{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1318 Esas<br>KARAR NO: 2024/93<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN\t        <br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 14/06/2023<br>NUMARASI: 2022/241 Esas, 2023/503 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ 18/01/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili 03.02.2015 tarihli dava dilekçesinde, müvekkili şirket ile davalı sigorta şirketi arasında Hendek / Sakarya adresinde bulunan fabrikadaki malvarlığını, poliçedeki rizikolara karşı sigortalanmak üzere sigorta sözleşmesi akdedildiğini, riziko adresinde 06.06.2014 tarihinde doğal afet ( sel ) sonucu hasar meydana geldiğini, davalı şirket tarafından tam olarak hasar tespitinin yapılmadığını, 09.06.2014 tarihinde Hendek Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/4 D.İş sayılı dosyası ile hasar tespiti yaptırıldığını, yasada belirtilen gecikmeden dolayı müvekkili şirketin telafisi imkansız zararlara uğradığını, olayın üzerinden yaklaşık 4 ay sonra tespit yapmaya gelindiğini, davalı şirketin işlemleri geciktirerek 5684 sayılı yasaya aykırı hareket ettiğini, eksper hakkında şikayette bulunulduğunu, 07.11.2014 tarihinde Hendek Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/12 D.İş sayılı dosyası ile hasar tespiti yaptırıldığını, keşif sırasında firmanın hala üretim sürecine geçememiş olduğunu, firmanın maddi kayıplarının fabrikanın üretime alınacağı tarihe kadar devam edeceğinin anlaşıldığını, müvekkili firmanın tespiti yapılabilen ve sunulan fatura ve belgeler ile acil maddi zarar toplamının 4.462.867,91 TL olduğunu, davalı şirkete 19.12.2014 tarihinde noter ihtarının tebliğ edildiğini, 10.000.000,00 TL zararın şirket hesabına ödenmesinin ihtar edildiğini, olaydan yaklaşık 6 ay geçmesine rağmen henüz hasar raporunun tebliğ edilmediğini, davalı sigorta şirketi ile yapılan sözleşmenin devam ettiğine ve teminat altına alınan rizikolar gerçekleştiğine göre sözleşme gereğince muaccel hale gelen tazminatın davalı sigorta şirketince ödenmesi gerektiği iddia ederek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinin üretim tesisinde bulunan makinelerde, üretim tesisinde bulunan hammadde ve ürünlerde meydana gelen maddi zararın tespitini, iş gücü kaybının tespitini, eski hale getirmenin ne kadar zaman alacağını, bunun için gerekecek işçilik ve malzeme bedelinin tespitini, bu sürede üretim süresinin durması nedeniyle müvekkilinin ne kadar kazanç kaybı olacağının tespitini, zararın tespiti uzman bilirkişi raporu gerektirdiğinden şimdilik en az 310.000,00 TL tazminatın rizikonun gerçekleşme tarihi olan 06.06.2014 tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili, 09.10.2017 tarihli dilekçe ile açmış olunan davanın belirsiz alacak davası olarak kabulü ile HMK 107/2 gereği 19.02.2017 tarihli sunulan bilirkişi raporu ile belirlenen alacak miktarlarını arttırdıklarına dair dilekçe sunduklarını belirterek, toplam zararları 3.452.161,48 TL‘den, müvekkilinin talebinin 1.832.161.48 TL artırılarak davalı tarafça ödenen 1.374.712,00 TL bedel düşülerek dava dilekçesinde talep edilen 310.000,00 TL tazminatla birlikte toplam 2.077.449,48 TL ‘nin HMK 107 ve 176. maddeleri gereğince bedel artırım mahiyetindeki iş bu dilekçenin ek bir dava mahiyeti taşıması sebebi ile ihtarname tarihinden itibaren ticari işlerde uygulanan temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini istemiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 06.06.2014 tarihindeki yağışlar sebebiyle meydana gelen dere taşması ile sigortalı işyerinde sel hasarı meydana geldiğini, davacı tarafın müvekkilini kötü niyetli olmakla itham etmesini anlamadıklarını, sigortalının mağdur olmaması nedeniyle sel hadisesi üzerinden bir ay geçmeden 04.07.2014 tarihinde 500.000,00 TL akabinde 20.07.2014 tarihinde 500.000,00 TL olmak üzere toplam 1.000.000,00 TL avans ödemesi yapıldığını, yani hasar tutarının tamamına yakınının henüz hasar tespiti yapılmadan avans olarak ödendiğini, olay tarihinden 25.11.2014 rapor tanzim tarihine kadar davacı sigortalı işyerindeki bütün gelişmelerin en ince ayrıntılarına kadar bütün tafsilatı ile an ve an yazıldığını, Hendek Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/6 D.