{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1777 Esas<br>KARAR NO: 2024/78<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 09/03/2020<br>NUMARASI: 2018/142 Esas, 2020/267 Karar<br>DAVA: İTİRAZIN İPTALİ (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 18/01/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı dava dilekçesi ile; taraflar arasında imzalanan 03/03/2015 tarihli sözleşme ile davalının müvekkili şirkete temizlik hizmeti vermesi hususunda anlaşmaya varıldığını, davacıya ait ... Mağazasında çalışan personelin kimlik bilgilendirme formlarının emniyete bildirilmesi esnasında, sehven davalı çalışanı olan dava dışı ...’nın da çalışanlar arasında bildirildiğini, bu hatalı işlemin düzeltilmesi için anılan personelin 20/08/2015-28/08/2015 tarihleri arasında davalı personeli olduğunu gösterir aylık prim hizmet belgesinin SGK’ya sunulmak üzere davalıdan talep edildiğini, ancak davalının çalışanına dair istenilen belgeleri müvekkiline iletmemesi nedeniyle SGK tarafından müvekkili aleyhine işlemler tesis edildiğini, müvekkilinin sigortasız personel çalıştırıldığı gerekçesiyle yasa gereği kendisine sağlanan prim indirimlerinden faydalanamadığını ve ayrıca idari para cezası ödemek durumunda kaldığını, davalının müvekkilinin kendisine sağlanan prim indirimlerinden faydalanamaması sonucu uğramış olduğu takibe konu zarar miktarından ve ödenen idari para cezasından sorumlu olduğunu, müvekkilinin sigorta hususunda daha büyük hak mahrumiyetine uğramamak adına kesilen idari para cezasını 06/05/2016 tarihinde erken ödeme indirimi ile birlikte 3.915 TL olarak ödediğini, SGK'nın ilgili işyerinde 5510 Sayılı kanundan doğan %5’lik indirimden yararlanma hakkının 1 yıl süre ile iptal ettiğini, müvekkilinin yararlanamadığı prim indirimi zarar miktarının 13.008,47 TL olduğunu, ayrıca müvekkiline ait işyerinde 6111 Sayılı Kanunundan kaynaklanan indirimden de faydalanılamadığını, davacının yararlanamadığı indirim olan zarar miktarının da 6.002,59 TL olduğunu, bu nedenle toplam 23.315,60 TL tutarındaki alacağın tahsili için 16/06/2016 tarihinde İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız itiraz ettiğini ileri sürerek davalının takibe itirazının iptaline ve takibin devamına, alacağın %20’sinden az olmamak kaydı ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP Davalı vekili cevabında; davacı şirket yetkilisinin kendi kadrosunda sigortalı olarak çalışmayan bir işçiyi, kendi kadrosundaki personelmiş gibi resmi makama bildirdiğini, olayın başlangıcının bu kusurlu davranışa dayandığını, davacının kendi kusurlu davranışına istinaden müvekkiline karşı bir hak iddiasında bulunamayacağını, müvekkiline atfedilen bir kusur olmadığını, bir an için müvekkiline atfedilecek bir kusurun var olduğu düşünülse dahi bu durumda BK.50.madde uyarınca hakkaniyete uygun bir indirim yapılması gerektiğini, hatta BK.52.madde uyarınca zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuşsa bu durumda davalının sorumluluğundan söz etmenin imkansız olduğunu, müvekkilinin  dava dilekçesinde adı geçen ...’nın işe giriş bildirgesi, işten ayrılış bildirgesi ve işyeri sicil numarası belgesini dilekçeleri ekinde sunduklarını, müvekkilinin üzerine düşen vecibeleri yerine getirdiğini, davacının SGK tarafından kendisine kesilen cezaya karşı dava yoluna gitmediğini, dava yoluna gitmediği gibi yaptığı ödemeyi ihtirazi kayıt ile de ödemediğini, dava yoluna gidilseydi cezanın iptal edileceğini, davacının kendi üzerine düşün sorumluluk ve vecibelerden kaçındığını, dolayısı ile kendi kusuru ile sebebiyet verdiği eylemini yasal yollara müracaattan kaçınarak sonuçlarını daha da ağırlaştırdığını, davacı daha öncede benzer bir usulsüzlükle muhatap olduğu için cezanın bir katı yerine iki katı olarak uygulandığını, dolayısı ile en azından bu alacak kalemine ait 5.221 TL’nin yarısı olan 2.610,50 TL’den davalının sorumlu olmayacağını, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatı istenemeyeceğini, ayrıca zamanaşımı itirazında bulunduklarını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece;  davacı şirketin dava dışı işçiyi kendi çalışanıymış gibi sehven