{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   <br>                      T.C.<br>                 SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2022/2547 <br>KARAR NO\t: 2024/163<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t:GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t:06/09/2022<br>NUMARASI\t:2016/646 Esas - 2022/607 Karar<br><br>DAVACI\t:... (T.C.No:...) - ...<br>VEKİLİ\t:Av. ... - ...<br>DAVALI\t:TADIM GIDA MADDELERİ SAN. VE TİC. A.Ş. - ...<br>VEKİLİ\t:Av. ... - ...<br>DAVA\t:Tazminat<br>DAVA TARİHİ\t:28/02/2014<br><br>KARAR TARİHİ\t:01/02/2024<br>KR. YAZIM TARİHİ\t:05/02/2024<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin Antalya bölgesinin bayiliğini üstlendiğini, dava dışı ... ile davalı şirket arasında sözlü olarak akdedilmiş belirsiz süreli bayilik sözleşmesinin olduğunu, davalı şirket tarafından herhangi bir haklı neden gösterilmeksizin ve makul fesih ihbar öneli verilmeksizin sözlü olarak feshedildiğini Türk Ticaret Kanunu'nun kesin kuralına rağmen davalı şirket fesih ihbarını sözlü olarak bildirdiğini, dava dışı ...'a herhangi bir yazılı fesih bildiriminde bulunmadığını, söz konusu bayilik sözleşmesinin derhal feshi hakkaniyete yerleşik içtihatlara ve doktrindeki görüşlere aykırı olduğu ve davalı şirketin tazminat sorumluluğunu doğurduğunu belirttiği, taraflar arasında 12 yıldır davam eden bayilik sözleşmesine ilişkin müvekkili ile herhangi bir yazılı sözleme yapılmadığını, yazılı bir sözleşme yapılmış olsa dahi 12 yıl boyunca ayrıca bir mutabakata bağlanmaksızın devam ediyor olması bu ilişkinin belirsiz sözleşme niteliği taşıdığını gösterdiğini, bayilik sözleşmesinin kanunlarımızda düzenlenmediğini, bu bakımdan kendine özgü bir sözleşme tipi olduğunu, davalı şirketin herhangi bir sebep göstermeksizin tek taraflı olarak sözleşmeyi feshedebilmesi için dava dışı ...'a makul bir ihbar süresi tanıması gerektiğini, buna rağmen davalı şirket bayilik sözlemesinin 2009 senesi Mart sonu Nisan başı gibi sözlü olarak derhal feshettiğini beyan ederek, ihbarnamenin tebliğ tarihi olan 05/10/2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile 05/01/2010 tarihli temlik sözleşmesi ile bayiinin davalıdan olan tüm alacaklarını temliki ile müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın belirsiz alacak davası niteliğinde açılmayacağını, davanın hukuksal dayanağının netleştirilmediğini, davacı tarafından sunulan alacağın temliki sözleşmesi geçerli olmadığını, davacının taraf ehliyetinin bulunmadığını, davalı şirketle ticari ilişki içerisinde bulunan Aslan Gıda unvanlı firmanın, temlik veren ... ile ilintisinin ortaya konması gerektiğini, taraflar arasındaki, yazılı olmayan sözleşmenin devam ettirilmemesi halinde, karşı tarafa tanınması gereken bir ihbar süresi bulunmadığını, portföy tazminatının dayanaksız olduğu ve haklı olmadığını belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"...1-Davanın KABULÜNE,<br>-279.850,18 TL kar kaybı talebinin ihbar tarihi olan 05/10/2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, 68.989,41 TL denkleştirme tazminatının ihbar tarihi olan 05/10/2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının dosyada mevcut ihtarnameye konu ettiği alacak miktarını belirsiz alacak davası olarak talep etmesinin mümkün olmadığını, davalı şirketin çalıştığı başka bayiler bulunduğu yargılama sırasında tespit edildiğinden tek satıcılık ilişkisinin mevcut olmadığını, kanun gereği portföy tazminatına hükmedilemeyeceğini, bunun yanında mahkeme hükmüne esas olan 26.06.2020 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunda; hak düşürücü süreye uğrayacak şekilde sadece kısıtlı bir süre davalı ile tek satıcı olarak çalışıldığı tespit edildiğini, portföy tazminatının hesabında; kanun gereği dikkate alınması gereken konular kararda değerlendirilmediğini, davacı şirket lehine gerek kar kaybına yönelik tazminata hükmedilmesi gerekse 1 (bir) senelik kar kaybı hesabı mevzuat, yasa ve içtihatlarla uyumlu olmadığını, fesih sonrası, davacı şirketin derhal rakip ile gelir getirici faaliyet içerisine girdiği tespit edildiğinden; kar kaybı talebinin reddi ya da gelir ölçütünde indirim yapılması kanun ve usul gereği olduğunu, hükmedilen 1 yıllık kar kaybının salt davacının talebinin bulunmasından vesile hesaplandığı bilirkişi rapounda da ifade edilmişken yerel mahkemece 1 yıllık kar kaybına hükmedilmesinin, davacının mükerrer gelir elde etmesine ve sebepsiz zenginleşmesine yol açmakla birlikte hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda davacı defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı açıkça tespit edilmiş olup HMK madde 222/2 hükmüne aykırı olarak bu kayıtların davacı lehine delil teşkil edemeyeceğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın usule uygun olarak belirsiz alacak davası şeklinde açıldığını, davalının itirazlarının aksine tüm bilirkişi raporları ile de sabit olduğu üzere Arslan Gıda'nın davalı şirketin tek satıcısı olduğunu, bu nedenle portföy tazminatına hak kazandığını, portföy tazminatına hakkaniyet ilkesi kapsamında indirim yapılmaması gerektiğini, davalı tarafın, 1 (bir) senelik kar kaybı hesabının mevzuat, yasa ve içtihatlarla uyumlu olmadığını iddia etse de sunulan Yargıtay kararlarından da görüleceği üzere, Yargıtay ihbar süresinin ticari ilişkinin uzunluğuna göre belirlenmesi gerektiği görüşünde olup bu nedenle davalı aleyhine 1 yıllık kar kaybı tazminatına hükmedilmesinin yerinde olduğunu, somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak kar kaybından herhangi bir mahsubun yapılmamasının yerinde olduğunu, dosyada alınan bilirkişi raporlarının yalnızca ticari defterlere dayanılarak hazırlanmadığından davalının iddialarının asılsız ve mesnetsiz olduğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/09/2022 tarih, 2016/646 Esas - 2022/607 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava bayilik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle kar kaybı ve portföy tazminatı talebine ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>İlk derece mahkemesi kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nun 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;<br>1-Bilindiği üzere, 6100 sayılı HMK’nın 297/1-c. maddesi bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. <br>6100 sayılı HMK’nın “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297/1. maddesinin  (c) bendinde;<br>“Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri” ile aynı maddenin 2. fıkrasında “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi yer almaktadır.