İş sayılı dosyasında metalürji uzmanı raporları karşısında davacının sigorta teminatlarına giren toplam zararının 1.374.712,00 TL olduğunun tespit edildiğini bakiye 374.712,00 TL ise 28.11.2014 tarihinde sigortalıya ödenerek tüm hasarın en iyi şekilde karşılandığını, müvekkili şirketin kanunun kendisine tanıdığı süreye ilişkin hakkı bile kullanmadan derhal hasarın %75’i ödediğini, sigortacının yükümlülüğünün meydana gelen gerçek hasarı gidermek olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İstanbul Anadolu 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/176 esas, 2017/952 karar ve 06/12/2017 tarihli kararı ile: Davacının davasını fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla 310.000,00 TL üzerinden açtığı, dava dilekçesinde belirlediği Eskişehir ... Noterlikten keşide ettiği ihtarname ile talep ettiği tutar yönünden gerçek olduğunu iddia ettiği hasar tutarının 4.462.867,91 TL olduğu, bu nevi tazminat davalarının 6102 sayılı TTK 1420. madde gereğince 2 yılda zamanaşımına uğrayacağı, davacının dava dilekçesinde de uğradığı gerçek zarar tutarını açıkladığı, ayrıca ıslahla artırdığı tutarın 2 yıllık zamanaşımına uğradığı, davanın belirsiz alacak davası olmadığından YHGK‘da bu konudaki istikrar kazanmış görüşleri ile bunu teyit eden 17. Hukuk Dairesinin 28.09.2017 gün, 2016/5646 Esas, 2017/8285 Karar sayılı ilamı vb mahiyette birçok kararlarında bu durumun kesinlikle tespit edildiği, davacının ihbar tarihinden itibaren 2 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra bedel artırım adı altında harç ikmali yaparak dava açtığı gerekçesiyle davanın 310.000,00 TL üzerinden kabulüne, bu tutara 02.10.2014 temerrüt tarihinden itibaren ticari temerrüt faiz yürütülmesine, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmadığı, davacının davasını fazlaya İlişkin hakları saklı tutarak kısmı dava olarak açtığı ve davayı ıslah ettiği 11.10.2017 tarihi itibariyle fazlaya İlişkin hakları zamanaşımına uğramış bulunmuş olmakla davalının bu konudaki itirazıda dikkate alınarak fazlaya ilişkin dava ve talebin reddine karar verilmiştir. Karar, yasal süre içerisinde davacı vekili ve yasal süreden sonra davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Dairemizin 2018/893 esas, 2021/185 karar ve 11/02/2021 tarihli ilamı ile: \"..Uyuşmazlık konularının tespitinden ve işin esasından önce, sigorta poliçesi üzerindeki dava dışı ... Bankası A.Ş. Adapazarı şubesine ait dain-i mürtehin kaydı ile ilgili değerlendirme yapılması uygun görülmüştür.  Dava ve poliçe tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK 1453. maddesi uyarınca, malı rehin alan kimse, dain mürtehin sıfatıyla o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettirebileceği gibi aynı yasanın 1406. maddesi hükmü gereğince bir başkasınında rehin konusu malı rehin alan hesabına ve onun lehine sigorta ettirmesi de mümkündür. Böyle bir durumda sigortalı durumda olan rehin hakkı sahibi olduğuna göre, sigorta şirketinden tazminat talep hakkınında öncelikle ona ait olması gerekir. Davanın dayanağını oluşturan sigorta poliçesinde ... Bankası A.