{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1921 <br>KARAR NO: 2023/1402<br>KARAR TARİHİ: 14/12/2023<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 07/09/2020<br>NUMARASI: 2018/870 Esas -  2020/439 Karar<br>DAVA: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/12/2023<br>Taraflar arasındaki Menfi Tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ...'nin 21.12.2015 keşide tarihli, 8.000,00 TL bedelli ve 30.01.2016 vade tarihli bonoya dayalı olarak İstanbul ... İcra Dairesinin ... sayılı dosyasından kambiyo yoluyla icra takibi başlattığını, söz konusu bononun taraflar arasında imzalanmış olan 22.12.2015 tarihli Mora Cihazı Kullanıcı Sözleşmesinin 3'üncü maddesine göre verildiğini, takip konusu bono bedelinin takip öncesinde 28.01.2016 tarihinde davalı tarafa ödendiğini, ödemenin davalı tarafından yetkilendirilen dava dışı ... isimli kişiye imza karşılığı yapıldığını, bono aslının davalıdan alınmadığını, ödemeden iki yıl sonra davalı tarafından kötüniyetli olarak icra takibine konulduğunu, taraflar arasında sözleşmede ve ticari ilişkiden kaynaklı bir borcun da bulunmadığını belirterek borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafın dayandığı sözleşmenin tarafları ile dava konusunun tamamen farklı olduğunu, söz konusu sözleşmenin taraflarının davalı ...'nin ortağı bulunduğu ... Ticaret Ltd. Şti. ve davacı ...'ın ortağı bulunduğu ... Ticaret Ltd. Şti. olduğunu, davaya konu bononun ise davacı ile davalı arasında imzalanmış bulunduğunu, bonoda \"nakden\" ibaresinin bulunduğunu, davacı tarafın belirttiği sözleşmede yazılı olan bononun vadesinin 31.01.2016 olmasına karşın dava konusu bononun vadesinin 30.01.2016 olduğunu, davacının adı geçen sözleşmede bononun keşide tarihinin 21.12.2015 olarak belirtmesine karşın sözleşmede bononun keşide tarihinin bulunmadığını, dava konusu bononun imza tarihinin sözleşmenin imza tarihinden önce olduğunu, davalının bu bono nedeniyle kendilerine hiç bir ödeme yapmadığını, davacının dosyaya sunduğu ödeme belgesinde kendilerinin isminin ya da ortağı bulundukları şirketin adının geçmediğini, belgede imzası bulunan ...'ın ise 2014 yılında işten ayrılmış olması nedeniyle bononun imzalandığı tarihte kendileriyle hukuki ilişkisinin kalmadığını, dava dışı ...'ın kendilerine gönderdiği @ posta yazışmasında 2016 yılında davacıya sattığı cihazın davalı ...'nin ortağı bulunduğu ... Ticaret Ltd. Şti. ile bir ilgisinin bulunmadığını, söz konusu cihazın 2016 yılında davacıya satıldığını, kendisinin ise daha önce 2014 yılında davalı ...'nin ortağı bulunduğu ... Ticaret Ltd. Şti.'den işten ayrıldığını belirttiğini, dava dışı ...'a tanıklık teklif ettiklerini ancak kendisinin kabul etmeyerek @ posta gönderdiğini, davacının sunduğu ödeme belgesindeki rakamın 9.500,00 TL olduğunu, bononun ise 8.000,00 TL bedelli olduğunu, davacının belirttiği sözleşmenin konusunun \"...\" marka olduğunu, yine davacının sunduğu ödeme belgesindeki cihazın modelinin ise \"...\" olduğunu, ödeme belgesine göre cihazın teslim tarihinin 28.01.2016 olduğunu, sözleşmeye göre teslim tarihinin ise 22.12.2015 olduğunu, cihazların teslim tarihi bilgilerinin de birbiriyle uyuşmadığını bu gerekçelerle davanın reddine ve % 20 tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Dava konusu bonoda davacı ... keşideci, davalı ... ise lehtar olup, düzenleme nedeni olarak “nakden” kaydı bulunmaktadır. Yargıtay HGK kararında da ifade edildiği üzere bono bağımsız borç ikrarı içeren bir senet olup, senette bedel kaydının mevcut olması hâlinde ispat yükü kaydın aksini savunan tarafa aittir. Dava konusu olayda ise davacı bononun mal karşılığı olduğunu davalı ise bononun mal karşılığı olmadığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla davacı tarafından