<br>Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. <br>Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuki sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.<br>Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Hüküm kanun yoluna gönderildiğinde, istinaf mahkemesi ya da Yargıtay da, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz.<br>Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. <br>Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. <br>Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve kanun yolu mercilerinin hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. <br>Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nın 297. maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.<br><br>Bu genel açıklamalar ve ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, mahkemece gerekçede bilirkişi raporu özetlendikten sonra sadece “…davacının 04.10.2018 tarihli rapora göre 279.859,18-TL olarak hesaplanan 1 yıllık kar kaybının davalıdan talep edebileceği, 24.12.2019 tarihli raporda hesaplanan 68.984,41-TL denkleştirme tazminatını davalıdan talep edebileceği…\" denilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davanın kabulüne ilişkin gerekçelere ilk derece mahkemesince gerekçe olarak adlandırılan kısımda açıklayıcı şekilde yer verilmemiş, aynı zamanda raporlarda ihtimalli değerlendirme yapılmasına rağmen tercih edilen ihtimale neden üstünlük sağlandığı açıklanmamış, heyet raporları arasında hesaplamada farklı bedellere ulaşılmasına rağmen neden diğer rapora üstünlük sağlandığı açıklanmamış, tek satıcılık sözleşmesinin; üretici ile tek satıcı arasındaki ilişkileri düzenleyen, üreticinin mallarını belirli bir bölgede tekel şeklinde satmak üzere tek satıcıya göndermeyi üstlendiği, tek satıcının da kendisine gönderilen malların sürümünü artırmak için kendi adına ve hesabına faaliyette bulunduğu, taraflar arasında sürekli borç ilişkisi doğuran isimsiz bir sözleşme olması,(Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 28.09.2016 tarihli 2016/5707 E., 2016/12723 K. sayılı emsal kararı) nazara alındığında portföy tazminatına hak kazanılmasında tek satıcılık gibi tekel hakkı veren ilişkinin taraflar arasında olup olmadığının değerlendirilmediği gibi münhasır olmayan bayilik ilişkisi olması halinde davacının portföy tazminatına hak kazanamayacağı (dairemizin 2022/1356 esas 2023/1376 karar sayılı ilamı) nazara alındığında bu hususta da olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapılmadığı, dolayısıyla taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenmemiş olduğu, varlığı iddia edilen sözleşmenin fesih edilip edilmediği, edilmiş ise feshin haksız olup olmadığı gerekçede hiç değerlendirilmediği görülmüştür. Bu nedenle anılan gerekçenin HMK'nın aradığı anlamda ve istinaf denetimine elverişli gerekçe olarak kabul edilmesi mümkün değildir.<br>Bu nedenle HMK’nın 297. maddelerine uygun ve denetime elverişli gerekçeli biçimde oluşturulması gerekmekte olup anılan niteliklere uygun olmayan kararlar Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesini, HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkını ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkını ihlal edecektir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin kararı yerinde değildir.<br>2-Kaldırma nedenine göre diğer istinaf istemleri değerlendirilmemiştir.<br>Mahkemece, gerekçeli karar başlığında; davacı vekilinin adresinin yazılmamış olması, 6100 sayılı HMK'nın 297/1-b maddesine aykırı olmakla birlikte sonuca etkili olmadığından, kaldırma nedeni yapılmamış ve bu hususa eleştiri getirilmekle yetinilmiştir.<br>Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre; davalının istinaf taleplerinin kamu düzeni yönünden kabulüne, davalının diğer istinaf nedenlerinin kaldırma nedenine göre bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 bendi gereğince ilk derece mahkemesinin kararının esası incelenmeden kaldırılmasına, dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE,<br>2-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/09/2022 tarih, 2016/646 Esas ve 2022/607 Karar sayılı kararının  KALDIRILMASINA,<br>3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine,<br>5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından  yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,<br>6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>8-İİK'nın 36/5 maddesi gereğince davalı vekilince İstanbul 4. İcra Dairesinin 2022/26874 Esas sayılı dosyasına sunulan teminatın davalıya iadesine,<br>İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.01/02/2024<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır...<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Katip ...<br> ¸e-imzalıdır<br><br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f09f8d3e5095b87c","SID":"d2f5612a6fa1dae4"}}