Ş. Adapazarı Şubesi dain-i ve mürtehin olarak gösterilmiştir. Yargıtay Dairelerinin yerleşik uygulamaları uyarınca bu durumda adı geçenin rehin hakkı bulunduğundan sigortadan tazminat talep hakkı da öncelikle ona ait olup, sigortalı ancak lehine rehin verilen alacaklının açık muvafakatını almak şartıyla ve kendi menfaatide zedelendiği takdirde tazminat istemek hakkına sahip olur. ( Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal 14.06.2010 gün, 2009/430-6814 E.K, 12.10.2012 gün, 2011/8534-16045 E.K, 08.03.2013 gün ve 2012 gün 2012/4175 -4580 E.K). Davacının aktif taraf sıfatının ( husumet) varlığına ilişkin re’ sen göz önünde bulundurulması gereken bu husus incelenmeksizin ve dikkate alınmaksızın işin esası hakkında karar verilmiş olması isabetli olmamıştır.Açıklanan nedenlerle, dava dışı bankanın dava konusu sigorta poliçesi üzerinde dain-i mürtehin sıfatıyla yer alması da dikkate alınarak, davacı tarafa açılan davaya ilgili bankanın muvafakat veya icazetleri olduğuna dair belgeyi sunmaları için süre verilmesi, verilen süre sonunda mevcut duruma göre hüküm tesis edilmesi gerekirken bu hususa dikkat edilmeksizin karar verilmiş olması isabetli olmamıştır. Bu nedenle söz konusu eksiklik resen göz önünde bulundurulması gerektiğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun işin esası incelenmeksizin kabulüne.. \" yönelik karar verilmiştir.İstanbul Anadolu 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/169 Esas 2021/1256 kararı ile: 17/11/2021 tarihli kararı ile: kaldırma sebebine göre davacıya süre verildiği, dain mürtein sıfatına haiz (lehine rehin verilen) ... Bankası AŞ’nin sigorta tazminatının sigortalıya/davacıya ödenmesine dair açık rızasını sunması için süre verildiği, dava dışı ... Bankası AŞ tazminatın davacıya ödenmesine rıza gösterdiği, (Bu noktada dava dışı bankanın tazminatın “davacının …nolu hesabına ödenmesi koşulu ile” rıza göstermiş olması üzerinde durulduğu, rehin alacaklısının rızasının şarta bağlı olamayacağı, bankanın, hesap numarasını belirtmesinin şart olarak kabul edilip edilmeyeceği yönünden yapılan inceleme sonucunda HGK nun 2018/17-27 E, 2020/589 K sayılı karar da incelendiği, bankanın sigorta tazminatının sigortalıya ödenmesi konusunda bir şart öne sürmediği, diğer bir deyişle şu şart gerçekleşirse davacıya ödensin, yoksa davacıya ödenmesin demediği; tazminatın kendisine değil davacıya ödenmesi konusunda açık rızasının olduğunun görüldüğü, bu sebeple dosyaya sunulan rızanın geçerli olduğunun kabul edildiği, yapılacak ödemeyle ilgili hesap numarası veya ödeme şekli belirtme konusunda dava dışı bankanın bir tasarruf hakkının olmaması nedeniyle belli bir hesaba ödenmesi talebinin hüküm kurarken göz ardı edildiği, kaldırma kararı öncesinde mahkemece kök ve ek rapor alındığı, davalının ek rapora itirazları incelendiği, yerinde görülmediği ve 19/02/2017 tarihli ek raporun hükme esas alındığının belirtildiği, davalının önceki kararı istinaf etmeyerek, gerekçeli kararda açıkça benimsenen bilirkişi raporundaki tespitlerin, davacı yararına usuli kazanılmış hak oluşturduğunu kabul etmek gerektiği, somut olayda usuli kazanılmış hakkın istisnalarının da olmadığı, üzerinde durulması gereken bir diğer hususun ise davanın kısmi/ belirsiz olup olmadığı ve alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı olduğu, dava dilekçesinin yazılış şekline göre kısmi davanın açıldığı, 11/10/2017 tarihli dilekçe ile davacının talebini 2.077.449,48 TL’ye yükselttiği, (HGK, 2021/(22)9-485 E, 2021/971 K da nazara alındığında eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak kabulünün mümkün olmadığı ), hasar tarihinin 06/06/2014, dava tarihinin 03/02/2015, ıslah tarihinin ise 11/10/2017 olduğu, TTK.nun 1482,1420 maddeleri ne göre 10 yıllık zamanaşımının dolmadığı, davalı davadan önce temerrüde düşürülmüş olmakla ıslah edilen kısım için de faiz temerrüt tarihinden başlatılacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, 