emniyete bildirdiği, bu nedenle SGK tarafından kayıt dışı işçi çalıştırıldığının tespiti ile davacı işverene idari para cezası kesildiği, davalının dava dışı işçiyi aralarındaki sözleşmeye istinaden davacı işverene gönderdiği, gönderdiği tarihlerde sigortalı bildirimini yapmadığı, davacının idari para cezasına itiraz etmesi için kendisinden sözleşme gereğince talep edilen bilgileri sunmadığı, bu hususta taraflar arasında yapılan mail yazışmalarının dosya kapsamında mevcut olduğu, bu itibarla davacı tarafın idari para cezasına itirazının da sonuçsuz kaldığının anlaşıldığı, bu nedenlerle söz konusu idari para cezasının ödenmesi nedeniyle davacının rücuen alacak hakkının bulunduğu, yine davacının kayıt dışı istihdam edildiği tespit edilen ...'dan dolayı 1 yıl süre ile % 5 puanlık prim teşvikinden mahrum kaldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile  davalının itirazının 3.915,00 TL asıl alacak (idari para cezası), 389,54 TL işlemiş faiz ve 13.008,47 TL asıl alacak(5510 sk gereği yararlanılamayan % 5 SGK işveren indirim payı indirim tutarı) olmak üzere toplam 17.313,01 TL üzerinden  iptaline, fazlaya ilişkin talebin reddine, asıl alacak tutarının % 20'si oranında icra tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ: Karar, yasal süresinde taraf vekilleri tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; bilirkişi raporunda 6111 sayılı Kanun'dan doğan indirim oranı kaybına ilişkin taleplerinin değerlendirmediğini, bu hususta rapora itiraz etmelerine rağmen rapora itirazları değerlendirilmeden karar verildiğini, müvekkilin 6111 sayılı Kanun ile 4447 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 10. madde gereği yararlanmakta olduğu teşvik primlerinden yararlanamaması nedeni ile de davalıdan tazminat hakkı bulunduğunu, ancak bu alacak kalemi yönünden gerekçe dahi belirtilmeksizin taleplerinin reddedildiğini belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın tamamen kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; davacının kendi kadrosunda sigortalı olarak çalışmayan bir işçiyi, kendi kadrosundaki personelmiş gibi resmi makama bildirdiğini, olayın başlangıcının bu kusurlu davranışa davrandığını, davacının kendi kusuruna dayanarak müvekkilime karşı bir hak iddia edemeyeceğini; davacının sgk kesilen cezaya karşı dava yoluna gitmediğini ve yaptığı ödemeyi \"ihtirazi kayıt\" ile de ödemediğini, alınan raporda tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilmesine rağmen, bu hususun göz ardı edildiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. <br>DELİLLER VE DEĞERLENDİRME: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Dosya kapsamından; davacının 3.915 TL idari para cezası, 389,54 TL işlemiş faiz, 13.008,47 TL 5510 Sayılı Kanun gereği yararlanılamayan %5 SGK işveren payı indirim tutarı, 6.002,59 TL 6111 Sayılı Kanun  ile 4447 Sayılı Kanuna eklenen geçici 10.madde gereği yararlanılamayan indirim tutarı olmak üzere toplam 23.315,60 TL'nin tahsili için davalı aleyhine İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasında takip başlattığı, davalının süresinde takibe itiraz ettiği, itiraz dilekçesinin davacıya tebliğ edilmediği, itirazın iptali ve takibin devamı için eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 3.915 TL idari para cezası, 389,54 TL işlemiş faiz, 13.008,47 TL mahrum kalınan teşvik tutarı olmak üzere toplam 17.313,01 TL alacak üzerinden takibe itirazın iptaline karar verilmiş, taraflar hükmü istinaf etmiştir. Anayasanın 141/III maddesi uyarınca Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde ayrıntılı bir şekilde hükmün kapsamı düzenlenmiş olup hükmün  hangi hususları kapsayacağı maddeler halinde ve açıkça belirtilmiştir. HMK'nun 297/1-c bendinde \"Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin hükümde gösterilmesi\" gerektiğine yer verilmiştir. Gerekçe, hakimin tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re'sen) araştırıp bularak (m.33), hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. Hakim hükmün gerekçesini hazırlarken yargı kararlarından (içtihatlardan) ve bilimsel görüşlerden yararlanır (TMK m.1). Gerekçe çok önemli olduğundan, Anayasa'ya \"bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı\" hakkında açık hüküm konulmuştur (Anayasa m.141/3) (Prof.Dr.Baki Kuru, Prof.Dr.Ramazan Arslan, Prof. Dr.Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku 22. Baskı,sayfa 472). \"...Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır. Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’un 27. Maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir. HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece bozma üzerine verilen kararda davacı iddiası ile davalı savunması yazılmış, Dairemizin bozma kararı özetlenmiş, gerekçe olarak aynen “Yargıtay bozma kararına uyularak yapılan yargılama doğrultusunda başka bir bilirkişi heyeti oluşturularak banka müdürü ve insan kaynakları uzmanından rapor aldırılmış, bilirkişi kurulunun raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere her ne kadar davalı tarafça davacının iş akdi 06.01.2012 tarihinde işletmesel nedenlerle feshedilmiş ise de bu kararın yerinde ve isabetli olmadığı anlaşılmıştır” açıklaması yapılmıştır. Mahkemece davanın kabulünün gerekçesi hiçbir bir şekilde açıklanmamış, içeriği dahi yazılmayan bilirkişi kurulunun raporuna atıf ile yetinilmiştir. Bilirkişi raporuna atıf kararın gerekçeli olduğunu göstermez. Mahkemenin kararı T.C. Anayasası’ nın 141 ve HMK. nun 297. maddesinin amaçladığı anlamda gerekçe taşımamaktadır. Gerekçesiz karar yazılması, adil yargılanma hakkının ihlali olup, kararın salt bu nedenle bozulması gerekmiştir...\" (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2016/16428 Esas 2016/12347 Karar sayılı ilamı). Somut olayda, mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 3.915 TL idari para cezası, 389,54 TL işlemiş faiz, 13.008,47 TL mahrum kalınan teşvik tutarı olmak üzere toplam 17.313,01 TL alacak üzerinden takibe itirazın iptaline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş ise de, 6111 Sayılı Kanun  ile 4447 Sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde gereği yararlanılamayan indirim tutarı olarak talep edilen 6.002,59 TL alacak kalemine yönelik herhangi bir tartışma ve değerlendirme yapılmamıştır. Mahkemece, bu talebe ilişkin iddia ve savunmanın değerlendirilmesi yönünden hangi tarafın haklı, hangisinin haksız olduğu hususunda da herhangi bir gerekçeye yer verilmediği gibi fazlaya ilişkin talebin reddine dair kanaate nasıl ve hangi delile dayanılarak varıldığı da tartışılmamıştır. Oysa kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantıda ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde kararların doğruluğunun denetlenmesi mümkün olacaktır. Mahkemece, davacının, 6111 Sayılı Kanun  ile 4447 Sayılı Kanuna eklenen geçici 10.madde gereği yararlanılamayan indirim tutarı olarak talep ettiği 6.002,59 TL alacak kalemine ilişkin kararın gerekçesi açıklanmamıştır. Bu nedenle Mahkemenin, belirtilen yasal düzenlemelerin aksine, gerekçesiz şekilde oluşturduğu karar usul ve yasaya uygun değildir. Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a-6 bendi de göz önünde bulundurarak, istinaf başvurularının esasa dair hususlar incelenmeksizin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına  karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere, 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE, 2-İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/142 Esas, 2020/267 Karar ve 09/03/2020 tarihli kararının HMK'nun 353/1a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve  yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE, 4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 102,49 TL harcın mahsubu ile bakiye 325,11 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 5-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan davalı tarafından peşin olarak yatırılan 295,67‬ harcın mahsubu ile bakiye 131,93‬ TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 6-Taraflarca yapılmış olan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a.6 fıkrası gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.18/01/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c4e6d5a892f61d1e","SID":"1dd5a7f048d253aa"}}