{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/476 <br>KARAR NO: 2024/15<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 14/12/2020<br>NUMARASI: 2019/832 E. -  2020/766 K.<br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı tarafın, davalı taraf ile ticaret yaptıklarını ve davalı tarafa boya kimyasalları sattıklarını, ticaretin tamamının faturalı olduğunu, deftere işlendiğini, fatura bedelinin vadesinin yazıldığını, davalı tarafın fatura bedellerini yazılı vadelerden sonra ödediğini, bunun bir gecikme faizi doğurduğunu, davacı müvekkilinin vade farkını kendince hesapladığını, 20.06.2019 tarih ve KDV dahil 7.552,00 TL tutarındaki faturayı davalı tarafa yollandığını, davalı tarafın vade farkı faturasını iade ettiğini, iade edilen faturanın tebliğ tarihi itibariyle vade farkı alacağının somutlaştığını ve o tarih itibariyle ana para alacağına dönüştüğünü, müvekkilinin faturada yazan miktarla bağlı olmadığını, bilirkişilerce  doğru tespitin yapılacağını ileri sürerek,  şimdilik 1 TL vade farkı alacaklarının iade edilen e-faturanın davalıya tebliğ edildiği tarihten itibaren işleyecek değişen oranlardaki avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş,  16.10.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile 49.140,11 TL vade farkı alacağının tahsilini istemiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davanın belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, kısmi dava olarak görülmesi gerektiğini,  davacı tarafın vade farkına ilişkin e-fatura gönderdiğini, faturanın noter kanalı ile iade edildiğini, taraflar arasında vade farkına ilişkin akdedilen bir sözleşme yada alışılagelmiş bir uygulamanın olmadığını, davalının davacı tarafa hiçbir borcun olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"Bilirkişi mali müşavir tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda hüküm kısmında; yapılan inceleme ve tespitler sonucunda ve rapor içinde açıklanan nedenlerle; 1. Davacı tarafın 2017 - 2018 - 2019 yıllarına ait yasal defterlerini usulüne uygun tuttuğunu ve sahibi lehine delil niteliği taşıdığı, davalı tarafın 2017 - 2018 - 2019 yıllarına ait yasal defterlerini usulüne uygun tuttuğunu ve sahibi lehine delil niteliği taşıdığı, taraflar Arasındaki Ticari Defter ve Kayıtlardaki Uyuşmazlıkların Tespiti 31.12.2019 tarihinde, davacı şirket ticari defter ve kayıtlarına göre davacı şirketin davalı şirketten 272.346,45 TL alacaklı olduğu, 23.12.2019 tarihinde, davalı şirket ticari defter ve kayıtlarına göre davacı şirketin davalı şirketten 212.522,45 TL alacaklı olduğu, aradaki farkın, 59.824,00 TL (12.272,00 TL + 7.552,00 TL + 40.000,00 TL ) tutardan kaynaklı olduğu, farkın nedenlerinin, 17.12.2018 tarihli, ... seri ve sıra numaralı, kdv dahil 12.272,00 TL ilk vade farkı faturasının, 20.06.2019 tarihli, ... sıra numaralı, kdv dahil 7.552,00 TL ikinci vade farkı faturasının, 07.01.2019 tarihli “31.12.2018 / VAD. ÇEK İADESİ” açıklamalı, 40.000,00 TL tutarlı kayıt işlemi olduğu, davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarında 2 adet vade farkı faturasının kayıtlı olduğu, başka bir vade farkı ya da gecikme faizi faturasının olmadığı, 17.12.2018 tarihli ilk faturanın, ... seri ve sıra numaralı, kdv dahil 12.272,00 TL olduğu, fatura üzerinde açıklama olarak “VADE FARKI” yazıldığı, faturanın teslim eden ve teslim alan kısımlarının olmadığı, imza karşılığı teslim edilmediği/teslim alınmadığı, davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarına işlendiği, davalı şirkete ait ticari defter ve kayıtlarına işlenmediği, Faturanın davalı tarafa tebliğ edildiğine yada davalı tarafın faturaları tebliğ aldığına, faturalara itiraz ettiğine dair dosya muhteviyatında herhangi bir ihtarname, evrak yada belgeye rastlanılmadığı, 20.06.2019 tarihli ikinci faturanın, ... seri ve sıra numaralı, kdv dahil 7.552,00 TL olduğu, e-fatura üzerinde açıklama olarak “VADE FARKI” yazıldığı, faturanın e-fatura olduğu, imza karşılığı teslim edilmediği/teslim alınmadığı, faturanın davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarına işlendiği, davalı şirkete ait ticari defter ve kayıtlarına işlenmediği, davalı tarafın Bakırköy ... Noterliğinin, 28.06.2019 tarihli, ... yevmiye madde numaralı ihtarnamesinde özetle, 20.06.2019 tarih, ... seri numaralı 7.552,00 TL bedelli e-fatura davalı şirkete posta ile gönderildiğini, fatura içeriğinde belirtilen vade farkı borcunun ve başka bir sebepten kaynaklı