2.077.449,48 TL’nin 02/10/2014 temerrüt tarihinden itibaren ticari temerrüt faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Mahkemenin bu kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmediği, davalı vekili tarafından istinaf edildiği (Davalı vekili, dain mürteinin rızasının süresinden sonra usulsüz sunulduğu, mazeret verdikleri duruşmada karar verildiği, zararın fahiş miktarda hesaplandığı, davanın belirsiz alacak olamayacağını, mahkemenin dava türünün değiştirilmesini kabul edip önceki karardan farklı karar verdiğini belirterek istinaf etmiştir) görülmüştür. Dairemizin 2022/140 E, 305 K sayılı kararı ile, \"Mahkemece, davalı vekilinin mazereti hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verildikten sonra tahkikatın tamamlandığının kabulü halinde yasanın emredici düzenlemeleri gereğince işlem yapılması gerekirken HMK 27.maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkının ihlali sonucunu doğurur şekilde davalı tarafın yokluğunda ve tahkikatla ilgili beyanları alınmaksızın hüküm tesis edilmiş olması isabetli görülmemiştir.\" gerekçesiyle, esasa ilişkin hususlara değinilmeden karar kaldırılmıştır.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk derece mahkemesince, kaldırma sebebine göre HMK nun 184,186 maddelerine uygun sözlü tahkikat prosedürü işletilmiş; 19/02/2017 tarihli ek bilirkişi raporundaki zarar hesaplamaları doğru bulunduğu, davanın kısmi dava olduğu mahkemenin önceki kararında olduğu yine kabulünde olup, hasar tarihi dava ve ıslah tarihi gözetildiğinde 1472.maddesinde belirtilen 6 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, dolayısıyla ıslahla artırılan tutarın zamanaşımına uğramadığı, yargılama sırasında sehven, davadan önceki ödemelerle ilgili bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği sanılıp rapor alındığı, şöyle ki zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesine göre davadan önce davalı şirket tarafından yapılan 3 adet ödemenin (500.000TL, 500.000TL, 374.712TL), ödeme günü ile tazminatın hesaplandığı güne kadar (rapor tanzim tarihine) kadar geçen süredeki işlemiş ticari faiziyle birlikte hesaplanması ve bunun tazminat tutarından indirilmesi gerekeceği kanısı ile bu hususta mali müşavirden kök ve ek rapor alındığı, ne var ki, eldeki davanın (trafik kazalarındaki cismani zarar gibi) zararın devam ettiği davalardan olmadığı fark edildiği ve davadan önce yapılmış olsa da ödemenin olduğu gibi (güncellenmeden) düşülmesi gerektiği anlaşılmakla, mali müşavir Meryem Tüfekçiden alınan raporların hükme esas alınmadığı, sonuç olarak toplam zararın 3.452.161,48 TL olduğunu hesaplayan rapor benimsenerek, davadan önce yapılan 1.374.712 TL düşülerek bakiye 2.077.449 TL’e temerrüt tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesine karar verilmiştir.(Eskişehir .... Noterliğinin ... yevmiye nolu 02/10/2014 tarihli ihtar ile sigorta şirketine 8 gün süre verilmiş olup, aynı gün temerrüde düşülmesi mümkün değilse de davalı tarafça ilk karar istinaf edilmeyerek temerrüt tarihi bakımından usuli kazanılmış hak oluşmuştur.) Temerrüt tarihi olarak ilk kararda benimsenen 02/10/2014 tarihi kabul edilmiştir. <br>İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresi içerisinden davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde, Mahkemece, usuli kazanılmış hakka riayet edilmeksizin karar verildiğini, davacı tarafa dain-i mürtehin bankadan muvafakat getirilmesi için iki haftalık kesin süre verildiğini, davacı tarafın muvafakat sunmaması üzerine son kez bir aylık kesin süre verildiğini, verilen süre içerisinde kararın yerine getirilmemesi sebebiyle ikinci kesin süre verilmesinin mümkün olmadığını, yapılan hesaplamalar sonucunda davacı zararının 3.452.022,00 TL gibi inanılmaz bir rakama