{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/2142 Esas <br>KARAR NO: 2024/139 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2022/1030 Esas -  2023/412 Karar<br>TARİHİ: 11/05/2023<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 01/02/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,  müvekkili şirketin, takip dayanağı faturalar kapsamında satmış olduğu mallar karşılığında davalıdan takip tarihi itibariyle 22.075,50 TL alacaklı olduğu, alacağının tahsili için davalı aleyhine başlatılan takibe haksız olarak itiraz edildiğinden bahisle itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında dava dilekçesini tekrar etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, takip dosyasından gönderilen ödeme emrinde muhtelif tarihlere ilişkin fatura alacağı olarak her ne kadar talepte bulunulmuş ise de alacak iddiasında bulunan firma ile aralarında herhangi bir alış-veriş olmadığını, kendi yanında çalışan elemana hizmet faturası kestiği kişinin  ...' ün kendi yanında sigortalı olarak çalıştığını, tahakkuk edilen faturalar ile irsaliyeler üzerindeki imza şahsıma ait olmadığınından bahisle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 11/05/2023 tarih 2022/1030 Esas -  2023/412 Karar sayılı kararında;  \"Dava, İİK'nun 67/1 maddesinde düzenlenen itirazın iptali davasıdır. Mahkememizce; tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları resen belirlenerek; taraf vekillerinin vermiş olduğu dilekçeler, tarafların ibraz ettiği tüm deliller, İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile dosya arasındaki tüm kayıt ve belgeler tek tek incelenmiştir.  İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde; davacı tarafından davalı aleyhine 22.075,50 TL asıl alacağın tahsiline yönelik icra takibi başlatıldığı,  ödeme emrinin davalıya  27/05/2016 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 30/05/2016 tarihinde icra takibine itiraz edildiği, davanın yasal 1 yıllık süresi içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. <br>İLK KARAR; Mahkememizce 13/12/2018 tarih ve 2016/1055 Esas 2018/1288 sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>İSTİNAF KALDIRMA İLAMI; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 01/12/2022 tarih ve 2020/1370 Esas -2022/1803  Karar sayılı ilamında; \"...Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davalı yanın istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddeleri uyarınca   kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/12/2018 tarih ve 2016/1055 Esas -  2018/1288 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,... \"  şeklinde karar vererek mahkememiz dosyasını iade etmiştir.Usulüne uygun istinaf kaldırma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı- İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323).Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447,  yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nun 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nun 19/2.maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesi ile değişik TTK’nun 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Buna göre, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca re'sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nun 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup, dava şartı olması sebebiyle davanın her aşamasında mahkemece resen gözetilmesi gerekir. Mahkememizce görev husus öncelikli olarak incelenmiştir. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma ilam doğrultusunda davalının esnaf tacir araştırmasının yapılması için ilgili yerlere müzekkereler yazılmış, gelen müzekkere cevaplarından davalının tacir olmadığı, gerçek kişi ticari işletme kaydının bulunmadığı, işletme esasına göre basit usulde vergilendirildiği Küçükyalı Vergi Dairesi Başkanlığı ve İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün müzekkere cevapları ile sabittir. Tüm dosya kapsamı, taraf iddia ve savunmaları ve bütün deliller birlikte değerlendirildiğinde; davalının tacir olmadığının gelen müzekkere cevapları ile sabit olduğu, davanın  nispi veya mutlak ticari dava  olmadığı  dikkate alındığında eldeki dosya bakımından mahkememizin görevli olmadığı ve uyuşmazlığın çözüm yerinin genel görevli mahkeme olan  Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğuna mahkememizce kanaat getirilmiş, mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğu yönünden usulden reddine karar verilmiştir.\"gerekçesi ile, \"Göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan HMK'nun 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca DAVANIN USULDEN REDDİNE,Yasal sürede başvurulması halinde dosyanın görevli İstanbul Anadolu Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,\" karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, Yere Mahkeme'nin ilk kararının, davalının görev itirazı kapsamında eksik inceleme yapıldığı gerekçesi ile kaldırıldığını; ilk nihai kararın kaldırılmasından sonra, davalı  tarafın görev itirazı kapsamında, Yerel Mahkeme tarafından İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odası'na davalının esnaf olup, olmadığının sorulduğunu, İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odası tarafından verilen 25.12.2022 tarihli