bononun talil edildiğinin kabulü gerekir. Bu durumda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 6 ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun m. 191 uyarınca ispat yükünün davacı senet borçlusunda olduğu yolundaki genel kuralın dava konusu olayda da uygulanacağı ve davacının senedin bedelsiz olduğunu ispatlaması gerektiği kabul edilmelidir. Yukarıda tek tek incelemesini yaptığımız delillerden davacı tarafın sunduğu 25.000,00 TL bedelli banka ödeme dekontunun her iki tarafın ortağı bulunduğu şirketlerin defterlerinde de kaydının bulunduğu, ilgili faturanın bedelinin ödendiği ve düzenleme tarihinin dava konusu bononun düzenleme tarihinden öncesine ait olduğu anlaşıldığından bu belge dava konusu bononun ödendiğine kanıt oluşturmamaktadır. 5.900,00 TL bedelli banka dekontunun düzenleme tarihinin de dava konusu bononun düzenleme tarihinden önce olması nedeniyle bu belge de dava konusu bononun ödendiğine kanıt oluşturmamaktadır. Davacı tarafın delil olarak sunduğu Mora Cihazı Kullanıcı Sözleşmesindeki bilgiler ile ödeme belgesi olarak sunduğu ve altında davalının şirketinin eski SGK'lı çalışanı olan dava dışı ...'ın imzasının bulunduğu belgedeki bilgiler birbiriyle örtüşmemektedir. Bu sözleşmenin davacı ile davalı arasında değil tarafların ortağı bulundukları iki şirket arasında yapıldığı da sözleşme altındaki imza ve kaşelerden anlaşılmakta olduğundan davacının delil olarak sunduğu Mora Cihazı Kullanıcı Sözleşmesi gerçek kişi konumunda olan taraflar arasında bir ticari ilişki bulunduğuna kanıt oluşturmamaktadır. Dava dışı ...'ın imzasının bulunduğu belgede söz konusu cihazın ve bu cihazın bedeli olan 9.500,00 TL'nin 28.01.2016 tarihinde teslim edildiği yazılı olup belgeye konu cihaz ve paranın karşılıklı teslim tarihi dava konusu bononun düzenleme tarihi olan 30.01.2016 tarihinden öncedir. Bu nedenle bu belge davacı tarafından dava konusu bononun ödendiğine ilişkin kanıt oluşturmamaktadır. Bu gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. Davacının \"nakden\" kaydı içeren bonoyu imzalayıp davalı tarafa vermesinden sonra dava konusu bono bedelini ödeyip ödemediğini bilebilecek durumda olması, tıbbi cihaz satışı yapan bir şirketin ortağı olmasına, buna ilişkin olarak sözleşmeler yaptığını belirtmesine ve bu sözleşmelerden birin de delil olarak göstermesine karşın bononun verilmesine gerekçe gösterdiği cihaz satışını gerek ortağı olduğu şirket yönünden gerekse şahsi hesapları yönünden muhasebeleştirmemesi, bononun bedelini ödediğini ancak bonoyu geri almadığını ileri sürmesine karşın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 105'e göre borcun ödendiğine ilişkin davalı taraftan bir belge almaması 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 18'e göre basiretli bir tacir gibi hareket etmediğini göstermekte olup, hakkında başlatılan icra takibine karşı menfi tespit davası açmakta iyiniyetli olmadığı anlaşılmakla davalı lehine % 20 kötüniyet tazminatına...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafından müvekkili hakkında 21.12.2015 keşide tarihli, 8.000,00 TL bedelli ve 30.01.2016 ödeme tarihli senede dayalı olarak 13.09.2018 tarihinde İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası ile kambiyo yolu ile icra takibine geçildiğini, taraflar arasında 22.12.2015 tarihinde imzalanmış bulunan Mora Cihazı Kullanıcı Sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşmenin Genel Hükümler başlıklı 3. maddesinde belirtildiği üzere davalıya hakkında 21.12.2015 keşide tarihli, 8.000,00 TL bedelli ve 30.01.2016 ödeme tarihli senet verildiğini, bu senede ilişkin ödeme, senedin vadesi dahi gelmeden 28.01.2016 tarihinde yapıldığını, ödemenin, davalı tarafından yetkilendirilen ... isimli kişiye imza karşılığı yapıldığını, davalı tarafından açılan işbu icra takibi, haksız ve mesnetsiz olup, takip konusu senet icra takibinin açılmasından önce davalıya ödendiğini, davalı yanın ...'