ulaştığını, 6102 sayılı TTK 1420. Madde“Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” ve Yangın Sigortası Genel Şartları'nın C.10. maddesinde de \"sigorta sözleşmesinden doğan bütün talepler iki yılda zamanaşımına uğrar\" düzenlemeleri gereğince kısmi dava olan konu dava dosyası yönünden, 2 yıllık zamanaşımı süresi geçerli olmakla ıslah edilen miktarın zamanaşımına uğradığını, TTK'nın 1427/2 fıkrası; gereğince, sigorta tazminatı veya bedeli, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve her hâlde 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olacağı, ... sigortaları için bu sürenin onbeş gün olduğunu, sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise süre işlemediği\" hükmünü haiz olduğunu, buna göre 06.06.2014 tarihinde meydana gelen yangın hadisesinin 07.06.2014 tarihinde müvekkil sigorta şirketine ihbar edildiği nazara alındığında en geç bu tarihten 45 gün sonra yani 22.07.2014 tarihinde muaccel olduğunu, buna göre zamanaşımını kesen bir sebep de bulunmadığından herhangi bir kabul anlamına gelmemek üzere 09.10.2017 tarihli dilekçe ile ıslah edilen kısım zamanaşımına uğradığını, Mahkeme her ne kadar rizikonun gerçekleşmesinden itibaren altı yıllık sürenin dolmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermişse de altı yıllık sürenin tavan süre olarak öngörülmesi ve TTK'nın 1482. maddesinin sorumluluk sigortasına ilişkin olması nedeniyle ilk derece mahkemesinin kabul kararının yasaya ve usule aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, “Geniş Kapsamlı Yangın Paket Sigorta Poliçesi“ kapsamında bakiye hasar bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, davacı ile davalı sigorta şirketi arasında başlangıç tarihi 31.03.2014, bitiş tarihi 31.03.2015 olan sigorta poliçesinin düzenlendiği, risk adresinin Hendek / Sakarya ‘da bulunduğu, bina türünün fabrika binası olduğu, poliçe üzerinde dava dışı ... Bankası A.Ş Adapazarı şubesinin dain ve mürtehin olarak yer aldığı, 06.06.2014 tarihinde, sigortalı mahal, 2. ‘nci Organize Sanayi Bölgesi ... parsel No .. Hendek / Sakarya adresinde, 50.000 metre kare arazi içerisinde işletme binası ile bu binaya bitişik iki katlı idari bina olmak yaklaşık 10.000 metrekare kapalı alan fabrika binasında faaliyet gösteren ... Fabrikası olduğu, 06.06.2014 tarihinde gün boyu aşırı sağanak halinde yağan yağmur suları sigortalı tesisin bulunduğu ilçeden geçen Dilsiz Deresinin tesisin bulunduğu bölgeye yakın civardan geçen dere kollarının taşması sonucu bölgede birikerek sel haline dönüşüp sigortalı tesisin sahasına akıp, tesis sahasında ortalama 20 cm yüksekliğinde birikerek ve işletme binasına giren sel sularını hasar verdiği, 25.11.2014 tarihli ekspertiz raporunda, fiziki zarar tutarının 614.738,00 TL, toplam kar kaybı zarar tutarının 759.974,00 TL olmak üzere toplam zarar tutarının 1.374.712,00 TL olduğunun tespit edildiği, davacı şirket tarafından Hendek Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/4 D.İş sayılı dosyasında yaptırılan tespit talebi sonucunda, fotoğraflı olarak tespit raporlarının sunulduğu, Hendek Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/12 D.İş sayılı tespit dosyasında yine davacı şirket tarafından tespit yaptırıldığı, 04.12.2014 tarihli bilirkişi heyet raporunda, tespit isteyen şirketin fırın tesisinin ve lojistiklerinin sel sebebiyle kullanılamaz hale geldiğini, keşif tarihinde henüz üretim sürecine geçemediğini, maddi hesap zararlarının üretime geçiş tarihine kadar olan süredeki yeni ilave maddi kayıpların dikkate alınarak belirleneceğinin belirtildiği, davalı Sigorta şirketi tarafından Hendek Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/6 D.