borçlarının bulunmadığını ve faturayı iade ettiklerini beyan ettikleri, dosya muhteviyatı ile tarafların ticari defter ve kayıtlarında vade farkına veya gecikme faizine ilişkin herhangi bir sözleşme ya da bir teamüle rastlanılmadığı görüş ve kanaatine vararak raporunu ibraz etmiştir.Dava, davacının davalıya satışını yaptığı mallardan dolayı vade farkı alacağı talebidir.Taraflar arasında mal satım sözleşmesi bulunduğu, malların davalıya teslim edildiği ve fatura bedellerinin davalı tarafından ödendiği hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.Davacı tarafça, faturalarda vade tarihinin belirlendiği ve davacını bu vade tarihlerinden sonra ödeme yapmış olması nedeni ile faturada yer alan vade tarihi ile ödeme tarihi arasındaki vade farkı alacağının bulunduğunu ileri sürdüğü anlaşılmakta olup, bu kapsamda taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının vade farkı alacağının bulunup bulunmadığı, davalıdan vade farkı talep edip edemeyeceği hususlarında toplanmaktadır.Taraflarca dayanılan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek tüm deliller toplanmış ve mahkememizce değerlendirilmiştir.Mahkememizce tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak SMMM bilirkişisinden 23/03/2020 tarihli kök ve 08/07/2020 tarihli ek bilirkişi raporları aldırılmıştır.Davacı tarafça 18/08/2020 Uyap gönderme tarihli ıslah dilekçesi sunularak dava değeri artırılmış (sonuç talep 49.140,11 TL'ye yükseltilmiş) ve gerekli bakiye harcın yatırıldığı anlaşılmıştır.Böylece mahkememizce toplanan tüm deliller muvacehesinde; her ne kadar davacı tarafça düzenleyip davalıya gönderilen faturalarda vadi tarihi ve vade farkı  ödeneceğine ilişkini ibare mevcut olsa da, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 2001/1 E 2003/1 K sayılı kararında da belirtildiği üzere faturadaki gecikme halinde vade farkı alınacağına ilişkin kayda itiraz edilmemesinin vade farkı kararlaştırıldığı anlamına gelmeyeceği ve böyle durumlarda vade farkı istenemeyeceği, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45.maddesi uyarınca Yargıtay içtihadı birleştirme kararının bağlayıcı olduğu, taraflar arasında vade farkı ödeneceği hususunda bir yazılı sözleşme veya teamülün de bulunmadığı, bu nedenlerle davacı tarafça davalıdan vade farkı talep edilemeyeceği anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.\" gerekçesiyle, davanın reddine  karar  verilmiştir. Bu karara karşı,  davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ  Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  davalı ve davacı arasında bir süredir bir ticari faaliyet süre geldiğini,  bu kapsamda satılan mallara ilişkin olarak davalı adına düzenlenen e- faturaların üzerinde ödenmesi gereken bir vade tarihi tayin edildiğini,  bu haliyle faturaların davalıya tebliğ edildiğini, davalının bu faturalara ve münderecatına yasal olarak itiraz etmesi gereken süre olan 8 gün içerisinde itiraz etmediğini, bu faturaları defterine işlediğini, ancak davalının faturaları ilgili vadelerinden daha geç bir tarihte ödediğini, müvekkilinin, borcun geç ödenmesinin üzerine düzenlediği vade farkı faturalarına ise davalının itiraz ettiğini, tarafların  TTK'nın 16.maddesinde belirtildiği üzere tacir sıfatını haiz olduğunu, bunun da bir kısım gerekleri olduğunu, basiretli tacir gibi hareket etmesi gerektiğini, ticari hayatta teamüllerden birinin ticari faaliyette ilişkin ödemenin vadesinde yapılmaması halinde ana paranın faizinin işleyeceği olduğunun aşikar olduğunu,  TTK'nın 10.maddesinin \"Aksine sözleşme yoksa, ticari bir borcun faizi, vadenin bitiminden ve belli bir vade yoksa ihtar gününden itibaren işlemeye başlar.\"   şeklinde olduğunu, yine  TTK'nın 21.maddesine göre  göre faturayı  ve herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişinin, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmaması halinde söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılacağını, davacının e-faturalar üzerine yaptığı açıklama ile bir vade tarihi belirlediğini, davalının bu e-faturaları tebliğ almış ve ne fatura içeriğine ne de üzerindeki açıklamalara itiraz etmediğini, bu durumda davalının faturalara itiraz etmeyerek fatura üzerindeki vade tarihine ilişkin açıklamanın müvekkili ile  arasındaki sözleşmeye uygun olduğunu zımnen kabul etmiş olduğunu,  tacirin kendisine tebliğ edilen faturayı ve münderecatını kabul etmediği takdirde ret cevabı verme zorunluluğu bulunduğunu, sükutu