hatalı olmasına rağmen, bu rapora karşı yaptıkları itirazlar dikkate alınmaksızın hüküm tesis edildiği, mahkemece alınan ikinci ve üçüncü bilirkişi heyet raporlarının şirketin acentelik ilişkisini de aşar şekilde şirketin tüm faaliyetleri ile ilgili tuttuğu ticari kayıtlarının esas alınarak yapılan hesaplamaları içerdikleri ve hatalı oldukları, oysa birinci bilirkişi heyet raporunda acentelik faaliyeti sırasında elde edilen kazançlar ile komisyon alacakları hesaplanarak portföy tazminatının tespit edilmiş olup yapılan hesaplama yönteminin mevzuata ve Yargıtay kararlarına uygun olduğu, bu rapordaki hesaplama esas alınarak talebin ıslah edildiği, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda dahi tazminat üst sınırı 129.878,28 TL olarak tespit edilmişken, mahkemenin gerekçesini açıklamadan raporda tespit edilenden daha az tutarda 120.000,00-TL tazminata hükmettiği, tazminat Euro cinsinden talep edilmesine rağmen, mahkemenin talepten başka bir şeye karar verirken TL cinsinden tazminata hükmettiği, davacıya karşı da açılan asli müdahale davası reddedilmesine rağmen, davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmediği yönündedir. Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği, mahkemeye davacı tarafından yapılmayan ödemelere nedeniyle başlatılan takip ve açılan dava bilgileri bildirilmesine rağmen, bu delillerin değerlendirilmediği, davacının 2006-2010 yılları arası yetkili satıcı olmaması nedeniyle bu dönemler için tazminat talep edemeyeceği, bu dönemlerdeki yetkili satıcı olan ve asli müdahale davası açan ... Şirketi'nin asli müdahale davasından feragat etmesi nedeniyle, davacının da talep edebileceği bir tutar kalmadığı, sözleşmenin sona ermesinden sonra, davalı şirket açısından devam eden bir müşteri portföyü bulunmadığı, sözleşmenin sona ermesinden sonra tek satıcı veya acentenin kazandırdığı müşterilere davalı tarafından satış yapılıp yapılmadığının hiç incelenmediği, davalıya yeni müşteri çevresi kazandırdığını ve davalının sözleşmenin sona ermesi akabinde bu müşteri çevresi ile ticari ilişkiye devam ettiğini ispat yükünün davacı üzerinde olduğu,  sözleşmenin sona ermesinden sonra yapılan satışların değil, aksine ... ile çalışılan 2005-2011 yılı arası yapılan satışlar ve faturalar incelenerek hesaplama yapılmasının da hatalı olduğu, portföy tazminatı talep koşullarının oluşmadığı, kabul anlamına gelmemek kaydıyla,  tazminat koşullarının oluştuğu kanaatine varılsa dahi portföy tazminatı hesabında son beş yıllık net kar ortalamasının esas olduğu,  tazminatın en fazla  son 5 yıllık net kar ortalaması olan 34.942,00-TL olabileceği yönündedir.İlk derece yargılaması sırasında taraflar arasındaki sözlü ilişkinin tek satıcılık mahiyetinde olup olmadığı uyuşmazlık konusu olmuş, mahkemenin gerekçesinde sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi mi, yetkili satıcılık/bayilik sözleşmesi mi, acentelik sözleşmesi mi olduğu hususunda vasıflandırma yapılmadığı, mahkemenin acentelik hükümlerine ilişkin açıklama yaparak, sözleşmenin haksız feshi halinde acentenin portföy tazminatı talep edebileceğini, sözleşmenin haksız feshedildiğini belirtmekle yetindiği görülmüştür. Tek satıcılık sözleşmesi; üretici ile tek satıcı arasındaki ilişkileri düzenleyen, üreticinin mallarını belirli bir bölgede tekel şeklinde satmak üzere tek satıcıya göndermeyi üstlendiği, tek satıcının da kendisine gönderilen malların sürümünü artırmak için kendi adına ve hesabına faaliyette bulunduğu, taraflar arasında sürekli borç ilişkisi doğuran isimsiz bir sözleşmedir. Tek satıcılık sözleşmesinin ayırt edici özelliklerinden biri, satıcının üreticinin mallarını satmak hususunda belli bir bölgede tekel hakkının bulunması, buna karşılık satıcının,  üreticiye karşı  rekabet etmeme  ve  üreticinin mallarının sürümünü arttırma yükümlülüğünün bulunmasıdır. Tek satıcılık ilişkisinin varlığını ispat yükü davacı üzerindedir. Davalı Türkiye pazarında davacı dışında bir firma aracılığı ile satış yaptığına dair bir delil sunamadığından, sözleşmenin tek satıcılık mahiyetinde olduğuna dair davacı lehine bir fiili karine oluşmuş ve ispat yükü yer değiştirmiş gibi görünse de, dosya kapsamındaki delillerden, bilhassa davacı yetkilisi tarafından davalıya gönderilen 08/02/2012 tarihli mektup içeriğinden, davacının Türkiye pazarında yalnızca davalının ürettiği CNC tezgahların davalı adına satışını yapmadığı, eş zamanlı olarak davalı ile rakip konumdaki Japon ... ve Alman ... firmasına ait tezgahların da satışını yaptığı