İş sayılı dosyasında 25.06.2014 tarihinde tespit talebinde bulunduğu, 30.10.2014 tarihli tespit bilirkişi raporunda, toplam 929.076,39 TL zarar ve hasar bedelinin belirlendiği, davalı şirket tarafından davacı şirkete 08.07.2014 tarihinde  500.000,00 TL,, 22.08.2014 tarihinde  500.000,00 TL ve  28.11.2014 tarihinde 374.712,00 Tl olmak üzere toplam 1.374.712,00 TL ödeme yapıldığı  anlaşılmıştır.Mahkemece, toplanan tüm delillerin değerlendirilmesi ve alınan bilirkişi raporları sonrasında, sigorta teminat kapsamında olan dava konusu su baskını olayı sebebiyle davacının ilk dava ve ıslah dilekçesi ile talep edilen toplam zararının 3.452.161,48 TL olduğuna dair rapor benimsenerek, davadan önce yapılan 1.374.712 TL düşülerek bakiye 2.077.449 TL yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.Davalı vekilinin, davacı tarafa dain-i mürtehin bankadan muvafakat getirilmesi için iki haftalık kesin süre verildiği, davacı tarafın muvafakat sunmaması üzerine son kez bir aylık kesin süre verildiği, verilen süre içerisinde kararın yerine getirilmemesi nedeniyle müvekkili lehine usuli kazanılmış hak gözetilmeden davaya devam edilip, davacı lehine karar verildiği yönündeki istinaf sebebinin incelenmesinde mahkemece kaldırma kararı sonrasında yapılan 07/04/2021 tarihli tensip kararı ile davacı tarafa Daini Mürtehin Banka'dan davaya muvaffakatını getirmesi için 2 haftalık kesin süre vermiş ve bu ara karar davacı tarafa 11.04.2021 tarihinde tebliğ edilmiştir. Ancak, mahkemece ara kararında ve yapılan tebligatta verilen kesin sürenin sonuçları davacı tarafa hatırlatılmamıştır. Mahkemece, davalı vekilin belirttiği gibi 17/11/2021 tarihinde değil 23/06/2021 tarihinde bu hususta davacı tarafa yeniden kesin süre verilmiş ise de, bu ara kararının yerine getirilmediği, esasen yanlış oluşturulduğu, dosyaya 16/06/2021 tarihli ... Bankası tarafından verilen cevabi yazı ile davaya muvafakatlarının olduğunun bildirildiği görülmüş olup, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf talebi yerinde görülmemiştir. Davalı tarafça ilk karar süresinde istinaf edilmeyerek, davacı lehine verilen 310.000,00 TL hasar bedeli oluştuğu ve bu tutardan davalı sigortanın sorumlu olduğu hususları yönünden usuli kazanılmış hak oluşmakla, davalının bu miktara ilişkin zararın fahiş olarak hesaplandığına ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davalı vekilinin, ilk davada talep edilen 310.000,00 TL'yi aşan ıslah edilen bölümün zamanaşımına uğradığı yolundaki istinaf sebeplerinin incelenmesinde;  Dava dilekçesinde, davacının davasını fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla 310.000,00 TL üzerinden açtığı, davanın açıkça, belirsiz alacak davası türünde açıldığının belirtilmediği, 03/02/2015 tarihli dava dilekçesinin 2.sayfası 9.bendinde tespit ettikleri zarar miktarının 4.462.867,91 TL olduğunun belirtildiği, davacının tespit ettiği zarar tutarını dava dilekçesinde açıklayarak davalıya ihtar konusu yaptığı, dolayısıyla davacının davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin belirleyebildiği bu nedenle eldeki davanın, belirsiz alacak davası değil kısmi dava olduğunun kabulü gerekmiştir. 6102 sayılı TTK 1420 md. gereğince genel kural olarak sigorta sözleşmelerinden doğan bütün taleplerin 2 yılda zamanaşımına uğrayacağı hükmünü içermektedir. Bu durumda dava, TTK 1420 ve TTK 1427/2. Maddesi gereğince, alacağın sigortalının ihbarından 45 sonra muaccel olacağından, 2 yıllık zamanaşımı bu tarihten itibaren başlamış kabul edilmelidir. Somut olayda hasar tarihi 06.06.2014, ihbar tarihi ise 07.06.2014 tarihidir. Davacı tarafça 09.10.2017 tarihinde ıslah dilekçesinin sunulduğu ve 11.10.2017 tarihinde eksik harcın tamamlandığı anlaşılmıştır. Davalı vekili, davacının ıslah dilekçesine karşı süresinde zamanaşımı definde bulunmuştur. TTK 1427/2. Maddesi gereğince ihbar tarihi olan 