faturayı ikrardan sayılacağını, bu durumda faturaya ve içerisindeki açıklama/icaba sükut eden ve işbu faturaları (toplam yirmialtı fatura) ticari defterine gider olarak işleyen davalının müvekkili ile bu vade sözleşmesini kurduğunun her türlü izahtan vareste olduğunu, içtihadı birleştirme kararı kural olarak doğru ise de anılan kararın iki tacir arasında geçmişten beri süregelmiş bir ya da iki alışveriş için verilmiş olup müvekkili ile davalı arasındaki ticari ilişki bilirkişi raporunda da tespit edilmiş bulunduğu üzere uzun zamandır süre geldiğini, her bir alışverişin, vade kararlaştırılmış fatura ile gerçekleştirildiğini, ticari hayatın olağan akışında basiretli tacir olmaya mecbur olan davalının dava tarihine kadar üzerinde vade kararlaştırılmış toplam 26 adet faturayı itiraz etmeden ticari defterine işlemiş olması  değerlendirildiğinde davanın İBK'nın dışında kaldığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE  Dava,  ticari satıma ilişkin vade farkı fatura bedelinden  kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı taraf, davalı ile aralarında ticari satım ilişkisi bulunduğunu, sattığı ve teslim ettiği mallara ilişkin olarak düzenlediği faturalarda vade tarihinin de bulunduğunu, ancak davalının faturaları bu vade tarihinden sonra ödemesi sebebiyle vade farkı alacağı doğduğunu, bu kapsamda düzenlediği vade farkı faturalarının  davalı tarafından iade edildiğini, davalının vade farkı borcu bulunduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış; davalı ise, davacının vade farkına ilişkin e-faturasının  noter kanalı ile iade edildiğini, taraflar arasında vade farkına ilişkin akdedilen bir sözleşme yada alışılagelmiş bir uygulamanın olmadığını, davacıya hiçbir borcu olmadığını savunmuştur. Mahkemece alınan bilirkişi raporuna göre; 2017-2018-2019 dönemlerine ait taraf ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, taraflar 31.12.2019 tarihinde, davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarına göre davalı şirketten 272.346,45 TL alacaklı olduğu, 23.12.2019 tarihinde, davalı şirket ticari defter ve kayıtlarına göre davacı şirketin davalı şirketten 212.522,45 TL alacaklı olduğu, aradaki farkın, 59.824,00 TL (12.272,00 TL + 7.552,00 TL + 40.000,00 TL) tutardan kaynaklı olduğu, 17.12.2018 tarihli, 12.272,00 TL'lik vade farkı faturası,  20.06.2019 tarihli, 7.552,00 TL tutarlı  ikinci vade farkı faturası,  07.01.2019 tarihli “31.12.2018 /vad.çek iadesi'' açıklamalı, 40.000,00 TL tutarlı kayıt işlemi olduğu, davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarında iki adet vade farkı faturasının kayıtlı olduğu, başka bir vade farkı ya da gecikme faizi faturasının olmadığı, 17.12.2018 tarihli ilk faturanın, davalı şirkete ait ticari defter ve kayıtlarına işlenmediği, faturanın davalı tarafa tebliğ edildiğine yada davalı tarafın faturaları tebliğ aldığına, faturalara itiraz ettiğine dair dosya muhteviyatında herhangi bir ihtarname, evrak yada belgeye rastlanılmadığı, 20.06.2019 tarihli ikinci faturanın, e-fatura olduğu, imza karşılığı teslim edilmediği, teslim alınmadığı, faturanın davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarına işlendiği, davalı şirkete ait ticari defter ve kayıtlarına işlenmediği, davalı tarafın bu  e-fatura davalı şirkete iade ettiği,  tarafların ticari defter ve kayıtlarında vade farkına veya gecikme faizine ilişkin herhangi bir sözleşme ya da bir teamüle rastlanılmadığı kanaati bildirilmiştir. Uyuşmazlık, davacının vade farkına alacağının subuta erip ermediği, buna yönelik mahkemenin davanın reddi kararının kararının usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir. Davacı, vade farkı alacağı bulunduğunu ileri sürmüş ise de, taraflar arasında, vade farkına ilişkin herhangi bir sözleşme olmadığı gibi sürekli uygulama nedeniyle teamül hale geldiğine ilişkin ticari defter ve kayıtlarında da herhangi bir bilgi ve belge mevcut değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.09.2003 tarih ve 2003/19-449 Esas, 2003/491 Karar sayılı, 28.04.2004 tarih  ve 2004/19-2005 Esas, 2004/246 Karar sayılı, yine 06.10.2004 tarih  ve 2004/19-470 Esas, 2004/462 Karar sayılı emsal  kararlarında, vade farkının sözleşmede kararlaştırıldığı ya da sonradan sürekli uygulama nedeniyle sözleşmenin bir unsuru kabul edildiği  durumlarda alacaklının bu yöndeki istemini doğrudan sözleşmeye dayandırabileceği belirtilmiştir. Nitekim 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı İBK'da  da vade farkının, veresiye veya taksitle satışlarda ilk satış bedeline yani semene belirli oranlarda yapılan ilave, başka bir anlatımla vade farkı mal ve hizmet satım sözleşmesinde kararlaştırılan veya ticari teamüllere göre vade tarihinden başlayarak fiili ödeme tarihindeki mal ve hizmet bedeline ekleme yapılmak suretiyle semenin ulaştığı miktarı ifade ettiği belirtilmiştir. TTK'nın 23/2. maddesindeki karine, faturanın olağan içeriği ile ilgili olup faturaya sözleşmeyı değiştiren, diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların konulması, faturaya eklenen olağan olmayan bu kayıtlara süresinde itiraz edilmemiş olması bunların kabul edildiği sonucunu doğurmayacaktır. Esasında burada, itiraz edilmemekle kesinleşen faturanın olağan içeriğidir. Vade farkı, içtihadı birleştirme kararında ortaya konulduğu üzere uygulamada mal ve hizmet bedelinin ödenmesi gereken günde ödenmemesi halinde alacağın gecikmesi nedeniyle ulaştığı miktar yani mal ve hizmetin yeni fiyatı olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere vade farkı sözleşmenin kuruluş aşamasıyla ilgili bir unsurken fatura sözleşmenin ifasıyla ilgilidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2004/19-470 Esas, 2004/462 Karar ve 06.10.2004 tarihli kararında ayrıca faturanın bir sözleşme olmadığı gibi faturanın olağan unsurlarından olmayan kayda itiraz edilmemiş olması da faturayı sözleşme haline getirmeyeceği, salt faturalar üzerindeki vade farkı uygulanacağı ifadesinin vade farkı talebine dayanak teşkil edemeyeceği, bu itibarla salt fatura üzerindeki  vade tarihinin vade farkı talebi için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.  Bu nedenle davacı vekilinin vade farkı alacağına  ilişkin talebinin emsal yargı kararlarında da belirtilmiş olduğu üzere sübuta ermediği, bu nedenle,  davacının alacağının bulunmadığı anlaşıldığından  mahkemece davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmemiş ve davacı vekilinin istinaf sebeplerinin reddine karar verilmiştir. Ancak, taraflarca  Bakırköy Arabuluculuk Bürosunun ... büro numaralı dosyası ile zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmuş olup, 6235 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-14. Bendi ile  Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26/2.maddesi uyarınca dava şartı olan arabuluculukta, tarafların anlaşmaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan arabuluculuk ücretinin re'sen yargılama gideri olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderlerinden sayılan arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmaması da doğru olmamıştır. Bu sebeple hükmün resen kaldırılarak Dairemizce, davanın reddi i1.096,27 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınmasına dair yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir.  Yeniden hüküm kurulurken, resen düzeltme yapılmış olması sebebiyle, davalı lehine  ilk derece mahkemesince hükmedilen vekalet ücreti aynen muhafaza edilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davacı  vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemekle birlikte, HMK'nın 33, 355 ve  353/1.b.2 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının resen düzeltilmek üzere kaldırılmasına, arabuluculuk ücreti giderinin de davacıya tahmiline  dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-Davanın reddine, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli  427,60 TL karar ve  ilam harcından  davacı tarafça peşin olarak  yatırılan  44,40  TL'nin mahsubu  ile bakiye 383,20 TL'nin  davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,  3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihindeki AAÜT uyarınca takdir olunan  5.755,41 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya  verilmesine,5-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.096,27 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,6-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgili tarafa iadesine,7-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden; a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı  tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,b-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde  bırakılmasına, 8-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,9-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.24.01.2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"87a73eed69df3acc","SID":"7ed09c9914c100f0"}}