ın ödemenin yapıldığı tarihte orada çalışmadığı hususunu ileri sürerek müvekkilinin ödemeyi başka bir ticari işten kaynaklı olduğu yönünde mahkemeyi yanıltacak beyanda bulunmuşsa da müvekkilinin ödemeyi yaparken iyi niyetli şekilde davrandığını, ...'un o tarihte şirketten ayrılmış olduğunu taraflarca dile getirilmedikçe bilebilecek konumda olmadığını, keza 30.06.2020 tarihli bilirkişi raporunda da ...'ın çalıştığı süre içinde tahsilat makbuzu ve para tahsil ettiğini, her ne kadar ayrıldığı tarihten sonra makbuz düzenlemediği tespit edilmişse de müvekkiline ... ile ayrıldıkları yönünde durum bildirimi yapılmadığından ötürü müvekkili ...tan yetkinin alındığını bilmeyen iyi niyetli üçüncü kişi olarak ödemesinin yapıldığını, davalı yan tarafından bu husustan dolayı ödemenin farklı bir borçmuş gibi gösterilmesi mahkemeyi yanıltmaya çalışmaktan başka bir davranış olmadığını, müvekkilinin davalı yana başkaca bir borcunun bulunmadığının ticari defter kayıtlarında görüldüğünü, bilirkişi raporunda da bu durumun tespit edildiğini, bu nedenlerle davalı yanın kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekirken müvekkilinin kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, istinaf inceleme taleplerinin kabulü ile Mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunun tespiti ile davanın reddine dair verilen kararın kaldırılmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, davaya konu kambiyo senedinin (bononun) konu edildiği icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespit(menfi tespit) davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davaya konu bono bedelinin ödenip ödenmediği ve bu bono nedeniyle davacının, davalı takip alacaklısına borçlu olup olmadığı  noktasındadır. Davacı ...  tarafından 21.12.2015 tarihinde, davalı ... lehine  8.000 TL bedelli  bono keşide edilmiştir.  Davalı takip alacaklısı tarafından, davacı takip borçlusu hakkında, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında, bono sebebine dayalı olarak 8.000 TL asıl alacak, 1.887,78 TL işlemiş faiz ve 24,00 TL komisyon bedelinin tahsili istemiyle 13.09.2018 tarihli takip talebi ile kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatılmış, takip kesinleşmiştir. Davacı tarafça, bono bedelinin davalı tarafından yetkilendirilen ...'a 28.01.2016 tarihinde ödendiği iddiasıyla 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72. maddesi uyarınca borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davalı taraf ise, davacının sunduğu sözleşmenin ve ödeme belgesinin bono ve davalı ... ile ilişkilendirilemeyeceğini, bonoda nakden ibaresi bulunduğunu ve davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda ...'ın dava dışı ... Tiç.Ltd.Şti.'den çalıştığı süre içinde 03.07.2014 tarih ... Sıra nolu ve 2.100,00 TL tutarında tahsilat makbuzu ile para tahsil ettiği, ...'ın dava dışı ... Tic.Ltd.Şti'nden ayrıldığı tarih olan 03.11.2014 tarihinden sonra dava dışı ... Tic.Ltd.Şti'ne ait kendi imzası ile tahsil ettiği fatura ya da makbuz tespit edilmediği, davaya ve icra takibine konu 8.000 TL tutarlı senedin dava dışı ... San.Tic.Ltd.Şti'nin ve dava dışı ... Tic.Ltd.Şti. 