anlaşılmış olup, bu durum da sözleşmenin tek satıcılık mahiyetinde olmadığına dair davalı lehine ikinci bir  fiili karine niteliğindedir. Dolayısı ile ispat yükü yer değiştirmemiştir. Davacı davalı lehine bu ikinci fiili karinenin aksini ispat edecek delil sunmamış, bilakis rakip firmaların ürünlerinin temsilciliğinin ve satışının yapıldığını bizzat beyan etmiş, dolayısıyla tek satıcılık sözleşmesinin varlığını ispat edememiştir. Taraflar arasındaki 2005 yılında başladığı ve  devir yoluyla davacıya kadar geldiği, ileri sürülen sözleşmenin  14/09/2011 yılında sona erdiği çekişme konusu olmayıp, uyuşmazlığa 6762 sayılı Kanun uygulanmak durumundadır. Bu nedenle 6102 Sayılı TTK'nun 122 maddesinin somut olayda uygulanma olanağının bulunmadığı tespiti gerekir. Sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 Sayılı TTK kapsamında denkleştirme tazminatına ilişkin düzenleme mevcut değil ise de; doktrin ve uygulamada 6762 Sayılı Kanunun 134 maddesinde atıfla sözleşmenin haklı nedenle feshedilmesi halinde acenteye/tek satıcıya uygun bir portföy tazminatının verilmesi gerektiği kabul edilmiştir( Bkz. Arkan, Sabih, a.g.e, s.210 ve devamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/12570 esas, 2018/6010 karar sayılı, 04/10/2018 tarihli ilamı, Yargıtay 19 Hukuk Dairesi'nin 2007/9285 esas, 2008/1759 karar sayılı, 21/03/2008 tarihli ilamı). Şu halde portföy tazminatının talep edilebilmesi için sözleşmenin ya acentelik, yahut davacıya tekel hakkı veren tek satıcılık sözleşmesi olması zorunludur. Bu husus portföy tazminatı isteminin ön koşuludur. Nitekim 6102 Sayılı TTK'nun 122 maddesinde, bu yöndeki yerleşik içtihatlar yasal çerçeveye kavuşturulmuştur. Davacı tek satıcılık ilişkisini ispat edemediğinden, sözleşmenin acentelik ilişkisi olup olmadığı irdelenmek durumundadır. 6762 Sayılı TTK'nun 116/1 maddesinde; acentelik \"ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.\" şeklinde tanımlanmıştır. Sözleşme geçerlilik şekline tabi değildir. Yasal düzenlemeye göre sözleşmenin unsurlarından ilki bağımsızlıktır. Acente bağımsız tacir yardımcılarından olup,  faaliyet düzenini ve çalışma saatlerini kendisi ayarlayabilir. Kendi adına bağımsız bir işletme işletebilir ve bu işletme ticari işletme koşullarını taşır hale gelirse acente aynı zamanda tacir sıfatını kazanır. Acente müvekkili tacirin doğrudan denetim ve gözetimi altında değildir. Müvekkili aralıklarla bilgi verme yükümü altında olması bağımsızlık unsuruna halel getirmez. Acenteye aracılıkta bulunulan veya fiilen yapılan sözleşmeler için ücret ödeneceğinin kararlaştırılması acentelik ilişkisine delalet eder. Aylık sabit bir ücret ödenmesinin kararlaştırılması halinde ise acentelik ilişkisinden ziyade bağımlı yardımcılığın varlığı akla gelir. Sözleşmenin unsurlarından ikincisi ise, bir ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etme veya bunları o işletme adına yapmaktır. Acente tacir olan müvekkili için iki türlü faaliyette bulunabilir. İlki sözleşme yapılmasına aracılık etme ikincisi ise müvekkili tacir adına sözleşme yapma şeklinde gerçekleşir. Tekel hakkı acentelik sözleşmesinin zorunlu unsuru unsuru değildir zira TTK'nun 118 maddesi uyarınca yazılı olmak kaydıyla bu hakkın kaldırılması taraflarca kararlaştırılabilir. Acentenin müvekkili tacir adına ve hesabına sözleşme yapması için kendisine yazılı şekilde özel yetki verilmesi ve yetkinin ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmesi gerekir. Sözleşmenin üçüncü unsuru sürekliliktir. Acentenin aracılık veya sözleşme yapma şeklindeki faaliyeti süreklilik arz eder. Süreklilik unsuru acenteyi tellallıktan ayıran zorunlu unsurdur. Başka ifade ile tek bir sözleşmenin yahut sayısı önceden belirlenmiş sözleşmelerin yapımına aracılık etmek veya bu sözleşme yahut sözleşmeleri yapmak yetkisi veren sözleşmeler acentelik değil, tellallık ilişkisi mahiyetindedir. Sözleşmenin dördüncü unsuru, meslek edinmedir. Acentelikten bahsedilebilmesi için, kişinin başkası adına aracılık etme veya sözleşme yapma faaliyetini meslek edinmiş olması gerekir. Bu acentenin başka faaliyetlerde bulunmasına engel olmadığı gibi, acentelik faaliyetinin asli veya tali faaliyet olmasının da önemi yoktur. Faaliyetin asli veya tali olarak meslek edinilmiş olması yeterlidir.