cevapta, davalının ESNAF kaydının olmadığı, yani ESNAF olmadığının kesin ve net şekilde belirtildiğini; Yerel Mahkeme,  istinaf kararında belirtilen şekilde davalının tacir olup, olmadığının tespiti yönünden  2016 yılındaki hasılatının ne kadar olduğu yönünden, davalının bağlı olduğu Küçükyalı Vergi Dairesine tezkere yazdığını; Küçükyalı Vergi Dairesi tarafından 17.02.2023 tarihli cevap dilekçesinde davalının 2016 yılı alış tutarının 39.770,93 TL satış tutarının ise 102.498,90 TL olduğu bildirildiğini; Yerel Mahkemenin ise, Davalının \"oto kuaför hizmeti\" hizmet işletmesi olduğunu ve 2016 yılı hasılatı olan 102.498,90 TL'nin de, hizmet işletmeleri için belirlenen 92.000,00 TL'yi geçtiği ve davalının tacir  olduğunun kabulü gerektiğine dair  yasal düzenlemeyi yok sayarak, tamamen hatalı değerlendirme ile görevsizlik  sebebiyle usulden davanın reddine karar verdiğini, Göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğu gerekçesi ile davanın usulden reddi kararının, dosya kapsamına ve yasal mevzuata açıkça aykırı olduğunu; ilk nihai kararın kaldırılmasına ilişkin istinaf kararında da belirtildiğini, T.T.K.nun 12. maddesinde kimlerin tacir, 15. maddesinde ise kimlerin esnaf olacağının hüküm altına alındığını; T.T.K.'nun 11 maddesinin 2. fıkrasında da tacir ile esnaf arasındaki ayrımın Cumhurbaşkanı kararı ( 2018 öncesi Bakanlar Kurulu tarafından çıkartılacak kararname ile) ile belirleneceğinin hüküm altına alındığını; ticari şirketler dışında kimlerin tacir sayıldığının 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenmiş olup,  söz konusu kararnameye dayalı olarak belirlenen limitlere göre 2016 yılı için yıllık alım tutarları 84.000,00-TL yi veya satış tutarları 116.000,00-TL yi aşanlar ile hizmet işletmeleri için yıllık hasılatı 92.000,00 TL yi aşanların tacir sayıldığını; dosya kapsamına bakıldığında mahkeme tarafından bu yönde her hangi bir araştırmanın yapılmadığını, Davalının 2016 yılı hasılatının, hizmet işletmeleri için belirlenen 92.000,00 TL'nin üzerinde olduğunu; davalı tarafın tacir olduğunun dosya kapsamına göre açık ve net olduğunu; bu sebeple de, Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasını arz ve talep ettiklerini,  İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle, dosya kapsamına ve yasal mevzuata açıkça aykırı olan Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak, yeniden inceleme ve yargılama yapmak üzere dosyanın Yerel Mahkemeye geri gönderilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava satış sözleşmesine istinaden tanzim edildiği iddia olunan faturalara dayalı alacağın tahsili amacıyla  başlatılan ilamsız takibe itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen 13/12/2018 tarihli, 2016/1055 esas, 2018/1288 karar sayılı kararın,  dairemizin  01/12/2022 tarihli, 2020/1370 esas,  2022/1803 karar sayılı kararı ile kaldırıldığı, dosyanın mahkemeye iade edildiği, kaldırma kararı sonrasında mahkemece davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verildiğini,  bu karara karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Mahkemece, dairemizin kaldırma ilamı doğrultusunda davalının gerçek kişi tacir kaydının bulunup bulunmadığı hususunda İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne yazılan yazıya, tacir kaydının mevcut olmadığı yönünde cevap verildiği; yine Küçükyalı Vergi Dairesi'ne yazılan yazıya,  davalının 2016 yılı  gelir  vergisi  beyannamesini  işletme hesabına göre verdiği, davalının ilgili yıl  beyanında, mal alış satış toplamının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 177.maddesi ve diğer ilgili maddelerinde ve ilgili Bankalar Kurulu Kararında 2016 yılı  için belirtilen tutarın (bilanço alış  tutarı;168.000 TL  ve Bilanço Satış  Tutarı:230.000 TL ) altında 39.770,93 alış tutarı  ve 102.498,90 TL satış tutarı olarak olarak gerçekleştiği yönünde cevap verildiği; İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odası'na yazılan yazıya ise, davalının esnaf kaydının bulunmadığı yönünde cevap verildiği  görülmüştür.Somut olayda, uyuşmazlığın dayanağı hukuki ilişki satış ilişkisi olup, satış sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar, TTK'nun 4. Maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan olmadığı gibi,  aynı maddenin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na atıfla mutlak ticari dava konusu kabul ettiği sözleşmelerden de değildir. Mahkemece yapılan araştırma neticesinde davalı gerçek kişinin tacir olmadığı ve ticari faaliyetinin esnaf faaliyeti sınırını da aşmadığı tespit edildiğinden, davanın nispi ticari dava mahiyetinde olmadığı yönündeki mahkeme kabulünde isabetsizlik yoktur. Davacının aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.  Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesinin ticari dava olmayan eldeki uyuşmazlığa bakma görevinin asliye hukuk mahkemelerine ait olduğu gerekçesi ile davanın dava şartı yokluğundan reddine dair verdiği karar usul ve yasaya uygun olduğundan, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85-TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75‬-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 01/02/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6e3e7757c181530a","SID":"5e38f0bd4e2d1be3"}}