'nin ticari defterlerinde yer almadığı, dava dışı şirketlerin ticari defterlerinin incelemesinde birbirlerine borçlarının ve alacaklarının olmadığı belirtilmiştir. Menfi tespit davasında kural olarak; hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü kıymetli evrakta hak iddia eden davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır.Ancak genel kuralın aksine senede dayalı borç ilişkilerinde ispat yükü senet borçlusundadır. Fakat borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş; ancak, bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu, ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte, temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Hukuk Genel Kurulu'nu 12/10/2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04/12/2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14/05/2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660 sayılı ilamları). Bu durumda, davacı bu iddiasını HMK. 200. maddesi uyarınca, senet ile aynı nitelikte yazılı delliler ile ispatlanmalıdır. Somut olayda, davacı tarafından dosyaya sunulan \"...\" cihazına ilişkin dava dışı ... tarafından imzalanan 28.01.2016 tarihli ödeme belgesindeki 9.500 TL tutarındaki ödeme  ile dava konusu bonoda yazılı bedelin uyuşmadığı, bonoya dayanak olarak gösterilen ve dava dışı ... San.Tic.Ltd.Şti ile ... Tic.Ltd.Şti. arasında imzalanan \"...\" markalı cihazın kullanım sözleşmesinin, davaya ve icra takibine konu bononun keşide tarihinden bir gün sonra düzenlendiği ve sözleşmede bahsedilen 31.01.2016 tarihli 8.000 TL meblağlı senedin vade tarihinin de davaya konu bononun vade tarihinden bir gün sonrası olduğu,  davacı tarafından dosyaya sunulan alıcısı ... Ticaret Ltd. Şti olan 13.07.2015 ve 23.06.2015 tarihli 25.000 TL ve 5.900 TL tutarındaki dekontlarda açıklama bulunmamakla birlikte ödeme tarihlerinin dava konusu bononun düzenleme tarihinden önce olduğu görülmektedir. Davaya konu bonoya ilişkin olarak sunulan ödeme belgesinde imzası bulunan ...'ın, 2014 yılında dava dışı ... Tic.Ltd.Şti.'nden ayrıldığı anlaşılmakta olup, dava dışı ... Tic.Ltd.Şti.'nde çalıştığı süre içinde bir adet tahsilat makbuzunu imzalamış olması, dava dışı şirketi temsile yetkisi bulunduğunu göstermemektedir. Davaya konu bononun davalının şahsına ödenmek üzere keşide edilmesi,  şirket hesabına düzenlememiş olması nedeniyle davacının ...'a yaptığı ödemenin,  davalının bu yönde bir talimatı olduğunun da ispatlanmaması karşısında iyi niyetli bir ödeme olarak kabulü mümkün değildir. İcra takibine konu bono nedeniyle borcunun bulunmadığını ispat yükü kendisine düşen davacı, bono  metnindeki nakden kaydını,  bononun \"cihaz satışına karşılık olarak verildiği\" iddiası ile talil etmiş olup, bu yöne ilişkin iddiasını yazılı delille ispatlayamadığı gibi sunduğu ödeme belgesinde takip ve dava konusu bonoya atfen bir ödeme yapıldığının yazılı olmaması nedeniyle davacı bono bedelini ödediğini  ispatlayamamıştır. Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli olmuştur. Davacı vekilinin bu yönlere  ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72/4. maddesinde, dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. İİK'nun 72/4 maddesinde yazılı bu tazminat davalı talep etmese bile mahkemece re'sen verilmesi gereken bir tazminat olduğundan, bu maddenin hatalı uygulanması halinde bu husus istinaf ve temyiz incelemesi sırasında re'sen dikkate alınır. (Y19 H.D'nin 08.07.2020 tarih ve E: 2019/417 -K : 2020/1377) Mahkemece İİK'nın 72/3. Maddesi kapsamında icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmiş ve teminat yatırılarak tedbir kararı icra dairesine sunulmuştur. İcra dairesince de 05.10.2018 tarihinde tedbir kararı uyarınca işlem yapılmıştır. Eldeki menfi tespit davasının davalı alacaklı lehine sonuçlandığı anlaşılmakla mahkemece, uygulanan ihtiyati tedbir kararı nedeniyle alacaklının alacağına geç kavuşması koşulu oluştuğundan davacı borçlu aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Bu yöne ilişkin davacı vekilinin istinaf sebebi yerinde değildir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 14/12/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cdddf3b9881b5909","SID":"80ab4bde3e6a3c23"}}