(Tüm unsurlara ilişkin detaylı açıklama için , Bkz. Arkan, Sabih, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları, Gözden geçirilmiş Yedinci Bası, Ankara, 2004, s.188 ve devamı) Bu açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde, hem davacıya, hem de davacıdan önceki iki şirkete gönderilen içerikleri aynı mahiyetteki yetkilendirme yazılarına göre, davacının davalı şirketin tüm ürün yelpazesini Türkiye'de temsil etme, davalı adına ihalelere ve diğer resmi alımlara katılma, teklifler sunma, fiyat müzakerelerine katılma, ve temel olarak bakanlıklarda, askeri fabrikalarda, kamu şirketlerinde ve resmi kurumlarda satış sözleşmeleri imzalama, ürünlere bakım onarım hizmeti verme yetkilerine sahip olduğu, şu halde davacının hem davalı adına aracılık faaliyetinde bulunma, hem de davalı adına sözleşme yapma yetkisine sahip, bu işi meslek edinmiş bağımsız bir tacir yardımcısı olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin acentelik ilişkisi mahiyetinde bulunduğu, dolayısıyla diğer koşulların varlığı halinde portföy tazminatı talep hakkının mevcut olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekilinin portföy tazminatı koşullarının oluştuğu, ancak mahkemece hükme esas alınan raporun hesaplama yönteminin hatalı olduğu, davalı vekilinin ise portföy tazminatı koşullarının oluşmadığı, zira davacı tarafından yaratıldığı belirtilen müşteri çevresinden, sözleşmenin sona ermesi sonrasında da davalının önemli menfaatler elde ettiğinin kanıtlanamadığı, aksi kabulde mahkemenin hükme esas aldığı hesaplamanın hatalı olduğu yönündeki istinaf sebepleri değerlendirildiğinde; mahkemece alınan üç ayrı bilirkişi heyet raporunda da, davacının ve sözleşmeyi devraldığı önceki iki şirketin acentelik ilişkisi boyunca davalıya nasıl bir müşteri çevresi yarattığı, bu çevre içinde davalının daha önce de ilişki içinde bulunduğu müşteriler bulunup bulunmadığı, davalının davacı tarafından yaratılan müşteri çevresinden halen yararlanıp yararlanmadığı, davalının ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği portföy tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususlarınında hiçbir değerlendirme yapılmadığı, mahkemenin portföy tazminatı koşullarına ilişkin ise herhangi bir gerekçelendirme yapmaksızın yalnızca bilirkişi raporlarını tekrarla yetindiği, öte yandan hükme esas aldığı son bilirkişi heyet raporunda tespit edilen tazminat  tutarından daha az tutardaki 120.000,00-TL tazminatı ne şekilde takdir ettiğini kanun yolu denetimine açık şekilde gerekçelendirmediği, yine davacının USD cinsinden talebinin neden TL cinsinden takdir edildiğini açıklamadığı anlaşılmıştır.  Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığı olup,  mahkemece yapılması gereken iş, davalının 2005 yılı öncesi Türkiye'de doğrudan veya dolaylı satışlar ile sözleşme sona erdikten sonra dava tarihine dek  yaptığı doğrudan veya dolaylı satışların, davalı tarafından dosyaya sunulmasının sağlanması, akabinde bilirkişilere yaptırılacak inceleme sonucu davacının davalı tarafın müşteri portföyüne kattığı müşterilerle davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra da ticari ilişkisini devam ettirip ettirmediği, ettirdi ise hangi firmalarla, hangi süre ve oranda devam ettirdiği tespit ettirilerek, taraflar arasındaki sözleşmenin kurulup devam ettiği süre, ilişkinin ileriye dönük menfaat sağlayıp sağlamadığı hususları nazara alınmak suretiyle hakkaniyete uygun bir tazminata hükmetmekten ibaret olup,  yetersiz bilirkişi raporuna ve eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması isabetsiz olmuş, davalının portföy tazminatının koşullarına, davacının ise tazminatın tutarına yönelik istinaf sebebi yerinde bulunmuştur.  Asli müdahale davasından feragat edildiği, dosyanın mevcut taraflarının asli müdahil karşısında HMK'nun 65 maddesi uyarınca davalı konumunda bulundukları ve aralarında şekli anlamda zorunlu dava arkadaşlığı mevcut olduğu, buna göre mahkemece feragat nedeniyle reddedilen asli müdahale davası bakımından davacı lehine vekalet ücreti takdiri gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi gerekirken, bu olumlu olumsuz bir karar verilmemediği anlaşılmış olup, davacı yanın bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde bulunmuştur.Sonuç itibariyle; taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, kaldırma gerekçesine göre, taraf vekillerince ileri sürülen sair istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 27/01/2021 tarih ve 2014/504 Esas -  2021/91 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde  kendilerine iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 01/02/2024 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"48adbb570b04d193","SID":"87869cb33f825ddf"}}