07.06.2014 tarihine 45 gün eklenmesiyle muacceliyet tarihinin 23.07.2014 olduğu ve 2 yıllık zamanaşımı süresinin bu tarihten başladığı  gözetildiğinde, kısmi dava olan eldeki davada, davacının ıslahla artırdığı tutarın, ıslah  tarihi olan 09.10.2017 tarihi itibariyle TTK 1420 ve TTK 1427/2. Maddesi gereğince 2 yıllık zamanaşımına uğradığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 154/1. maddesinde borçlunun ödemede bulunması zamanaşımını kesen sebepler arasında sayılmıştır. Dava açılmadan önce davalı tarafca en son 28.11.2014 tarihinde kısmi ödeme yapılmış  ve bu tarihte zamanaşımı kesilmiştir. Ancak, anılan tarihten itibaren davanın ıslah edildiği 09.10.2017 tarihine kadar yeniden işlemeye başlayan 2 yıllık zamanaşımı süresi de dolmuştur.  Bu durumda ıslah ile artılan alacak yönünden TTK'nın 1420. maddesinde öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresi dolmuştur. Buna göre Mahkemece, davanın kısmi dava türünde olduğu kabul edilerek sonuca gidilmesi doğru olmuşsa da, TTK 1472.maddesinde belirtilen 6 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı belirtilerek ıslahla artırılan tutarın zamanaşımına uğramadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu nedenle davanın, 310.000,00 TL üzerinden kabulü ile bu tutara 02/10/2014 temerrüt tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi yürütülmesine ve ıslah ile artırılan miktarın reddine karar verilmesi gerekmiştir. Açıklanan sebeplerle, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından, HMK'nın 353/1.b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere,1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/241 Esas, 2023/503 Karar ve 14/06/2023 tarihli kararının HMK 353/1b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-a Davanın KISMEN KABULÜ ile, 310.000,00 TL’nin 02/10/2014 temerrüt tarihinden itibaren ticari temerrüt faiz ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE, b)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 21.176,10 TL harcın davacı tarafından peşin olarak yatırılan 35.479,03 TL harçtan mahsubu ile bakiye 14.302,93 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, c)Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 27,70 TL. başvurma harcı, 35.479,03 TL peşin harcın toplamı olan 35.506,73 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, d)Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. gereğince taktir olunan 48.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,e)Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. gereğince taktir olunan 48.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE,f)Davacı tarafından yapılan 8.971,00 TL yargılama giderinin kabul ret oranına göre hesaplanan 1.338,66 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde BIRAKILMASINA,g)Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu konuda karar verilmesine YER OLMADIĞINA,İstinaf Giderleri Yönünden;3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL harcın davalı tarafından peşin olarak yatırılan 35.747,50 TL harçtan mahsubu ile bakiye 35.319,90 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya İADESİNE,4-Davalı tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL istinaf harçları ve yapılan 104,00 TL istinaf yargılama gideri olmak üzere toplam 531,60 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE,5-Karar kesinleştiğinde HMK'nun 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının  taraflara İADESİNE,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b-2 bendi ile aynı kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta süre içerisinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.18/01/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2c18620cb03be9f1","SID":"2ff444b8412e0175"}}